Hasan Dogan, Dogru söylemis; Bakin Kurmanclar Kürt degil mis!!

Kurdistan u Azadi · 26.11.2009 · 1 görüntülenme

Giriş

Bugün ülkemizde �Kürt� adı altında toplanan toplulukların başında Kurmançlar gelmektedir. Esasen ülkemizde Kürt olarak adlandırılan kütlenin yüzde 95�ini Kurmançlar teşkil etmektedir.

Peki, bu Kurmançlar kimdir?

Kürtçü çevrelerin ve Batılı araştırmacıların Kurmançlar (1) hakkında net bir görüşü yoktur. Birçok farklı ve temelsiz iddialar ortaya atılmışsa da, göreceğiniz gibi, bunlar tamamen uydurmadır. Çünkü Kurmanç topluluklar ve aşiretlerin tarihî bir derinliği olmadığı gibi Antik Çağ�da Kurmanç kelimesine benzer herhangi bir kelime bile bulunmamaktadır.

Açıkçası; Kurmanç kelimesinin Antik Çağ�a yamanması, Kürt kelimesinin yamanmasından daha zordur. Hatta eldeki veriler bunu bütünüyle imkânsız kılmaktadır. Burada yeni bir millet inşa etmek isteyen Batılı çevrelerin, neden daha fazla nüfus teşkil eden Kurmançların yerine, �Kürt� kelimesini tercih ettiğini de anlamış bulunuyoruz. Çünkü Antik Çağ�da Kürt kelimesi ile az da olsa benzeşen bazı isimler var. Ama Kurmanç kelimesi ile benzeşen hiçbir kelime yok�

Örneğin Kürdoloji�nin babası olarak adlandırılan V. Minorsky, �Kurmanç kelimesinin menşei bilinmemektedir� dedikten sonra, �Acaba bu Kürt ismi ile bir diğer medya kabilesi isminin terkibi midir?� diye sorar. (2)

Soruya cevabı birlikte arayalım�

Etimoloji

Kurmanç kelimesinin Kürtçede bir karşılığı yoktur. Farsçada, Arapçada ya da komşu dillerin herhangi birinde de anlamına rastlamıyoruz.

Bazı çevreler, bu kelime hakkında bazı yakıştırmalar yapmışsa da, bunları ciddiye almak mümkün değildir.

Açıklayalım:

Mesela, az önce aktardığımız V. Minrosky�in (3) Kurmanç kelimesine getirdiği izahatı Nikitin�den dinleyelim:

�Köken son eki olan �c�yi atan Minorsky, kalan bileşikte birinci unsuru Kur(d) olarak, ikinci unsuru da Medya ya da Manna�lılar/mantianoi ile ilgili görmektedir.� (4)

Nikitin�e göre, bu �ustaca bir varsayım�dır. (5)

Bu görüşe Faik Bulut da katılmaktadır; çünkü ona göre bu �haklı bir varsayım�dır.(6)

Ama adı üzerinde sadece bir �varsayım�dır ve açıkçası bize göre ipe-sapa gelir bir tarafı yoktur.

Kürtçülerin Ape Musa dedikleri Musa Anter�in tezi daha ilginçtir. Ona göre, Farslar �Kürd� kelimesini �Gürd� şeklinde aldılar. Araplar da �Gürd� kelimesini Farsçadan aldı ve �Kürt� yaptılar. Ve çoğul olarak �Kürtler� anlamında �ekrad� dediler. Daha sonra Farslar, �Kürt� sözcüğünü Araplardan alıp �Kürdman� şekline soktular. Zamanla bu kelime bozularak �Kırmanç� halini aldı. (?!) (7)

Peki bu izahın ipe-sapa gelir bir yanı var mıdır?

Kurmanç kelimesini Marr ise daha değişik şekilde yorumlamıştır. O, Kurmanç kelimesi ile Ermeni kelimesi arasında bir yakınlık görmüştür. Ermeni/Harmen/Kar-menç/Kar-menç/ Kurmanç.(8)

Kurmanç kelimesi hakkında en tutarlı görüş, tespit edebildiğim kadarıyla, Emekli Vali Kemal Yavuz tarafından geliştirilmiştir.(9) Bu görüş, Dr. Mahmut Rışvanoğlu (10) ve Ömer Özüyılmaz (11) tarafından da kabul edilmiştir.

Buna göre, kelimenin kökeni �Gur�dur. Bilindiği gibi �Gurluk� Türklüğün kadim isimlerinden biridir. �Gur Türkleri� tarafından Afganistan�da kurulan bir devletin varlığına bütün tarihî kayıtlar şahitlik etmektedir. �-man� eki ise tıpkı �şiş+man�, �koca+man� kelimelerinde olduğu gibi, Gur ismine eklenmiş, kelime �Gur+man� haline gelmiştir.
�Türk+men� de tıpkı bunun gibi oluşmuş bir kelimedir.

Sondaki �-ç(i)� takısı da büyük olasılıkla konuştukları dili ifade etmek için eklenmiştir. Bilindiği üzere, Türkçede bir topluluğun dilini ifade etmek için de �-çe� ve �-ça� takıları kullanılmaktadır.

�Gur� Türkçede �ulu-büyük� demektir. Gurhan, �Büyük Hakan� anlamına gelir. Moğol Hakanı Temuçin, �Cengiz� lakabını alınca, önce dostu, sonra rakibi olan Camuka da �Gurhan� unvanını almıştı.(12)

Saka Türklerinin bir şehrinin adı, Sevan Gölü�nün doğusu ve Gence arasındaki, �Gurdman-Gardman�dır.(13)

Türkçede �Kurmanç� kelimesine en yakın kelime, �Kurman� kelimesidir. Kaşgarlı Mahmut, �Kurman� kelimesinin Oğuz ve Kıpçak Türklerinde (14) �ok ve yay konan kap, gedeleç, yaylık� manasına gediğini söyler. (15)

Yine Kaşgarlı Mahmut�un kayıt altına aldığına göre,(16) Kuman-Kıpçak Türklerinin oymaklarından birinin adı da Kurman�dır.(17)

Geçmişte olduğu gibi, bugün Orta Asya�da birçok kişi adı Kurman�dır. (18)
�Kurmanç� kelimesindeki �-nç� seslerinin peş peşe gelmesi de tamamen Türkçenin bir özelliğidir. İstenç, kıvanç, güvenç gibi �-nç� takısı ile oluşturulan kelimeler dünya dilleri üzerinde sadece Türkçede vardır.

Kürt lehçelerinden ve topluluklardan bir kısmını ifade etmek için kullanılan Gurani kelimesi de Türkçedir. Şöyle ki, Gur, bilindiği gibi bir Türk boyudur. Sondaki �-an� ise ön Türkçede ve Farsçada çoğul ekidir ve �-ler, -lar� anlamı katmaktadır. (19)

Bu ek aynı zamanda �-lı�, �-li� ekine de karşılık gelmektedir. �-i� takısı da bu topluluğun kullandığı dili ifade etmek için kullanılmıştır.

Yani Guran, Gurlar ya da Gurlu; Gurani Gurların kullandığı dil-lehçe anlamına gelmektedir.
Özetle; Kurmanç adı üzerinde yapılan birçok çözümleme (!) varsa da, bunların ciddiye almak mümkün değildir. Kurmanç adı, esasen �Gur� ve �man� kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Tıpkı Türkmen kelimesindeki �Türk� ve �men� gibi�(20)

Peki, Gur ismi nasıl olmuş da Gurmanç kelimesine dönüşmüştür. Bu konuda kesin bir şey söylemek zordur. Büyük olasılıkla, bölgede yaşayan Türkmenlere bakarak Gurlara, �Türk+men� deki gibi, �Gur+man� dendi. Sondaki �-ç� eki de konuşulan dili ifade için eklendi ve �Gurmanci� haline dönüştü. Bildiğimiz gibi, Türkçede, bir topluluğun konuştuğu dil, �-çe� ve �-ça� ekleri ile ifade edilir.

Zazalar arasında birçok mesaisi bulunan bu satırların yazarı, Zazaların, Kurmançlardan bahsederden �Gur� diye bahsettiklerine sonsuz sayıda şahit olmuştur. Çünkü Zazalar kendi dillerinde, Kürtlere yöreden yöreye "Kırdas", "Gur" veya "Gurmanç" derler ve kendilerini bu topluluktan ayırırlar. (21)

Esasen dilbilim açısından olduğu kadar tarihî ve coğrafi dayanaklarla da (Sugûr; Türklerinin Abbasîler zamanında bugün Kurmançların yaşam alanlarına yerleştirilmesi) desteklenen bu teori, gerçeğe en yakın olanıdır. Ve bilimsel açıdan daha iyi bir izah getirilmediği müddetçe, bunu kabul etmek gereklidir.

Kaldı ki, bu teori sosyolojik açıdan da desteklenmektedir.

Şimdi de bunlara değinelim.

Tarih ve Sosyoloji

Gur�luk esasen Türklüğün esas adlarından biridir. Hem tarihî vesikalarda ve hem de günümüzde bir kısım Türk toplulukları �Gurlar� adıyla tanınır. Gurluk, değişik Türk boylarına ad, ön ad ya da son ad olmuştur. Örneğin;

� Gur
� Uygur
� Sugur
� Asgur
� Beşgur
� Başgur
� Belgur
� Ogur
� Finogur
� Ongur
� Bulgur (Mesûdî Bulgar�a Bulgur der)
� Hunugur (Hungar-Macar)
� Salgur
� Guran
� Kongur
� Gurgan
� Kuturgur
� Utrigur
� Kutrigur (Bir Hun aşireti) bunlardan bazılarıdır. (22)

Bugünkü Kurmanç olarak adlandırılan toplulukların Gur adındaki bir Türk boyundan geldiği, sadece kelimeler arasındaki benzerlikle değil, tarihî kayıtlarla da desteklenmektedir.

Açıklayalım:

Tarihte Gur diye bir Türk boyu kayıtlara geçmiş ve bu Türk boyu sonraki yıllarda Gurlular adıyla bir devlet kurmuştur. 1206-1526 yılları arasında 320 yıl boyunca Afganistan�ın Gur bölgesinde, Gurlular adıyla kurulan devletin ahalisi tamamen Türk�tür.

Eldeki bilgilere göre, bu devleti Türk Hakanı Gazneli Mahmut�un valisi Muhammed Han, Herat ile Gazne arasındaki bölgede kurmuş �ki coğrafya eserlerinde buraya �Gur ülkesi� denir- sonra da Muhammed Gur Han adını almıştır.

Bu devlet, Sultan Sencer tarafından ortadan kaldırılmıştır. Ancak Sultan Sencer�in vefâtından sonra Gurlular yeniden bağımsızlıklarını elde etmişlerdir.

Genel olarak Gurlar, Herat�ın doğu ve güneyinden geçen kervanları vurmak ve savaşmakla hayat sürmüşlerdir. (23)

Dönemin bütün kaynaklarında Gur�lar Türklerin bir boyu olarak gösterilmiştir. Örneğin Mesûdî, Murûc el Zeheb�de; (24) Yakût el-Hamavî, Mu�cem el-buldan�da; (25) İstahrî, Mesâlik el-memâlik�de; (26) İbn Havkal, Sûrat el-arz�da, (27) Ebû Zeyd el-Belhî, el-Bed ve�tarih�de Gurların bir Türk boyu olduğunu ifade etmişlerdir.

İbn-i Haldun ve İbn el Esir de, �Gur Türkleri�nden bahseder. Müneccimbaşı ise Gurları, Hita Türklerinden sayar. (28)

Gur Türklerinin torunları hâlâ Afganistan, Doğu İran ve Türkmenistan�da yaşamaktadır. Afganistan ve Doğu İran�daki Gur Türkleri Farsça ağırlıklı Kurmanç lehçesi ile konuşurken, Türkmenistan�daki Gurlar Türkmence konuşmaktadır. (29)

Ömer Özüyılmaz�a göre; Kürtler İran�a 5. yüzyılda gelmişken Kurmançların Batı İran�a, Irak�a ve Anadolu�ya gelişleri Türklerin İslâmiyet�i kabulünden sonra, yani 9. yüzyıldan sonra olmuştur.(30)

Gur Türklerinin Anadolu�ya gelişleri de yine tarihî kayıtlarda mevcuttur. Buna göre, Abbasîler, İslâm-Bizans savaşlarında tampon bölge olan Fırat havzasına yerleştirilmek üzere savaşçı özellikleri ile maruf Türk boylarını Kafkasya, İran, Türkistan, Karadeniz�in kuzeyi, Musul, Bağdat ve El-Cezire�den akın akın getirmişlerdir. (31)

Arap kaynaklarında �Avasım� olarak adlandırılan bölgenin ön hattı, yani Arap-Bizans sınırı, �Sugûr� adı ile ifade edilen savaşçı Türk boylarına teslim edilmiştir. Yani �Sugûr bölgesi�, Tarsus�tan başlayarak Adana, Misis, Maraş, Malatya, Ahlât hattını takip ederek kuzeyde Erzurum�a kadar uzanmakta, geride Urfa, Mardin, Bitlis hattına kadar gelmektedir. (32)

Arkada kalan ve Avasım olarak adlandırılan kesimlere; Urfa, Mardin, Siirt taraflarına ise başıboş, yağmacı Arap kavimlerinin yerleştirildiği(33) tarihî kayıtlara geçmiştir. Bu kayıtlar, bugünkü sosyolojik duruma da harfiyen uymaktadır.

Sugûr kelimesi Türkçedeki �su� ile �gur� kelimelerinin birleştirilmesinden oluşturulmuştur.

Su, eski Türkçede �asker� demektir. Gur, ise bildiğimiz gibi bir Türk boyudur. Sugûr olarak adlandırılan bölgeye savaşçı Türk boylarının yerleştirilmesi isim olarak da tarihsel ve coğrafi bilgilere uymaktadır.

Bizans-Abbasî savaşlarında en çok zararı tampon bölgede bulunan bugünkü Kurmançların ataları Sugûr Türkleri görmüş ve bunlar dağlık alanlara çekilmek zorunda kalmışlardır.
Bugün söz konusu alanların Kurmançların yaşam alanları olması; Urfa, Mardin, Siirt taraflarında ise Kurmançların Araplar ile karışık halde yaşaması, tarihe ve coğrafyaya da uymaktadır. Bugün çarşaf çarşaf ortaya saçılan haritalarda gösterilen sözde Kürdistan sınırları ile Sugûr Türklerinin yerleşme alanları neredeyse bire bir örtüşmektedir.

Yine şunu da bilhassa belirtmek gerekir ki, ülkemizde �Kürt� adı altında toplanan toplulukların %95�i kendisini Kurmanç olarak ifade eder ve Kurmanç lehçesiyle konuşur. (34) Kürt kelimesi ise, Kurmanç toplulukları ifade etmek için yakın dönemde yaygınlaşmıştır. (35)

İlginç bir detay; Ahmet Hani de yazmış olduğu Mem ve Zin adlı eserinde �Kurmanç� adını kullanır.

Sonuç

Kurmançların etnik kökenini aramaya buradan başlamak gerekir ama ülkemizde yaşayan Kurmançların tamamını bu Gur Türklerinin torunu olarak görmek yanıltıcı olur. Çünkü Kanuni ve Yavuz dönemlerinde bölgeye yerleştirilen Kürtleri ve Kurmançlaşan Türkmen aşiretlerini de gözden kaçırmamalıyız.

Özetlersek Kurmançlar, Gur Türklerinden itibaren değişik dönemlerde bölgeye yerleşen Türk soylu kitlelerden ibarettir. (36)

İlgili

Yorumlar (1)

Kurdistan u Azadi · 16 yıl önce

Kendisi de Gurmanc olan araştırmacı-yazar Ömer Özüyılmaz, Kürtlerin kökeniyle ilgili olarak yaptığı çalışmanın sonucunda, Medlerin Kürtlerin atası olmadığı, Gurmanc olarak bilinen Kürtlerin de aslında Türk oldukları sonucuna ulaştığını iddia etti. "MEDLER KÜRTLERİN ATASI DEĞİL" Aksiyon'un haberine göre 10 yıldır yerli ve yabancı birçok kaynağı inceleyen Özüyılmaz'ın tespitleri, bugüne kadar yapılan tartışmaları sona erdirecek nitelikte. Yazara göre “Kürtler“ diye bir topluluk var. Kürtlerin bir kolu kabul edilen Gurmanclar da Türk. Kürtlerin atası da Medler değil. Gurmancların ise aslında Kürt olmadığı delilleri ile ortaya konuluyor. KÜRTLERİN KÖKENİ NEREYE DAYANIYOR? Bugüne kadar birçok bilim adamı Kürtlerin kökenini Türkiye, Irak, İran ve Suriye'de araştırdı. Ancak ortaya çıkan sonuçlar meseleyi daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. Bazıları, Kürtlerin kökenini Medlere, Urartulara ve Araplara dayandırdı; bazıları da Asya'daki kavimlere... Kimi bilim adamlarına göre Kürtler, Finliler ve Cermenlerle akraba. Yazar Özüyılmaz'a göre Türkiye'de yaklaşık 9-11 milyon arasında Kürt kökenli vatandaş yaşıyor. Kimi Kürt, Gurmanc ve Zaza kendini Türklerden ayrı bir ırk olarak mütalaa ediyor. Kimi de köken olarak Türk ya da başka halklardan olduklarını benimsemiş durumda. ELEGEŞ ANITINDAKİ KÜRT! Konuyla ilgili bir diğer kanıt ise Moğolistan'ın kuzey batısında Baykal gölü ve Altay dağları civarındaki Yenisey ırmağı yakınında bulunan bir anıt. Günümüzde Tannu-Tuva Özerk Muhtar Türk Cumhuriyeti içinde kalan bu alanda, Kürtler tarafından bir İlhanlık veya bilinen ilk Kürt beyliğinin izleri var. ..Bugünkü Türkçe ile anıtta şöyle bir yazı bulunuyor; “Ben Kürt İl-hanı Alp-Urungu'yum. Altından yapılmış okluğumu bağladım belime; devletim ve milletim ben 39 yaşımda öldüm.“ Bu kayıt Kürtlerin bu dönemde Türkistan'da bir devlet kurduklarını, dillerinin Türkçe olduğunu, devlet yapısının Türk mefkûresine göre şekillendiğini gösteriyor. KÜRTLER ASYA'DAN GELDİLER Ön Asya'da İlk Kürt adının kullanılması M.S. 5. yüzyılda oldu. Bu tarihe kadar Ortadoğu'da Kürt adına rastlanılmaması Kürtlerin Asyatik bir topluluk olduğunu göstermeye yetiyor. Günümüzde Kürtler Sivas'tan Basra'ya kadar olan coğrafyada yaşayan bir halk olarak anlatılıyor. Yazar Özüyılmaz, Kürtlerin Hunlar içinde yer alan bir topluluk olduğunu; ancak Anadolu'ya Türklerden önce geldiklerini tezini ortaya atıyor: “Kürtler Türklerden 5 asır önce Anadolu'ya gelip yerleşmiştir. Bunlar daha çok dağlarda yaşadılar. Kürtler Asya'da Hunlar içinde yaşadılar. Hunlar içinde Moğollar, Tibetliler, Afgan kökenliler de var. Ancak Hunların ana mantalitesi Türklük üzerindedir.“ GURMANCLAR KÜRT DEĞİL Yazar Ömer Özüyılmaz, Gurmancların Kürt oldukları tezinin yanlış ve politik olduğu görüşünde: “Kürt ve Gurmanc toplulukları birbiri ile uzak akraba, fakat ayrı boylardan. Kürtler İran'a 5. yüzyılda gelmişken Gurmancların Batı İran'a, Irak'a ve Anadolu'ya gelişleri Türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra olmuştur.“ ’Gur'luğun esasen Türklüğün temel adı olduğunu ileri süren Özüyılmaz, bu konuda farklı bir tartışmayı başlatıyor: “Hem tarihî vesikalarda hem de günümüzde Türkler, ’Gurlular' olarak tanınmışlardır. ’Gurluk' Türklerde ya ilk ya da son ad olmuştur. Uygur, Sugur, Ogur, Finogur, Ongur, Bulgur gibi çok sayıda Türk boyu vardır. 1000 yıllarında Kıpçak Türklerine Yugur oğulları denmektir. Harzemşahlar da bu zümre içerisinde yer alırken, Kıpçak, Kun ve Kuman adları ile anılan Türkler de ’Gur' şeklinde tarif edilmekteydi. Kısacası Türklüğün özü ’Gur' kelimesidir.“ Özüyılmaz'a göre “Gur“ kelimesinin Kürtçe (Gurmanc dili) anlamı “Kurt“ demek. Kurt ise Türk topluluklarının efsanevi sembolü. Terör örgütü ***'nın yayın organlarından Pine ve Azadiye Welat gazetelerinin çıkardıkları Ferhenggoka adındaki Kürtçe sözlükte “Gurmanco“ kelimesi “efsanevi bir Kurt“ olarak tarif ediliyor. İran-Tahran ve Türkmenistan-Aşkabat arasında Hazar gölünün güneyinde Gurgan adlı bir yer adının Türkçe, “kurtlar ve kurt yeri“ manasına gelmesi de Gurmancların Türklüğünü ifade etdiyor. Gurmanc kelimesinin Türkiye'deki kullanımlarından bazıları da Kirmanc ve Kurmanc şeklinde. Kirman, Farsçada kurt adam, kurtlar anlamına geliyor “Gurmanc“ kelimesi ise “Gur“ ve akabinde aidiyet anlatan “Man“ belirteci ile birleşmesinden meydana geliyor. Alman, Kuman, Kurman, Sayman, Uzman, Kahraman, Ayman gibi isimlerde de “man“ eki belirteç olarak kullanılıyor. “Türk“ ismine “man“ eklenmesi ile oluşan “Türkmen“ kelimesinin meydana geldiği gibi, Gur Türklerinin adı olan, “Gur“ kelimesinin arkasına “Man“ eklenmek suretiyle “Gurman“ kelimesi oluşturulmuştur deniliyor. Ömer Özüyılmaz bugün Gurmanc lehçesi ile konuşan Kürtlerin kullandığı çok sayıdaki kelimenin öz Türkçe olduğunu belirtiyor. Özüyılmaz, tespit ettiğine göre Kürtçede (Gurmanc dilinde) yer alan 400 kadar öz Türkçe kelimenin olmasına karşın, bu kelimelerin Türkiye Türkçesinde yeralmıyor. DEMİRCİ KAVA BİR TÜRK EFSANESİ Demirci Kava adlı kişinin aslında Türk veziri Bilge Tonyukuk olduğunu söyleyen Ömer Özüyılmaz, “Şerefname'de de bu geçer. Göktürk yazıtlarında, Bilge Tonyukuk'un adı Gave olarak geçer. Aslen Çin topraklarında yaşayan bir Türk ailenin çocuğu iken, Göktürk devletinde vezirlik yapmıştır. Doğu Türkistan Türklerinde, Çin'den gelen ailelere ’Gave' denmektedir. Göktürklerde ve Doğu Türkistan Türklerinde vezirlerin unvanı ’demirci'dir. Dolayısıyla Bilge Tonyukuk'un Türkçe unvanı Demirci Gave'dir. Bu benzerliğin tesadüfle açıklanmasına imkân göremiyoruz. Ergenekon destanında anlatılan hadise tamamen Demirci Gave efsanesi ile aynıdır.“ diyor. Bu ve benzeri birçok Türk efsanesi, Türklerin İran'a gelmelerinden sonra Fars edebiyatına geçer. Firdevsi'nin yazdığı Demirci Kava efsanesi, Türklerin İran'a gelmesinden sonra gerçekleşir. Firdevsi de Türklerden duyduğu bu efsaneyi kaleme alır. Hem demirci kava efsanesinde hem de Türklerin türeyiş destanında bir demircinin dağı erittiği ve halkı özgürlüğe kavuşturduğu ile demircinin zalim kralı öldürdüğü aynı benzerliklerle anlatılıyor.

Kurdistan u Azadi · 16 yıl önce

Evliya Çelebi 15 AYRI LEHÇE saymıştır. V.MİNORKSKY de FARSÇA'dan FARKLI özellikler gösteren BİR ÇOK LEHÇE'den söz eder. (23) Sen Petersburg Akademisi'nin yayınladığı Kürtçe-Rusça-Almanca Lügat'teki 8308 kelimeden 3080'i eski Türkmen, 1200 Zent, 370 Pehlevi, 1030 yeni Fars, 2000 Arap, 60 Çerkez, 220 Ermeni, 108 Kaldani, 20 eski Gürcü, ve 300 asıl Kürt kelimesi vardır. Bunlardan Arapça ve Farsça olanların da, artık bu diller ile ilgilerini kesmiş, Türkler tarafından benimsenmiş kelimeler olduğu tesbit edilmiştir. Yeni yayınlanan ve 20.000 kelimelik olduğu söylenen sözlük de, ilkinden farklı değildir. Kürt ayırımcılar buna karşılık TDK Sözlüğünü ele alarak Türkçe sayılan pek çok kelimenin de Arap-Fars-Latin kaynaklı olduğunu gösterirler. Ama önemli olan kelimeler değil, dil yapısıdır. TÜRKÇE yabancı kelimeleri dahi kendi dil yapısı içinde kullanır. Yani "nev'i şahsına münhasır" bir dil yapısı vardır!.. Kürtçe öyle mi?.. Hayır. Pek çok lehçenin birbirini tutan bir grameri yoktur. Kaldı ki, Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep ORTA ASYA TÜRKLERİ'ne, özellikle ÖZBEKLER'e ve TACİKLER'e benzer. Kürt ayırımcılar hele bir o diyarlara uzansalar, kendilerini hiç te yabancı bulmıyacaklardır!.. KÜRTÇE aslında "DİLLER KARIŞIMI BİLE OLMAYIP, KELİMELER KARIŞIMI BİR AĞIZ"dır!... Bu kelimeler tamamen TÜRK yapısı üzerine kurulmuştur. KÜRTÇE ASLINDA, ESKİ TÜRK LEHÇELERİNDE KAYBOLMUŞ KELİMELERİ ÇIKARMAK İÇİN BULUNMAZ BİR HAZİNEDİR!. Mesela, Pülümür'de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı KARBELİK der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki KAR'ın yağacağını BELLİ eden bu çiçeğe, bundan uygun TÜRKÇE bir ad olabilir mi?.. (24) Bazı Kürt oymaklarının öz-be-öz TÜRKÇE adları da müslümanlığı kabul etmelerinden sonra değişmiştir. HALDİ-HALİDİ, CAFARLI-CAFERİ,(ABAZA) ABHAS-ABBAS, KURİS-KUREYŞİ, HASARENLİ-HASENANLI gibi... V. MİNORSKY, "KÜRTLERİN İRANÎ SAYILMASI, IRKÎ OLMAKTAN ZİYADE; DİL VE TARİH MUTALAALARINA DAYANMAKTADIR. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benziyen, fakat başka menşeli KARDU adlı bir kavİm yaşamış olduğu ve bunların SONRADAN İran menşelilerle KARIŞMIŞ olduğunu ileri sürmek mümkündür," der. Bu ifade dahi Kürt bölücülerin sahiplenmeye çalıştığı KARDULAR'ın KÜRT olmadığını, KÜRTLER'İN DE İranlı, yani ARİ OLMADIĞINI göstermektedir. Ayırımcılar "kürtçe"yi ayrı bir dil gibi yutturmak isterler. Halbuki TEK bir "kürtçe" olmadığı gibi, hiç bir "kürtçe" ağız da yazıya geçmiş değildir!.. (Bakınız: GOİCHİ KUJİMA) Kürtçe denilen ağızların pek çoğunda gramer TÜRKÇE'yi andırır... Mesela cümlede öğelerin sıralanması çoğu zaman TÜRKÇE gibi ÖZNE + TÜMLEÇ + YÜKLEM şeklindedir. Hint-Avrupai dillerdeki gibi ÖZNE + YÜKLEM + TÜMLEÇ şeklinde değildir.... Bu da bizim uydurmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır. Örnekler: Ez it we re dibejim .... Min jı wi re da ... Kürtçe Ben ona söylüyorum ... Ben ona verdim ... TÜRKÇE I am telling him ... I gave it to him ... İngilizce Min sev heye ... Ez dewlemend bum ... Kürtçe Benim elmam var ... Ben zengin idim .... TÜRKÇE I have an apple ... I was rich ... İngilizce Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor .... Kürtçe O yolun üstüne ne su var ne çamur .... Türkçe There is neither water nor mud on that road ....İngilizce Ez Kırmanç ım ... Ez civan ım .... Kürtçe Ben Kırmanç'ım ... Ben civanım (gencim) ... TÜRKÇE I am Kırmanç ... I am young .... İngilizce Zu vare, kalemiha hılda, hikatamın binvise... Kürtçe Çabuk gel, kalemini al, hikayemi yaz .... TÜRKÇE Come quickly, take your pencil, write my story... İngilizce Ez dıbıjim, Kırmançi TURANİ'ye, ew dibiye na... Kürtçe Ben diyorum ki, Kırmanç TÜRK'tür, o diyor ki, hayır... TÜRKÇE I say that Kırmanç is Turk, he says no... İngilizce Vare, çay veho... Kürtçe Gel, çay iç... TÜRKÇE Come, have tea.... İngilizce Bu örnekler Hint-Avrupai olduğu iddia edilen "kürtçe" cümlelerin nasıl TURANİ bir gramer yapısına sahip olduğunu göstermektedir. Kürtçe denilen şahıs zamirlerinden ilki EZ, Farsça gibi görünür ama aslı ÖZ'dür. ORTAASYA'da TÜRKLER "ÖZÜM KIRGIZ" der... Bu ifadenin EZ KIRMANÇ IM ile yakınlığına dikkatinizi çekeriz. İkincisi MİN'dir ki, ANADOLU TÜRKÇESİ'nde BEN, Azeri lehçesinde MEN şeklindedir. ORTAASYA'da kullanılır. Birinci şahıs takısı yukarda görüldüğü gibi değişmemiştir bile!... Azeri'nin MEN TÜRKEM demesi ile, ayırımcının MIN KIRD IM demesi arasında ancak ağız farkı vardır!.. Denizli ağzında MUSTEFALİ(Mustafa Ali) bile daha fazla farklılık gösterir!.. Öte yandan ORTAASYA'da Kürt kelimesi KURT veya KIRT olarak kullanılır. Bir TÜRK boyu olan BAŞKIRTLAR gibi!... ikinci şahıs TU veya TE'dir ki, SEN'den bozma olduğu ortadadır... Üçüncü şahıs EW'dir. "W" harfinin V'den farkı; birincinin ağzı "O" der gibi yuvarlattıktan sonra telaffuz edilmesidir ki, TÜRKÇE'de TAVUK derken çıkar... Böylece EW'in aslında EO olduğu ve "O" kelimesinden bozma olduğu görülür!... Şu halde sıralarsak MİN-TE-EW, BEN-SEN-O'dan başka bir şey değildir!... (Bak: Kürtçe Gramer, yazarı Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Deng Yayınları, 1991... Bu sözde Kürtçü ayırımcı yazarın adı bile Türk'tür. Han ünvanını Türklerden başkası kullanmaz!) "Kürtçe" ağızların İran'la olan bağlantısına gelince Pers, Sasani dillerinde, diğer Ari dillerde de Kürt kelimesi yoktur. Med dilinde de yoktur... Arapça'ya ise sonradan girmiş olup, Etrak(TÜRKLER) gibi çoğul haliyle Ekrad olarak alınmıştır. En eski devirlerden beri göçebe-konargöçer anlamında kullanılmıştır. Yani Kürtler İranlılardan etkilenmişlerdir, bazı Fars kökenli Kürt aşiretleri vardır ama; köken olarak tümüyle onlara bağlı değillerdir. 451 yılında Kafkasya üzerinden Mugan'ın güneyinde yerleşmiş olan Akhun TÜRK topluluklarından, 12. yüzyılda Harzemşahlar döneminde MUGAN TÜRKMENLERİ olarak bahsedilmektedir.. Bu TÜRKMENLER Arap kaynaklarında Ekrad-ı bi-iskan, yani yerleşik olmayan Kürtler olarak geçer. Açıkça görülmektedir ki, Arap kaynakları henüz yerleşik hayata geçmemiş ve belki de müslüman olmamış TÜRK boylarını ayırt etmek için Ekrad ifadesini kullanmaktadırlar... Çünkü göçebe de olsa müslüman Türkler'e TÜRKMEN adı verilmesi de bu dönemdedir. Böylece GURTİ-KARDU gibi yakıştırmaları bir kenara bırakırsak; ilk olarak Kürt adına ORHUN kitabelerinde rastlıyoruz... Bu uruğun GÖKTÜRK diye bilinen devletin içinde ve diğer TÜRK boyları arasında yaşadığı ve liderinin adının ALP URUNGU olduğu tartışma götürmez.(Bakınız: ELEGEŞ ANITI, ORHUN KİTABELERİ ) Herat'tan üç fersah yukarıda Ulenknişin yaylasının batısında Kürtnişin adında bir köy vardır... Anadolu Kürtleri o diyara bir sefer yapmadıklarına göre, bu adın yöre Türkleri tarafından verildiği ortadadır. Aslında bunda şaşacak bir şey yoktur!.. Çünkü Kürt kelimesi TÜRKÇE'dir ve zengin mânâlar taşır: KÜRT : Kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı KÜRÜD: Merih gezeğeni (Ayrıca Beyşehir kenarında eskiden göçebe olan Türkmenlerin oturduğu Kürtler köyünde ise "süpürge otu" anlamına gelir.) KÜRT : kalın kar yığını (Kazak lehçesi) KÜRTİK: yeni yağmış kar (Kazak ve Tarançi lehçesi) çığ (Sor Lehçesi) KÖRT : Kar yığını (Kazan Tatar lehçesi) Karların dağlarda teşkil ettiği saçak, kar yığıntısı (Çuvaş lehçesi) KÖRTÜK: kar denizi veya kar çölü (Uygur lehçesi) kar yığını (Teleüt, Soyon ve Karakırgız lehçesi) KÜRTKÜ: kar yığını (Karakırgız lehçesi) KÜRTÇÜK: kar yığını (Yakut ve Çeremis lehçesi) Daha da enteresanı, geçenlerde (2001, Mart) STV televizyonunda konuşan ve ülkesini tanıtan Afganistan Büyükelçisi gösterilen filimdeki bir halıyı "KÜRDÎ" diye adlandırdı... Kendisine, "Niye bu halının adı KÜRDÎ?" diye sorulunca, ne cevap verdi, biliyor musunuz?.. - "Çünkü bu tür halılar Afganistan'daki DAĞLI BİR KABİLE tarafından dokunur," dedi!.. Bu da bizim "Kürt" ifadesinin dağlı göçebeler için kullanıldığı tesbitimizi desteklemektedir. (Kürt Meselesi, M. Şükrü Sekban, 1979, sf.18-19) Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu asla bir "^Kürt Bölgesi" değildir!.. Bölgede 11. asırdan itibaren devlet kuran Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Saltukoğuları, Mengücükoğulları hep OĞUZ boyundandır. Aralarında hiç Kürt devleti yoktur!... Çünkü devlet kuran yerleşik hayata geçer, yerleşik olanın da Kürtlüğü sona erer!.. Çünkü KÜRTLÜK, DAĞ GÖÇEBELİĞİ DEMEKTİR! Dil farklılığın sebebi, yörenin sarp dağlık olması ve Arap-Acem etkisinin hissedilmesidir... Van Milletvekili İbrahim Aras dönemin GERDİ aşireti reisi OĞUZ Bey'e sorar: - "Bu ad TÜRK adıdır, (Sen Kürt'sen) sana nasıl gelmiş?" - "Bendeniz 21. OĞUZ'um... Bizde baba evladına kendi babasının adını verir, bu böylece devam eder, gider," cevabını alır. Ama maalesef öz-be-öz TÜRK olan bu aşiret reisi, TÜRKÇE bilmiyor, yörenin karmaşık ağzını kullanıyordu!... Amcası KILIÇ Bey de!.. Adı TÜRK, KOÇBEYİ aşireti reisi Mehmet Emin Bey de!... (Doğu Anadolu Gerçeği sf. 31) Kürtçe denilen ağızlarda cümleler Farsça-Arapça kelimelerden oluşsa da cümle yapısı, yani grameri genelde TÜRKÇE'dir!.. Ve bilindiği gibi bir dilin aslını tesbite yarıyan kıstas ta gramerdir!.. Öte yandan, biliyorsunuz, artniyetli Avrupa Birliği'nin baskısı ile bir "kürtçe" yayın furyası başladı. Bu son derece komik ve amaçsız bir faaliyet... çünkü Kurmançça ve Zazaca yapılan bu yayınları dinleyenler Kurmanç ve Zaza grubundan dahi olsalar anlayamıyorlar. Mesela Mahsun Kırmızıgül annesinin Zaza olmasına rağmen, yayını anlayamadığını açıkladı!... Çünkü BİR JAPON DİL UZMANININ DEDİĞİ GİBİ 30'a yakın ağız var. İki komşu köyün "kürtleri" bile zaman geliyor, birbirini anlamıyor!... Sırada "kürtçe" eğitim var!... Avrupa Birliği'nin istediği ve onların bu ülkedeki uşaklarının "başüstüne" deyip hemen yerine getirmeye çalıştığı her "emir" gibi bu hususu da yakında gerçekleştirmek için kolları sıvayacaklardır. Ama bakın "kürtler"in ateşli savunucusu "türk" aydını Yalçın Küçük ne diyor: - "Paris Üniversitesi'nde, belki de dünyanın en iyi Doğu Dilleri üniversitesinde, Farisî, Soranî, Kırmançi tahsil ettim." - "Paris'te pek çok Kürt vardı, (ama) sınıflarımda hiç Kürt yoktu!.." - "Bir Türk (ben), sevimli bir Japon, Türk Harp Akademisi'ne gelecek bir Fransız yarbay, Paris polis departmanından bir komiser, dedesi Sovyet komünizminin kuruluşuna katılmış, adı oradan Tanya bir İsveçli hanım, üç yıl sınıf arkadaşı olmuştuk." - "Enstitü'de Kürt öğrenci yok muydu?.. (el Cevap Çoktu!.. Ve bunlar TÜRKOLOJİ okuyorlardı!.." Fransa'da Kürtlere baskı mı var?.. Yok!.. Üstelik yağız bir Kürt delikanlısının azad kabul etmez kölesi ve de metresi Bayan Mitterand başta olmak üzere, tüm Fransa'nın kürtçülüğü, kürt bölücülüğü desteklediği düşünülürse, Yalçın Küçük'ün bu tesbiti ibret vericidir. (Tekelistan, 2004) _________________________ (23)- Yavuz, Edip; aynı eser. "Kürt" tarihçi Celile Celil bunu destekler mahiyette şöyle diyor: "Zazaki ve Kuzey Sorani GÜNEY Kürtçesidir. Benim konuştuğum KUZEY Kürtçesidir. Bundan başka Gorani var, Lori var, Mukri var... Kurmançi Arap dilinin etkisi altındaydı... Sorani ise Fars edebiyatı(nın)..." (Yeni Ülke Gazetesi, 1992 sayı 2 (24)- Yavuz, Edip; aynı eser. Bir başka örnek te Kürt ayırımcılar tarafından verilmektedir. Bu kişiler bölgeye sahip çıkabilmek için Nemrut Dağı'ndaki heykellerin ait olduğu KOMMAGENE Krallığı'na bir kulp bulmuşlardır. Sözüm ona bu ad Kürtçe "KONE GİYA = herkesin çadırı" ifadesinde gelmekteymiş!.. KON gerçekten Kürtçe'de çadır demektir. Ama bu kelime öz-be-öz TÜRKÇE'dir!.. Bir yere "konmak"tan gelir. Türk göçebe kültürünün temel kavramlarından birini teşkil eder. O kadar ki, KONAK kelimesi şehir kültürüne bile yansımıştır. konaklamak, konuk bir yana; şimdinin göçebeleri GECE-KONDU'larda dur-durak bulur!.. Yani Kürt ayırımcılar, dil tahlilleri ile bize çok yardımcı olmaktadırlar!.. (Kafaoğlu, A.Başer-Yücel, Müslim; "Kurtarıcı mı, Masal mı?" Özgür Gündem Gazetesi, 27.7.1992 günlü sayısı) Evliya Çelebi 15 AYRI LEHÇE saymıştır. V.MİNORKSKY de FARSÇA'dan FARKLI özellikler gösteren BİR ÇOK LEHÇE'den söz eder. (23) Sen Petersburg Akademisi'nin yayınladığı Kürtçe-Rusça-Almanca Lügat'teki 8308 kelimeden 3080'i eski Türkmen, 1200 Zent, 370 Pehlevi, 1030 yeni Fars, 2000 Arap, 60 Çerkez, 220 Ermeni, 108 Kaldani, 20 eski Gürcü, ve 300 asıl Kürt kelimesi vardır. Bunlardan Arapça ve Farsça olanların da, artık bu diller ile ilgilerini kesmiş, Türkler tarafından benimsenmiş kelimeler olduğu tesbit edilmiştir. Yeni yayınlanan ve 20.000 kelimelik olduğu söylenen sözlük de, ilkinden farklı değildir. Kürt ayırımcılar buna karşılık TDK Sözlüğünü ele alarak Türkçe sayılan pek çok kelimenin de Arap-Fars-Latin kaynaklı olduğunu gösterirler. Ama önemli olan kelimeler değil, dil yapısıdır. TÜRKÇE yabancı kelimeleri dahi kendi dil yapısı içinde kullanır. Yani "nev'i şahsına münhasır" bir dil yapısı vardır!.. Kürtçe öyle mi?.. Hayır. Pek çok lehçenin birbirini tutan bir grameri yoktur. Kaldı ki, Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep ORTA ASYA TÜRKLERİ'ne, özellikle ÖZBEKLER'e ve TACİKLER'e benzer. Kürt ayırımcılar hele bir o diyarlara uzansalar, kendilerini hiç te yabancı bulmıyacaklardır!.. KÜRTÇE aslında "DİLLER KARIŞIMI BİLE OLMAYIP, KELİMELER KARIŞIMI BİR AĞIZ"dır!... Bu kelimeler tamamen TÜRK yapısı üzerine kurulmuştur. KÜRTÇE ASLINDA, ESKİ TÜRK LEHÇELERİNDE KAYBOLMUŞ KELİMELERİ ÇIKARMAK İÇİN BULUNMAZ BİR HAZİNEDİR!. Mesela, Pülümür'de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı KARBELİK der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki KAR'ın yağacağını BELLİ eden bu çiçeğe, bundan uygun TÜRKÇE bir ad olabilir mi?.. (24) Bazı Kürt oymaklarının öz-be-öz TÜRKÇE adları da müslümanlığı kabul etmelerinden sonra değişmiştir. HALDİ-HALİDİ, CAFARLI-CAFERİ,(ABAZA) ABHAS-ABBAS, KURİS-KUREYŞİ, HASARENLİ-HASENANLI gibi... V. MİNORSKY, "KÜRTLERİN İRANÎ SAYILMASI, IRKÎ OLMAKTAN ZİYADE; DİL VE TARİH MUTALAALARINA DAYANMAKTADIR. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benziyen, fakat başka menşeli KARDU adlı bir kavİm yaşamış olduğu ve bunların SONRADAN İran menşelilerle KARIŞMIŞ olduğunu ileri sürmek mümkündür," der. Bu ifade dahi Kürt bölücülerin sahiplenmeye çalıştığı KARDULAR'ın KÜRT olmadığını, KÜRTLER'İN DE İranlı, yani ARİ OLMADIĞINI göstermektedir. Ayırımcılar "kürtçe"yi ayrı bir dil gibi yutturmak isterler. Halbuki TEK bir "kürtçe" olmadığı gibi, hiç bir "kürtçe" ağız da yazıya geçmiş değildir!.. (Bakınız: GOİCHİ KUJİMA) Kürtçe denilen ağızların pek çoğunda gramer TÜRKÇE'yi andırır... Mesela cümlede öğelerin sıralanması çoğu zaman TÜRKÇE gibi ÖZNE + TÜMLEÇ + YÜKLEM şeklindedir. Hint-Avrupai dillerdeki gibi ÖZNE + YÜKLEM + TÜMLEÇ şeklinde değildir.... Bu da bizim uydurmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır. Örnekler: Ez it we re dibejim .... Min jı wi re da ... Kürtçe Ben ona söylüyorum ... Ben ona verdim ... TÜRKÇE I am telling him ... I gave it to him ... İngilizce Min sev heye ... Ez dewlemend bum ... Kürtçe Benim elmam var ... Ben zengin idim .... TÜRKÇE I have an apple ... I was rich ... İngilizce Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor .... Kürtçe O yolun üstüne ne su var ne çamur .... Türkçe There is neither water nor mud on that road ....İngilizce Ez Kırmanç ım ... Ez civan ım .... Kürtçe Ben Kırmanç'ım ... Ben civanım (gencim) ... TÜRKÇE I am Kırmanç ... I am young .... İngilizce Zu vare, kalemiha hılda, hikatamın binvise... Kürtçe Çabuk gel, kalemini al, hikayemi yaz .... TÜRKÇE Come quickly, take your pencil, write my story... İngilizce Ez dıbıjim, Kırmançi TURANİ'ye, ew dibiye na... Kürtçe Ben diyorum ki, Kırmanç TÜRK'tür, o diyor ki, hayır... TÜRKÇE I say that Kırmanç is Turk, he says no... İngilizce Vare, çay veho... Kürtçe Gel, çay iç... TÜRKÇE Come, have tea.... İngilizce Bu örnekler Hint-Avrupai olduğu iddia edilen "kürtçe" cümlelerin nasıl TURANİ bir gramer yapısına sahip olduğunu göstermektedir. Kürtçe denilen şahıs zamirlerinden ilki EZ, Farsça gibi görünür ama aslı ÖZ'dür. ORTAASYA'da TÜRKLER "ÖZÜM KIRGIZ" der... Bu ifadenin EZ KIRMANÇ IM ile yakınlığına dikkatinizi çekeriz. İkincisi MİN'dir ki, ANADOLU TÜRKÇESİ'nde BEN, Azeri lehçesinde MEN şeklindedir. ORTAASYA'da kullanılır. Birinci şahıs takısı yukarda görüldüğü gibi değişmemiştir bile!... Azeri'nin MEN TÜRKEM demesi ile, ayırımcının MIN KIRD IM demesi arasında ancak ağız farkı vardır!.. Denizli ağzında MUSTEFALİ(Mustafa Ali) bile daha fazla farklılık gösterir!.. Öte yandan ORTAASYA'da Kürt kelimesi KURT veya KIRT olarak kullanılır. Bir TÜRK boyu olan BAŞKIRTLAR gibi!... ikinci şahıs TU veya TE'dir ki, SEN'den bozma olduğu ortadadır... Üçüncü şahıs EW'dir. "W" harfinin V'den farkı; birincinin ağzı "O" der gibi yuvarlattıktan sonra telaffuz edilmesidir ki, TÜRKÇE'de TAVUK derken çıkar... Böylece EW'in aslında EO olduğu ve "O" kelimesinden bozma olduğu görülür!... Şu halde sıralarsak MİN-TE-EW, BEN-SEN-O'dan başka bir şey değildir!... (Bak: Kürtçe Gramer, yazarı Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Deng Yayınları, 1991... Bu sözde Kürtçü ayırımcı yazarın adı bile Türk'tür. Han ünvanını Türklerden başkası kullanmaz!) "Kürtçe" ağızların İran'la olan bağlantısına gelince Pers, Sasani dillerinde, diğer Ari dillerde de Kürt kelimesi yoktur. Med dilinde de yoktur... Arapça'ya ise sonradan girmiş olup, Etrak(TÜRKLER) gibi çoğul haliyle Ekrad olarak alınmıştır. En eski devirlerden beri göçebe-konargöçer anlamında kullanılmıştır. Yani Kürtler İranlılardan etkilenmişlerdir, bazı Fars kökenli Kürt aşiretleri vardır ama; köken olarak tümüyle onlara bağlı değillerdir. 451 yılında Kafkasya üzerinden Mugan'ın güneyinde yerleşmiş olan Akhun TÜRK topluluklarından, 12. yüzyılda Harzemşahlar döneminde MUGAN TÜRKMENLERİ olarak bahsedilmektedir.. Bu TÜRKMENLER Arap kaynaklarında Ekrad-ı bi-iskan, yani yerleşik olmayan Kürtler olarak geçer. Açıkça görülmektedir ki, Arap kaynakları henüz yerleşik hayata geçmemiş ve belki de müslüman olmamış TÜRK boylarını ayırt etmek için Ekrad ifadesini kullanmaktadırlar... Çünkü göçebe de olsa müslüman Türkler'e TÜRKMEN adı verilmesi de bu dönemdedir. Böylece GURTİ-KARDU gibi yakıştırmaları bir kenara bırakırsak; ilk olarak Kürt adına ORHUN kitabelerinde rastlıyoruz... Bu uruğun GÖKTÜRK diye bilinen devletin içinde ve diğer TÜRK boyları arasında yaşadığı ve liderinin adının ALP URUNGU olduğu tartışma götürmez.(Bakınız: ELEGEŞ ANITI, ORHUN KİTABELERİ ) Herat'tan üç fersah yukarıda Ulenknişin yaylasının batısında Kürtnişin adında bir köy vardır... Anadolu Kürtleri o diyara bir sefer yapmadıklarına göre, bu adın yöre Türkleri tarafından verildiği ortadadır. Aslında bunda şaşacak bir şey yoktur!.. Çünkü Kürt kelimesi TÜRKÇE'dir ve zengin mânâlar taşır: KÜRT : Kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı KÜRÜD: Merih gezeğeni (Ayrıca Beyşehir kenarında eskiden göçebe olan Türkmenlerin oturduğu Kürtler köyünde ise "süpürge otu" anlamına gelir.) KÜRT : kalın kar yığını (Kazak lehçesi) KÜRTİK: yeni yağmış kar (Kazak ve Tarançi lehçesi) çığ (Sor Lehçesi) KÖRT : Kar yığını (Kazan Tatar lehçesi) Karların dağlarda teşkil ettiği saçak, kar yığıntısı (Çuvaş lehçesi) KÖRTÜK: kar denizi veya kar çölü (Uygur lehçesi) kar yığını (Teleüt, Soyon ve Karakırgız lehçesi) KÜRTKÜ: kar yığını (Karakırgız lehçesi) KÜRTÇÜK: kar yığını (Yakut ve Çeremis lehçesi) Daha da enteresanı, geçenlerde (2001, Mart) STV televizyonunda konuşan ve ülkesini tanıtan Afganistan Büyükelçisi gösterilen filimdeki bir halıyı "KÜRDÎ" diye adlandırdı... Kendisine, "Niye bu halının adı KÜRDÎ?" diye sorulunca, ne cevap verdi, biliyor musunuz?.. - "Çünkü bu tür halılar Afganistan'daki DAĞLI BİR KABİLE tarafından dokunur," dedi!.. Bu da bizim "Kürt" ifadesinin dağlı göçebeler için kullanıldığı tesbitimizi desteklemektedir. (Kürt Meselesi, M. Şükrü Sekban, 1979, sf.18-19) Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu asla bir "^Kürt Bölgesi" değildir!.. Bölgede 11. asırdan itibaren devlet kuran Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Saltukoğuları, Mengücükoğulları hep OĞUZ boyundandır. Aralarında hiç Kürt devleti yoktur!... Çünkü devlet kuran yerleşik hayata geçer, yerleşik olanın da Kürtlüğü sona erer!.. Çünkü KÜRTLÜK, DAĞ GÖÇEBELİĞİ DEMEKTİR! Dil farklılığın sebebi, yörenin sarp dağlık olması ve Arap-Acem etkisinin hissedilmesidir... Van Milletvekili İbrahim Aras dönemin GERDİ aşireti reisi OĞUZ Bey'e sorar: - "Bu ad TÜRK adıdır, (Sen Kürt'sen) sana nasıl gelmiş?" - "Bendeniz 21. OĞUZ'um... Bizde baba evladına kendi babasının adını verir, bu böylece devam eder, gider," cevabını alır. Ama maalesef öz-be-öz TÜRK olan bu aşiret reisi, TÜRKÇE bilmiyor, yörenin karmaşık ağzını kullanıyordu!... Amcası KILIÇ Bey de!.. Adı TÜRK, KOÇBEYİ aşireti reisi Mehmet Emin Bey de!... (Doğu Anadolu Gerçeği sf. 31) Kürtçe denilen ağızlarda cümleler Farsça-Arapça kelimelerden oluşsa da cümle yapısı, yani grameri genelde TÜRKÇE'dir!.. Ve bilindiği gibi bir dilin aslını tesbite yarıyan kıstas ta gramerdir!.. Öte yandan, biliyorsunuz, artniyetli Avrupa Birliği'nin baskısı ile bir "kürtçe" yayın furyası başladı. Bu son derece komik ve amaçsız bir faaliyet... çünkü Kurmançça ve Zazaca yapılan bu yayınları dinleyenler Kurmanç ve Zaza grubundan dahi olsalar anlayamıyorlar. Mesela Mahsun Kırmızıgül annesinin Zaza olmasına rağmen, yayını anlayamadığını açıkladı!... Çünkü BİR JAPON DİL UZMANININ DEDİĞİ GİBİ 30'a yakın ağız var. İki komşu köyün "kürtleri" bile zaman geliyor, birbirini anlamıyor!... Sırada "kürtçe" eğitim var!... Avrupa Birliği'nin istediği ve onların bu ülkedeki uşaklarının "başüstüne" deyip hemen yerine getirmeye çalıştığı her "emir" gibi bu hususu da yakında gerçekleştirmek için kolları sıvayacaklardır. Ama bakın "kürtler"in ateşli savunucusu "türk" aydını Yalçın Küçük ne diyor: - "Paris Üniversitesi'nde, belki de dünyanın en iyi Doğu Dilleri üniversitesinde, Farisî, Soranî, Kırmançi tahsil ettim." - "Paris'te pek çok Kürt vardı, (ama) sınıflarımda hiç Kürt yoktu!.." - "Bir Türk (ben), sevimli bir Japon, Türk Harp Akademisi'ne gelecek bir Fransız yarbay, Paris polis departmanından bir komiser, dedesi Sovyet komünizminin kuruluşuna katılmış, adı oradan Tanya bir İsveçli hanım, üç yıl sınıf arkadaşı olmuştuk." - "Enstitü'de Kürt öğrenci yok muydu?.. (el Cevap Çoktu!.. Ve bunlar TÜRKOLOJİ okuyorlardı!.." Fransa'da Kürtlere baskı mı var?.. Yok!.. Üstelik yağız bir Kürt delikanlısının azad kabul etmez kölesi ve de metresi Bayan Mitterand başta olmak üzere, tüm Fransa'nın kürtçülüğü, kürt bölücülüğü desteklediği düşünülürse, Yalçın Küçük'ün bu tesbiti ibret vericidir. (Tekelistan, 2004) _________________________ (23)- Yavuz, Edip; aynı eser. "Kürt" tarihçi Celile Celil bunu destekler mahiyette şöyle diyor: "Zazaki ve Kuzey Sorani GÜNEY Kürtçesidir. Benim konuştuğum KUZEY Kürtçesidir. Bundan başka Gorani var, Lori var, Mukri var... Kurmançi Arap dilinin etkisi altındaydı... Sorani ise Fars edebiyatı(nın)..." (Yeni Ülke Gazetesi, 1992 sayı 2 (24)- Yavuz, Edip; aynı eser. Bir başka örnek te Kürt ayırımcılar tarafından verilmektedir. Bu kişiler bölgeye sahip çıkabilmek için Nemrut Dağı'ndaki heykellerin ait olduğu KOMMAGENE Krallığı'na bir kulp bulmuşlardır. Sözüm ona bu ad Kürtçe "KONE GİYA = herkesin çadırı" ifadesinde gelmekteymiş!.. KON gerçekten Kürtçe'de çadır demektir. Ama bu kelime öz-be-öz TÜRKÇE'dir!.. Bir yere "konmak"tan gelir. Türk göçebe kültürünün temel kavramlarından birini teşkil eder. O kadar ki, KONAK kelimesi şehir kültürüne bile yansımıştır. konaklamak, konuk bir yana; şimdinin göçebeleri GECE-KONDU'larda dur-durak bulur!.. Yani Kürt ayırımcılar, dil tahlilleri ile bize çok yardımcı olmaktadırlar!.. (Kafaoğlu, A.Başer-Yücel, Müslim; "Kurtarıcı mı, Masal mı?" Özgür Gündem Gazetesi, 27.7.1992 günlü sayısı) Edirne alperen ocakları Yapılan faaliyetler