BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
STEPHEN KINZER · 25.01.2007 · 1 görüntülenme
Türkler siyasi cinayetler döneminin geride kaldığına inandırılmıştı, ama yaklaşan seçimlerle birlikte milliyetçi söylem yine ortaya çıktı. Şemdinli olayı ve benzer saldırıları kınamayan siyasiler, Dink suikastının zeminini hazırladı. Türkiye yeni bir kimlik krizi dönemine giriyor Cuma günü öldürülen Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink'le son görüşmemde, yalnızca karşılıklı hoş sohbetten daha fazlasını yapma yönünde ani bir ihtiyaç hissettim. Bu, birkaç ay önceydi ve Boğaz'da gezinti yapan bir teknede yemek yiyerek Türkiye'nin en büyük zevklerinden birini yaşıyorduk. Bununla birlikte Dink için hayat, daha az keyifli bir hale gelmişti. Aşırı milliyetçi basının sert saldırılarına maruz kalıyor, keyifsiz ve düşünceli görünüyordu. Onu bir kenara çektim ve yaptığı işin ne kadar önemli olduğunu, Türkiye'de ve dışarıda ne kadar desteklendiğini ve nasıl kahraman bir gazeteciye dönüştüğünü anlattım. Basitçe, "Anlıyorum" diye cevap verdi ve ekledi: "Durmuyorum." 301, Orwell tarzı Dink, hükümet liderlerinin parçalanmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğu'nun 1915'te Ermenilerin toplu katliamını yönettiğini kabul etmesini isteyen ve sayıları giderek artan Türklerin en önünde bulunuyordu. Aynı Türkler, ülkelerinin otoriter geçmişinden kurtulmasını ve tam demokrasi yolunda yürüyüşünü tamamlamasını isteyenlerdi. Bununla birlikte bazı Türk milliyetçiler, ülkelerinin modernliğe doğru yürüyüşünde derin bir tehdit hissediyor. 1980'ler boyunca Türkiye'nin önde gelen gazetecilerini vuranlar onlardı. 1990'larda namlularını Kürt milliyetçilerine çevirdiler. Yüzlerce insanı ölüm mangalarıyla katledenler ayan beyan cezadan muaf tutuldu. Geçen yıllarda, çok sayıda Türk'ün kendilerini bu kötü günlerin geride kaldığına inandırmasına izin verildi. Ancak seçim kampanyasının yaklaşmasıyla milliyetçi söylem siyasi konuşmalarda ve militan basında tekrar ortaya çıkıyor. Bunların çoğu Ermenilerin, Kürtlerin ve diğer azınlıkların Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü tehdit ettiği ve bunun çok hayati olduğu yönünde çirkin imalar içeriyor. Çok az sayıda hükümet yetkilisi veya askeri yetkili nadir olarak bu milliyetçi söylemi eleştiriyor. Bazıları bunu teşvik etmekle kalmayıp, suçlu katilleri yargılanmamaları için koruyor. Bu da radikallere cesaret verdi ve onları devletin sessiz kalarak kendilerini desteklediğine inanmalarının yolunu açtı. Sessizlikleriyle ve Kürt yerleşimi Şemdinli'de 14 ay önce askeri yetkililerce düzenlendiği belli olan bombalama gibi saldırıları kınamaktaki başarısızlıklarıyla Türk siyasi liderleri ve askeri yetkililer, Dink cinayetine zemin hazırlanmasına yardım etti. Hem Türkçe hem de Ermenice yayımlanan haftalık gazetesi AGOS'ta Dink, Türk basınının yazılamayan tabuların tutsağı olduğunun farkındaydı. Orwell tipi 'Türklüğü aşağılamak' suçundan birkaç kez yargılandı. Aleyhinde açılan davalardan birinde mahkûm edildi, altı aylık hapis cezası ertelendi. Mahkeme salonuna her geldiğinde, bir grup aşırı milliyetçi ona küfürlerle hakaretlerle saldırmaya çalıştı. Bu, Nobel ödüllü Orhan Pamuk'a geçen yıl yargılandığında hakaret eden çeteydi. Dink'in bir dayanışma ifadesi olarak Pamuk'un duruşmasına katılması, bu militanları daha da çileden çıkardı. Türk milliyetçiler, geçen yılın sonunda AB Türkiye'yle müzakereleri askıya almaya karar verdiğinde büyük bir zafer kazandıklarına inandı. Hâlâ ülkelerini içine çeken demokratik gelgite geri dönmeyi umuyorlar. Bazıları açıkça, bunu özgürce düşünenleri mahkûm ederek gerçekleştiremediklerinde öldürerek yapabileceklerine inanıyor. Bu saldırı, tüm Türkiye'de tiksinme uyandırdı. Cinayet hiç kuşkusuz, ülkenin geniş ve sayıları giderek artan cesur insan hakları savunucularını hemen harekete geçirecektir. Atacakları ilk adım, özgür basına ve ifade hürriyetine sınırlama ve baskı getiren TCK'nın 301. maddesinin kaldırılması yönünde kampanyalarını şiddetlendirmek olabilir. Bunu başarmak ve siyasi sistemin yeniden şekillenmesini sonlandırmak kolay değil. Türkiye, yeni bir kimlik krizi dönemine giriyor. Eski baskıcı siyasi gelenek ölüyor, ancak ölümü sırasında yarattığı kargaşa rahatsız edici bir şekilde şiddete bürünüyor. Siyasi liderler ve onların üniformalı meslektaşları, bunlara göz yumabileceklerine ve hatta aşırı milliyetçi ideolojileri kullanabileceklerine inanmış görünüyor. Dink'in öldürülmesi, gidişatın ne kadar tehlikeli olduğunun göstergesi. Erdoğan'ın elinde bir şans var... Zanlının yakalanması öfkeli Türkleri sakinleştirmeye yetmeyecektir. Onların öfkesi yalnızca tetiği basitçe çeken o kişiye değil, aynı zamanda bu cinayeti mümkün kılan zehirli atmosferi yaratanlara. Uzun bir dönem polis ve ordu içindeki unsurlarca desteklenen Türkiye'nin sertlik yanlısı aşırı milliyetçi kesimi, sadece gazetecileri öldürmeyi değil, Türk tarihinin ilerleyişini durdurmayı da amaçlıyor. Hiçbir hükümet de ciddi anlamda bunu ortadan kaldırmaya girişmedi. Dink'in öldürülmesi ve yarattığı öfke dalgası, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bunun yapılabilmesi için bir şans tanıyor. (New York Times gazetesinin eski Türkiye büro şefi, 22 Ocak 2007)
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.