BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Newroz Com-Haber/Yorum · 10.01.2007 · 1 görüntülenme
TC devletinin yetkilileri, Kürdistan’daki son gelişmelere ilişkin eş zamanlı aynı perdeden ses verdiler. İmralı’da olduğu söylenen, ama bizce Genelkurmay merkezi ile İmralı arasında mekik dokuyan kontrasınında konuşmasına ihtiyaç duydular. Acele tarafından avukat kılıklı görevlileri hava muhalefetine taktırmadan İmralı’ya taşıdılar.4 Ocak 2007 tarihli görüşmede avukat kılıklı devletin tayin ettiği unsurlar vasıtasıyla kontralarından kamuoyuna iletmesi gereken mesajını aldırttılar. Aldırttıkları mesaj MİT Müşteşarı Emre Taner’in konuşması ile birlikte okunduğunda oynadığı rolün ne olduğuda açığa çıkıyor. Bu rol, kendi değişiyle „felakete sürüklenen Türkiye’nin“ nasıl kurtulacağı noktasında ifadesini buluyor.İmralı’daki zatın kaygıları TC devletinin kaygıları olduğu inkara gelmeyecek kadar açık. Bu vesileyle devlet her sıkıştığında onun mesajlarını kamuoyuna servis etmeyi “ulusal çıkar ve ulusal güvenlik politikalarımız bağlamında“ gerekli görüyor. İmralı zatına ait olan aşağıya aldığımız paragraf ile MİT Müşteşarın söyledikleri ile nasıl örtüştüğü ortada. „1920'lerdeki misak-ı milli sınırları sadece Musul-Kerkük değil Halep'in kuzeyinden geçmekte, Kürtlerin yaşadığı bölgeleri kapsamına almaktaydı…Eğer bunların Mustafa Kemal'in hatırasına birazcık saygıları varsa, bunu uygulamaya geçirirler. Yoksa Irak gibi olur. Mustafa Kemalciyiz diyen kesimlere ve özellikle subaylara sesleniyorum; Türkiye'nin ve bütün halklarımızın bir felakete sürüklendiğini görmüyor musunuz?"Adamın tüm kaygısı „Türkiye’nin felakete sürüklendiği.“ Ve bunun nasıl önleneceğidir. Fakat bu konu da efendilerinin yapabilecekleri pek fazla bir şeyleri yok. Var olduğu ve İmralı’daki zatında önerdiği tek çarenin Güney Kürdistan işgalinin MİT Müşteşarı Emre Taner’in „Bunu gerçekleştirebilmesi hiç de kolay değildir.'' dediği çıkmazlarını göstermektedir. Ama buna rağmen işgalin tek çare olduğununda altını çizmekten kendini alıkoymadığıda ortada.Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu üçgeninde yer alan Türkiye’nin bu alanda gelişecek olaylar karşısında –Siz bunu Kürd milletinin önlenemeyen yükselişi karşısında ne yapmak istedikleri olarak anlayın-“ulusal çıkar ve ulusal güvenlik politikalarımız bağlamında“ yapması gerekeni şöyle açıkladı bile. “Bu süreç içinde, Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da 'bekle-gör-tavır al' taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir. Uluslararası sistemi ayrıntılı ve isabetli bir tanımlama ile (kendi konumu ile ilgili) taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır. Yalnız savunma pozisyonunda olmak Türkiye'ye haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır. Bu nedenle de Türkiye tüm kartlarını/ avantajlarını maksimum düzeyde bir verimlilikle değerlendirmek durumundadır. Elbette bunu gerçekleştirebilmesi hiç de kolay değildir.'“Söylenenler açık ve net. Türk devletini yaşatabilmeleri için Kürd devletinin kurulmasına müsaaade etmeyecekleridir. Bunun engelemenin tek yolununda Güney Kürdistan’ın işgalidir. Bunu İmralı’daki zatında ilgili ilgisiz her zaman dile getirdiği biliniyor. Tek çarelerinin bu olduğu her düzeydeki yetkilinin döne döne dile getirdikleride bilinmektedir. Ama olsun demekle bunun olamayacağınıda ittiraf etmektende kendilerini alıkoyamıyorlar. Bunu yapamamaları halinde doğacak „felaketin“ sorumluluğunun faturasını birilerine kesecekleride kesindir. Hükümet ve MİT’in son dönemdeki açıklamalarıda bir yanıyla sorumluluğu Orduya yüklemeye çalışma girişimi olarakta okunabilir. MİT Müşteşarı Emre Taner’in MİT'in kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmanın kamuoyuna servis edilmesi hayra alamet değildir. Çünkü MİT’in kamuoyuna yönelik açıklama yapması pek alışık olan bir durum değildir. Fakat bu sefer oldu. Sebebini bilende bilmeyende yinede sebebi nedir diye soruyor. Bayram değil, seyran değil, MİT niye bu açıklama gereğini duydu diye.Bunun bir çok sebebi olabilir. Birincisi, düşündükleri „sınır ötesi operasyon“ konusunda devletin tüm korumlarının aynı yaklaşım sahibi olduğunu kamuoyuna iletmek ve desteğini almaya yönelik olabilir. İkincisi, ABD üzerinde baskı kurmak, ilan edilecek yeni Irak politıkasını kendi lehlerine etkilemeye çalışmaktir. Üçüncüsü, Erdoğan hükümetinin „Biz görevimizi yaptık. İstihbarat bilgilerimizi sunduk. Siyasi irade olarak kararda aldık. Devlete ilettik. Ama devletin çekirdek kadrosu bunun gereğini yapmadı“ üstünlüğünü ele geçirme amaçlıdır. Hatırlanırsa bir hafta önce Abdullah Gül’de buna benzer bir açıklama yapmıştı. Siyasi irade olarak karar aldıklarını, sorumlulara iletiklerini, bu işin teknik adamların çalışmalarına kaldıklarını söyleyerek sorumluluğu Ordunun sırtına yüklemişti. Türk Ordusu bu işin altında nasıl kalkar veya kalkmaz bilemeyiz. Fakat köşeye sıkıştıkları bir gerçek. Hergün tükürdüklerini yaladıkları bir gerçek. Girdik ha gireceğiz blöfleri havada uçuştu. Arşın ellerinin altında olmasada Güney Kürdistan yanıbaşlarında. Sıkıysa hele bir girsinler. Orda başlarına ne geleceğini katil sürüsü elebaşları çok iyi biliyorlar. Çuvalların hazır olduğundan emindirler.10 Ocak 2007
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.