BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 04.11.2005 · 2 görüntülenme
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, "İsrail'in haritadan silinmesi gerektiğini" söyledi. Tam anlamıyla geçmişi hatırlatan bir andı, sanki Mısır lideri Cemal Abdül Nasır'ı görür gibi olduk; o da kırk yıl önce Arap halkına 'İsrail'i denize dökme' çağrısı yapmıştı. Geçmişte olduğu gibi bugün de uluslararası toplum böyle bir kabalığa gülüp geçiyor, fakat bu sözleri sarf eden liderin ciddi olabileceğini kimse tahayyül edemiyor. İranlı diplomatlar hemen izahata girişti ve hatta Ahmedinecad da sonunda öfkeli söylemini yumuşatmaya çalıştı. Fakat, bizzat Ahmedinecad'ın da işaret ettiği şu olgu varlığını sürdürüyor: Yaptığı yorumlar pek de yeni sayılmaz. İsrail'i yıkma tehditleri savururken, İran devriminin 27 yıllık tutumunu tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyordu. Nasır ile Ahmedinecad arasında önemli bir fark da var: Nasır'ın Mısır'ı İsrail'in kapı komşusuydu. Aslında tehdidini dile getirdiğinde, ordusunu çoktan Sina Yarımadası'na göndermiş ve 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın kıvılcımını çakmış durumdaydı. Ahmedinecad ise tehdidini hayata geçirmek için İran ordusunu Körfez'den ve Arap çölünden geçirip 1500 kilometre öteye göndermek zorunda. İran'ın İsrail'i vurabilecek uzun menzilli füzeler geliştirmek için elinden geleni yaptığı doğru. Fakat İran füzeleri ancak kimyasal savaş başlıklarıyla yükleyebilir. Onları güçlü İsrail ordusuna karşı ateşlemek, Ahmedinecad'ın kendi halkı için kıyaslana-mayacak bir ölüm ve yıkım getirecektir. İsrail rahatlamamalı Peki İsrail, çoktan destek kaybetmiş olan ve sert açıklamalarla rant elde etmeye çalışan bu öfkeli cumhurbaşkandan gerçekten korkmalı mı? Ahmedinecad'ın kendi kalesine gol attığını, İran'ı daha da yalnızlaştırdığını ve nükleer faaliyetlerini daha kapsamlı uluslararası denetime açtığını düşünüp rahat bir nefes mi almalı? Hayır, bence rahatlayacak bir durum yok ortada. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın İran'ın nükleer silah kapasitesi elde etme niyetine ve bu hedefin ülkedeki bütün siyasi gruplarca şevkle desteklendiğine dair birçok kanıtı var. Dört yıl önce, güya ılımlı denen İranlı lider Haşimi Rafsancani, nükleer silah kullanımının mantığını ortaya koymuş, İran'ın nükleer bir savaş durumunda ikinci bir saldırıya dayanabileceğini ve "İsrail'e karşı nükleer silah kullanımının bölgeyi silip süpüreceğini" söylemişti. Şimdi Ahmedinecad İran'ın ideolojik mantığını ortaya koydu ve İsrail'e yönelik tehdidini, İran'ın asırlardır kâfirlere karşı verdiği mücadele ile meşrulaştırdı. İsrail'i tanıma anlaşmaları imzalama niyetindeki Arap liderleri tehdit etmekten de geri kalmadı. Hatırlanacağı gibi, Oslo sürecinde de İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hameney, Yaser Arafat'a suikast fetvası vermişti. Bazıları İran'ın nükleer silah kapasitesinin en az beş yıl uzağında bulunduğuna dikkat çekip, uluslararası toplumun bunu önlemek için çoktan seferber olduğunu söyleyecektir. Fakat bu argüman, İran'ın İsrail'e karşı diğer silahlarını gözden kaçırıyor: İran on yılı aşkın bir süredir maşaları yoluyla bir savaş yürütüyor. Bunlar iki terör örgüt: Güney Lübnan'da faaliyet gösteren Hizbullah ve İsrailli sivillere saldırılar düzenleyen Filistin örgütü İslami Cihat. İran istihbaratı bu örgütlere eğitim, para, silah veriyor ve her ikisini de yönlendiriyor. Şimon Perez'i yenilgiye uğrattı İran 1990'larda bu maşaları, Clinton yönetiminin barış çabalarını sekteye uğratmak için kullanmayı başardı. Bu örgütlerin saldırıları, 1996 İsrail seçimlerinde Şimon Peres'in yenilgisinde önemli rol oynadı ve nihayetinde barış sürecini felce uğrattı. Sonrasında Hizbullah'ın İsral'i Mayıs 2000'de Güney Lübnan'dan tek taraflı çekilmeye zorlaması, Filistin intifadasına gerekçe sağlayarak, barış sürecini yok etti. Dünya gözden kaçırmasın İran'ın maşa savaşı Lübnan'dan Batı Şeria ve Gazze'ye kayar kaymaz, İslami Cihat öncü konuma yükseldi. Artık Hamas'ın intihar eylemlerinden farksız eylemler gerçekleştiriyordu. Ancak intifada sırasında Hamas birçok defa taktik nedenlerle saldırıları durdurma niyeti gösterdi. Her defasında da hassas sükûnet yeni bir İslami Cihat saldırısıyla bozularak İsrail misillemelerine yol açtı ve Hamas'ı tekrar cepheye sürdü. Yani İran böylelikle intifadayı, Filistinlilerin artık dayanamayacağı bir noktada buharlaştırmayı başardı. Filistinlilerin yüzde 80'inin sükûnetin sürmesinden yana görüş belirttiği bugün bile İran İslami Cihat'ı şiddeti kışkırtmaya zorluyor. Gayriresmi bir ateşkesin hüküm sürdüğü son dokuz ayda düzenlenen neredeyse bütün saldırılardan İslami Cihat sorumlu. Bu yüzden Hameney ile İslami Cihat lideri Ramazan Abdullah Şallah'ın Eylül 2005'te bir araya gelip "Siyonist düşmana karşı koymanın tek yolu cihat" açıklaması yapmaları hiç şaşırtıcı değildi. Velhasıl Ahmedinecad'ın açıklaması kesinlikle çılgınlık değil. İran'ın Yahudi devletine karşı on yıllardır beslediği husumetin ifadelerinden sadece biri ve artık dünya bu durumu görmekten kaçamaz. Ve eğer İsrail bu tehditleri ciddiye almazsa, en az Ahmedinecad kadar budalaca bir iş yapmış olur. MARTIN INDYK Brookings Enstitüsü Saban Ortadoğu Siyaseti Merkezi Direktörü, ABD'nin eski İsrail büyükelçisi, Yakındoğu'dan sorumlu dışişleri bakan yardımcısı, 1 Kasım 2005RadikalAkt: Firat Dîcle
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.