Siyaset

Hadi be Diyarbakır..!

ADÝL HARMANCI · 05.10.2006 · 1 görüntülenme

Şimdiye kadar kaç yazarımız, kaç aydınımız, kaç siyasetçimiz ya da sıradan insanımız sürgün yollarında yaşamını yitirdi? Daha önemlisi, kaçımızı kanser etti sürgün yolları, kaçımızın kalbi dayanmadı ülke, eş dost hasretine? Yılmaz Güney'i, Ahmet Kaya'yı, Mahmut Baksi'yi, Naim Demir'i ve daha bir çok sevenimizi sürgünde yitirdik. En modern hastaneler, en iyi doktorlar, tıbbın en gelişmiş hali onları yaşatmaya yetmedi sürgünde. Ama şimdi, dünyadaki hiç bir ilacın çare olamadığı büyük Kürt yazar Mehmet Uzun'a Diyarbakır göz kırpıyor. Hayat sunuyor ona doğup büyüdüğü topraklar ve her gün biraz daha iyiye gidiyor Uzun'un sağlığı. Çünkü bu hastalığa en büyük ilaç ve en büyük doktor ana toprağıdır, aşinası olduğumuz insanların yüreğidir. O yürekten süzülecek güzel bir söz, gelecek bir mesajdır yaramızı iyileştirecek olan. Kavgalara gidip gelen, Diyarbakırlı bir çocuğun sunacağı bir çiçek az şey midir? Neredeyse kuş ötüşlerinin bile tanıdık geldiği bir coğrafya ise hele bu, hele Med toprağı Amed ise burası; yüreğimizin doğal başşehri. Burada kanseri savmamak, kötüyü yenmemek olur mu? Tabii sadece sürgünler değil, nazlarımız da hasta eder bizi. Önemsenmeme ve dıştalanmış olma duygusu da hasta eder insanı. Ve bir yerde, biziz aslında birbirimizi kanser eden de, iyileştiren de. Hadi be Diyarbakır, Mehmet Uzun'u yaşatarak anlat şunu herkese: Daha dün çocuklarımıza tuzaklar kuruldu, Vedat Aydın ve büyük bilge Musa Anter'in kanları henüz kurumadı bile. Amed Surları'nın önünde biten bir isyanın devamındayız hala.. Hayatımız zaten ya sürgün, ya da kurşundan ibaret, neden bir de biz, birbirimizi kanser ederiz? Hadi be Diyarbakır, kavrat şunu dünyaya; Toprağa düştüğümüz yerde, yaşama sarılmasını da biliriz!

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.