Siyaset

Hatalar insanlardan hızlı koşarlar..

bahoz þavata · 12.11.2006 · 1 görüntülenme

 Hatalar insanlardan hızlı koşarlar. Onlardan kaçıp kurtulma olanağı yoktur. Tam unutulduğunu, kurtulduğunuzu sandığınız anda, karşınıza aşılmaz bir duvar gibi dikilirler.  Yaşadığımız zamanın en önemli sorunu milli siyaseti gerçekleştirme meselesidir. Bu hususta hangi konumda olduğumuz sorusuna, oldukça karamsar bir cevap buluyorum. Bu duruma müdahalede bulunmak hepimizin ilgi alanında olsa gerek.  Sizlerinde cevabını bekliyorum. İşte benim yaptığım kısa bir sorgulama.. Sürece eski alışkanlıklarla hala devam ediyoruz. Gelişen olaylar karşısında sürecin mudahil güçleri olmak yerine, çözümleri olmayan yorumcuları olarak; olayları sadece değerlendiren ve teorik açımlamalarda bulunan bir misyon tutturmuşuz. -Yok ABD şu yönelimde, yok PKK şu hataları işliyor, TC’nin çıkmazları şunlar, GKBH şunlara dikkat etmeli...vs. Bunlar da elbette karın doyurmaz. Sanırım bizleri de tatmin etmez. Birer aydın olarak Kürt tarihine, kültürüne ve siyasal demokrasi hayatına teorik argüman katkılarımız da olmasa hepten bir şey üretmeyen lafazanlara dönüşeceğiz. Burada ilk soru ortaya çıkıyor. Siyasetçi miyiz veya aydın mıyız?  Ya da aydın ve siyasetçi olmanın kriterleri nelerdir? Ne yapmalıyız? Biraz da geçmişi kurcalarsak, oynadığımız yada tutturduğumuz yollarda başarı ve başarısızlıklarımızın önemli bir dökümünü çıkararak, bu sorulara kendimiz ve ülkemiz için sağlıklı olanın ne olduğunu görebiliriz. Bu biraz da kendimizi tanımaktan geçiyor.Belki o zaman bizden hızlı koşan hatalar ile karşılaşmaz, sürece mudahil olarak ne şekilde müdahalede bulunulması gerektiğinin bilincinde olan ve sonuçları bakımından yaptığı işin semeresini de gören bir mutluluğu edineceğiz.  Geleneğimizin en mutlu olduğu zamanlar siyasal bir hareket olarak, bir siyasi hareketin misyonuna uygun olarak sürece eylemleri ile siyasi müdahalelerde bulunduğu zamanlardı. Birer aydın olarak milli sürece katkılarımız pek o kadar ahım şahım değil. Gençlik hareketi olarak, tarih bilinci olmayan, mücadele geleneğinden bir haberdar yeni yetme hareket için kaçınılmaz sonuçlardı bu durum. 1976-1980 aralığında: Teorik olarak; “Kürdistan'ın sömürgeleştirilmesi tarihi”-birçok eksiklerine ve hatalarına rağmen, “Milli Demokratik Devrim” teorisi, “BBDK” şiarı, “Halk Savaşı” siyaseti, “Emperyalizme ve Sosyal Emperyalizme karşı Mücadele” teorik argümanı, “Üç dünya Teorisi”nin reddi çalışmaları ve siyasi savunumu örnek başarılı çalışmalardı. Eylem olarak; Devrimci ve demokratik örgütün yaratılması, Sömürgeciliğe ve faşizme karşı mücadele ve Halk Savaşı stratejisine uygun olarak SM, hareketimizin gelişimine yardımcı olan çıkışlardı. Bu dönemin başarılarını öne çıkaran en önemli faktör, milli içeriği ağır basan konulardaydı. Mili olanın dışında olan her alan hareketimiz için hem zaman yitimi hem de örgütsel parçalanmalara neden olmuştur.  Üç Dünya Teorisi ve Merkez ve Muhalefet şeklinde oluşan ayrılıklar, hareketimizin bu dönemde iki tipte oluşan ayrılıktı. Birincisi ideolojik ve siyasi duruş ikincisi militanlaşmaya dair; hareket içi demokrasi sınavıydı. Birincisi ideolojik ve siyasi olarak gerekli ve doğru bir duruş olmasına rağmen, Üç dünya teorisini savunan oluşumu yaratanların sonradan devlet ajanları olduğu ortaya çıktı. İkinci ayrılığa neden olan olgu, hiç bir Kürt hareketinin ve hareketimizin de aşamadığı oligarşik Kürt demokrasisiydi. Bu ayrılıklarda aradaki çelişkilerden de bazı devlet ajanları önemli rol oynadı. İkinci ayrılık,12 Eylül sonrası telafi edilmiş olsa da, illegal örgütlenme ile saklanan ve korunan gerici oligarşik örgütlenme, dar kongre adaylarının seçimleri ile oluşan yeni yapıda da korunuyordu. (Oligarşik örgütlenme yapısının aşılması ayrı bir değerlendirme konusudur. “Örgütlenmeler” adlı makalemde bu meseleye değinmiştim. Lakin bazı arkadaşlar bu tespiti kişileştirmeye çalıştı. Ben meseleyi Kürt toplumunun geri kalmışlığına ve örgütlenmenin illegal koşullarına bina etmiştim.) 1980-1990 aralığındaki başarılar; Gerilla Mücadelesinin örgütlenmeye çalışıldığı dönem, Zindan Direnişleri’dir. Fakat bu dönem yenilgi ve zaafların daha da öne çıktığı bir dönem olmuştur. Önceki dönemden Askeri Cunta Yönetimine hazırlıksız yakalan örgüt yeni tanışık olduğu alanda –kırda- kendini zorlamamıştır. Şehir örgütü olarak oluşan yine çoğu şehir kökenli kadrolar, Zagrosları yerine Avrupa’yı tercih etmiştir. 1990-1996 aralığında; hapishanelerden çıkan ve ülkedeki arkadaşların öncülüğünde ve Avrupadaki arkadaşların katkısı ile yeniden devrimci örgütün yaratılması, Basın yayın alanında Newroz Ateşi, Jiyana Nu ve Roj gazetelerinin yayımı, Nujen, Kawa yayınevi vasıtası ile kültürel çalışmaların geliştirilmesi mücadelesi, Güney Kürdistan’ın Kurtuluş Mücadelesi Newroz Ayaklanmasına katılım, Güney Kürdistan Cephesine destek verilmesi, BBDK perspektifine uygun olarak Doğu ve Güney komiteleri öncülüğünde hareketin örgütlendirilmesi,1992 Kongresi ve yine Kuzeyde gerilla mücadelesinin örgütlenmesi çalışmaları bizleri mutlu kılan çalışmalardır. Bir çok başarıya rağmen bu dönede görünmeyen ve gözlerden kaçan şey, uzun yıllar zindanlarda kalmış arkadaşların cezaevi hayatı bitiminde bu çalışmaları, sürdürmesi olayıdır. Onlarca yıl sonra artık orta yaşını yaşayan, yeni kuşakları tanımayan, değişen dış koşullara yabancı kadrolarla bu faaliyetlerin sürdürülmesi beraberinde bir çok hatayı taşıdı. Bu olumsuzluklar beraberinde önemli kadroların yitimine neden oldu. Daha çıkışında devrimci hareket boğulmaya çalışıldı- Bedir Yolcu olayı- Önlemlerini bu trajik hadiseden alan hareketin kendini Kürdistan’a taşıması doğru bir yaklaşım olmasına rağmen, yine gözlerden kaçan bir olay yaşandı. Hareketin Güneydeki başarıları lokal olarak kutlanırken ve hareket bu girişimle her alanda güçlenirken, G.Kürdistan'da ki hareketi güçlendiren bu çalışmalara destek sunulmuyordu. İnsanlar bu alanlara aktarılmadığı gibi herhangi bir destek sunulmuyordu.Aslında mevcut yapı ağır politik mücadelelerden kaçınmaktaydı. PKK’nin terörist hareket olarak AB tarafından muamele görmesi olayında olduğu gibi acaba bizim Avrupa’daki yapılarımızda mı bu paniği yaşıyordu. Ya da ülkede metropollerde konumlanmış hareket yapısı için SM sonuçları bakımından katlanamaz bir mücadeleydi mi? Her neyse, sonuç değişmiyor, bizim genel yapımız silahlı mücadeleye uygun bir yapılanma değildi. Güneydeki duruşa destek sunulmadı. Bu önemli gerçeğe rağmen 92 kongresinde SM kararları alınmıştır. Mevcut yapı iradi bir zorlanmaya tabii tutulmuştur. Haliyle başarılı olunmamıştır. Artık volantarist öncülük– iradeye yüklenen- zorlamaları dahi var olan genel yapımız göğüsleyememiştir. 1992 Kongresi kararları mevcut örgütsel bünyeye ağır gelmiştir. Hareketi oluşturan yapı silahlı mücadeleyi göğüslemekten uzak bir konumda olduğunu 93-94 çıkışlarında göstermiştir. Siyasal mücadelenin aktörlerinin değişmediği konumlarda kalıcı olan aktörler mevcut konumlanışına uygun olarak hareket eder. Daha çok şehirli ve metropol hareketi olarak örgütlü konumu olan hareketimiz mevcut konumuna uygun hareket etmiştir. Savunduğu siyasal mücadelenin -ülke koşullarında- örgütsel alanlarında örgütlü olmayı benimsememiştir. Savunusunu yaptığı Halk Savaşı* tezlerine uygun kır çalışmasını da hiçbir zaman yapmamıştır. (Halk Savaşı tezi ülkemiz koşullarında yanlış bir tezdir. Her Gerilla Savaşı , Halk Savaşı değildir.) Diğer yandan ancak yeni kuşaklar ile beslenen hareket yeniliklere açıktır. Geleneğimiz 1980 sonrası yeni kuşaklar ile buluşamamıştır. Bu süreçte bayrağı ele geçiren PKK bir yerde bu yolu tıkamıştır da. Kısmi olarak buluşulan yeni kuşaklarda yine şehir kökenlidir. Kendini yenileyememek hareketin sonunu hazırlamıştır. 1996-2006 aralığı ise, bu yenilgiler nedeniyle hareketin kendine yeni politik zemin arayışlarına sokan bir dönemi aralar. Bu politik girişimlerden ilk deneme PYSK oluşumudur. PYSK olayı, tam bir başarısızlık örneği olmuştur. Bu bileşimi hazırlayanlar, DDKD geçmiş birlikteliği ve Güneydeki siyasal oluşuma yakınlığı, BBDK perspektifindeki ortak düşünceler ile yan yana gelmiştir. Lakin bu yapıyı oluşturan hareketlerin hepsinin de geçmişi üç aşağı beş yukarı aynıdır. Tıpkı bizim geleneğimize benzerler. Hiçbiri genç kuşaklarla buluşmamıştır, diğer yandan devlete karşı kaldı ki, hiç biri bizim kadar dahi kendini zorlamamıştır. Her evlilikte bir çocuk olur. Birimiz diğerinden farkı olmayınca kısırlık sürdü, ne çocuk oldu nede bağlılık. Salon birlikteliği olarak doğdu bu yapı, salon ayrılığı ile sonuçlandı.  KMKM bu yaşanan kurtuluş evresinin silaklı mücadele yükünü, geleneksel yapımızın kaldıramayacağı artık tescillidir. Fakat bu hususta çaba gösterenlere de elbette engel olunmaz. Ayrıca bu yapıyı iyi tanımaları gerekir. Siyasi olarak milli bağımsızlıkçı, fakat diğer yandan mücadelenin biçimi bakımından sadece demokratik mücadelelere uygun tavrı olan bir yapılanmadır bizim yapımız. 76 ve 90 ların militan çıkışları zorlamadır ve volantarist öncülerin eseri olan –iradeye yüklenen- çıkışlardır. Bu politikaya uygun düşmeyen genel irdeye rağmen çıkışlardır. Bu nedenle volantarist kalmıştır. Bu çıkışlarda da yaşanan yenilgi genel yapıyı daha da pasivize etmiştir. Geleneğimiz bu türden çıkışlara da hala kapalı değildir. Lakin fiilen arkasında da değildir. Düşünsel destekçisidir. Bu tespiti dikkate almak gerekir. Orta yaşını aşan kuşak, bu gün gelinen yerde, bir arkadaşın da belirttiği gibi; “askeri olmayan genaraller konumunda”. Bu sadece onların kaderi değil, Hoybuncular da böylesi bir kaderi yaşadı. Lakin onlar hiç olmazsa kültürel bir aydın misyonu edindiler. Bedirhaniler, Ekrem Cemil Paşa, Znar Silopi, Osman Sebri vs. bu duruma örnek olarak gösterebiliriz.Bizimkilere gelince, birer aydın olarak ta pek verim sunmuyorlar. Siyasetçi rollerinde sınıfta kaldılar, bari aydın olarak bir şeyler sunmaları gerekmez mi?  Hatalar bizden hızlı koşar lakin onunla yüzleşmenin zamanı. Eger bir utanç duvarı olarak karşımıza çıkmasını istemiyorsak. Samimiyetimiz yeni kuşaklara ders olur. Tekrar başa dönersek, bizim eski kuşak birer Kürt aydını olabilir. Lakin onunda kıstasları var. Bunu da başka bir yazının konusu yolarak ele alacağım.Sevgilerimle..

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.