Siyaset

İŞÇİ SINIFI ve DEVRİMCİLİK

Hasan Dere · 07.11.2005 · 2 görüntülenme

İŞÇİ SINIFI ve DEVRİMCİLİK

Sosyalizm bir sistem olmakla birlikte, dayandığı dünya görüşü olan diyalektik materyalizm, ayni zamanda bir devrim kılavuzudur. Devrimcinin bir adının 'ihtilalci' olması bundandır. Devrim yapmak isteyen bir topluluk, bu devrim rehberini edinmek zorundadır. Düşman da bu devrim metodunun isyancı toplulukla buluşmasını engellemek için, anti propaganda yapar. Yani sosyalizmin ne olduğunu öğrenmeden Kürd, düşmanın yönlendirmesi ise sosyalizme düşman edilmiştir!

@page { size: 8.27in 11.69in; margin: 0.79in }

P { margin-bottom: 0.08in }

-->İŞÇİ SINIFI ve DEVRİMCİLİK Devrim sözünün cazibeli ve bir de itici yönü vardır. Bu sözü başlıkta gören, Müslüman dininden Kürdler, genel olarak burun bükerek uzaklaşırlar, okuma gereği duymazlar.Buna rağmen, özgürlük mücadelesine ilişkin önemi nedeni ile ısrarla başlıkta tutmaya kararlıyız.Müslüman çoğunluk, neden böyle davranır? Bir devrim amacında olduklarının bilincine varmamış mıdırlar? Neden devrim sözüne alerji duyarlar?Sanırız, nefret ettikleri 'devrimciler' gurubunda bulunduklarının bilincine, yeterince varmamışlardır. Fakat bu söze ve taraftarlarına karşı hasımane fikirlerle dolup ve öyle davranmalarına asıl neden bu değildir.İki soru soralım; gerçekten bu tutum kendi özgür iradesinin ifadesi midir? İki, bu davranışa neden olan şey, sosyalizmin 'özgün' kötülükleri midir?Ne yazık ki hayır!Evet, iki sorunun yanıtı da kocaman bir hayır'dır Aslında bu dolduruş düşman kaynaklıdır.Devrime ve devrimciye karşı olmak, özünde kendine karşı olmaktır. Çünkü, düşmanın asırlardır dayattığı statükoya baş kaldıranlar, Kürdlerin kendilerdirler! Yani sistemi yıkmak isteyen, Türk solunun sunmak istediği gibi, işçi sınıfı veya başka tabakalar değildir! Yerine, yepyeni bir devlet kurmak isteyen yegane güç Kürdlerdirler!Sosyalizm bir sistem olmakla birlikte, dayandığı dünya görüşü olan diyalektik materyalizm, ayni zamanda bir devrim kılavuzudur. Devrimcinin bir adının 'ihtilalci' olması bundandır. Devrim yapmak isteyen bir topluluk, bu devrim rehberini edinmek zorundadır. Düşman da bu devrim metodunun isyancı toplulukla buluşmasını engellemek için, anti propaganda yapar. Yani sosyalizmin ne olduğunu öğrenmeden Kürd, düşmanın yönlendirmesi ise sosyalizme düşman edilmiştir!Kürd Bunun bilincine vardığı gün, Ulusal Birlik sorunu, kılavuz sorununu çözümlemiş ve elde etmek istediği bağımsızlığa ramak kalmış demektir!İkincisi, Müslüman Kürd, özgürlüğü 'gül dağına çıkmak'tan ibaret sanıyor!Hani fıkrada bir çoban 'Ah şu sopam yere değene kadar sultan olsam!' dermiş ya... Günün birinde (yasakları ile tanıtılan 4. Murad olduğuna göre, biz de 4. Murad diyelim) çobanın dileğini duymuş. Çobanı çağırıp tuğrasını eline vermiş, tacını da başına koymuş. Sonra da:“_At sopanı havaya, düşene kadar sultansın! Yap ne yapacaksan, söz olsun kanundur!” çoban asasını göğe savurup bağırmış:“_Gül dağına çıkış serbest!”Meğer padişah gül dağına çıkmayı yasakladığından, zavallı çoban, sürüsünü götürüp otlatamamaktaymış!Özgürlük, sadece bireyin ya da toplumun bir bölümünün menfaatlerini savunmaktan ibaret değildir. Bunu, bir topluluğun, bütün sınıf ve tabakaların yararlandığı bir hürriyetler dizini olarak anlamak gerekir. Buna en uygun düşen idari sistemde de sosyalizmdir. Sosyalizmi kurma amacı ile yola çıkanların, uygulamadaki yanlışları ve yetersizlikleri, düşünsel planda daha mükemmeli bulunamayan sosyalizmi reddetmeye yeterli değildir.Uygulayıcıların çirkinlikleri, sert ve adaletsizlikleri yeterli sayılırsa, başta din olmak üzere, her şeyi reddetmek için yeterli sebep üretilebilir! Kaldı ki sosyalizm doğmadı, daha ana rahmindedir. Rusya ve diğer ülkelerdeki uygulamalar, literatürdeki sosyalizm olarak gösterilemez. Onlar Kapitalizmin bir türü olan revizyonizmden ibarettiler.Biz, bu yazımızda, başını Doğu Perinçek'in çektiği, Türkiye revizyonizminin Sosyalizmde olduğu gibi, Ulusal Sorun'da da hatalı yaklaşımını işleyeceğiz. İşçi Partisi (İP) ve sahtekar Türk (kendilerinin severek kullandıkları ünlü deyimle) sözde Marksistlerin göstermeye çalıştıkları, temel yanlış anlayışı görünür hale çevirmeye çalışacağız. Çağımızın başında, kapitalizmi devirerek, sosyalizmi inşa etmek isteyen hareketlere, ideolojik önderlik yapan sosyalist aydınların uygulamalardaki hataları bir yana, tahlillerinde, devrimlerin 'sömürge ve yarı sömürgelere kaydığını' bilimsel olarak gösterdiler. Geniş alıntılar yaparak detayları ile göstermek olanaklıdır. Fakat bilinen konuları yineleyerek yazıyı ağırlaştırmak yerine, kısa değinmeler yaparak geçiştireceğim. Lenin, Stalin ve Mao çeşitli eserlerinde bu gerçekleri açıklamışlardı, isteyen araştırabilir. Çin'in kurtuluşuna öncülük eden Mao Zedung, Çin devrimini Sovyet Rusya'nın bir varyantı haline getiren, eski Stalinist Çin Komünist Partisi anlayışına karşı ideolojik ve siyasi mücadele verdi. Bunlar, Çin'e, Rusya'da gerçekleştiği gibi bir tür işçi devrimi dayatmaktaydılar.Çin devrimini, Rus Ekim Devrimi gibi düşleyen Çinli sosyalistler, 1937'lere (Mao'nun önderliğe seçildiği 7. kongreye) kadar yenilgiye neden oldular. Bağımsız ve Çin'e özgü bir hat izleyen Mao, Çin'in (sömürge ve yarı sömürge) koşullarına uygun bir devrim tarzı geliştirerek zafere ulaştı.Mao, dünyanın diğer sömürge ve yarı sömürge uluslarına, işçi sınıfı ve egemen ulusun proletaryası etrafında örgütlenme olmaksızın, yalnız onun ideolojilisi önderliğinde olmak koşulu ile ulusal mücadelenin başarıya ulaşabileceğini gösterdi. Bu nedenle de bütün dünyada, özgürlük mücadelelerini derinden etkiledi.Çünkü, Emperyalizmin ortaya çıkışı ile sömürgelerdeki isyanları kontrol altında tutabilmek için, kendi içinde huzursuzlukları bitirmek zorunda kalan egemenler, kendi işçi sınıfına isteklerini vermeyi uygun gördü. Böylece 'modern işçi sınıfı', sömürgeden yapılan sömürümden pay alan bir asalak haline getirildi. Verilen bu küçük paylar ile devrimci yanı törpülendi. Böylece, egemen ulusun işçisi, kendi egemenlerine karşı mücadele etmek yerine, sömürgeyi elde tutma çabasına girişmeyi, bu çıkarını idame ettirmek için gerekli gördü. Günümüzde bu durumu, aleni olarak Türk proletaryasına ve onun cici örgütü İP'ne bakarak görebilirsiniz!Proletaryanın satın alınmasının sonucu, devrimci özünü yitirmesi ile birlikte devrimler, daha kütü koşullara maruz bırakılan sömürge ve yarı sömürge halklara kaldı.Egemen ulus devrimcilerinin, sosyalistlerin bu doğru tespitleri gereği olarak, devrimlerin merkezleri haline dönmüş olan, ezilen ulus devrimleri saflarına katılarak, kendi burjuvazilerine karşı savaşacakları yerde; 'birlikte örgütlenme' söylemi altında, bir tür ilhakçılık yapmayı tercih ettiler. Sonuçta, kendi ulusundan egemenlerin sömürgeleştirdiği ülkeleri elde tutma hevesine kapılarak, karşı devrimci pozisyona geçtiler! Böylece devrimci niteliklerini tamamen kaybettiler. Bu durum, ezilen ulus devrimcilerinde, egemenlerin yanında yer alan sola karşı da, direnme eğilimi yarattı. Ve giderek, sosyalizme karşı zihniyetlerin güçlenmesine dönüştü.Ezilen ulus devrimcilerinin, egemen ulus soluna karşı tutum almaları, haklı ve doğru olmakla birlikte; bunu, devrimlerin ideolojik yol göstericisi durumundaki, diyalektik materyalizmi, genel olarak solu hedefleyecek ölçüde genişletmeleri hatalıdır.Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketin'de, önemli ölçüde metafiziğe kayışlar olmaktadır. Bu idealizme sapışın sonucu olarak, dostlarımız ile düşmanlarımız ayırımı bulanıklaşmakta ve giderek bağımsızlık mücadelesini tehdit eder hale dönmektedir.Sol, devrimlerin sömürgelere kaydığı tespitini daha 1916'larda yapmıştı.Lenin Ulusların Kaderlerini Tayın Hakkı adlı eserinde ULUSLARIN KADERLERİNİ TAYIN TAKKI BAKIMINDAN ÜÇ TİP ÜLKE başlığı altında şöyle yazıyor:Üçüncüsü, Çin, İran ve Türkiye gibi yarı-sömürge ülkeler ve tüm sömürgeler, ki bunlar bir milyarlık bir nüfusu barındırmaktadır. Bu ülkelerde, burjuva demokratik hareketleri ya henüz başlamıştır, ya da bu hareketlerin aşacakları daha uzun bir yol vardır. Sosyalistler, yalnızca sömürgelerin ödünsüz olarak derhal ve kayıtsız şartsız kurtuluşunu istemekle kalmamalıdırlar (ki böyle bir istem, siyasal ifadesinde, ulusların kaderlerini tayın hakkını tanımaktan başka bir anlam taşımaz), onlar bu ülkedeki ulusal kurtuluşu amaçlayan burjuva demokratik hareketlerdeki daha devrimci olan ögeleri en karalı bir biçimde desteklemeli, bu ögelerin kendilerini ezen emperyalist devletlere karşı ayaklanışına (eğer böyle bir şey varsa, devrimci savaşına) yardımcı olmalıdırlar. der bakınız, Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayın Hakkı sayfa 125, Eriş Yayınları.Burada çıkarılması gerekenler nelerdir?Bir, Lenin sosyalistleri ulusal kimliklerinden ayrı düşünmektedir.İki, sosyalistleri, Ulusların Kaderlerini Tayın Hakkı'nı savunmaya çağırmaktadır. Üç, özel olarak Çin, İran ve Türkiye'de ulusal hareketlerden görece devrimci olanlarını bulup desteklemeye çağırmaktadır.Burada anlatılanlar, Perinçek gibilerin kıvırtmalarına yer bırakmayacak kadar açıktır. Eğer Türkiye'de daha devrimci ve anti-emperyalist bir işçi hareketi olsa idi, (bütün dünyada) sosyalistler onu desteklemeli idiler. Fakat yoktur!Kendilerinin ırkçı duruşları sayesinde , işçi sınıfı, burjuvazileri ile yek vücut olmuştur ve devrimci Kürd Ulusal Kurtuluşuna saldırmaktadır. Uluslararası platformda karşı devrimci pozisyondadırlar! Ufukta bundan öte ve devrimci bir eylemleri de görünmemektedir. O halde ne yapmalı? Kürd devrimcileri, Türk işçilerinin ve sosyalistlerinin nitelik değiştirecekleri ve kendileri ile birlikte Kürd ulusunu kurtaracakları günü mü beklemelidirler?Bunun olanaklı olmadığı, sınıfın gericileşmesi eğiliminin üzerinde beslendiği, sömürge statüsünün sürdürülmesi çabasından bellidir! İşçi sınıfının yeniden devrimcileşmesi, sömürgeden yapılan sömürümden azade kalmasına bağlıdır! Kaçınılmaz olarak, sömürgenin sömürümü sürdükçe, egemen ulusun işçi sınıfının gericiliği de sürekli olacaktır.Kala kala, Lenin'in tanımlamasına uyan, daha devrimci unsur olarak Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesi duruyor!Eğer gerçekten sosyalist olsalardı, bunu desteklemekten başka bir seçenekleri olmadıklarını görmeleri gerekirdi!Bu durumda, Türk soluna takılan Kürdler, zorunlu olarak çifte ihanet içine yuvarlanmaktadırlar. Hem işçi sınıfının, hem de kendi ulusal kurtuluş mücadelelerine ihanet etmiş olmaktadırlar!Ulusal kurtuluş mücadelesine sarılan Kürdlere gelince, bu mücadelenin zaferi, dünya devrimlerine umut taşıyan bir ışık olacaktır.Bu nedenle, ağa kayan Ulusal kurtuluşçu eğilimler, haklı olmakla birlikte, hata yapma lüksüne sahip değildirler. Özgürlük davasında zafere gitmek isteyenler, sosyalizmi yeniden keşfetmek dışında bir seçeneğe sahip olmadıklarını görmek zorundadırlar!Çünkü güneşin aydınlattığı şu kainat üzerinde, sosyalizm dışında, sömürgelerin özgürlüğünü talep eden bir siyasi eğilim henüz yoktur! Hasan Dere 

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.