Heil hitler!! Dikat! führerimiz konuşuyor.

Onbirinci köy sakini · 01.01.2010 · 1 görüntülenme

Şu korkağın daleveresine bakın,kıçını kurtarmak için,neler yapıyor.Liderlik yapmıyormuş,sosyolojik tahlil yapıyormuş..Ulan sen sosyologmusun.Ahlaksız adam.Başkasının mesleğine emeğinede göz dikmiş. Dünyanın en aklı adamıymış.

De buyurun bizimde bir führerimiz var.Almanlar çatlasın.

Öcalan: Belediye başkanlarına operasyon provokasyondur ANF12:23 / 01 Ocak 2010 İSTANBUL - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, belediye başkanlarına yönelik operasyonun bir provokasyon olduğunu belirterek, orduya karşı operasyon görüntüsüyle Kürtlere yapılanların üstünün örtülmeye çalışıldığını söyledi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatları ile yaptığı haftalık olağan görüşmesinde gündemdeki konuları değerlendirdi. Belediye başkanlarına yönelik operasyonu provokasyon olarak değerlendiren Öcalan, orduya karşı operasyon görüntüsüyle Kürtlere yapılanların üstünün örtülmeye çalışıldığını belirterek şunları söyledi:

KÜRT HALKI KENDİ ÖRGÜTLÜLÜKLERİNİ SAVUNACAKTIR

Belediye Başkanlarına dönük bu operasyon aslında bir provokasyondur. Halkın tepkileri yoğundur sanırım bu provakasyonlara karşı. Kürt halkı herşeye karşı örgütlüdür, örgütlülüğünü koruyorlar. Kendi örgütlülüklerini elbette savunacaklar, protestoları da bu yönlü geliştireceklerdir.

3 HALKA

Aslında benim KCK ile söylemek istediğim; KCK illegal bir yapılanma yani Türkiye'ye göre yasal sayılmıyor. KCK'nin ayrı bir yapılanması vardır, işte başı Kandil'dedir. KCK'nin bir sürü yerde örgütlenmeleri vardır, yapılanmaları vardır, Türkiye içinde de yapılanmaları vardır. Onların kendilerine göre bir sistemi vardır, çalışmaları da buna göredir. KCK ile legal siyaset ayrıdır. Belediye Başkanlarının, siyasetçilerin bu oluşumun üyesi olduklarını sanmıyorum, olmamaları da gerekir. Seçilmişlerin de bunu kabul edeceklerini sanmıyorum. KCK dediğim gibi ayrı, kendine göre sistemi ve örgütlenmesi olan bir oluşumdur, Türkiye'de yasal olmadığını bilir, buna göre davranır.

DEMOKRATİK SİYASETE ÖRGÜTLENME

Demokratik siyaset farklı bir statüde örgütlenmeye gitmelidir. Bunun için dernekler şeklinde örgütlenmeler olabilir, sivil toplum kuruluşları, insiyatifleri şeklinde örgütlenebilinir. Demokratik Toplum Kongresi'nin merkezi Amed'tedir. İçinde Kürtler elbette olur, ama başkaları da olur. Demokratik Toplum Kongresi pek çok alanda siyasetten ekonomiye, spordan sanata, kültüre kadar her alanda başta kadın ve gençlik olmak üzere, halkın içinde olurlar. Kürtlerin demokratik temelde örgütlenmesini söylemiştim. İstanbul'da da DTK'nın içinde yer alanlar olabilir ama bunlar Diyarbakır'a, Amed'e bağlıdır. İkinci halka Demokratik Toplum Kongresi'dir.

SİYASİ PARTİ SADECE KÜRTLERİN DEĞİL TÜRKİYE'NİN PARTİSİ OLMALIDIR

Üçüncü halka siyasal partidir. Bu, sadece Kürtlerin değil Türkiye'nin partisi olmalıdır, buna ne kadar hazırlıklıdırlar onu bilemiyorum. Sanırım hala tartışmalar sürüyor. Yerelden Kongrelerini yaparak, her türlü demokratik tartışmaya Türkiye'nin her yerinde hayata geçirerek bir yapılanmaya gidilebilir. Değişik çevrelerin, farklı görüşlerin bu parti içinde yer almasını önemsiyorum. Kendi düşünceleriyle, kendi gruplarıyla ortak ilkeler çerçevesinde olabilir. Siyasal parti içinde feminist grubun, feminist çevrelerin yer alması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca bu çevresel problemler, bunlar önemlidir. Çevreciler de bu siyasal partinin içinde yer alabilir. Birçok çevreden akademisyenlerle, aydınlarla, farklı isimlerle, farklı görüşlerle, üç ilke çerçevesinde görüşülebilinir. Geniş çevrelerin siyasal partide yer alması gerekir. Ben feministlerin de, çevrecilerin de farklı grupların da parti içinde kendi görüşleriyle almaları gerektiğini düşünüyorum. Siyasal partinin üçüncü halka olarak Türkiye'nin her yerinde örgütlenmesi gerekiyor. Dürüst alevi kesimler de, alevi aydınlar da dahil edilmelidir.

SİYASAL PARTİ İÇİN ORTAK İLKELER

Siyasal parti için bu üç hususu belirtmek istiyorum. Bu ortak ilkelerden birincisi Demokratik Cumhuriyet'tir. Bundan kastım, devletin demokratikleştirilmesidir. İkinci ilke; demokratik vatan'dır. Ben daha önce ortak vatan diye niteliyordum, bundan kastım bu bütün ülke toprağıdır. Vatan gene ortaktır ama herkesin bu topraklarda farklı ulusların, etnisitelerin yaşadığı gerçeğinin görülebilmesi için demokratik vatan diyorum. Üçüncü ilke demokratik ulus'tur. Demokratik ulus kavramı, ulusun demokratikleşmesi, burada söylemek istediğim aslında çoklu ulus'tur. Sadece Kürtler, Türkler değil, farklı etnisiteler, azınlıklar var, tümünü kapsayan çoklu kültür, çoklu kimlik, çoklu ulus, bunların bileşimine, bunların tümüne demokratik ulus diyebiliriz. İspanya'da bu var. İspanya'da tek bir İspanyol ulusu yok, ortak bir vatan var, İspanya var ama herkesi İspanyollaştıran, herkese tek tip ulus, tek tip dil dayatan bir anlayış, devlet yok. İngiltere'de buna benzer bir anlayış var. Tek devlet, tek ulus anlayışı Türkiye'de olduğu gibi, Kara delik gibidir. Herşeyi yutar, kendine benzeştirip tek tipleştirmeye çalışırken yok eder. Kürtler demokratik uluslaşmasını DTK yoluyla gerçekleştirebilirler. Kürtlerin demokratik temelde örgütlenmesini, Kürtlerin demokratikleşmesini, demokratik uluslaşmasını sağlamaya yöneliktir. Biz o yüzden DTK'nın merkezi Amed'tir dedik. Bu özellikle bölgede örgütlenir. Ancak siyasal parti tüm Türkiye'de olur. Programı da buna göre olur, Türkiye'nin sorunlarıyla, tüm Türkiye'nin demokratikleştirilmesiyle ilgili yani bir Türkiye partisi olması gerekir. Yeni partinin tüzüğünün, yönetmeliklerinin buna göre tartışılması yeniden düzenlenmesi gerekir. Bunun için savunmalarımdan, geçmiş tartışmalarımdan da yararlanılabilir. Yeni partinin kendini bu çerçevede geliştirmesini, stratejik olarak böyle örgütlemesini öneriyorum. Anadoludaki kumar kapitalizminden ancak böyle kurtulabilinir. Herkesin içinde yer alabileceği ortak ilkeleri belirttim. Bu çerçevede yürütülebilir.

STRATEJİK ÖNDERLİK

Ben stratejik önderliğim, sosyolojik belirlemeler yapıyorum, talimat vermiyorum, bunu uygun da bulmam, siyasi etik açısından doğru olmaz, görüşlerimi belirtiyorum. Herkes gibi benim de tartışma hakkım var.

ORDUYA KARŞI OPERASYON GÖRÜNTÜSÜYLE KÜRTLERE YAPILANLARIN ÜSTÜ ÖRTÜLMEYE ÇALIŞILIYOR

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın evi önünde iki subayın polis tarafından gözaltına alınmasıyla başlayan soruşturma kapsamında özel harp dairesi Seferberlik Tetkik Kurulu'ndaki aramalara da değinen Öcalan şunları söyledi:

“Bütün bunlar danışıklı döğüştür. yok öyle operasyon moperasyon, özel harp dairesine girmişler, kozmik oda diyorlar. Ne zaman ki Kürtlere AKP bir operasyon yapıyor, bunu örtbas etmek için işte ben bazı adımlar atacağım ama bana engel oluyorlar, ordu bana engel çıkarıyor, diyerek Kürtlere yönelik belirsizlik yaratıyor. Ne zaman Kürtlere karşı bir operasyon yapılsa hemen orduya karşı da bir şeyler yapılarak, orduya karşı operasyon görüntüsüyle Kürtlere yapılanların üstü örtülmeye çalışılıyor. Olası gelecek tepkileri de ortadan kaldırdılar. KCK adı altında operasyon oldu bu bir provokasyondur ama hiç kimseden çıt çıkmadı, tartışılmıyor.

AKP ORDU İLE DANIŞIKLI DÖĞÜŞ HALİNDEDİR

AKP ordu ile danışıklı döğüş halindedir. Biraz özgür durmaya çalışan Kürtleri hapishanelere tıkıyor. Kürtlerin özgür-demokratik siyaset yapmak isteyen kesiminin önünü kesiyor, orduyu bahane ediyor. Yani Kürtlere bana sığının diyor. Bir yandan Kürtleri tasfiye ediyor öte yandan para vb. şeylerle bazı ailelerle Kürtleri kendine bağlamaya çalışıyor, bu açılım falan değil.

KÜRTLER KENDİ DEMOKRATİK AÇILIMINI HAYATA GEÇİRMELİ

Buna karşı Kürtlerin gerçek demokratik açılımı, kendi demokratik duruşlarını hayata geçirmeleri gerekiyor, bütün Türkiye için. Eğer siyaset yapacaklarsa, eğer özgürlükleri için mücadele edeceklerse bu provokasyonu, AKP'yi iyi görmeleri, bunun ne olduğunu bilince çıkarmaları gerekiyor. AKP'yi yüzde onun altına düşürmeleri gerekir. Bunların tasfiyeden başka bir çözümleri yok. Kürtleri bu yolla kendilerine bağlamak istiyorlar. Ben buna karşı savunmaları geliştirdim. Ortadoğu kültürünü demokratikleştirmek savunmamda buna ilişkin ayrıntılar var. Bu tür oyunları boşa çıkarmak, siyaset yapabilmek için bunları anlamak gerekiyor. Ben bu yüzden siyaset akademileri önermiştim ama gerçekleşmedi. Bunların mutlaka yapılması gerekiyor. Bunu bir sürü yerde hatta dört parçada, İran, Irak, Suriye, Türkiye Kürdistan'ı hatta Avrupa'da; kadınlar için de Özgürlük Akademisi demiştim, bunların hayata geçirilmesi gerekiyor. AKP bile söylediklerimizi alıp bir sürü siyaset akademisi açtı. Bütün demokratik kurumları etkin ve güçlü bir şekilde kullanmasını bilmek gerekiyor.

2010 YILI DEMOKRATİK TEMELDE BÜYÜK BİR MÜCADELE YILI OLMALI

Bu vesileyle tekrar söylüyorum. 2010 mesajımı da bu temelde vermek istiyorum. İşte KCK, siyasal soykırımdır diyor, doğrudur, siyasal soykırımdır. Kürtlere uygulanan siyasal soykırımdır, ekonomik soykırımdır, kültürel soykırımdır. Buna karşı halkın ciddi bir direnişi olduğunu, örgütlü bir duruşla buna karşı çıktığını biliyorum ve onlara inanıyorum. 2010'da siyasal örgütlülüklerini yükselterek demokratik bir ulus olma temelinde özgürlüğe ulaşmak için bütün güçlerini seferber etmeleri gerekir. 2010 yılının demokratik temelde büyük bir mücadele yılı olması gerektiğini bir kez daha vurguluyorum. İşte 15 Şubat'a kadar AKP'nin tavrı da gerillanın duruşu da biraz netleşir. Abbas söylüyor, otonom gruplardır, kendi tepkileri var, biz bile engelleyemeyiz diyor, ben de engelleyemem.

Şimdiye kadar birşeyler yaptım, buraya kadar getirdik. Ama böyle devam edemeyeceğini Hükümet'in görmesi gerekir. Ben burada öyle taktik maktik şeyleri vermiyorum, talimat da vermiyorum, bunu doğru da bulmam. Benim ki pratik önderlik değildir, ben siyasal-ideolojik önderlik yapabilirim, bunları da sosyolojik değerlendirmeler olarak sunuyorum. Ama böyle gelişirse kimse bunun önünü alamaz. Sadece dağlarda değil, çok vahim sonuçları olacak çatışmalar derinleşir. Türk aydınlarının da bunları görerek o yüzden Kürtlerle demokratik siyaset yürütmesi gerektiğini söylüyorum. AKP'nin provokasyonlarına gelmek yerine bütün bunları açığa çıkararak onların da kıyamet koparmaları gerekir.

KADININ ÖZGÜRLÜĞÜ, TOPLUMUN DEMOKRATİKLEŞMESİNİN, ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TEMELİDİR

Ben kadın arkadaşların sonsuz boşanmayı kavradığını düşünüyorum. Bu anlamda manevi bir güç açığa çıkardıklarını da düşünüyorum. Sonsuz boşanmadan kastım beş bin yıllık erkek egemen kültüründen boşanmadır. Kadın üzerinde bu beş bin yıllık tahakkümü ben tecavüz kültürü olarak nitelendiriyorum. Bu kültürden boşanmak elbette kadının özgürleşmesini getirecektir. Kadının özgürlüğü toplumun demokratikleşmesinin özgürlüğünün de temelidir. Kadını ulusun, sınıfın ötesinde toplumun ilk ezilen kesimi, ulusu olarak niteledim. Elbette ki kadının özgürlüğü ve eşitliği, eşit bir topluma gidecek tek yoldur. Toplumun eşitliği diyorsak bunu sağlamak gerekir. Sonsuz aşk kavramından ise özgürlük aşkını, maddi anlamda değil ama manevi anlamda büyük bir gücü açığa çıkarmayı kastediyorum. Bundan maddi bir kazanç ya da mutluluk sağlayamazsınız ama sonsuz boşanmadan insan olarak, kadın olarak özgürlük ve güzelliğinizi, Hellenleşme, tanrıçalaşma diyoruz ya, işte İştar, İnanna sağlayabilirsiniz. Manevi olarak kazanırsınız.

Ben kadının sadece siyasal anlamda değil, ideolojik ve manevi anlamda da derinleşeceklerini, derinleştiklerini düşünüyorum. 2010'da erkek egemen kültüründen sonsuz boşanma temelinde özgürlüklerini yükselteceklerini düşünüyorum.

CEZAEVİNDE DİRENMEK MANEVİDİR

Cezaevinde direnmek manevi bir şeydir. Sadece maddi olarak direnemezsin, sadece fiziki olarak cezaevi şartlarında direnemezsin. Sadece maddi olarak direnirsen bu fiziki yok oluşa kadar gider, manevi gücünüzü açığa çıkarmalısınız. Manevi olarak güçlü olmak gerekir ki cezaevi şartlarına dayanabilesin. 2010 yılı cezaevlerindeki arkadaşlar için manevi özgürlük yılı olacaktır, yeni yıllarını bu temelde kutluyorum.

İTALYA TARİHİNİ ÇÖZÜMLEMEK AVRUPA'YI ÇÖZÜMLEMEKTİR

İtalyadan bir dergi makale yazmamı istiyormuş. İtalyan tarihine önem veriyorum. Gramsci'den özellikle daha önce de bahsetmiştim. Bu çerçevede Ortadoğu Kültürünün Demokratikleştirilmesi isimli savunmamda ana çizgileriyle belirtmiştim. Ama eğer olursa İtalyanlarla görüşlerimi paylaşmak isterim, İtalyanların görüşlerimi öğrenmesini, paylaşmasını önemsiyorum. Ayda bir makale yazmayı düşünebilirim. Daha önce İtalya çözümlemeleri ana hatlarıyla yapmıştım. Ama bundan sonraki Avrupa çözümlemelerimi İtalya üzerinden geliştirmeyi düşünüyorum. Kısmen de çözümlemiştim. İtalya'yı anlamak, Italyan tarihini çözümlemek Avrupa'yı çözümlemektir. İtalya'yı anlarsanız, çözümlerseniz Avrupa'yı da anlarsınız.

Ermeni yazarlar birliğinde sanırım benim üyeliğim var zaten, PEN de olabilir, bir sakıncası yok. Bu yazarlar vesilesiyle Aramı da anarak Ermeniler için şunu söylemek istiyorum. Benim bu son çözümlememde geliştirdiğim konular, bütün Ortadoğu Kültürünün Demokratikleştirilmesidir. Savunmamdaki çözümlemelerim aslında Ermenileri de ilgilendiriyor, Ermeni sorunun çözümünü de sağlayabilir. Bu katı milliyetçilik yerine, demokratik çerçevede çözümün Ermeniler için de tartışılabilir olduğunu, bunu hayata geçirmelerini önemsiyorum. Güncel sorunlarını da ancak böyle aşabilirler.

Bana cezaevinden gelen mektuplar var, Tekirdağ'dan pek çok küçük küçük mektuplar, Van Cezaevi'nden iki mektup. Bakırköy cezaevinden, mektuplar aldım. Bitlis, Midyat C.evinden, Genel olarak c.evinden gelen mektupları iyi buluyorum. Arkadaşların gelişmeleri fena değil. Arkadaşların da belirttiği gibi, direnmek, maddi bir şey değildir sadece. Cezaevinde direnmek manevi bir şeydir. Sadece fiziki olarak cezaevi şartlarında direnemezsin. Manevi olarak güçlü olmak gerekir ki cezaevi şartlarına dayanabilesin. Van, Muş ve Bulanık halkımıza selamlarımı iletiyorum.“

ANF NEWS AGENCY

İlgili

Yorumlar (1)

aktarma · 16 yıl önce

Ergenekon, KCK ve Kürt sorunu İstanbul Ümraniye'de üç yıl önce bir gecekonduda ele geçirilen cephanelik Ergenekon soruşturmasını başlatmıştı. Cumhuriyet tarihinin bu en önemli soruşturması derinleştirilerek sürdürülmeseydi hükümet, Cumhuriyet'in en önemli problemine, yani Kürt sorununu çözmeye girişemezdi. Ergenekon soruşturması AKP'yi, Kürt sorununu cesaretle ele almaya, demokratik açılım sürecini başlatmaya yöneltti. Toplumdan geniş destek bulan bu süreç, Öcalan'ın cezaevi koşulları yüzünden çıkan sokak gösterileri, DTP'nin kapatılması, PKK'nın Reşadiye pususu, yedi belediye başkanının kelepçelenerek tutuklanması ve KCK operasyonları ile tıkandı. Hükümetin, büyük siyasi riskleri alarak başlattığı Kürt açılımını daha dördüncü ayında, polisiye tedbirlerle sürdürebileceğine inanması elbette gerçekçi değil. Ama son gelişmeler, hükümetin kendisini, açılıma KCK operasyonlarıyla nefes aldırabileceğine inandırdığını ortaya koyuyor. Hükümetin gözünde KCK da Ergenekon gibi karışık ve tehlikeli bir yapılanma. Bunun için de Ergenekon'da olduğu gibi Kürt açılımında da KCK operasyonlarıyla yol alınacak. Niyetler ve hesaplar ne olursa olsun, genellikle umulan ile ortaya çıkan sonuç arasında büyük bir uçurum olur. Bunun için AKP'yi, açılımı polisiye tedbirlerle, uzun zamana yayarak sürdürmeye yönelten nedenlerin iyi analiz edilmesi gerekiyor. Bu noktada birden çok faktörün etkili olduğunu düşünüyorum. Birinci faktör, “Ergenekon tecrübesi“. Danıştay baskını, Cumhuriyet Gazetesi'ne bombalı saldırı ve bayrak mitingleri gibi kaos yaratarak darbeye zemin hazırlamayı amaçlayan, halkı hükümete karşı kışkırtan provokatif olayların sonu, son üç yıldaki Ergenekon operasyonlarıyla getirildi. Hükümet için bu önemli bir deneyimdi; Ergenekon'u çökerten tecrübe, KCK yapılanmasını da çökertebilirdi... Hükümetin sert yöntemlerle açılıma mesafe aldırmaya yönelten diğer önemli bir faktör de Doğu ve Güneydoğu'daki AKP seçmeninin ve örgütlerinin KCK tarafından “terörize“ edilmesiyle ilgili olmalı. 29 Mart yerel seçimlerinde Güneydoğu'daki birçok ilde belediyeyi DTP'ye kaptıran AKP, seçmenlerinin PKK ve KCK tarafından baskı altına alındığına inandı. Öcalan'ın cezaevi koşullarının protesto edildiği sokak gösterilerinde AKP teşkilatlarına yönelik saldırıların yoğunlaşması da çok ciddi bir tehlike işareti sayıldı. KCK'nın sokaklarda estirdiği şiddet havası, AKP'nin siyasi refleks geliştirmesine yol açtı. Hükümeti polisiye tedbirler almaya yönelten, son gelişmelerin nereye varacağını şimdiden kestirmek için kâhin olmaya gerek yok. İstemese bile AKP de kendisini, Kürt sorununun çözümünde geleneksel devlet politikasının içine hapsolmuş bulacak. Unutmayalım; 1994'te DEP'li milletvekilleri Meclis'ten yaka-paça atılıp cezaevine gönderilirken, dönemin iktidarı ve kamuoyu da bugünkü hükümetten daha az ’haklı nedene' sahip değildi. Kürt siyasetçilerin, büyük riskler alarak açılıma soyunan hükümete gerekli desteği sunmadığı, hatta büyük oranda zorlaştırdığı kesin. Ama, hükümetin açılıma toplumsal destek sağlayacak, Kürt kamuoyunu psikolojik olarak etkileyecek, güven sunup takdir toplayacak adımları atmaktan imtina ettiği de bir o kadar kesin. KCK ve PKK'nın temsil ettikleri kitleyi kolayca yönlendirebilmelerini, hükümetin o kitleyi etkileyebilecek adımları geliştirmemiş olmasında aramak gerekir. Ergenekon soruşturmasının Güneydoğu'ya bir türlü sıçrayamaması (Albay Cemal Temizöz dışında), çok sınırlı kalması, bölgede JİTEM'in işlediği korkunç cinayetlerin ve suçların faillerinin yargı karşısına çıkarılamaması, halkın vicdanında mahkûm edilememesi, sizce de çok mu önemsiz... Açılım için işe buradan başlamak gerekmez miydi? Açılıma direnen Türk halkını barışa nasıl ikna etmeyi, onlardan açılım için nasıl destek almayı düşünüyorsunuz? Hâlâ inkâr edilen JİTEM'in varlığını tüm yönleriyle gözler önüne sermeden Türkleri bile barışa ikna etmek mümkün mü? Bölgede Kürt siyasetçilerin aldıkları havayı bile kayıt altına alabilen becerikli Yargı ve Emniyet teşkilatının, derin devletin o coğrafyadaki korkunç faaliyetlerini gün gün ortaya çıkarabileceğine dair inancım kuşkusuz tam. Ama, siyasi irade olmadan asla. -Kurtuluş Tayiz, Taraf-