BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Sedat Günçekti · 26.07.2006 · 1 görüntülenme
Görünürdeki İsrail Filistin-Lübnan arasındaki çatışma ve savaş hali, sadece bu ülkelerle sınırlı değil. Ne İsrail’in çatıştığı güçler sadece İsrail karşıtı, ne de İsrail’e karşı savaşanlar sadece İsrail düşmanı değiller. Lafı, eğip, bükmeden dosdoğru söylemek gerekirse, bu çatışma’nın birinci derecede muhatabı ABD’dir. ABD yıllardır İsrail’e verdiği destek nedeniyle, ortadogudaki Yahudi düşmanı devlet ve hareketler tarafından ikinci İsrail olarak algılanmaktadır. ABD, buna ilaveten, son bir kaç yıldır üzerinde çalıştığı BOP nedeniyle de, daha genişçe bir kesimin daha düşmanlığını kazanmış durumdadır.Bu bakımdan Ortadoğu‘da şu anda yaşanan görünürdeki orta ölçekli savaş, aslında derinden derine daha şiddetli ve kapsamlı işleyen bir çaptadir. Alti çizilmesi gereken ikinci bir nokta ise, bu askeri çatışmaya asil yön veren siyasal yönelimin ağırlığının ve hedeflerinin de uzun vadeli ve stratejik oluşudur. Yani “kendiliğinden başlayan” ve kısa sürede parlayıp sönecek olan bir çıkış olarak algılanmamalıdır. Bu nedenledir ki, İsrail-Filistin sıcak çatışması ve Lübnan’ın buna eklenmesi, sadece iki İsrail askerinin kaçırılması nedenine bağlanamaz. Denilebilirki, İsrail; askerlerinin kaçırılmasını ve ülkesine dönük yapılan füze saldırılarını, Hamas, Hizbullah ve benzerlerini vurmak iyi bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. Tabi bunun öncesinde, .İsrail’in bu askeri atağına zemin hazırlayan siyasal gelişmelere bakmakta fayda vardır.1-Lübnan’ı uzun süredir işgali altında tutan Suriye’nin bu askeri işgaline ABD’nin de hatırı sayılır baskısıyla son verildi. Ne var ki, Suriye Lübnan’daki hegemonyasını yitirmesine karşın, Suriye ve İran’la bağlantılı Hizbullah örgütü parlamentoda temsil edilmesinin yani sıra, BM’ler kararına rağmen silahlı milis gücünü dağıtmayarak, Lübnan’ın güney kesiminde kontrolü elinde tutmaya devam etti. Böylelikle uluslararası düzeyde kendini zora soktu. Hizbullah’ın güney Lübnan’daki bu egemenlik durumu şu anda, Roma’da toplanan uluslararası görüşmede masaya yatırıldı bile. Önümüzdeki günlerde Lübnan’a Muhtemelen uluslararası askeri bir güç sevk edilecektir. Bu uluslararası müdahale, hem Hizbullah’ın kontrolü ve silahsızlandırılması, hem de İsrail’in sınır güvenliğini korumasına yarayacaktır. 2-Filistin seçimlerinde de radikal İslamcı Hamas hükümet oldu. Fakat Hamas’in iktidar olması, hem İsrail’in aleyhine, hem de lehine bir durum oluşturdu. Çünkü Hamas sadece ABD tarafından değil, AB tarafından da terörist ve barış karşıtı olarak nitelendi ve ciddi bir tecride uğratıldı. Bu tecrit nedeniyle, hükümet tam bir ekonomik felaketin içine düştü. Bu ekonomik cenderenin yanında FKÖ ile de ciddi çelişki ve çatışmalar yaşadı. Bu durum İsrail’in elini oldukça güçlendirdi.3-ABD ve uluslararası camiayla ciddi problemler yaşayan İran ve Suriye’nin, bu durumda israil’e saldıramayacağı Israil ve ABD açısından öngörülecek bir durumdu. Nitekim İsrail savaş uçakları, Lübnan’ı vurduktan sonra Suriye hava sahasına da girip, Esad’in sarayının üstünden alçak uçuş yaparak, gözdağı verdi.4-İsrail’in saldırılarına devam etmesi ve ateşkes için öne sürdüğü koşullar, esasen Anti Amerikan ve anti-İsrail pozisyonuna sahip olan hükümet ve örgütleri iyice güçten düşürme, geriletme amaçlıdır. Arap devletleri bu mesajı aldıkları içindir ki, ilk kez olarak İsrail-Filistin- Lübnan çatışmasında bu denli “sessiz ve seyirci” kalıyorlar.Halihazırda İsrail ve ABD bu amaçları bakımından hatırı sayılır düzeyde yol almışlardır. Hem Iran, hem Suriye, hem de bu iki devletle ilişkili, ittifak halinde olan örgüt ve hükümetler mevzi ve prestij kaybetmişlerdir. Tank ve top mermileri, siyasal olarak da birçok şeyi sarsıp sallamıştır. ABD Dışişleri Bakanı Rice’anin Beyrut’ta dile getirdiği “Ortadoğu’da değişimin zamanı gelmiştir. Lübnan siniri 12 Temmuz öncesine dönmeyecektir” sözleri, yukarda değinmeye çalıştığım stratejinin kararlılıkla yürütülmeye devam edeceğini gösteriyor. İsrail’in saldırıları sırasında ölen silahsız sivil insanlar bağlamında İsrail’in bazı askeri eylemlerine karşı olsam da, bölge gerici güçlerine vurduğu siyasi darbeyi destekliyorum. Çünkü Iran ve Suriye devletleriyle birlikte, Hamas, Hizbullah gibi örgütler, yalnız Yahudi ulusunun değil, bütün insanlığın başına bela, çağdışı yapılanmalardır. Bunların egemenlik sahalarında, Kürtler, Azeriler vb uluslar ancak işkence, açlık, inkar ve işgal altında yaşamaya mahkum edilirler. Yahudi ulusunu topyekun inkar ve imha etmek isteyen ırkçı, fundemantalist Arap, Acem ve diğer zorbalara karşı, İsrail ulusunun meşru savunma hakkı ise tartışma götürmezdir.Sonuç olarak; bölge gerici, sömürgeci devletlerine ve ilişkilerine vurulan her darbe, ister adı BOP olsun isterse başka şey, ezilen uluslar, halklar ve kesimler için bir parça gün yüzü demektir. Ortadoğu’daki zorba statükonun geriletilmesi, darbelenmesi bu açıdan desteklenmeye değerdir.26.07.2006Rızgari Com Akt
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.