BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
mehmetmufit · 15.01.2007 · 2 görüntülenme
Son Israil-Hizbullah savasindan sonra, Ortadogu’da bir takim etkenlerin olusumuyla birlikte gelismeler yön degistirmeye basladi. Bir çoklarinin israrla bekledigi gelismeler farkli boyutlar kazanarak yeni güç iliskilerine ve dengelerine yol açmasi sasirtici olabilir, ne var ki ; büyük uluslararasi güçlerin iliski ve çatismalarindaki gelismeler dikkatlice ele alindiklarinda sözkonusu mesele daha iyi anlasilabilir…Ortadogu’daki bütün iliski ve çatismalarin arkasinda yada dogrudan içinde yer alan iki eksen ; ABD- Ingiltere eksenine karsi, Rusya’yi arkalamis Fransa-Almanya ekseni bulunmaktadir. Hiç bir güç dengesini, iliski ve çatismayi bu iki eksen görülmeden dogru ve bütünlüklü degerlendirmenin mümkün olmadigini önceden bilmek gerekiyor. Uluslararasi devler, globallesmenin zorunlu kildigi kolosal çikarlar için çatismaktadirlar. Soguk savas sonrasi esen ve dinmeyen firtina budur. Tabiatin bosluk kabul etmedigi prensibi politika içinde sözkonusudur. Dogu Bloku’nun yerle bir olmasindan ve « soguk savasin » frenledigi gerginlikten dolayi doldurulamayan bosluklar, emperyal güce sahip tek güç olan ABD tarafindan , Ingiltere’yi de yanina alarak doldurulmaya çalisilmaktadir. Hadisenin yapilabilecek en kisa özeti budur.Ne var ki ; bu emperyal icraat, birincisi ; ortadogu’ya yönelik – ki bu, esas konumda bulunan enerji kaynaklarini ve sevkiyatini kontrol etmeyi amaçlamaktadir - uzun vadeli bir stratejiyi gerekli kilmistir, ikincisi ; ayak bagi olan statukonun yikilmasi, degisim ve dönüsümü hedeflemistir (Büyük Ortadogu Projesi), üçünsü ; muhtemel karsi güçlerin tasfiyesini ön görmüstür. 1991 Körfez savasiyla birlikte örülmeye ve hayata geçirilmeye çalisilan bu stratejidir. Kurdistan ulusal kurtulus hareketi, bu stratejide kendisine yeni ufuklar ve imkanlar bularak sonuç alici politikalara göre hareket etmistir ve Kurdistan’in yükselisinin yollarini açmistir. Sonuç ortada ; güney Kurdistan’da devletlesmeye gidilerek geriye dönüsü olmayan bir konuma gelinmistir. ABD/Ingiltere ekseninin büyük çikarlariyla paralellik kazanmis olan Kurdistan’in bir parçada gedik açmasiyla, 20.ci asrin basinda gövdesine geçirilmis ve tam yüzyila mal olan « demirden » çember kirilmis bulunuyor. Söz konusu stratejiye olan ilgi buradan kaynaklanmaktadir ve bu ilgi yanlista degildir. Tarihi momentlerden yararlanma budur. Politikanin emrettigi ve bütünüyle yerinde ve dogru olan budur. Ancak ; bu sancili ve çatismali olacakti, kimsenin bahşettigi bir özgürlük ve kurtuluş olmayacakti elbette. Gittikçe kristallize olan Kurdistan’in yeni jeopolitigi, yeni düzeydeki iliskilerde, çatismalarda ve yeni güç dengelerinde yerini dogal olarak alacaktir. Bu bakima, uluslararasi ve bölge düzeyinde ortaya çikan her gelisme ve olaya, silahli ulusal kurtulus hareketi döneminde oldugundan oldukça farkli düzeyde Kurdistan’in milli çikarlari geregi ilgili olmak zorunlulugu vardir. Çatismali güçler arasindaki en ufak bir çatlaktan ve olasi imkandan yararlanma esastir.Bu perspektiften hareketle ; ABD’nin Irak politikasindaki her icraat ve girisim otomatik olarak Kurdistan’in çikarina olmamakla birlikte, milli çikarlara hizmet edebilecek ve Kurdistan’in yükselisine yol açabilecek muhtemel gelismelere bazen angaje, bazen tarafsiz, bazen karsi ve bazende tavizkar olunmak zorundadir. ABD’nin Irak politikasinda, güney Kurdistan önderligi, Sunni- ABD iliskisi ve çatismasinda, Sii-ABD iliskisi ve çatismasinda bu bütünlüklü politikayi izlemistir. Sonuçta Kurd milli siyaseti kazançli çikmistir. Fakat bundan sonrasi önemli görünmektedir : Kerkuk sorunu, Iran-ABD çatismasi, Turk generallerinin dislerini göstermesi ve tehditleri, Iran-Suriye-Turkiye üçlüsünün ortak hareket etme olasaligi oldukça büyük ihtiyatla hareket edilmesini ve diger Kurdistan parçalarinin muhtemel gelismelere hazirlikli olunmasini gerekli kilmaktadir.Bu güne kadar, sonderece ihtiyatli politikalar yaparak, özellikle bölge güçleri arasindaki iliski ve çatismalari dikkatlice izleyerek Kurdistan’in çikarlari adina yararlanan güney’in siyasi önderligi simdi artik ayni politikayi izleyemez. Kendimce tanimladigim, Turkiye’yi ve Iran’i « idare etme » politikasini güneyliler artik izleyemezler ; kosullar ve politik konjuktur degisti ve gelismeler yeni boyutlar aldi. 1- ABD’nin Irak’i isgal etmesi, Iran’in siyasi nufusunun artmasina ve güçlenmesine , bölgede Şii etkinliginin boyutlanmasina yol açmistir. Afganistan’dan Pakistan’a, Irak’tan Lubnan’a kadar bir Sii kusagi olusturulmustur. Bu kusak aslinda Iran’i, çatismali oldugu dis güçlere karsi koruma kalkanidir. Israil-Hizbullah savasinda, Iran’in Lubnan kolu kirilmistir. G. Bush yönetiminin yeni Irak politikasiyla Iran’in Irak’taki kolunun kirilmasi hedefleniyor. Bush’un beklenilen açiklamalari, ABD’nin Irak stratejisiyle ve politik kararlariyla uyumludur ve ayni politikanin devamidir. Bu bakima, bu yeni politika sadece Sunnilerin karsi-hareketini hedeflemiyor ayni zamanda Siilerin de karsi-hareketini hedefliyor. Iran’in silahlandirdigi ve finanse ettigi Sii hareketi bertaraf edilmeden ve denetim altina almadan ABD’nin Iran’a karsi harekete geçmesi zor olacaktir. Geçen günlerde Bagdat’ta ve dünde Hewler’de Iran istihbarat faaliyetine yönelik ABD askeri güçlerinin harekat gerçeklestirmeleri bu politikanin geregidir. Kurdistan Hewler hukumetinin bu işe dogrudan “karismamasinin” dogru oldugunu dusunuyorum. Sunni arap milliyetçileriyle Iran’in nufus alanlari ve dini çatismalarinda taraf olmak ve özellikle ABD’nin Iran’a yönelik politikalarina dogrudan angaje olmak yeni dogmakta olan Kurdistan’i dogu cephesinde tehlikeye sokabilir. Çünkü Iran, Kurdistan’in henuz saglam temellerine oturmakta olan iç dengelerini bozabilecek güçtedir. Iran’in asil tehlike olusturmasi buradan gelmektedir. Militarist Turk generalleri Kerkuk’teki iki buçuk sunni Turkmene dayanarak – Turkmenlerin % 65’i Siidir ve Turk devletine karsidir – Kurdistan’da dengeleri bozamaz. Ne var ki; Iran’in etkisi sadece Arap Siileriyle sinirli degildir ve Kurdistan’da ciddi provakasyonlara girisebilecek güçtedir. Iran, güney Kurdistan’i destabilize etme politikasi izleyebilir... bu bakima Hewler hukumeti Iran’a iliskin yeni politika izlemek durumunda kalacaktir ve bu çatismaya kadar götürebilir. Iran’in PKK’yi kullanmasi da ihtimal disi degildir.2- Turkiye’nin politikasinda iki boyutta yeni gelismeler oldugu görülmelidir, birincisi; Turkiye-ABD iliskilerinde son bir senede bir takim yenilikler var. Y. Büyükanit ekibinin Turk ordusuna hakim olmasi ve Iran’a karsi ABD’nin politikasina angaje olmasi güney Kurdistan’a karsi açiktan cephe almasina yol açmistir. Ayrica, PKK önderlerinin israrla savasin güney Kurdistan’a kayacagini söylemelerinin bununla baginin oldugunu görmek gerekiyor. Fakat sunun görülmesi lazim; ABD buna karsilik Türkiye generallerine neyin vaadini vermistir? Ya da karsiliginda ne pazarlanmistir? Bu PKK’ye yönelik olamaz, çünkü bu hareketin önderleri Turk generallerinin hesabina çalismaktadirlar ve onlarla isleri bitmemistir. Güney Kurdistan’i isgal etme hesabi olamaz cünkü ABD böyle bir icraata karsidir ve bir Kurd-Turk savasi çikarlarina uygun bulmamaktadir. Buna ragmen Turk generallerinin bir oldu-bitisine karsi her zaman hazirlikli olmak gerekiyor ama Seref Hoca’nin yaptigi gibide telasa kapilmanin bu bakima gereksiz oldugunu dusunuyorum. Geriye “Kerkuk sorunu” kaliyor; ABD büyük ihtimalle Turk generallerine Kerkuk sorununda teminat vermistir. Kerkuk’un Kurdistan’a dahil edilmesi ertelenebilir... “özel statü” verilerek Turk devleti ve militarizmi “susturulabilir”.Iste burada güneyin siyasi önderliginin asil büyüklügü belli olacaktir. Ya ABD’nin ve arap milliyetçilerinin baskilariyla bir komromiye gidilir ya da yapilmasi gereken yapilarak Kerkuk’te halk referandumuyla sonuca gidilir ve Kurdistan’a katilmasi gerekirse güç kullanmaktan da çekinmeden saglanmis olur. Asil buna hazirlikli olunmalidir. Turk devletinin elinin serbest birakilmasina izin verilmemelidir. Turkiye’nin politikasindaki gelismenin ikinci boyutu sudur: Avrupa Birligi’yle Turkiye arasindaki iliskilerin 8 ana konuda dondurulmasinin ayni zamanda ABD-Turkiye iliskilerindeki yukarida sözünü etmeye çalistigim yeni boyuta bagli oldugunu dusunuyorum. Turkiye’nin ABD’nin Iran politikasina angaje olmasi Avrupa Birligi’nin çikarlariyla çelismektedir. Avrupa Birligi ile Turkiye iliskilerinin çeliskili ve çatismali olmasinin bu boyunu görmek gerekiyor. Hadise sadece Turkiye’nin iç politikalariyla izah edilemez. Fransa/Almanya ekseni, ABD’nin Irak’ta yenilgisini ve ortadogu’nun eski statukosunu savunmaktadir. Bunun için ne gerekiyorsa el altindan yapilmaktadir. Ortadogu’daki büyük çikarlarindan adim-adim distalanan bu eksen Suriye ve Iran’in arkasinda bulunmaktadirlar. Irak’ta arka cephede bunlar vardirlar. Fasist Baasçilarin Fransa’da diger islami terör gruhlariyla bir araya gelmesini saglayan ve onlara ev sahipligi yapan bu eksendir. Turk generallerini kendi politikalarina ikna edemeyince sorunu AB/ Turkiye iliskileri boyutuna tasirarak iliskileri dondurma noktasina getirdiler. 12 Eylul darbesi akabinde olusturulan 82 anayasiyla iktidarina hukuki “mesruluk” kazandirmis olan fasist Turk generallerinin Turkiye’nin demokratiklesmesini engelledikleri ve iktidardan kendi rizalariyla çekilmelerinin mumkun olmadigini AB çok iyi bilmektedir. Buna ragmen uzun yillardan beri ABD ile olan çatismalarinda Turk generallerini tarafsizliga çekemeyince bilinen yarim tavir alindi. Bundan su sonuç çikarilmalidir; Turk militarizmini elestiren ve iliskileri boyutunda dizginlemeye çalisan Avrupa Birligi artik eski etkisini kullanacak güçte degildir. Iran’a karsi teyakkuz içinde olan Turk militarizmi AB’ne sirtini dönmüstür. Bunun kuzey Kurdistan ulusal kurtulus hareketi bakimindan etkilerini simdilik tartisma “disi” birakirsak, güney Kurdistan boyutuyla olan iliskisinde Turk militarizmi güney üzerindeki yildirma ve caydirma hareketine hiz verecektir. Guneyin siyasi önderliginin buna mukabil politikasi olacaktir. Son iki gündür Turk devletinin saldirgan ve yikici açiklamalarina yerinde tavir alinmasi politikadaki degisiklige isaret etmektedir. Kurdistan’in sekillenen jeopolitigi bakimindan önemli olan bir baska mevzuatta Israil/Filistin iliskisindeki yeni veriler ve etkenlerdir. Iran’in nukleer silah elde etmesini engellemek maksadiyla Birlesmis Milletler’in son aldigi karar uluslararasi yaptirimlari öngörmektedir. Böylece yeni BM resolutionlarina açik kapi birakan son karar dogrultusunda ABD simdiden harekete geçmistir. Iran, ciddi uluslararasi yaptirimlarla karsi karsiya kalacaktir. Buna paralel olarak, Israil/Filistin iliskisinde dinci-fasist Hamas örgütü distalanarak sorunun çözümüne gidilecektir. Iran, Hamas’i finanse ederek ve silah saglayarak Israil’e karsi savasi surdurmesini istemektedir. Hamas bir sene önceki gücünü yitirmistir ve Filistin sorununu çözmeye kabiliyetinin olmadigini göstermistir. Gittikçe distalanacak ya da Israil’in varligini taniyarak politik surece katilacaktir. Iran’in, Israil/Filistin sorunundan dislanmasi ve bagimsiz Filistin’in kurulmasi Kurdistan’in da çikarina olacaktir. Böylece, Filistin sorunundan kurtulan ABD ve Israil’in Iran’i köseye sikistirmalari ve nukleer silaha sahip olmasini engellemeleri söz konusu olacaktir. Nukleer silaha sahip olma istegi Kurdistan içinde büyük bir tehlike olacak olan Iran’in güçten düsürülmesi hem dogu Kurdistan’in hem de güney Kurdistan’in çikarlarina hizmet edecektir. Önemli olan, güney Kurdistan’in bütün bu jeopolitik grift iliskilerinde ve çatismalarinda hem kendisini koruyabilmesi ve hemde son hizla Kurdistan’in alt yapi kurulusunu gerçeklestirerek muhtemel gelismelere hazir hale getirilmesidir. Kuzey’in vatansever devrimci aydinlari da, ya bu surece seyirci kalacaklardir ya da ciddi ve kalici politikalarla yeniden örgütlenerek tarihi misyonlarinin sorumlulugunu omuzlayacaklardir. 14.01.07Mehmet MUFIT
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.