BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
SAFA HÜSEYÝN · 21.06.2006 · 1 görüntülenme
Türkiye-İran ilişkilerini, uzun süredir Kafkasya, Kuzey Irak ve Kürtlere yönelik siyaset şekillendiriyor. Bu durum, iki ülkenin de şimdilerde Irak üzerinde hâkimiyet kurma çabalarında görülüyor 16. yüzyılda, Ortadoğu'da iki rakip komşu imparatorluk belirdi: Safevi yönetimindeki İran ve Osmanlı. Aralarındaki temel rekabet konusu, İran ve Kafkasya'da hâkimiyet kurma arzusuydu. Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'yle İran arasında çekişmeye neden olan topraklar başka ülkelere kaybedilince de, bölgedeki güç dengeleri tümüyle değişti. Türkiye, İran ve Irak arasındaki ilişkiler de, bundan sonra şu üç gerçek doğrultusunda gelişti: Üç ülke de, Batı destekli hükümetlerce yönetildi, Sovyet tehdidine karşı üçü de 1955'te ABD-Britanya şemsiyesi altında Bağdat Paktı'na girdi ve Kürt isyanlarıyla silahlı siyasi hareketler üçü için de sorun yarattı. Kürt sorunu, Osmanlı'nın yıkılışından sonra İran, Irak ve Türkiye siyasetine hâkim oldu. Türk ordusunun 1920'lerde Kürt isyanlarını bastırmasından sonra isyancıların İran'a kaçmasıyla, Türkiye'yle İran arasında bir çekişme doğdu. 1937'de, Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasındaki sınırları güvence altına almak ve Kürtlerin zarar verici faaliyetlerini engellemek için Sadabat Paktı kuruldu. Pakta genel olarak uyan Türkiye, Irak ve İran'dan hiçbiri Kürt kartını diğerinin aleyhine kullanmaya çalışmadı. İran-Irak savaşı endişe yaratmıştı Fakat, 1958'de Irak'taki darbeden sonra Britanya'nın da Körfez'den çekilmesiyle, İran bölgesel bir güç rolüne soyundu. Irak ve İran arasında rekabet yaratan bu durum, ideolojik çatışmalarla sınır anlaşmazlıkları getirdi. Irak'la çekişmesinde, Kürtler İran'ın silahına dönüştü. Türkiye'yse, Kürtleri çıkarları doğrultusunda kullanan İran ve Irak'ı dikkatle izliyordu. Ankara bir mülteci akınından ve bağımsız bir Kürt devleti kurulmasından endişe duyuyordu. 1979'daki İslam devrimi sonrasındaysa, Tahran emperyalizm karşıtı bağımsız bir dış politika izledi. Bu, İran'la Türkiye'yi buluşturan Batı destekçiliğinin çöktüğü anlamına geliyordu. 1980'de İran-Irak savaşının kıvılcımlarının atılmasıysa, Ankara'ya iki açıdan destek sundu: Savaş, Türkiye'yle İran arasında çatışma yaşanmasını engellerken, Türkiye'nin bu dönemde iki ülkeyle de ticareti arttı. Bununla birlikte, 1980'lerin ortalarından sonra Kuzey Irak'ta bir iktidar boşluğu belirdi. Irak, savaşın ve Kürt isyanının sürmesi nedeniyle kuzeydeki otoritesini büyük ölçüde kaybetmişti. Bu dönemde Kürtlerin İran desteğiyle Kerkük'e saldırmasından endişelenen Ankara, buraya yönelik bir saldırının kendisine karşı yapılmış olacağını ilan etti. Türkiye, savaşı İran'ın kazanmasından, bunun da Irak'ın bölünmesine ve bir Kürt devleti kurulmasına yol açmasından korkuyordu. Buna karşın, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki PKK kamplarına yönelik saldırıları da İran'ı endişelendirmişti. Zira, Türkiye'nin Kuzey Irak'ı, yani buradaki petrol ve doğalgazı kontrolüne alması, İran'a zarar verirdi. O vakitler, Türkiye-İran ilişkilerini etkileyen önemli iç ve dış gelişmeler yaşandı. Boğucu ekonomik krizler bir yana, Türkiye'de siyasal İslam ve ayrılıkçı Kürt hareketinin yükselmesi, Kürt sorunu ve siyasi istikrar üzerine uzun ulusal tartışmalar yarattı. Buna karşın, İran-Irak savaşının 1988'de sona ermesi ve Ayetullah Humeyni'nin vefatı, İran'ın devrimci politikalarının yıpranmasına neden olmuştu. 1991'de, Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle Körfez savaşı, Ortadoğu ve komşu bölgelerdeki siyasi coğrafyayı dramatik biçimde değiştirdi. Bu durumun Türkiye-İran ilişkilerine de önemli etkisi oldu. Sovyetler'in çöküşüyle ortak tehdit unsuru ortadan kalkarken, birinci Körfez savaşıyla ABD, Irak ve İran'ı uluslararası alanda tecrit politikası uygulamaya başladı. Bu durum, Türkiye ve İran'ın ilişkilerinin düzelmesine engel oldu. Şu an, bölgedeki siyasi coğrafya yine değişiyor, Irak ve Kafkasya'daki Türkiye-İran rekabeti canlanıyor. Her iki ülke de ABD'nin Irak'a müdahale etmeye çalışan her ülkeye müsamaha göstermeyeceğini çok iyi biliyor. Fakat bu durum aralarındaki rekabetin bittiği anlamına gelmez. Her iki taraf da, birçok Iraklı gruba destek veriyor. İlerleyen günler, bunun herkes için zararlı olduğunu gösterebilir. (Katar gazetesi Vatan, 18 Haziran 2006) RadikalAkt: F.D
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.