Siyaset

İktidarsız teoriler...Bulanık söylemler..

bahoz þavata · 09.06.2006 · 1 görüntülenme

 Milli, sosyalist ve devrimci geleneği olan aydınların önemli temel sorunlarından biri günümüze dair stratejik ideolojik ve politik çizgi sorunudur. Sosyalist ideolojinin mas edildiği günümüz şartlarında böylesi bir bunalımın sür-git olması, günün ihtiyacı olan politik gündeme dair siyasi yanıtları üretmekte aydınlarımızı zorlamaya başladı. Diğer yandan sabah akşam milli devrimci söylemlere alışmış sosyalist aydın geleneğin ideolojik atmosferinden nasiplenmiş milli devrimci unsurlar, bu düşünsel bunalımları kendince, bir şekilde aşmış aydınların üretilen yeni siyasal değerlendirmelerini de garipsemeye başladı. Hatta bir çoğunu anlamıyor. Tepkilerini gösteriyor.  Söz konusu olan tepkiler değil, bu gayet normal. Anlaşılmamak en kötü olanı. Dilde, söylemde, talepte, politik duruşta anlaşamayanlar kendi uyumsuzluklarını sorgulamaları gerekmez mi? Bir yerde haksız sayılmazlar, at izi it izine karıştı. İktidarsız teorilerden insanlar bıktı. Piyasayı bulanık söylemler işgal etti. Düşünsel bulanıklığı aşmak hala orta yerde duruyor. Birlikteliklerini hayatın dört mevsiminde bir arada yaşamış, baharında değişik hazlar tatmış, kışında ölümlerle, sürgünlerle kucaklaşmış canların bu gün açık ve sarih düşünceler ile bir arada olmasından daha güzel bir şey olamaz. Birliktelikleri düşünsel alanlarda yeniden pekiştirmekten daha önemli ne olabilir ki.. Her kesin kendince sürece yaklaşım biçimi var. İdeolojik ve politik bunalımları aşmanın benim için kıstasları değişmedi. Hala tarihsel materyalist yöntem ve diyalektik materyalist mantıkla konuları, sorunları ele alıyorum. Milli demokratik devrimci perspektifi siyasal söylemlerimde sürecin gereği politikalar ile üretmeye çalışıyorum. Süreç ile hedeflerimiz arasındaki geri ve ileri duruşları ayıklıyorum. İleri olanın iktidar olabilecek teoriler ile olması gerektiğine karar veriyorum. İktidar olmaksızın, millete önderlik edilmeksizin hiçbir şeyin anlamlı olmadığına inanıyorum. Karamsarlığa gerek yok. İyi bir yoldayız. Sultan 11. Mahmut’tan beri milletimizin gasp edilen haklarını bir bir almaya başladık. Yüz elli yıl önce ortadan kaldırılmış Kürt hükümetlerinden, ülkesizlikten, kimliksizlikten Özgür Kürdistanlara uzandık. Kuzeyde hiç olmazsa “alt bir kimlik kültürünü edindik”, “elli altı belediyeyi kontrol altına aldık”,  iktidarları her gün daha ileriye taşıdık. Beğenmesek de beğensek de; yapabileceğim durum tespitleri bu. Özgürlüğün bağımsızlıkla taçlanacağı devrimci bir süreci kim istemez ki. Lakin bu reformist süreci yalnız başına Kürtler belirlemiyor.  Ülkemizdeki sömürgeci sistemin sadece hakim sömürgeciler tarafından değil, aynı zamanda milletler arası güçlerce tayin edildiği bu şartlarda, bu statükonun kırılış, kopuşunu dikkate alan, zamana ve şartlara uygun politikaların üretilmesi bizleri daha ileriye taşıyacağına inanıyorum. Tahran, Şam, Ankara. Bağdat ve diğer yandan ABD, Rusya, AB vs. güçlerinin bizlere yaklaşımını her parçada ayrı ayrı değerlendiriyorum. Her parçada milletler arası güçlerin hasımlarımıza ve bizlere yönelik politikalarını dikkate alıyorum. Olması gereken politikalarımızı bu karmaşadan çıkarmaya ve bu siyasetin düşüncelerde yer edinmesine çalışıyorum. Bu düşüncelerin politik yapılarca benimsenmesi ya da benimsenmemesi elbette önemli. Bu noktada onlar ile diyalog kapılarını açık bırakıyorum. Ama hep milli ve ülkesel zeminde kalmak kaydı ile dostlarımı seçiyorum. Milli olan ve ülkesel olanın olmazsa olmaz olduğuna kanaat getiriyorum. Teorik söylemlerimde halkın anlayacağı dilde konuşuyorum. Enternasyonal  görevler yerine daha olası milli görevlere kendimi adıyorum. Milliyetçiliği otonom bir hak olduğuna inanıyorum. Kirletilen milliyetçilik ile Kürtlerin uzaktan yakından ilgisinin olmadığını, Kürt milliyetçiliğinin bizlere rağmen var olmak zorunda olduğunu ve ülkemizin nesnel siyasal konumu ile doğrudan alakalı olduğunu belirtiyorum. Bu süreçte  yaratılan bulanık söylemlere gelince Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. “İlkel milliyetçilik” söylemlerinin ve kavramın taktikselliği içeren bir söylem ile ele alındığını, modernizmin bir kavramı olan milliyetçiliğin, ilkellikle adlandırmanın bilimsel olmadığını ileri sürüyorum. “Çoklu demokrasi” kavramının illa ki, bir farklılık ve gerçekte federasyon tezlerinden ayrı bir duruş olsun diye üretilmiş olduğu çok belirgin.  Dilde yapılan zorlamaların birilerine orjinallik yaşatsa da  çok anlamsız. Üstelik milli potada olan yapılar ile daima yan yana gelmemenin örtük bencillikleri..Söylemleri bulanıklaştırma.. Bulanık söylemleri iyi tanıyınca, yabancılaşmalarımızın gereksizliği de ortaya çıkar.  Ülkemizin özgürlüğü için şehit düşen gençlerimizin, açık ve net milli taleplerini kimsenin söylemleri ile bulandırmaya hakkının da olmadığına inancıyla, bütün derelerin Fırat ve Dicle ile buluşması gibi, bu bulanık söylemlerin de ülke gerçekliğinden ve milli olandan kopamayacağının eminim.  Ne iktidarsız teoriler ne de bulanık söylemler harcımız olamaz.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.