Siyaset

İlk adımlar umut kırıcı

YANÝS KARTALÝS · 23.11.2005 · 2 görüntülenme

Katılım müzakerelerinin başlamasından sonra Türkiye'nin Avrupa yönelimindeki ilk adımları hiç de yüreklendirici değil ve bu durum Brüksel'de şiddetli kuşku yaratıyor. Son günlerde gazetecilerin tutuklanması, basın özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına ilişkin Türk Başbakan'ın kabul edilemez açıklamaları, Ekümenik Patrikhane'ye saldırılar, tekrar dişlerini göstermeye başlayan karanlık güçler tarafından Kürtler aleyhine provokatif hareketlerle Ankara'nın gösterdiği tablo, Avrupa toplumu örneklerine uymuyor ve Türkiye'nin adaylığına karşı olan herkesi güçlendiren bir hava yaratıyor. Erdoğan'ın sahip olduğu anlayışın kanıtı, Kopenhag'da Danimarkalı mevkidaşı ile önceden programlanmış olan basın toplantısından gazeteciler arasında bir Kürt'ün de bulunmasından dolayı, Avrupa örneklerinde görülmemiş ayrılma kararıdır ve bu hareketiyle, Rasmussen'in "Demokrasinin temeli basının özgürlüğü ve bağımsızlığıdır" uyarısına maruz kalmıştır. Hatta, PKK Kürtlerine isnat edilen Güneydoğu Türkiye'deki bombalı saldırıların, 'derin devletin' yani karanlık güçlerin eseri olduğunun kanıtlandığı bir sırada. Başörtüsü konusu Böylece, Kürt kentlerindeki şiddet olaylarının tekrar canlanmasının, Erdoğan'ın terörist olarak nitelendirdiği kesimlerden kaynaklanmadığı, bütün meseleyi örtmeye çalışan hem Türk Genelkurmayı hem de karanlık güçler tarafından yönlendirildiği kanıtlanıyor. 'ılımlı İslamcı' (birçok kişi tarafından böyle nitelendirilen) Türk Başbakan'ın, başörtüsü konusunda AİHM'nin karar veremeyeceği, çünkü bu hakkın İslam yasalarını iyi bilenlere ait olması iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni suçlayarak, Avrupa hukuku karşısında İslam yasalarına öncelik verdiği görülüyor. Strasbourg mahkemesi, yasaklamanın insan haklarına veya din özgürlüğüne karşı olmadığı gerekçesiyle, kadınların Türk üniversitelerinde İslami başörtüsü takmalarına ilişkin yasağı onaylamıştı. Ancak, Erdoğan'ın başörtüsüne ilişkin özel bir sabit fikirliliği olduğu görülüyor, çünkü Fransa'daki son kargaşanın, Fransız hükümetinin okullarda başörtüsünü yasaklamasından ileri geldiğini açıklamaktan çekinmemişti. Erdoğan'ın bu tutumu kendisini, devletin laikliğini sabote etmekle suçlayan Kemalist askeri rejimle karşı karşıya getirmiştir. Gazetecilere açılan davalar Bu hareketlere; gazeteci ve yazarlara karşı açılan davalar -ki, Brüksel'e verilen güvencelere rağmen aslında ifade özgürlüğünü zedeliyor- ve Heybeliada Ruhban Okulu'nun tekrar açılmasının reddedilmesi ve Ekümenik Patrikhane'ye Ekümeniklik unvanına ilişkin olarak uygulanan genel kısıtlamalar da ilave ediliyor. Hatta, Bartholomeos'un, Türkiye'nin Avrupa yöneliminin en sıcak destekleyicisi olduğu bir dönemde. Bütün bunlardan çıkarılan sonuç şudur: Türkiye, Avrupa yöneliminde bundan sonraki adımlarında aynı yönteme devam ettiği takdirde, sadece Brüksel'in koyduğu kriterlere uymadığı için değil, bilhassa Türk adaylığına düşmanca bakan Avrupa kamuoyunu kızdırmış olacağı için de hiçbir zaman AB'ye katılamayacaktır. Yunanistan'da yayımlanan To Vima gazetesi, 20 Kasım 2005)  

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.