BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ALÝM · 24.01.2007 · 1 görüntülenme
TC rejiminin son kurbanı olarak seçilen Hrant Dink 19 ocak’ta gazetesi önünde kahpece katledilmiştir. En son bilgilere göre katil Trabzon kökenli 17 yaşında bir gençtir. Ayrıca bir çok kişinin de bu cinayete yardımcı oldukları, ama örgütlü bir eylem olmadığı ve cinayetin duygusal nedenlerden işlendiği açıklanmıştır. Geçen yılın 6 şubatında yine bir faşist tosuncuk Trabzon’da İtalyan rahibi katl etmesi ve F tipi cezaevlerine ilişkin bildiri dağıtan Tayad’lı gençlere linç girişimi ile birlikte ele alındığında, Trabzon rejimin özel olarak ağırlık verdiği ve tetikçilerini seçtiği bir merkez olarak belirlenmiştir. Hrant Dink gibi barışcıl insan sever birisinin hedef seçilmesi TC rejiminin muhaliflere verdiği bir mesaj niteliğindedir. Hrant Dink son yazıdığı “ruh halinin güvercin tedirghinliği” adlı makalesinde üç yıldır yaşadıklarını çok duygusal ve etkili bir tarzda antaltmıştır. Hrant Dink bu yazısını aşağıdaki gibi bitirmişti : “Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama o kadar da özgürce.” Evet Hrant’ın ruh halinin tedirginliği yalın bir gerçeği anlatıyordu. Fakat Hrant’ın yanıldığı nokta ne yazık ki; insanların kentin içindeki güvercinlere dokunmadığı noktasıdır. Çünkü, TC rejiminin insanlarının karakterlerini değiştirmiş ve onlardan güvercinleri de öldüren katiller yaratmıştır.Açıkta kalan ordu mensuplarının mesleklerini, gelirlerini ve ayrıcalıklarını korumak için yarattıkları TC, 84 yıldır devletin gerçek sahiplarinin çıkarına işleyen bir sistem oluşturmuş ve sistem tehlikeye girdiğinde her türlü müdahaleyi yapmakta sakınca görmemiştir. Bu anlamda 3 defa açık darbe yapılmış, devamında darbe içselleştirilerek sürekli darbe durumuna geçilmiştir. Bu sistemi kontrol eden ve bundan çıkar sağlayan kesim derin devlet olarak tanımlanmaktadır. Ama, bu tanım yeterince aydınlatıcı olmadığından biz bunu Türk rejiminde ordu sanayi kompleksi makalesinde devletin esas sahiplerinin hangi kesimlerden oluştuğunu tanımlamaya çalışmıştık. Değişen dünya koşullarına uyum sağlayarak iktidarlarını garanti altına alan bu kesim darbe yapmak yerine değişik müdahale yöntemleri geliştirmiştir. 28 şubat, Şemdinli olayları ve siyasi cinayetler bu müdahale yötemlerinden bazılarıdır.Hrant Dink olayına gelince, Osmanlı’nın mirascısı olan TC 84 yıllık tarihi boyunca Ermeni jenosidini inkar ederken Ermenileri hain olarak lanse etmiştir. TC rejimi, Beşikçi’nin deyimiyle insanların kafalarına karakollar kurmuştur. Böylece ordu sanayi kompleksinin belirlediği resmi ideoloji Türkiye’de eğitim, medya ve diğer araçlarla kitlelere empoze edilmekte ve kitleler manipule edilmektedir. Böylece, rejim kendisi için tehlike olarak gördüğü aydın, siyasetçi vb. kamuoyuna düşman olarak lanse ederek etkinliklerini sınırlandımaktadır. 92 yıl önce gerçekleştirilen Ermeni jenosidini dünya kamuoyu önünde inkar eden ve bu gerçeği tanıyan ülkelerle diplomatik kriz yaratan TC rejimi, bu kriz dönemlerinde Türkiye’de kalan Ermeni azınlığı manipule ederek bu tür kararları önlemeye çalışmaktadır. Bu anlamda resmi ideolojiye boyun eğmeyen aydınlar ve kesimler ise hedef haline getirilmektedir. 2003’te ABD’nin Irak’a müdahalesinden sonra, Orta Doğu’da 80 yıl önce oluşturulan statüko değişince sıranın kendisine de geleceğinde korkan TC rejimi değişimi durdurmak için çok yönlü bir program uygulamaktadır. TC rejiminin kısa vadede ki korkulu rüyaları başlıca 3 alandadır. Bunlar Kıbrıs sorunu, Ermeni jenosidinin tanınması ve Güney Kürdistan’ın Kerkük’ü içine alarak bağımsız bir devlete dönüşmesidir. Bu konular daha çok ululararasılaştığından TC’nin müdahale marjı bir hayli sınırlıdır ve TC’ye rağmen sağlanacak gelişmeler, varlıklarını ve çıkarlarını TC rejiminin mevcut haliyla sürmesinden bağlayan kesimlerin aleyhinedir. Bundan dolayı, Türk kamuoyuna ırkçı boyutlarda milliyetçilik pompalanmaya başlanarak, kitleleri manipule ederek bu alanlardaki gelişmeler engellenmek istenmektedir. Bunun hukuki alt yapısı hazırlanarak gerekli yasal değişiklikler yapılmış ve hiç bir objektifliği olmayan “Türklüğü aşağılamak” suçu icat edilerek Hrant Dink, Orhan Pamuk, Elif Şafak vb. aydınlar düşüncelerini ifade ettikleri için yargılanarak hain olarak lanse edilerek hedef haline getirilmişlerdir.Bu yasaya dayanarak “Türk olmadığını... Türkiyeli ve Ermeni olduğunu” söyleyen Hrant Dink aleyhine Türklüğü aşağılamak suçlamasıyala dava açılarak 6 ay hapse mahkum edilmiştir. Çağdaş hukukta yeri olmayan son derecede subjektif ve keyfi olan bu suç, TC rejiminin statükoyu korumak için ülke içindeki muhaliflere karşı uyguladığı bir silahtır. Bu yasa çerçevesinde yargı önüne çıkartılan aydınlar Kerinçsiz ve taifesi tarafından medyatik olarak linç edilmekte, daha yargılanma sürecinde psikolojik baskı altına alınarak mahkemeden önce kamuoyunda mahkum edilmektedir. Dolayısıyla, gün kadar açık bir gerçeği söylayen Hrant Dink, gerçeği dile getirdiği için mahkum edilmeden medyatik olarak linç edilmiş ve hedef haline getirilmiştir. Hrant Dink bu karara karşı AİHM’de dava açınca, çağ dışı Türk hukukuna göre işlemeyen bu mahkemenin Türkiye’yi mahkum edeceği anlaşılmıştır. Bu topraklarda geçmişi Türklerin en az 3 katı olan bir Ermeninin kökenini inkar etmesi insani bir tavır olmadığından, Ermeniliğini ifade eden Hrant Dink’in Türklüğü aşağıladığı kabul edimiştir. Bu kararın anlamı ; dağdan gelen bağdaki kovmakla kalmamış, üstüne üstlük onu yargısız olarak infaz etmiştir. Bu infaz, AB’ye girmek isteyen bir ülkenin kendi vatandaşına eskiden olduğu gibi istediği muameleyi yapamayacak olmasına rağmen yapılmıştır. Hatırlanacağı üzere, bu ülkede yaşayan halkların yüz akları olan Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya vb. bir çok aydın ve sanatçı ihanetle suçlanarak ülkeden kovulmuş, yaban ellerde ölmüşler ve rejim bu cinayetlerin hesabını hiç bir zaman vermemiştir. TC rejimi karşısında eğilmeyen bağımsız bir aydın olan Hrant Dink artık susturulması gereken bir şahsiyet haline gelmişti. Bundan dolayı, bir parti üyesi olmayan ve Ermenilerden tepki alan Hrant Dink öldürülsede fazla tepki toplamayacağı hesaplanmıştır. Devamında, Hrant Dink’in elimine edilmesini karar verenler, onu bir tetikçiye vurdurtuklarında ağır bir tokat yemişlerdir. Doğru Hrant Dink bir parti üyesi değildi ama yürekli bir aydın ve her şeyden öte bir insandı, onun ve insanlığın düşmanı olan bu kesimler sıradan insanların ve dünya kamuoyunun bu olaya bu kadar tepki göstereceğini hesaplamamışlardır. Neticede, bu ülkeyi ve halkları rehin alan insanlık düşmanları Hrant Dink’i öldürerek onu fiziken susturmuşladır. Ama Hırant Dink insanlığı temsil ettiğinden, onun değerleri hepimizin değerleridir ve onu yaşatmanın yolu, insanlık düşmanlarını ortaya çıkartıp onları yalnızlaştırmakatan ve bu rejimin tasfiyesinden geçmektedir. Ama TC rejiminin demokratikleşmesi ordu sanayi kompleksi iktidarda olduğu sürece mümkün değildir. Bu kesimin iktidarı normal yollardan bırakması söz konusu olmadığından, TC rejiminin elimine edilerek, yerine halkların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri temelden demokratik bir yapının kurulması gerekmektedir. Biraz dikkat edilirse, bir çoğumuzun özgürce hareket etmeye çalışırken, bir güvercin ürkekliğiyle hareket etmekte olduğumuz görülecektir. Güvercinlerimizi vuranlar kaba güçle ve silahla hareket etmektedir. Bundan dolayı, hepimiz Hrant Dink’in yazdığı gibi ürkek bir güvercinin ruh tedirginliği içinde yaşamaya devam ediyoruz. Güvercinlerin kurban edilmesine dur demenin zamanı artık geldi ve bu kurban verdiğimiz son güvercin olmalıdır. Umarım TC rejiminden zarar görenler ve bu rejime muhalif olanlar yani güvercinler ; Hrant Dink’in öldürülmesinden gerekli dersleri çıkararak rejim değişikliğini hedefleyecek tarzda hareket ederek bu çağdışı rejimi hak ettiği yere gönderirler.Ahmet ALİM Fransa, 22 ocak 2007
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.