BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Gap Siverekli · 27.02.2008 · 2 görüntülenme
Genç veya yetişkin gerçeği bilir. Halk ayaklanır: Genç veya yetişkin gerçeği bilir. Halk ayaklanır: Hani bize ne söz vermiştiniz?” “Gerçeğin” Ayarını Bozmak:GAP SiVEREKi“Bahane” Üretmek:Yaşamın içinde gözle görülen ve görülmeyen her şeyin bir ayarı vardır. Sevmenin, kin duymanın, kıskanmanın, öfkenin, kötümserliğin, acı çekmenin,… bir ayarı vardır. Doğa’nın ayarı vardır. Öldürün bakalım insan dışındaki tüm canlıları, Doğa kendisini toparlayabilecek mi? Kesin tüm ağaçları, yok edin yeryüzünün tüm ormanlık alanlarını, bakalım Dünya daha yaşanabilir olacak mı? Doğa’nın bir öğesi olarak insanın da ayarı vardır. Tutarsız, kişiliksiz, ne olduğu belli olmayan insanlara “dengesiz biri, ayarı bozuk biri” demez miyiz? Ben de işin içine biraz mizah katmak istedim: “Ayarı bozuk insan” düşüncesinden yola çıkarak, “bahane üretmeyi” “gerçeğin ayarını bozmak” biçiminde adlandırdım. Bu adlandırmayla anlatmak istediğim şudur: Gören bir gözün, duyan bir kulağın, duyumsayan ve seven bir kalbin ve en önemlisi tüm duyarlılığı ile kavrayan bir aklın (gördüğü ve) görebildiği gerçekleri görmezlikten gelmektir. Bu gerçeklerin yerine, “gerçekmiş gibi” uydurma düşünceler ileri sürmektir. Bu düşünceler Türkçe’de bahane aramak, bahane bulmak sözleriyle ifade edilmektedir. Bize verilen bir işi (canımız yapmak istemiyorsa) yapmamak için bir gerekçe sunmaya “bahane aramak” veya “bahane bulmak” deriz. Bahanenin sahici (gerçekçi) olmayanına da “sudan bahane” deriz. İnsanın mayasında var galiba, yaşamın tüm olumsuzluklarına bahane üretmek. Çünkü insanın gerçekleri vardır. Gerçekler ise, yaşamımızı belirleyen temel değerlerdir. Kişinin üç temel gerçeği vardır: (1) Kendine ait, kendisini keşfettiren gerçekler, (2) Ülkesine ait, ülkesini keşfettiren gerçekler, (3) Dünya’ya ve tüm insanlığa ait, Dünya’daki değişmeleri açıklığa kavuşturan gerçekler. Kişi, bu üç tür gerçeğin ayarını “bahanelerle” bozabilir. Bu bazen doğal karşılanabilir. Çünkü bazı bahaneler çok masumdur. Annenizi veya babanızı özlemişsinizdir, bir bahane bulup annenizin yanına gitmenin yollarını ararsınız. Ya da sevgilinizi özlemişsinizdir, çat kapı yanına gidersiniz, bir kahve içmek bahanesiyle ve ardından eklersiniz: Gönül ne kahve ister, ne kahvehane/Gönül aşk ister kahve bahane.“Bahane” umutsuzluklarımıza, tutkularımıza, yenilgilerimize ve çoğu zaman görmek istemediğimiz kişisel gerçeklerimize giydirdiğimiz bir kılıftır. Başarısızlığını ve yeteneksizliğini “çalışmamayla” ilişkilendiren “canım ben çalışsam neler yapmam ki, dağları bile devirebilirim” diyen, ancak “çalışmak” için de hiçbir çaba göstermeyen çok sayıda insanla karşılaşmışsınızdır. “Öfkelisin, kötümsersin, haktanır değilsin” diyorum arkadaşın birine, O hemen çıkışıyor: “Olur mu canım! Ben kolay kolay bir şeye kızmam. Kötümser bakmam. Hep bir şans daha veririm karşımdaki kişiye. Bugün canım sıkkın, bu yüzden böyleyim…” diyerek bana “olanı” değil, “olması gerekenleri” anlatıyor. Başka birine soruyorum: “Neden kitap okumuyorsun?” O yanıt veriyor: “Ya zaman bulamıyorum. Hem ben eskiden çok okurdum, artık okuma hevesim kalmadı….” Merak ediyorum, bu heves ileri yaşlarda sönüyor mu? “Bahane” ülke gerçeklerimize ve Dünya’daki değişmelere de giydirdiğimiz bir kılıftır. Belki de en çok bahane üretenler siyasetle uğraşanlardır. Hatta toplumumuzda “siyasetin” adı bu yüzden kötüye çıkmıştır. Büyüklerimiz derler: “Siyasetçi olacaksan azıcık uyanık olmalısın, işleri kılıfına uydurmayı bilmelisin!” “Biz iktidara gelince işsizlik diye bir şey kalmayacak, biz iktidara gelince…..” diye başlayan seçim söylemleri iktidara gelince unutulur. Hatta ekonomik durumunu düzeltmeyi düşündükleri dar gelirli öbeklerin üzerine yıkarlar ülkenin faturasını. Halk ayaklanır: Hani bize ne söz vermiştiniz?” Onlar yanıt verir: “Biz borç batağına batmış, tarımı, sanayisi çökmüş bir ülke yönetimi teslim aldık…. Bir de Avrupa Birliği’ne uyum süreci gereği sizi unutmak zorunda kaldık…” demeye getirirler sözü. Bu durumda halk için için yanar: “Yoksuluz işte! Avrupa ülkeleri gibi zengin değiliz. Bir Fransız, bir İngiliz kadar akıllı da değiliz…..” gibi düşüncelere kapılır ve özgüvenini de yitirir. Ülkesinin ekonomik ve kültürel zenginliği karşısında kör olur, hem zenginimiz hem de yoksulumuz. Ama zenginimiz şunu hiç düşünmez: “Yoksul çocukların okuması için okul yaptıralım. Onlara yardım elini uzatalım…” Tam aksine der ki “Okul yapmak devletin işidir. Devlet yoksulunu okutmayı da bilecek, bilmeli…” Türlü işler için cebe uzanan eller, okul yaptırmak işi için uzanmaz. Hem iktidar hem de halk “ülkenin kaderini” bahanelerle belirlerler. Türkiye’de yolsuzluk yapmanın, devlet kasasını soymanın, ülke topraklarını yabancılara peşkeş çekmenin, Atatürk’ün kurduğu çağdaş devlet düzenini bozmak istemenin hiçbir bahanesi olmaz, olamaz. Bunun tek bir bahanesi olabilir: Vatan haini olmanız gerekir.* * * * *(Bahane üretmek için yeterli nedenlerimiz olsa da, gerçeği söylemek için hazırda bulunan “gerçeklerimiz” hep olacaktır. Ama bizim TEMEL’in gerçekten “gerçek bahaneleri” var):* * * * *“Bahane…”Temel, yetmiş beş yaşına girmiş. Dostları, akrabaları, ahbapları, akranları:-Sen artık işleri oğullarına bırak Temel, demişler.Temel öfkeyle:-Pen ihtiyar değilum! demiş.Hep bir ağızdan sormuşlar:-Saçın neden ağarmış be Temel?-Nezleden.-Temel ya, belin neden bükülüp iki kat olmuş?-Cezmeden.-Temel, bu ikisine de tamam. Peki ya dizlerin niye titreyip durur?-Çizmeden.* * * * *Sözün ÖzüBahane bir yönüyle de ruh sağlığımızı koruyan bir savunma aracıdır. Temel kendi gerçeklerini görmek istemiyor: Zor geliyor, “yaşlandım” demek.Çocuklar, gençler, yetişkinler, … her yaştan insanın yaşam sofrasında “bahanelere” mutlaka yer vardır. Ama çocuklarla yetişkinlerin bahanelerini ayıran çok önemli bir fark da vardır: Genç veya yetişkin gerçeği bilir. Gerçeğin farkındadır. Ama çocuk sobaya elini sürdükten sonra öğrenir ateşin ne olduğunu. Ve çocuk ateşe elini sürdükten sonra öğrenir gerçeği. Biz yetişkin insanlar gerçek ile gerçek olmayanı ayırma gücüne mi sahip değiliz, yoksa bilerek mi çocuk kalmak istiyoruz Temel gibi?Hani bize ne söz vermiştiniz?” “Gerçeğin” Ayarını Bozmak:
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.