Siyaset

GÜVERCİN TUTULMASI

Piran Welat · 24.01.2007 · 1 görüntülenme

GÜVERCİN TUTULMASI

 Ninem anlatırdı; dedem seferberlikten dönerken, Ermeni milislerinin eline düşmüş. Sonra Ermeni bir kadın, boynunu uzatarak “beni öldürün onun yerine” demiş. “Çocukları, karısı yolunu gözlüyordur, bırakın gitsin.” Çocukluğumda başka bir hikaye daha anlatılırdı. İki Ermeni kadının mallarına konmak isteyen, iki köylümüzün, kadınları taşlayarak öldürdüklerini. Kadınlardan birinin, “dünyaya kör bakasınız” diye beddua ettiğini ve her iki köylümüzün yıllar sonra kör oldukları anlatılırdı. Köyümüz, eski Ermeni yerleşimi olan bir yerdi. Babam; “bizim toprağımız Ermeni malı değil” diye övünürdü. Tapunun, devlet garantisinde olmasından mı, arazimizin helal mal olduğunu söylemesinden miydi bilmiyorum ama, o gün bugündür Ermeniler, çocukluğumun belleğinde acı çeken bir hikaye olarak kaldı. O gün bugündür Ermeniler, kılıçlara boynunu uzatıyor. O gün bugündür, iktidardan pay almak isteyenler, kör siyaset tacirleri, bu acıdan pay almak uğruna taşladıkları bu insanlar yüzünden, hala dünyaya kör bakmaya devam ediyor. Ninenim anlattığı o hikayenin çocuğuymuş meğer Hrant. Uzattı boynunu kanlı bir hançere. Ama “bırakın gitsin onu bekleyen çocukları vardır” diyen olmadı. Sabanın toprakta açtığı bir yaraymış Agos. Ateş ve su dilinde yazılan. Ve herkesin acısının toplamı olan bir kederle yaşanan. Avuçlarını açsa, içine sığdırabilirdi bütün Mezopotamya’yı. Avuçlarında incelmiş toprak, kum saatiydi vicdanımızın.Yüzü poyrazlarda kurumuş çöl müydü yoksa. Adını Fırat diye değiştirmesi belki de bundan.Ya siz? Saatlerin anlatamadığı eski zaman artıkları. Delinmiş ayakkabılarıyla toprağa yüzükoyun yatan o adamın kederini anlatmak için, size verdiği bir yanıt olabilir mi dersiniz. Hani bırakıp giderken bu kadim toprakları. O delik ayakkabılar hayatınızın utancıdır diye sorulan bir soru olabilir mi dersiniz.Oysa demiştim o kitapta “dönün yüzünüzü terk edilmiş dağlara, içinden bir nehir inceliği çıkabilir belki” diye. Hrant ki o eski masallarda çalınmış, o münzevi kadını getirirken Cudi’den, biliyordu Nuh’un gemisinde unuttuğu Rakel olduğunu. Çocukları olsun, saflıkla gelişsin hayat diye verilen bir yanıttı Hrant. Olmadı. Hızla kirlenen dünyada çoğalmadı saflığımız. Ve her gece uzanırken yatağına, ölümün kıyısına uzanır gibi uzandı. Ya siz?..Hrant ki vadedilmiş şu kadim toprakların dervişidir. Diyojeni’ dir bir fıçı içinde yaşamak zorunda bırakılan. Sahi neydi o hikaye. Şarap ve lahana yiyerek yaşayan o eski zaman dervişine ne sormuşlardı. Hani “bu kadar asi ve dik başlı olmasan ömrünce lahana yemek zorunda kalmazdın” diyen saray filozofuna ne olmuştu yanıtı. “ Sen de bu kadar yalaka ve dalkavuk olmasaydın benim gibi lahana yerdin” diyen bilge adama benzemiyor mu Hrant. Ya sizler? Konuştukça, küfrettikçe, harfleri utandıran kayıp yüzlü adamlar. Sahi, huzur bulacağınız bir vatanınız olacak mı. Biri ölünce, fotoğraflar da ölür. Bakışlar, yüzler, donarak bakar size. Çünkü fotoğraf anlar. Toprakta tanır kendisine kardeş olanı. O öldüğünde geldiği yere, aslına kavuşmuştur artık. Ya sizler?  Oysa bizim ateşten harflerimiz olacak. İçinizdeki çöle karşılık. Bir de bizim için akan nehrimiz olacak Hrant. Mavisi kaybolmuş gözlerinizde denizler ölsün. Ne martı çığlığı olsun içinizde, ne de ufukta yanan deniziniz. Derler ki; sular gökyüzünden alırmış mavisini. Artık bildik ki ne göğünüz ne de deniziniz olacak sizin. Öleni kutsamayınız lütfen. İçinizde öldürdüğünüz güvercinler için ağlayınız. Oysa uzatmıştı ellerini gecenizin içine. Tutunup çıkabilirdiniz. Belli ki artık gündüzünüz de olmayacak sizin.Umutsuzsunuz. Yılgınsınız. Salyalarınız aktıkça içinize ömrünüzün daha da uzun olacağına inanıyorsunuz. Sahi ne demişti Adorno. Celladınıza mı aşık oldunuz.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.