BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ayse ÜNAL · 22.02.2006 · 2 görüntülenme
Clinton ABD başkanı olduğu sıralarda John Major’da Britanya başbakanıdır. O tarihi anın içinde ilginç bir lider daha kuytu bir yerde ama spot ışıkları altında her iki liderle aynı koridorda yaşamaktadır. İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun siyasi kanadı Sinn Fein lideri Garry Adams. Adams o sıralarda, şiddetten vazgeçme sürecinin başlangıcındadır henüz. Ama Adams şiddetin Britanya’ya getirdiği kederden daha fazlasını İrlandalılara getirdiğini hissetmeye başlamış, başlangıçta sempati ile bakılan hak arama davalarının bir süre sonra antipati ve dehşete yol açtığını anlamıştır. Ancak kuşatıldığı şiddet fanatikleri içinde örgütünün rotasını nasıl barışa çevirebileceğinin dümenini henüz bulamamaktadır. Hepimizin eksperi olduğumuz üzere siyasal şiddet örgütleri vampirler gibi ölülerinin kanı ile beslendiklerinden, IRA içinde bu nedenle eleştirilmekte, gücü zayıflamaktadır Britanya ve İrlanda tarafları İlkeler Bildirgesi IRA’yı şiddetten arındıracak sürecin ilk adımıdır. Ancak doğal olarak çok karmaşık din ve etnik çatışma unsurlarının nasıl onarılacağına dair net öneriler içermeyen bir bildirgedir. IRA’nın barış sürecine nasıl ve hangi koşullar altında katılacağı karanlıktadır. Bütün açmazlarına ve iki tarafın büyük gürültü çıkaran barış karşıtı fanatiklerine rağmen bildirge imzalanmıştır. Çatışma durumlarında ki geniş bakışları, doğru riskleri alabilme güçleri liderlerin tarihi bir hüviyet edinip edinmeyeceklerinin de ciddi bir sınavıdır. Liderler böyle durumlarda herkesin duymak istediklerini söylediklerinde değil, bugünün içinde boğulmakta olan geleceği kurtardıklarında farklıdırlar. Bu yeteneğin koşulu da zeka ve öngörüde yatar. ABD ve Britanya ezeli müttefik iken, IRA Britanya’nın ezeli düşmanı iken, ABD’de IRA sempatizanı Katolik İrlandalılar çok etkili bir seçmen grubu iken, ABD’de IRA’dan nefret eden Protestan İrlandalılar çok etkili bir seçmen grubu iken, üstelik konu mezhep farklılığı gibi ateşten bir gömlek iken veee Clinton ABD Başkanı iken, Adams, ABD’ye davet edilir. Dolayısı ile ABD vizesi alması gerekmektedir. Clinton, vize kararını verebilmek için Beyaz Saray’a bütün farklı düşünenleri toplayarak süresi açık bir toplantı başlatır. Uzmanlar vizeye karşı çıkanlar ağırlıklı olmak üzere ikiye bölünürler. Adams’a vize vermenin teröre dost bir mesaj anlamına geleceği ve İngiltere ile ilişkilerin tahrip olacağı düşüncesi hakimdir. Ama Clinton vize onayını verir. Çünkü vize saygın bir barış toplantısına davet için gerekmektedir. Çünkü artık şiddetin bir zafer getirmeyeceğine inanmaya başlamış olan Adams’ın barış sürecinde şiddet yanlısı dava arkadaşları karşısında güçlenmesine yarayacaktır. Çünkü vize IRA’yı barış sürecinin bir parçası yapacak ve şiddeti sona erdirmek için geniş bir çerçeve açacaktır. Clinton ABD ve İngiltere de topa tutulur. Britanya Başbakanı John Major telefonlarına çıkmaz. Hakkında, gelecek seçimde İrlanda oylarına göz diktiğinden, önceki seçim kampanyası sırasında Major’un Bush’u desteklemesinin intikamını aldığına kadar pek çok saldırı yapılır. Oysa Clinton, çok az oyu olan Major’un seçmenini riske ederek, İlkeler bildirgesini imzalamasını desteklemektedir. Ancak Garry Adams’a vize verilmesinden yedi ay sonra IRA ateşkes ilan eder ve sonuçları bugüne ulaşan barış süreci resmen başlar. Clinton bu durumu kendi kaleminden şöyle yazmaktadır; “ Bu vizeyi şiddeti sona erdirmek için elimizdeki en iyi fırsat olduğunu düşündüğümden veriyordum. Bunu yaparken de İzak Rabin’in sözleri aklımdan çıkmıyordu: İnsan dostlarıyla barış yapmaz.” 90 lı yılların bu siyasi krizini, Hamas’ın seçilmemiş lideri Meşal’in Türkiye ziyaretinin yol açtığı krizle hatırladım. Ancak iki siyasi krizdeki farklar bizimkilerin acemiliği ile Clinton’un vizyonu hakkında önemli ip uçları veriyor. Birincisi Hamas şiddetle bağını kesmeyi hiç düşünmediğini seçimden sonra da açıkça belirttiği gibi, İsrail’i haritadan silinceye kadar davalarının süreceğini söylemekte devam ediyor. İkincisi Hamas’ı davet AKP’nin gittikçe ülkücüleşen tabanında etkili oy artışı sağlamıştır ama siyasal şiddetle başı çeyrek yüzyıldır sıkı belada olan Türkiye’yi dışarıda başka bir standarda mahkum etmiştir. Türkiye seçilmiş Kürt Belediye Başkanlarının müttefikleri tarafından kabulüne ses çıkarma hakkından vazgeçmiştir. Üçüncüsü Türkiye’nin savunduğu İsrail BM kararı ile işgalci ülke savunması akıllara Türkiye’nin de Kıbrıs’ta BM kararı ile işgalci ülke olduğunu getirmektedir. Dördüncüsü Filistinlilerin kanının İsraillilerin kanından daha değerli olduğuna inanarak barışa kapı açmak imkansızdır. Nitekim İsrail’in Türkiye Büyükelçisi Avivi açıkça “İsraillilerin kanı Türklerin kanından daha mı değersiz,” diye sormuştur. Bizimkilerin buna cevabı duyulmamıştır. Beşincisi Suriye istihbaratı ile müttefik değildir ve ilgililer ağızlarına almaktan kaçınsalar da Suriye, ağır sorumluluğu olan ülkemizdeki kanlı şiddetten ötürü özür bile dilememiştir. Sonuncusu devletler aynı dinden oldukları için dost, farklı dinden oldukları için düşman olmazlar. Mesafelerini ortak çıkarları veya çatışmaları belirler. Biraz diplomasi tavsiyesiyle...gazetem netaKT: c. agazetem netaKT: c. a
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.