BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ehmedê Gûlîstanê · 16.04.2006 · 2 görüntülenme
Adolf Hitler; 22 Ağustos 1939’da, Askeri Kumandanlarına Polonya için kısa vadeli planlarını anlattığı özel çadırındaki konuşmasında:“Biz gücümüzü hızımızdan ve acımasızlığımızdan alıyoruz. Cengiz Han milyonlarca kadın ve çocuğun ölümüne yol açtı, planlı bir şekilde ve büyük bir mutlulukla... Tarih onun şahsında sadece bir devlet kurucusunu görüyor. Güçsüz bir Batı Avrupa medeniyetinin benim hakkımda ne diyeceği umurumda bile olmaz.Polonya mevcut nüfusundan arındıracak ve buraya Almanlar yerleştirilecek. Küçük devletler beni korkutamaz. Kemal’in ölümünden beri Türkiye aptallar ve yarım akıllılar tarafından idare ediliyor...Savaş amacımızın yalnızca belli sınırlara ulaşmaktan ibaret olmayıp düşmanın fiziksel varlığını yok etmeyi de kapsadığını bildiren buyruğu yayınladım ve her kim ağzını açıp tek bir eleştiri sözcüğü sarf edecek olursa, infaz mangası tarafından idam edilecektir.Siz beyler, şan ve şerefe yüzyıllardır olmadığınız kadar yakınsınız. Güçlü olun! Merhametsiz olun! Başkalarından daha hızlı ve daha acımasızca harekete geçin! Batı Avrupa vatandaşları korkudan tir tir titremeliler. Bu, onları korkudan öldüreceği için, savaşı ilerletmenin en medeni yoludur.Bu yüzden, şimdilik yalnızca doğuda, ölüm teşkilatlarını hazır bulunduruyorum, onlar Leh kökenli ve Leh dilini konuşan erkek kadın, çocuk yaşlı her kim varsa hepsini gözlerini kırpmadan ve acımadan öldürmek için emir aldılar. Bize gereken yaşama alanını, ancak bu şekilde ele geçirebiliriz. Tüm olanlara rağmen bugün Ermenilerin imhasında bahseden kim kaldı ki?”Yanlış duymadınız, Tespit Adolf Hitlere ait. O, “Tüm olanlara rağmen bugün Ermenilerin imhasından bahseden kim kaldı ki?” diye sorar askeri komutanlarına ve “Korkmadan katledin!” talimatını verir.. Hitler’in sözlerini ahlaki ve tarihsel olarak ele almak; iki dünya savaşının keşmekeşinde işlenen iki taammüden suç arasındaki şaşırtıcı paralelliği yansıtmak; İstanbul’da kurulan Osmanlı Mahkemesi’nin “Jön Türk liderlerini savaş suçlarından ve Ermenilere karşı işlenen suçlardan yargılama” sının ardından, başarısız bir “Nuremberg”in gerçekleştiğini hatırlamak ve Hitler’in Ermeni Kırımı’ndan çıkardığı tüyler ürpertici derslere kafa yormak ve durup düşünmek!.. Fakat Ermeniler için Hitler’in retorik sorusundaki zalim alay, akıldan çıkarılamayacak derecede gerçekti. Dünya onların soykırıma uğradığını unutmuştu, ama Hitler cani planları için bile olsa “Muazzam örnek!” olarak hatırlamıştı. Bugün tüm belge ve tanıklara rağmen “Sözde Ermeni Soykırımı” ,“Yok öyle bir şey” ve ya “Ben / Biz yapmadık o yaptı!” demenin, yanlış inkarda diretmekten başka ne anlamı var ki? İnkâr felsefesini benimseyenlere ispatın anlamı olur mu? `Kürt Sorunu`, “Ermeni Sorunu”, “Alevilik Sorunu”, Rum, Yahudi ve diğer halkların göçerttirilmesi sorunsalı vs. sağlıklı `çözüme’ vardırılmadıkça daha çok farklı alanlarda uzun süre tartışılacaktır. Bu sorunlar, öncesindeki işgalci ve Halife Osmanlı’dan devrolagelen ve esas olarak 19-20.yüzyıllarda tamamen “Türk Devlet-Ulus Yaratma ve ‘Misak-i Milli‘ ye egemen kılma!” sorunsalından kaynaklıdır. 9 Ağustos 1909’da İttehat ve Teraki Fıkrası’nın üç doktoru (Dr. Ziya Gökalp, Dr. Bahattin Şakir ve Dr. Nazım) tarafından hazırlanan ve “Selanik Gizli Toplantısı”nda “Teşkilat’ın Esas Programı” olarak benimsenen ve sorunların “esaslı” hali için “Teşkilatı Mahsusa”ya sevk edilen; “Rumlar göçertilecek, Ermenilerin mallarına el konulup temizlenecek, Kürtler uzun sürede asimile edilecek, Aleviler müslümanlaştırılacak ve Türk/Müslümanlığa dahil edilecek!” politik reçetenin hayata geçirilerek, bugün; “Türkiye Türklerindir!”, “Bir Türk Dünyaya bedeldir!”, “Türküm diyen en mutludur!”, “Etrafımız düşmanlarla sarılıdır ve Dünya Türk’e düşmandır!”, “Türkün Türkten başka dostu yoktur”, “Doğruluk, yurtseverlik, çalışkanlık Türk’e hastır!”, “Eğemenlik kayıtsız şartsız milletindir!”, “Köylü Milletin efendisidir!”, “Devlet ve millet bir bütündür.”, “Devlet babadır.” denilerek bu çerçevede bir “Demokrasi!”, “Moddernite!” ve “Medeniyet!” tanımlaması oturtulmaya çalışılmıştır! Bu politikaları, 21. yüzyılda bile aşmak istemeyenlerin; daha “düşman, hain!” tanımından kendini alıkoyamayanların, halen tartışma ve demokrasiden korkanların, tabularından kurtulamayanların mevcudiyeti malumumuzdur. Bunun böyle olmadığını söyleyenler, en demokratik metodlarla eleştirenler, Türkiye’de cezayi mueyidelere halen maruz kalabilmektedirler. Bu anlayışın aşılması, geçmiş acıların yaşanmaması, yaşananların hafifletilmesi dileğiyle, bi hakın iadesi için toplumsal barışa ve düşünce özgürlüğü kavramına, tarihin doğru okunmasına, gerçek demokrasinin yaşama geçirilmesine ve tabuların aşılmasına önemli katkılar sunacağına inanarak 24 Nisana yaklaştığımız bu günlerde ve ermeni soykırımının 91. Yüz yılında bu insanlık mezalimini unutmamak ve kınamak herkesten çok Kürtlerin görevidir. Zira Türk sömürgeci sistemi dün “ZO’ları, bügün “LO”ları yani bu toprağın has uluslarını katletmek için daha işbaşındadır. Ve bu linç kültürünün tarihi eskidir. Ancak eski olduğu kadar da günceldir. Dün öldürülenler Rum, Ermeni çocukları idi. Bugün Kürt çocukları. Ama tamamı Medya Ülkesinin çocuklarıdır.Bugün kurdistanda yaşanan ve yaşatılan eski projenin tatbikidir. Görev "yok" deyip yok eden jenosid amaçlı projeyi berteraf etmektir. .
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.