Siyaset

Hrantlara Kızgınım!

Sinan KARAÇALI · 24.01.2007 · 2 görüntülenme

Hrant’a kızgındım. Kızgınlığımdan da haklı olduğuna inaniyorum. O, ecdadının katillerine kardeş diyordu. Ecdat katilini başka yerde arıyordu. Ecdat katilleriyle “barış ve kardeşlik” içinde yaşamak istiyordu. Ama yanılıyordu. Kendine Türk denilen ucube toplumun Ermeni, Asuri-Suryani, Rum ve Kürd kardeş istemediğini kavramak istemiyordu. Bu barbarlara göre “En iyi Ermeni, Asuri-Suryani, Rum ve Kürd’ün ölüsü” olduğu gerçeğine kulağını kapamıştı. O, bir hayal aleminde yaşıyordu. Deveye hendek atlatmaya çalışıyordu. İstilacı, işgalcı, ilhakçı, sömürgeci, talancı, asimilasyoncu, katliamcı ve soykırımcı barbar sürülerinden insanlık bekliyordu. Onlarla uzlaşmakla adam edeceğini sanıyordu. Bunun mücadelesini veriyordu. Bunu yaşamıyla ödedi. Kızgınlığım bunadır. Kızgınlığım onun gibi düşünen herkesedir.Hrant ve onun gibileri, bizden katillerimizi sevmemiz istendi. Kabullenilecek bir şey değildir. Soykırımcı toplumu olduğu gibi görmek istemediler/istemiyorlar. Coğrafyamızın kadim yerleşik halklarını katledikleri gibi güvercinleride soykırıma uğratıklarını kabullenemiyorlar. Bunu Hrant ve onun gibi düşünenlere atlatmamıza rağmen bunu kabullenmek istemedikleri için kızgınım. Hrant, “Tıpkı bir güvercin gibiyim...Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli…Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.” demişti.Ama yanılmıştı. Bilmez miydiki bu kudurmuş toplum güvercinlerede dokunur, yular, öldürür. Hrant, bunları bal gibi bilirdi. Bilirdi de, ama o, yinede yanlışta diretirdi. Bu yanlışı anlamak için Hrant’ın katledilmesi mi gerekirdi? Bunun için Hrantlara kızgınım.Hrant’ın kişiliğine, efendiliğine, karınca ezmezliğine bir diyeceğim yok. Ama canavarlaşmış, barbarlaşmış, linç kültürünü içseleştirmiş, katliam ve soykırımcılıkla kimlikleri kirlenmiş, kendi dışındaki herkesi düşman belemiş, sağdan soldan getirilmiş, başkalaştırılarak kendinden yabancılaştırılmış, devşirilmiş, insan ve hayvan demeye dilimin varmadığı canavvarlaştırılmış bir ucube toplumla “kardeşlik bağları kurmaya çalışan” Hrantlara kızgınım.Özgürlüğümün, daha doğrusu özgürsüzlüğümün farkına vardığımdan beri oldum olası kartalları, güvercinleri, güvercinleşmeyi, güvercinleşme hikayalerini sevmedim.  Çünkü uçan hayvan cinsinin kendiliğinden evcileşeni güvercindir. Kendi rızasıyla köleliği kabul eden, boynunu bıçağa uzatan güvercini sevmek demek, köleliği kabul etmek olur..Hrant’ın kendini güvercine benzetmesi tesadüfü olmasa gerek. Türk egemenlik sistemi onun ecdadını kessede, her türlü haksızlığa uğratsada, bu devam etsede, kendisi ve toplumu “sözde vatandaş” olsada, güvercinlerden daha masum yetim Ermeni çocukların yuvalarını başlarına yıksada Hrant, tüm bunların aksine ırkının soyuna düşman ecdat katline kardeş demesinde inat ve israr etti. Bu inat niye?  Bu aşırı iyimserlik niye? “Biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.” Öyle mi? Öyle dokunurlar ki, feleğini şaşırırlar. Güvercinlerden daha masum yetim Ermeni çocuklarının sıcak yuvalarına el koyduklarından da mı anlaşılmadı? Bu ülkenin barbarlaşmış insanının güvercinlerin yuvasını dağıttığı, başlarına yıktığı nasıl görülmez? Bunu görüp bilipte düşmanı sevmeyi yaşam haline getiren Hrantlara kızkınım.Köle doğmak suç değildir. Ama köleliği kabullenmek ve birilerine kabullenin telkininde bulunmak suçtur. Hrantların yaptığı budur. Bunları söylediğim için birileri yine celenecek. Hrantlara haksızlık yaptığıma hükmedilecek. Hatta ve hatta Hrant Dink’in katledilmesi ile doğan duygusal atmosferdende yararlanacaklar. Birilerinden aferimde alacaklar. Ama olsun. Bana göre kim olursa olsun köleye köle sahibini sevmesini telkin ediyorsa, o köleliği savunuyor demektir. Köle sahibi kadar suçludur. Hrantlar, bu suçu işlediği için kızgınım.Katllerin “iyi çocuklar” olarak kabul görüldüğü bir sistemin sahipleri ile “barış ve kardeşlik bağlarını örmek” isteyenleri, katliamcı, soykırımcı, ırkçı, tekçi katiller devletinin iyi niyetlerle dönüşübileceği hayalini kuranları anlamamı bekleyenler daha çok beklerler. Çünkü onlar, Türk egemenlik sistem sahiplerinin elini güçlendiriyorlar. Aman ha “Sınrlara dukunmayın. Sabrımızı taşırmayın” diyen ırkçı soykırımcı sözde sosyalist Türk aydınlarının „Ne mutlu Türküm diyene demekten gurur duyuyorum ama sizleri de kucaklıyorum“ dediğinde; istemez, Türk’ün Kürd’ü kucaklaması ayının avını kucaklamasıdır dediğimizde Hrantlar, Kürdistan’ın kuzeyinde yaşayan Kürdleri “ayrılıkçı fikirlerden uzak durması” öğüdünü verip, düşmanın soykırımcı kucağına koşmamızı istiyorlar. Türk egemenlik sahipleri ve beyaz Kürd’ün işitmek istediği şeyleri dilendiriyorlar. Sırtımızda sistemle diyalog kurmaya çalışıyorlar. Bize kölelik dayatıyorlar. Bunu için Hrantlara kızgınım.Devlete vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi Türk olarak tanımlayan, Anayasa'nın 66. maddesine göre Hrantlar,  „Türkiye vatanseverleridirler” ya. Babası belli olmayan “Türk atası”nın "Ne mutlu Türküm diyene" vecizesinin „soycu“ olmadığı yalanının arkasında bu sefer başta Kürdler olmak üzere tüm “öteki” bildikleri “sözde vatandaş”lara kakalamak istedikleri "Ne mutlu Türkiye vatandaşıyım", "Ne mutlu Türkiye yurtseveriyim" kurt kapanına davetiye çıkarıyorlar. Kürdistan inkarı öngörülerek Kürdler „Türkiyelilik“ kurt kapanında boğulmak istenmesini görmemezlikten gelmemiz istenmektedir. Bizlerleri bu kurt kapanına “Barış ve kardeşlik” adına çekme çabanın sahibi Hrantlara kızgınım.Bu kurt kapanında Ermeni, Asuri-Suryani, Rum ve Kürd’ün nasıl öğütüldüğünün yabancısı değiliz. Kamaralar karşısında güvercin uçurup “barış ve kardeşlik” teranesini tekrarlayıpta, kameralar kapanınca kartal resmi altında güvercin kafasını koparan çok insan tanırız. Bunu görüp bilipte onlara “dostluk ve kardeşlik” elini uzatıp canını kaptıran Hrantlara kızgınım.Türk egemenlik sistemi kaba güce ve zor üzeri kuruludur. Resmi ve sivil militer güçlerini sistem kaşıtı muhalif güçlere karşı kullanıyor. Resmi politıka haline getirdiği ırkçı tekçi inkar ve imha yüklü söylem ve icraatlarıyla yol almaya çalışıyor. Kendi gibi düşünmeyene hayat hakkı tanımıyor. Asimilasyon ve entegre edemediklerini şu veya bu yöntemle fiziki olarak ordadan kaldırıyor. Bunun son örneği Hrant Dink oldu.Kuşkusuz Ermeniliğin suç ve küfür olarak algılandığı ve soykırımla cevaplandığı Türk egemenlik sistem koşullarında Hrant Dink’in cılızda olsa Ermenilerin sesi olma çabası saygıya değer. Ama o kadar. Çünkü bu saygı başka yaklaşımlarla gölgelendi. Örneğin Kürdistan’ın kuzeyinde yaşayan Kürdlere “ayrılıkçı düşüncelerden uzak durun” telkini Kürdleri rencide ederken, düşmanın işitmek istediği bir yaklaşımdı. Türk egemenlik sistemin Kürdler dahil, tüm “ötekiler”e inkar ve imha dayatıldığı bir ortamda „barış içinde yaşamayı” öngürüp, “kardeşlik bağları kurmaya çalışan” Hrantların çabalarıda eklenilince ortaya korkunç bir kuşatılmış ortamı doğuyor. Oysa sistemin bu kayışlarada tahamülü yok. Onlar, „ya bendensiz, ya düşmansınız“ mantığın gereğini yapıyorlar. Bu, görülmüyorsa, dahası bu çabalara eğer değer biçiliyorsa bunlara bir diyeceğim olamaz.Hrant, bu çabayı verenlerden biriydi. Ama buna rağmen onlara yaranamadı. Bunu anlamak için Hrantların katledilmesini beklemek mi gerekir? Hrant Dink, sistemi cepheden karşısına almaksızın yasal çerçeveyi biraz zorlamaya çalışınca kalemi kırılarak gazetesinin önünde vuruldu. Sistemi cepheden karşısına alsaydı kimbilir başına ne gelirdi. Büyük ihtimalede kayıplar listesine girerdi. Buna rağmen sistem sahipleri, nasıl “Hrant’a sıkılan kurşun Türkiye’ye sıkılmıştır” yüzsüzlüğünü yapıyorsa, bir o kadar da “Hrant’a sıkılan kurşun barış ve kardeşliğe sıkılmıştır” diyen çevrelerde yaşanııyor. Ortalıkta “barış ve kardeşlik” mı var? Çeşitlendirilmiş yöntemlerle süren kirli bir savaşla “ötekiler” inkar ve imhaya tabi kılınmışken, hangi “barış ve kardeşlik”ten bahsediyoruz? Bu uğursuz çevrelerin sistemin mehmetçik kalemşörlerinden ne farkı var?Türk egemenlik sistemin mehmetçik kalemşörlerinin, “Hrant’ın şahsında Türk ve Ermeni milletlerinin Osmanlının son dönemi öncesindeki o ‘milleti sadıka’ tabiri vücut buluyordu adeta.” demesine rağmen Türkler, Hrant’ı „Türk düşmanı“ olarak ilan ettiler. Kendisine „vatan haini“ yaftasını taktılar. „Türklüğe hakareten“ mahkum ettiler. Görsel ve yazılı basında afişe ettiler. Temizlenmesi gereken bir düşman olarak topluma kabullendirdiler. Valiliğe çağrılıp ölümle tehdit ettiler. Toplum harekete geçirtilerek her yol kullanılarak tehditler çeşitlendirilerek Hrant teslim alınmak istendi. Ona „Türk’üm“ dedirtmeyi empoze ettiler. Bunu başaramayıncada kalemini kırıp bir tetikçiye ihale verdiler. Şimdi de tetikçiyi yakalayıp zafer naraları attıyorar. Ama Hrant’ı „korumadılar“. Hrant’ı vuran katil yakalandı. Yetkililer, nutuk atmaya başladı. Ne başarılı bir iş yaptıklarını öve öve bittiremiyorlar. Bu adamlar ne yüzsüz mahluklardır ki, bağıra bağıra geliyorum diyen cinayeti engelemiyorlarda, bundan suçluluk duymuyorlarda görevlendirdikleri katili yakaladık deyip göbek atıyorlar. Göbekte, kahkahada, taklada atarlar. Ve bizimle dalga da geçerler.Hrant Dink hakkında tüm mehmetçik kalemşörler yazdı. Hepsinin birleştikleri orta payda Hrant’ın bir insan olarak katledilmesi üzüntüsü değildir. “Bu saldırının Türkiye’ye yapıldığı, Türkiye üzerinde oynanan oynun bir perdesi olduğu, ABD Temsilciler Meclisinde sözde Ermeni soykırımının ele alınacağı döneme denk geldiği, Türkiye’nin alehine kullanılacağı, şimdi zamanı mıydı” yaklaşımı idi. Açıkça ifade edilen, “O, ölümü hakketmişti, ama zamanı değildi.”Sözde en iyi niyetlilerin bile dile getirdiği ana tema bu oldu. Bu kesimler, bir bütün olarak Hrant’ın katledilmesinde pay sahibidirler. Çünkü hepsinin damarlarında “asil kan” dedikleri soykırımcı Türkçü ağu dolaşmaktadır.İsmi pek önemli değildir. Mehmetçik bir kalemşörün şu yazdıkları ibret vericidir. „Hrant'ın katili, damarlarımıza karışan zehirli kandır…Temiz kanımıza karışmış bu zehri içimizden atmadıkça millet olarak bir yere gidemeyeceğimizi bize bir kez daha gösterdi.“ İşte yanıldıkları nokta budur. Kanınıza zehir falan karışmış değil. Damarlarınızda dolaşan „asil kandır.“ Zaten bu coğrafyanın yerli halklarının başına ne getirdiyseniz bu „asil kan“a borçlusunuz. Bunu daima övünç kaynağı ettiniz. „Ulusal marş“ınıza bile nakş ettiniz. Şimdi kime ne anlatmak istiyorsunuz? Barbarlıkta dünyada eşi olmayan göçebe sürülerinin temiz kalmış tek bir hücresi kalmamışken  „temiz kanımız“ hikayesinin yuturulmaya çalışılması soykırım, katliam, talan, çalı-çırpma tarihlerini yuturma çabasıdır. Bu çabanın esas amaçı milyonlarca Ermeni, Asuri-Suryani, Rum ve Kürd’ü soykırımdan geçiren bir kültür empoze edilmeye yöneliktir. Dahası bu “temiz, asil kan” hikayesinin yeniden pişirilmesi Hrantların ölümüne yeniden davetiye çıkarmaktır.  Bu katiller sürüsü, birde utanmadan Hrant’ın katledilmesini “Dış mihrakların Türkiye’ye karşı bir komplosu” olarak lanse ettiler. Kara yüzlerini aklamaya çabaliyorlar. Bu yüzsüz mahluklar kimi kandırmaya çalışıyorlar? Yaygın değişle bu, “Türk’ün Türk’e propagandası” olsa gerek.Hrant”ın katilleri yine o hikayeyi seslendirdiler. Kendilerini aklamak için o bildik "yabancı parmağı", "dış mihrak", "tahrik", “provakasyon” hikayesini anlatmaya çalışıyorlar. Türk basınıda bunun taşaronluğunu yapmaktadır. Hrant’ın katledilmesi üzerine yazan yazarların söyledikleri Türk basını tarandığında aynı turnadan çıktığına hükmetmekten zorlanmasınız. Bu mehmetçik kalemşörlere, silahşörler tarafından brifink verildiğine kuşku yoktur. Hrant’ın katletmesine karşı çıkan tüm yazar-çizerlerin ortak noktası, "Dink'e sıkılan kurşunlar Türkiye'ye de sıkıldı!" teranesini geveleyip durulmasıdır. Korkuları Türkiye’nin töhmet altına gireceği ve zor durumda kalacağıdır. Bu mantıkta linç kültürü vardır. Soykırım mantığı vardır. Adamlar, Hrant’ın ölümüne üzülmüyorlar. Hrant’ın şahsında bir milletin, Ermeni milletinin üstüne bir kez daha kurşun yağdırıldığı, soykırımdan geçirildiği umurlarından değildir. Onlar, Türkiye’nin uğrayacağı kar-zarar hesabını yapıyorlar. Bunu yapanlar sözde aydın ve demokrat oluyorlar. Böylesi aydın ve demokrat düşman başına.Hrant Dink’in katili Türkiye çıkarının kaygısını dert eden herkestir. Hrant’ı katledenler, Ermeni, Asuri-Suryani, Rum ve Kürd soykırımını inkar edenlerdir. Ermeni, Asuri-Suryani, Rum ve Kürd düşmanlığı yapanlardır. Bunların sıradan demokratik haklarını dile getirdiğinde deli-divaneye dönen, “sabrımız taşıyor” diyenlerdir. Gerçek suçlular bunlardır. Hrant’ın katili, Türk egemenlik sistemidir. Türkçüleşen köksüz ucube Türk denilen devşirme toplumdur. Devletbaşından tutun sokaktaki sıradan insandır. Devletin her kademesindeki zevattır. Ordu, polis, bürokrasi. meclis, partiler, mahkeme, yargıtay, televizyonlar, gazeteler, sivil kurumlarından tutun “Ermeni dölü” edebiyatını küfür olarak içseleştirmiş toplumun bir bütünü Hrant Dink’in katilidir.Hrant’ın katilleri, yüzyılla yakındır gerçekleşmiş, tarihe kara bir leke olarak iz bırakmış insanlık suçu Ermeni soykırımını “sözde” olarak ifade edenlerdir.Hrant’ın katledilmesi yüzyıldır süren bir soykırımın günümüzdeki halkasıdır. Türk egemenlik sistemi, Hrant’ın şahsında Ermeni milletine üç kurşun daha sıkmıştır. Soykırımçılıkla suçüstü yakalamışlardır. Hrantların katledilmesiyle Ermeni milleti bittirilemez. Bunun hesabı er-geç sorulur. Bunu yapanların akibeti hiçte olumlu olmayacaktır. Sonları Saddam’ın sonu olacaktır.Sonuç olarak; Hrant’ın düşüncelerini önemli oranda paylaşmasamde düşüncelerinden öte milli kimliği nedeniyle barbar Türkler tarafından katledilmesi bir vahşettir. Ona sıkılan kurşunları beynime sıkılmış hissetim. Milletimin bir ferdine sıkıldığı kadar içimden derin özüntüsünü yaşadım. Ailesinin, sevenlerinin ve Ermeni milletinin başı sağolsun. Hrant’ın ruhu şad olsun. 23 Ocak 2007

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.