BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ezbet DERSÝMÝ · 28.05.2007 · 1 görüntülenme
Ankaradaki patlamanın şaibeleri devletin ve güdümündeki dördüncü kuvvet medyanın saldırıları Kuzey Irak dedikleri Güney Kurdistan yönetimi ve PKK yani kısacası Kürtler üzerinde gidip gelmekte.Patlamanın yapıldığı yere devlet erkanından AKP Kurmayları ile Genel Kurmay olay yerinde ayrı ayrı incelemeler yaparak olayın tarafları olmadıklarını göstermeye çalıştılar. Aslında böylesi durumlarda devlet erkanın patlamanın hala dumanları tüterken olay yerine gelmeleri klikler arası bir şov olduğunu düşündürmüyor degil.Ankara’daki patlamanın birçok yönden çok iyi analiz edilmesi gerekiyor. -Patlamanın Ankara da olması bir ilktir. PKK koordinatörü Emekli General Edip Başer‘in süpriz bir biçimde görevden alındığı ve yerine AKP’nin sivil bir danışmanını getirmesi ile eş zamanlı olması, -Cumhurbaşkanlığı seçimindeki ‘klikler’ savaşının hala yeneni ve yenileninin belirsiz olması ve AKP kligi ile Askeri klik arasındaki bu erkan savaşının seçim sonrasında AKP kligi’nin galibiyetine dönüşmesi korkusunun hala yaşanıyor olması, -Ankara’da Uluslararası Savunma Fuarı’nın yapıldığı bir zamanda olması, -Bu saldırının, o istikametten geçecek olan Genelkurmay Başkanına, kuvvet komutanları ve Milli Savunma Bakanına yönelik olduğu iddiaları, -PKK’nin yaptığı son ateskesin ve Öcalan’ın sağlık sorunlarına dikkat çekmek amacıyla başlatılan açlık grevlerinin sona erdirilmesine denk getirilen bir saldırı olması, -Genel Kurmayın son zamanlarda başta Roj tv olmak üzere Kürt Tv ve Radyo kanallarının, dergi ve gazetelerinin artmasına dikkat çekmesi, -Kerkük şehrinin 140. maddeye göre Kürtlere devredilmesine Türkiye’nin artık müdahale edememesi konusu,-Genel Kurmayın Kürt Haber Ajanslarının kökleşmesi ve bütün bunlar üzerinden Kürt İstihbaratının oluşmaya başlaması gibi birçok duruma dikkat çekmesine hatta Kürtlerin Kuzey Irak’ta devletleşmelerini durduramayan ordunun Kürtlere yönelik yapılacak saldırıların zeminini aradığı bilinmesi,-Yine genel seçimlerde ülke barajına takılan DTP’nin seçimlere bağımsız adaylarla gireceğini açıklamasının ardından DTP’nin meclise girememesi için yek vucut duvar ören Türk-i partilerin ve sistemin saldırılarının yoğunlaştığı bir dönem olması, -Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 12 yaşındaki Uğur kaymaz ve kamyon soförü olan babasi Ahmet Kaymazi öldüren polislerin beraat ettigi günlere denk gelmesi, -Türk(iye) cumhuriyeti’nin üç ordu ile yürüttüğü ve gittikçe palazlanan ordu ve özel savaş aygıtlarının birde Hamidiye kalıntısı Korucu Kürtlerden oluşturduğu yüzbinlerce güçle operasyonlarını Kuzey Irak sınırına kaydırarak sürdürüyor olması, -Türkiye’de AKP’ye karşı Kemalizmi körükleyen ordu eksenli ve darbe yanlısı faşizan CHP ve yandaşlarının düzenledikleri mitinglerin yapıldığı bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde olması,Böylesi bir patlamayı yapmak bu siyasi krizde nemalanamayan, zorlanan ve hatta değer kaybeden Kontra güçlerin yapma olasılığı Kürtlerden önce geliyor. Irak’ta bu tip patlamalarda günde yüz kişinin öldüğü anımsanacak olursa Türk devlet erkanına böylesi bir saldırının bu süreçte İslami kesimler tarafından da yapılabileceğini hatırlatmak en doğrusudur. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP kligine uygulanan anti-demokratik uygulamaların bir bu kesimin tabanında bir tepkiye dönüşmesi ve böylesi bir saldırıyı gerçekleştirmiş olması düşünülebilir. Kaldi ki Trabzon cinayeti, Hrant Dink ve Malatya katliamlarını gerçekleştiren dinci ve faşist katillerinde olayları işlemelerinden sonraki açıklamaları hep bu yönlü olmuştu.Art niyetli düşünce taşıyanlar bu saldırının arkasında Türkiye’deki Hıristiyan azınlığa karşı yapılan saldırılara bir tepki olarak yapıldığını da söyleyebilir.Yani demem o ki bu saldırıyı lep demeden leblebi misali alelacele Kürtlere yığmanın sebebi aslında PKK bile değildir. Bir tek sebep vardır ki o da, Kuzey Irak denilen yerde bir Kürt devletinin fiili olarak kurulmuş olması ve bunun her an kendi bağımsızlığını ilan edebileceği ve Türkiye bölümündeki Kürtleri de kapsamasından korkulmasıdır. İşte bu korkudur ki Kuzey Irak’a girmeliyiz sendromunu yaşatıyor. Evet bu bombalı eylemin arkasında ordunun da olması mümkün. Bildiğiniz gibi Türk Ordusu darbe heveslisidir. Bir madde bağımlılığı gibi darbe bağımlısı olduklarını kendileri ortaya koyuyor. Eşşeğe binmiş bu darbe bağımlılarının karşısına demokrasi atına binmiş bir İslami veya bir Kürt şövalye çıkartırsanız sağcısıyla solcusuyla işte böyle anırırlar.Bence bu saldırı ile ordu Kürtlere karşı daha çok şizofreni ve dincilere karşı da daha çok darbeci olabilmesiyle güç almıştır.Birkaç gün içinde bu eylemi yaptığı iddia edilecek birkaç sicilli Kürdü tutuklayıp olayın failleri Kürtlerdir diyebilirler. İşte bu söylemle birlikte Kuzey Irak’a girme vizesini almakta isteyeceklerdir.Geçenlerde Ahmet Altan bir yazısına şöyle bir başlık koymuştu. „Türkiye bir iç savaşa mı gidiyor?“ ve bu yazısında, „Bu ordunun bölünmesi ve ciddi bir iç savaş anlamına gelir. İkincisi, cumhuriyet tarihinde hiç rastlanmamış başka bir ihtimalin ortaya çıkması. Ordu hep silahlarını solculara, demokratlara, Kürtlere, Alevilere doğrulttu. Bunlar, azınlıkta olan gruplar. Ama bu kez darbe olursa silahlar Sünni dindarlara dönecek. Yani orduyu oluşturan neferlerin ailelerine. Annelerine, babalarına, kardeşlerine, amcaoğullarına, arkadaşlarına. Neferler, diğer darbelerde olduğu gibi cuntacı generallerin emirlerini dinleyecekler mi? Yasadışı bir hareketin parçası olup silahlarını ailelerine çevirecekler mi?“Sanki o ordunun içinde hiç Kürt ve Alevi yokmuş gibi bunu normal gördüğünü ama devletin yani ordunun şimdi ise sunni olanlara yöneldiğini ve bunu yapmaması gerektiğini çünkü Türk askerinin annesi, babası zaten sunnidir deyip Ordunun sunni ve dincilere yönelmesine karşı çıkıyor.Yani Alevilere, Kürtlere, Solculara, Demokratlara ve diger azınlıklara yapılanlara eyvallah(!) alışığız ama sunnilere olmaz diyor. Demek ki, o ordunun içinde ne bir Alevi, ne bir Kürt, ne bir Solcu, ne bir Demokrat yokmuş ki, bu ordu kendi annelerine, babalarına, kardeşlerine, amcaoğullarına ve arkadaşlarına silahını rahatlıkla çekebilmiş. Kürtler, Aleviler, Solcular ve Demokratlar açısından değer verilmesi gereken ilginç bir tespit olduğunu söylemek istiyorum. Alevi Federasyonlarının tespit ettikleri üzere 81 ilin 81 sunni vali tarafından yönetiliyor olması da sanırım bir tesadüf değil. Yani Türkiye’de Ermenilerin ve diğer Hıristiyan azınlıklarının orduya subay olarak alınmadıklarını biliyorum ve ailemden iki kişinin de Dersim’li oldukları için orduya alınmadıklarını da biliyordum ama bu kadarını kanıksamak fazla gelir bana.Evet Ahmet Altan bunun adını da darbeye karşı çıkmak olarak acıklıyor. Ahmet Altan da aidiyatına mensup olduğu kesimleri kurtarmak isterken diğerlerine yapılan zulmü gayet normal görme yolunu seçiyor.Türkiye askeriyle, siviliyle, medyasıyla, sözde solcusuyla, faşistiyle, gericisiyle ve ilericisiyle hiçbir zaman Alevilerin cumhuriyeti olmamış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bekçisi ilan edilmiş Alevileri, Anadolu’nun kapılarını Malazgirt’te, Çaldıran’da Türklere açabilmek için 40.000 kişilik ordularla Bizanza karşı savaşmış olan Kürtleri ve diğer yerli ve masum Hıristiyan azınlıkları ezmeyi kendisine bir zevk aracı olarak görerek Dehaklaşıyor. ezbet_dersimi@hotmail.com
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.