BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ýsmail Beþikçi · 16.02.2007 · 1 görüntülenme
Yıllardır savunmalarına hasret kaldığımız değerli bilim adamı sayın İsmail Beşikçi yaptığı savunmada Türk ırkçılığına örnekler sundu. Mahkemede yaptığı savunmayı olduğu gibi sunuyoruz. Ankara, 12.02.2007Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimliği’neDosya No: 2006/341 ESayın Yargıç,Esas hakkındaki savunmama geçmeden önce usul ile ilgili 2 noktaya değinmek istiyorum.İddianame hazırlanmadan önce ifadem alınmamıştır. Bu çok önemli bir eksikliktir.Dosyada, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Usul Hukuku Anabilimdalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk tarafından hazırlanmış, 4.4.2006 tarihli ve 6 sahifeden ibaret bir bilirkişi raporu var. Bu rapora itiraz ediyorum. Profesörlerin, üniversite mensuplarının herhangi bir yazıyı veya kitabı, “içinde suç unsuru var mı, yok mu” saikiyle okumaları, sonunda “vardır” veya “yoktur” şeklinde mütalaa belirtmeleri bilim yöntemine aykırı bir tutumdur. Bilim geniş, hatta sınırsız bir düşün özgürlüğü ortamını gerekli kılar.Ancak, uzmanlarca doğru tanımlanmış ırkçı ve ayrımcı düşünceler bu sınırsızlığın içinde olmamalıdır. Bilim ancak böyle bir ortamda üretilebilir. Düşüncede, yazıda, kitapta suç aranması bilim yöntemi anlayışına aykırıdır. Profesörler, üniversite mensupları, elbette, herhangi bir yazıyı, kitabı eleştirebilirler, doğru gördükleri kendi düşüncelerini dile getirebilirler ama düşüncede suç aranması yanlıştır. Bu düşün ortamını, bilim ortamını çoraklaştıran, çölleştiren, beyinleri kötürümleştiren bir tutumdur. Bu bakımdan düşün davalarında, bilirkişi kurumuna başvurulmasını yanlış görüyorum, bilim yöntemine aykırı görüyorum. Esas konuya gelince: Suç olduğu belirtilen yazı, Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in yazısı üzerine kaleme alınmış bir yazıdır. Süleyman Bey, “konuşamadık, bastırdık” diyordu. Bunu biraz da “keşke konuşsaydık, konuşabilseydik…” duyguları ve düşünceleri içinde dile getiriyordu. Yazıda konuşulamayan konu ile ilgili yani Kürt sorunuyla ilgili düşüncelerimi dile getirmeye çalıştım. İddianamede bir bölüm var: “Yunanistan’da, Batı Trakya’da veya Bulgaristan’da Türk çocuklarına hergün, ‘Yunanım, doğruyum, çalışkanım… Varlığım Yunan varlığına armağan olsun’ şeklinde ant içirilse veya benzer bir uygulama Bulgaristan’da yapılsa, buna Türkiye’de herkes karşı çıkar. Devlet kurumları, özel kurumlar, kişiler bu tutumu eleştirir. Bu tutumu eleştirmek de gerekir. Durum böyleyken Kürt çocuklarına hergün, ‘Türküm, doğruyum çalışkanım…’ diye ant içirilmesi doğru değildir. Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkalarına yapmanız doğru değildir.” İddianamede böyle ifadeler var. Bu ifadeler yazıdan alınmış…Bu ifadelerin halkı kin ve düşmanlığa sevkettiği şeklindeki anlayış zorlama bir yorumdan kaynaklanmaktadır. Bu devlet ve hükümet politikalarının eleştirilmesidir. Bunlar kişilerde kin ve düşmanlık uyandıracak beyanlar değildir. Tam aksine, Kürt çocuklarına her sabah “Türküm, doğruyum…” diye ant içirmek kin ve düşmanlık uyandıracak ırkçı ve ayrımcı bir yaklaşımdır. Devlet ve hükümet yetkilileri ise, böyle bir görüş üzerine, belki düşünmek gereğini duyabilirler.İsmail Beşikçi
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.