BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
28.06.2010 · 2 görüntülenme
Hasan H. YILDIRIM
Ne demiştik? Sorun; Kürd-Kürdistan sorunudur.
Kürdistan sorunu; toprak, millet ve iktidar sorunudur. Kürdler, Kürdistan'ın yerleşik kadim halkıdır. Dışarıdan gelen bir güçmen grup değildir. Dahası 25 milyon tahmin edilen bir nüfusa sahiptir. Bir millettir. Millet olmadan doğan hakları vardır. Bunun en başından gelenide bağımsız devlet olma hakkıdır.
Kürd sorunu ise; şu veya bu nedenle sömürgeci ülkede yaşayan Kürdlerin kültürel haklarının verilmesi sorunudur.
Bu iki sorun farklı ve çözümüde farklı zeminlerde olması gereken sorunlardır.
Fakat soruna farklı bakanlarda var. Bu farklı yaklaşımlar temelinde soruna çözüm aranılıyor. Saflar giderek netleşiyor. Kürd politik güçleri, kendi aralarında ayrışıyor. Kürdistanlı ve Türkiyeli olarak farklı zeminlerde yerini alıyor.
Kürdistan zemininde yerini alan Kürd politik güçleri, Kürdistan'ın bir ülke, Kürdlerin bir millet, millet olmadan doğan haklarının alınmasından diretiyorlar. Kürd-Kürdistan bağımsızlığını vazgeçilmez bir hak olarak görüyorlar. Bu hak'ın tartışılmaz, devredilmez bir hak olarak görüyorlar. Bu cehah geçmişte farklı isimler altında örgütlü olsa da, bu gün bu konumlarını yitirmişlerdir. Minderdışı kalmışlardır. Söylem dışında eylemsel bir varlıkları yoktur. Bu nedenle gelişmeler üstünde etkileyici olamıyorlar.
Türkiyeci politik güçler ise, Kürdistanı işgal eden devletlerle birlikte yaşamak istiyorlar. 'Tek millet, tek devlet, tek bayrak' deyip Kürd milletini egemenliği altında bulunduran devletlerin tabu ve hassasiyetlerini saygı duyuyorlar. Uniter devlete ve sınırlarına saygılıyız diyorlar. Kendilerini sömürgeci devletlerin kapısına bağlıyorlar. Örgütlü olan bu kesimdir. Gelişmelere yön verenlerde bunlardır.
Kısa bir süre önce bu kesimlerin, 'Türkiye de Kürt Sorununa Barışçıl Çözüm Çağrısı' başlıklı bir bildiri ile kamuoyuna sundukları talepler; bir Avrupa ülkesine işçi olarak gelip yerleşen etnik bir unsurun istemlerinden daha ileri değildir. Almanya'da yaşayan Türk toplumunun Alman devletinden istediği taleplerden daha geri olduğu ortadadır.
Sorun böyle konulunca; Kürdistan'a dayatılan statükonyu kendi çıkarına uygun gören uluslararası güçlere gün doğuyor. Cevapları hazır. Dedikleri; 'Kürdler bir azınlıktır. Kürd sorunu düzen içi bir sorundur. Yapılacak reformlarla sorun çözülür. Sorun demokratik kurallar içinde çözülsün.'
Fakat buna rağmen sorun çözülmez. Türk egemenlik sistemi, inkar ve imhadan vazgeçmez. Bu koşullarda; Kürdler silaha başvurmak zorunda kalır. Dünya tiranları bu kez yine devreye girer. TC devleti, 'saldırıya uğrayan ve bu nedenle kurulu düzenini koruyan bir güç', Kürdler ise; kurulu düzene karşı silah kullanan oldukları için 'terörist' ilan edilir. Kürdlerin tüm çabaları bu tutumu değiştirmeye yetmez. Çünkü hata başta yapılmıştır. Sen Kürdistan sorununa 'Kürd sorunu' dersen eloğlu buna dünden hazır. O halde ne yapmak lazım? Bunun yolu var. O da; sorunu doğru koymaktır.
Elbete Kürdlerin Kürdistan sorununun yanısıra bir de, Kürd sorunu vardır. Bu gün Türkiyeci kesim bu iki sorunu tekleştirmiş ve asıl sorunu hazıraltı etmiştir. Yani Kürdistan sorununu 'Kürd sorunu' derekesine indirgeyerek bir azınlık sorununa dönüştürmüştür. Bu bile efendileri tarafınfan kabul görülmüyor.
Dikkat edilirse iki sorun ve soruna çözüm getiren iki kesim arasında nitel bir fark vardır. Birinciler, çağdaş her milletin sahip olduğu hakları Kürd milleti için savunurken, ikinciler; Kürdistan'ı bir ülke, Kürdleri bir millet olmaktan çıkarıp egemen millet içinde şu veya bu yolla eritmenin politıkasını yapıyorlar.
Birçok uluslararası belgede her milletin kendi kaderlerini tayin etme hakkı vardır. Bunu BM'de almış olduğu sayısız kararlarla deklere etmiştir. Fakat her ne kadar bu tür kararlar olsa da, her millet için kullanılmadığıda herkesten çok biz Kürdler biliriz.
Bunu belirleyen çıkarlardır. Uluslararası güçlerin çıkarı, bu güne kadar bir Kürd devletinin kurulmasından yana olmamıştır. Bu günde değildir. Bilindiği üzere devletler arasındaki ilişkiler çıkar üzerine oturtulmuştur. Kürdistan'ı egemenliğinde bulunduran devletlerle dünyaya şekil veren devletler arasında derin çıkarlara dayalı güçlü ilişkiler mevcuttur. Kürdler, ayrık otu olarak kenarda tutulmaya devam edilmektedir. Bir bütün olarak devletlerin ilgi alanına henüz girmiş değildirler. Güney Kürd Hükümetini saymasak, Kürdlerin direk olarak dünyaya şekil veren devletlerle ikili ilişkileri yoktur. Kürdler adına ilişki kuranlar Kürdleri egemenliğinde bulunduran devletlerdir.
Kürdler, bunu değiştirme mücadelesi vermektedir. Bu da, bir süreç meselesidir. Bu süreç 1. Körfez Savaşıyla başlamıştır. Şunu görmek gerekir. ABD, Ortadoğu'da izlediği politıkasıyla Kürdlerin önünü açmıştır. Güney kazanımları bu sürecin sonucudur. Daha ileri mevzilere ulaşmak için ise zamana ihtiyaç vardır. Bunu hızlandırmak elbette birazda Kürdlerin öngörü, istem ve çabasına bağlıdır.
Kuzey bu gelişmelerin çok gerisindedir. Örgütlü olan ve gelişmelere yön veren güclerin Türkiyeci oluşuda buna eklendiğinde ortaya vahim bir tablo çıkmaktadır. Hele Apocu önderliğin devletin derin dehlizlerinden yönlendirildiğide biliniyorken işin vehameti kendiliğinden anlaşılır.
Bu koşullarda şu veya bu devlet 'niye bağımsız Kürd devletini savunmuyor?' şikayetine eloğlu gülüp geçer. Kendin için istemediğin bir şeyin bir başkasının senin adına niye istemiyor şikayeti Kürdlerin bir ayıbı olmasının ötesinde bir zaafı olsa gerek.
Kişi olarak demokratik bir ortam da, Kürdistan'ın kuzeyinde yapılacak bir referandumda Kürd halkının çoğunluğunun bağımsızlıktan yana irade beyanında bulunacağına inansamda bunun bu gün için bir önemi yok. Ne bağımsızlığı savunan kesimler örgütlü ve ne de demokratik bir ortam var. Bu koşullarda dışımızdaki bir güçten bağımsız Kürd devletini savunun beklentimiz saçmalık olur.
Şu biliniyor. Kürdistan sorunu; şu an dünyanın önünde çözüm bekleyen en zor olan sorunların başından geliyor. Giyeni yakacak kadar ateşten bir gümlektir. Sorunun nasıl çözüleceği meselesi aslında açık, ama bunun aniden kısa vadde de çözümü yoktur.
Kimimiz deriz ki, ABD sorunu niye kökten çözmüyor. Onunda gücü bir yere kadar. Aniden bir patlama ile bunu yapamaz. Kürd millet karşıtı sayısız güçle çıkar ilişkileri içiçe geçmiş. İstesede bunları bir tarafa atamaz. Kürdleri onlara tercih edemez. Ama yaşanan süreçte Kürdleride görmemezlikten gelemez. Şu an heriki tarafı birlikte götürmeye çalışıyor. Bunu ne zamana kadar sürdürebilir değişen dünya güç dengeleri belirleyecek.
Kürd devleti, ABD'nin ajandasında olsada çözümü sürece yaymak zorundadır.
Kimi çevre ve birey sorunun esas çözücüsünü Kürd önderliğini adres gösteriyor. Sorunun sahibi olmak açısında birinci derecede bir aktör olsa da, tek başına sorunun çözümüne güç yetiremiyor. Bu güne kadar yetiremediği gibi.
Kürdistan sorunu devletleşme sorunudur. Dünyadaki herhangi bir gücün desteği olmadan Kürd önderliği tek başına bunu başamaz. Zaten 1920'lerden sonra bunu başaran milletlerde yok. Mutlaka bir devlet veya devletler gurubunun desteğini alarak devletleştiler.
Şunu biliyoruz. 2005 Irak genel seçimleri ile birlikte Kürdistan'ın güneyinde resmi olmayan referandumda halkın %98'i bağımsızlıktan yana irade beyanında bulundu. Halkin eğilimi ortada. Devletleşmek istiyorlar. Haklarıda var. Bunun yanında devlet olmak için eksik, aksak yanları olsada tüm kurumlar oluşmuş durumda. Kesin olmasada belirlenmiş bir sınır, milli bir bayrak ve marş, kendi ana dili ile eğitim, seçim sonucu oluşmuş bir parlemento, hükümet, asayiş kuvvetleri, gövenlikli bir ortam, yabancı konsolusluklar, görül görül işleyen bir ekonomi vs. bir devlet için yeterli koşullardır.
Deniliyor ki, peki niye bağımsızlık ilan edilmiyor. Doğru ya! Madem tüm koşullar var, o halde niye bağımsızlık ilan edilmez. Bu soruyu ben de kendi kendime sorarım. Hatta çoğu zaman güney siyasal önderliğini eleştirmişimdir. İşin kolayıda bu ya. Fakat kimse onların karşı karşıya oldukları çıkmazları görmek istemedi. Elbette bağımsız bir devlete sahip olmak isterler. Bu hakkın olması, onu istemek ayrı, ama ona ulaşmaya güç yetirmek ayrı.
Bölge devletleri ve uluslararası güç dengeleri buna yol vermiyor. Yanısıra Kürdistan coğrafyası düşman güçler tarafından kuşatılmış halinde. Bağımsızlığı ilan edebilirsin. Bu kolay. Sorun ondan sonra başlıyor. Mesele onu korumaktır.
ABD veya başka bir süper gücün onayı ve koruma şemşiyesi olmadan ilan edilecek bağımsız Kürdistan yaşayamaz. İlani halinde ABD veya başka bir süper gücün caydırıcılığı olmadan Kürd düşman devletlerin askeri saldırısı dahil, hava, kara ve deniz yolunun yüzlerine kapatılmasına varan yaptırımlarla karşı karşıya kalacakları kesin.
Aç kalmakta var. 'Aç kalırız, ama boyun eğmeyiz' notalji takılma dönemi bitti. Bunu dediğinizde yanı başında bir başka planın olması gerekir. Bu plan mevcut koşullarda 'ver elini dağlar' olmaz. Çare bu değildir. Eldekini kaybetme rizki göze alınamaz.
Zaman zaman Kürdlerin Irak ile fedratif bir yapılanmaya gidişini bende eleştirmişim. Aslında soruna duygusal değilde mevcut koşullara bakıldığında şu an Irak ile federatif bir yapılanma içinde olması kaçınılmaz bir durumdur. En aşağı Kürdlerin Irak bütünlüğü içinde yer almasıyla dış saldırılara uğramaması durumu var.
Mevcut durum caydırıcı olabilecek düzenli bir milli orduya sahip olacağı, henüz tam olarak gerçekleşmeyen tek başlılığın gerçekleştirilmesi, ekonomik olarak güçlenmesi ve dış sermaye için güvenlikli cazibeli bir hale gelmesi ve her şeyden öte uluslararası koşulların lehine değişmesi vs. oluşturulması için olumlu bir durumdur.
Gerçi bu durum Irak Arapları içinde olumluluklar taşımaktadır. Saddam iktidarının tasviyesi ile Iraklı Araplar paramparça oldu. Mezhep ve aşiretler arasındaki derin düşmanlık kısa vaddede milli bir potada erimelerine engel teşkil etse de, bölgedeki Kürd düşmanı güçlerin zorlaması ile kendilerine yeniden bir çeki düzen vermesine yol açtı ve daha da açacaktır. Irak Arapları derlenip toparlanması, Iraklılık ve Araplılık potasında erimeleriyle Kürdler karşısında güçleneceklerdir. Kürdlere merkeziyetciliği dayatacaklardır. Böylesi bir tehlikede var. Zaten Irak Arapların ve Kürd düşmanı bölge devletlerinin federatif yapıyı içine sindiremedikleride bilinmektedir. Eğer şu an federatif bir yapıdan bahsediliyorsa bunun ABD'nin zorlamasıyla olduğuda bilinmektedir. Yarın ABD'nin bölgeden gitmesiyle federatif yapının devam edemiyeceği herkes bilmektedir. O zamana kadar Kürdler kendini askeri, ekonomik ve uluslararası ilişkilerini güçlendirirlerse ne ala. Edemezlerse eldekinide yitirme olasalığı yok değildir.
Kürdistan'ın güneyinin bağımsız devlet olarak tarih sahnesine çıkmasının önündeki uluslararası koşulların elverişsizliğinin yanısıra en önemli bir engelin başta Kerkük olmak üzere işgal altındaki toprakların ana vatana katılması meselesidir.
Kerkük tarihi olarak Kürd şehridir. Fakat Arap iktidarları ve özelikle Saddam iktidarı Kürdleri
Kerkükten sürerek ve yerlerine Arapları getirip yerleştirerek demokrafik yapısını bozdu. Anayasanın 140. maddeye göre eskiden Kerkükten sürülen eski yerlilerin yerlerine ve sonradan gelenlerin oradan çıkarılması, genel bir nüfus saımından sonra bir referandumun yapılmasını öndörmekteydi.
Kürd tarafı bunu dayatırken Araplar, Anayasal bir yaptırım olmasına karşın buna yanaşmadı. Yanaşmaları halinde Kerkük'ün Kürdistan'a baplanacağını gördüler. Bu nedenle sorunun çözümüne yanaşmadılar.
Hem Irak Arapları ve hemde Kürd düşmanı bölge devletleri Kerkük'ün Kürdistan'a katılmasına şiddetle karşıdırlar. Kerkük'ün Kürdistan'a katılması halinde ekonomik olarak Kürdlerin gücleneceği ve bağımsızlıklarını ilan edeceğini düşünmektedirler. Bu nedenle her yol denerek Kerkük'ün Kürdistan'a katılmasına engel çıkarmaktadırlar.
Sorun gelip ABD'nin takınacağı tavra takılıp kalmaktadır. ABD'de sorun karşısında çözümsüzdür. Soruna taraf olan güçlerle ilişkisini bozmak istememektedir. Tam olarak tavrını ne Kürdlerden, ne de Irak Arapları ve onlardan yana tavır alan Türkiye, İran ve Arap devletlerinden yana koyamamaktadır. Her iki tarafıda idare etmeye çalışmaktadır. Sonuçta onların tavrı belirleyici olacaktır. Kerkük'ün statükosunun belirkenmesinde ABD'nin tavrı belirliyen olacaktır. Daha doğrusu dayatılan olacaktır. Taraflar bunu kabul eder mi, etmez mi o ayrı bir sorun.
Sorun, tüm yakıcılığıyla çözümü bekliyor. Irak Anayasası sorunun çözümünü 140. maddesine havale etmiş. Sözkonusu madde referandumu öngörüyor. Koşullar konulmuş ve süreside tayin edilmişti. Fakat hiçbir hükümet bunu uygulamaya koymadı. Gelecek hükümetlerinde koşullar değişmedikçe uygulamaya koymayacağına benziyor. Her ne kadar son seçim sonrası başlayan hükümet kurma süreci ile Kürd önderliği bu şartı dayatıyorsada bunun uygulanabilirliliği çok kolay olmayacaktır.
Sorun Anayasada öngörülenle çözüleceği yok. Sebebi sorunun çözümünü istemeyen ABD ile çıkar ilişkisi içinde olan sayısız Kürd millet düşmanın istemediğidir. ABD de, onların “hasassiyetini” gözönünde bulunmayı ve dengeleri gözetlemeyi çıkarına uygun görüyor. Bu nedenle ABD, Kerkük konusunda Irak Hükümetlerine baskı yapmadı. Zaten sorunun bu duruma getiren ABD'dir. !991 Kürd devriminin yenilgisi ve kaçış sonrası Kürdistan sınırını 36. parelelin kuzeyinden geçiren ABD'nin kendisidir. Daha sonra, yani ABD'nin 2003 yılında Irak işgali ile Kürdler, Kerkük'ü ele geçirdi. Kürdleri Kerkük'ten çıkaranda ABD'dir. Sorunun sürgit devamından ve BM'lere taşırmanın sorumlusuda ABD'dir.
BM, Kerkük sorununun çözümü için temsilci olarak Staffan de Mistura görevlendirdi. O da hazırladığı raporunu sundu. Sunduğu rapor Türkiye'nin tezlerinden oluşmaktaydı. Kürdler raporu ret etti. Sorun hala nasıl çözüleceği noktasında kilitlenmiş durumdadır.
Şu biliniyor. Türk egemenlik sisteminin varlığı; Kürd milletini inkar ve imhası üzerine kuruludur. Bu nedenle Kürd millet çıkarına olan her olumlu gelişme onların “kırmızı çizgileri” olur. ABD de onlarla olan çıkar ilişkilerinden dolayı bunu gözetlemeyi çıkarına uygun görüyor.
Bu şu anlama gelmiyor. ABD, başta Türkiye olmak üzere Kürd millet düşmanı devletlerin her dediğine evet demesi mümkün değil. Fakat kırmızı çizgilerinide gözetlediği bilinmektedir. Şu an sorun Irak'ın “siyasi ve toprak bütünlüğü”nün korunması ve Kerkük'ün Kürdistan'a bağlanmasını engelemektir. ABD, bunu şu an sağlıyor. Fakat ilelebet bu politıkayı izlemesi beklenilmemeli.
Türkiye, 'Irak'ın toprak ve siyasi birliği'ni istemektedir. ABD'ye ve doğal olarak Kürdlere bunu dayatmaktadır. ABD, Türkiye'ye bu garantiyi versede mevcut gidişat verilecek garantilerle onları tatmin etmediği gözükmektedir. Bu nedenle; 'Kürdler ha ayrıldı, ha ayrılacak' korkuları her geçen gün büyümektedir. Bu nedenle Kürdlerin en ufak bir mevzi kazanımı onların tedirgin olmalarına yetmektedir.
Türkiye'nin şu an “kırmızı çizgilerimiz” dediği korkularının birincisi; bağımsız Kürd devlet ilani ise, ikincisi; buna yol açacak Kerkük'ün Kürdistan'a bağlanmasıdır. Bu konuda ABD'ye karşı yoğun bir diplomatik baskıları var. Anlaşılan kadarıyla bu konuda ABD'nin taahütleri var. Ama bu onları tatmin etmiyor. Etmese de, mevcut siyasi, ekonomik, askeri bağlaşıklıklarıyla buna el mecburlar.
Her ne kadar sorun çıkaran Türkiye görünsede Kerkük'ün Kürdistan'a katılmasını istemeyen sadece onlarla sınırlı değildir. Tüm Arap alemide istememektedir.
ABD'ninde hapsiyle şu veya bu şekilde çıkar işbirliği var. Bu koşullarda herkesi karşılarına almasını beklemek hayal olur. Zaten bunu göze alsaydı sorun daha çok önceleri çözüm yoluna girerdi.
Bu nedenle sorunun çözümü nasıl olacak meselesi, henüz bir açıklığa kavuşmuş değildir. Kürdler, Anayasanın öngördüğü çözümü dayatırken, Irak Arapları ve bölge devletleri, buna karşı durmaktadır. Eğer yasal olarak sorun çözülmese silahlı çatışmanın kaçınılmaz olacağını herkes söylemektedir. Zaten birkaç kez çatışmanın eşiğinden dönüldüğü bilinmektedir.
Irak ve Kürdistan arasındaki mevcut ilişki dışarıdan bakıldığı gibi sorunsuz değildir. Taraflar birbirlerine güvenmemektedir. Irak Arapları ve bölge devletleri, bırakın petrol zengini Kerkük ve işgal altındaki toprakların Kürdistan'a katılmasını, Kürdlerin elde etmiş oldukları mevcut statükoyu bile içine sindirememektedir. Arap alemi, Irak kimliğinin yok olmasından endişe duymaktadır. Bunun kabullenilemezliğinden dem vurup durmaktadırlar. Diğer sömergeci devletler de, mevcut gelişmelerin kendi egemenliği altındaki parçalara sıçrayacağı endişesini duymaktadır. Bu gelişmeler her dört devletide derin derin endişeye sürüklemektedir. Gelişmelerin önünü kesmek için her yolu denemektedirler. Şimdiye kadar askeri olarak saldırmadılarsa; bunun tek engeli ABD'nin alan da bulunmasıdır.
ABD özelikle Türkiye ile KRG arasında sorunsuz bir anlaşmadan yanadır. Çıkarı bunu gerektiriyor. Bu nedenle her iki tarafada baskı yapıyor. KRG dünden buna razıydı. Bir yerde buna mecburlar. Dünyaya açılan kapı Türkiye olmaktadır. Türkiye'de Kürd Hükümetiyle ilişki kurup kurmama konusunda sancı çekiyordu. İlk başlarda, her ne kadar 'aşiret liderleriyle oturmam' dediysede ilk önceleri gizli ve son dönemlerde de, aleni olarak görüşmeler yapıldı. İlişkiler daha bir üst seviyeye sıçratıldı. Türkiye'nin Erbil'de konsolosluk açması, Kürdistan Başkanı Mesud Barzani'nin resmi olarak Türkiye ziyareti varolan ilişkilerinin zirvesi oldu.
Bu gelişmelerden her iki tarafın farklı çıkarları olsa da, buna yol açan ABD'dir. ABD, TC devleti ve Kürd Hükümeti arasında istikrar istiyor. Her iki tarafın ihtiyaç ve hassasiyetlerini biliyor ve onları uyuşturmaya çalışıyor. Bu koşullarda Güney'de bağımsızlık ufukta görünmüyor. ABD çıkarına endeksli olarak Kürdleri, “Irak bütünlüğü” içinde tutmaya çalışıyor. TC devletinin istemide budur...
...
28 Haziran 2010
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.