BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme
Ulusal semboller ve bayrak olayı üzerine
Bu kisa çalişma, semboller, özellikle politik sembolller, konusunu işliyor. Önce sembollerin genel olarak önemi ve ödevleri üzerinde duruluyor. Sonra bayrak tartışmaları örneinde semollerin Kürt politik mücadelesi için önemi ve Kürtlerin sembollerine ilişkin politik tutumlari deerlendiriliyor.
Bu çalışma iki dilde Kürtçe ve Türkçe hazirlandi. Önce elektronik yayınlandıı için ve okuyucuyu yormamak için yararlanilan kaynaklar verilmiyor, ama klasik yayında kaynaklar verilecektir.
Bu çalışmayı yapma önerisini Sayın Osman Aydın yaptı, çünkü daha önce azınıklar konusu üzerine bir kısa çalışması Gelawejde yayınlandı. Bu çalışma, mekalesinin bir devamı sayılabilir. Sayin Osman Aydın Çalışmayı okudu, eleştrilerini bildirdi. Ancak yazının sorumluluu bana aittir. Hocam Osman Aydına saygılarımı sunuyorum.
Sözlük Anlamı ve Geçmişi:
Sembol, Yunanca bir kemlimedir ve birleştirmek, kavuşturmak olarak tercüme ediliyor ve kendisinin üstende bir anlamı ifade eden bir işarettir.
Antik dönemde insanlar ziyaretlerinde bir birbirlerine, kilden yapılmış bir eşyanın (örneğin çanak, halka gibi) bir parçasıni verirlerdi. Karşılıklı ziyaretlerde bunlar birleştirilerek, kavuşturularak misafirin, daha önce ziyaret edilen ailenin üyesi olduğu kanıtlanıyordu. Bu, kişinin kendisini tanıtmanın dışında, kişiler arasında dostluğu, birbirine bağlılığı ifade eden bir sembol sayılmaktaydı. Yüzük en yaygın balilik semboldür.
Bu gün bile gizli ve tanınmayan kuryelere yırtılmış kağıt paranın bir parçası verilir ve giden yere de diğer parça gönderilir. Kurye oraya vardığında yanında götürdüğü parçayı gösterir ve bu parçalar birleştirilerek kuryenin gerçek kurye olduğu anlaşılır.
Sembollerin İşlevi ve Ödevi:
Semboller önemli işlev ve ödev yerine getirirler. Kanaatlerin, politik ve dini inançların ve özlemlerin işretsel ifadesidirler. Sembollerin yardımıyla insan bir sonuca varabilir, tanıyabilir. Çünkü onlarda bireysel ve kolektif ortaklıklar yoğunlaştırılarak (işaretsel, yazılı ve sözlü değil) ifade edilmiştir. Biçimde rahat anlaşılır, ama estetik olarak derin ve geniş anlamı olan ayrıma işaretidir sembol.
Ritscht bir adım daha da ileri gider. Ona göre semboller, sözcük, eylem veya gestik yerine bilinçli ve olgun bilgi kazanımlarının temsilcileridir ve başka şekilde ifade edilmeyen şeyler semboller vasıtasıyla dile getiriliyor der. Sigmund Freud ve diğerleri ise sembolleri, olgun bilgi kazanımlarını bilinçten çıkarma olarak görürler.
Belli bir insan topluluğu sembollere belirlediği bir anlamı yükleyerek sembolün nesnel işaretini (yapısını) aşan fark edilir bir görünüm verir. Semboller nesnel yapısını aşan duygusal anlamlarını yitirdikleri zaman, sıradan bir işarete, rumuza, simgeye vs. dönüşür ve katılaşır, Toplum içindeki etkisini yitirir. Nihayet bir klişeye dönüşür. Bu, diğer işaretler (örneğin trafik işretleri) ile semboller arasındaki önemli bir farktır, çünkü diğer işretler ve tabelaların tersine sadece üzerine çizilen nesneyi ifade ederler.
Dinlerin, Halkların ve Politik Yapıların Sembolleri:
İnsanlar günlük yaşamlarında sık sık sembollerle karşılaşır, onlarla yaşar; onları fark edip etmeme, bilerek algılayıp tahlil edip etmemek önemli değil. Örneğin renklerin sadece bilgi edinmemiz için değil, psikolojik ve sembolik önemleri de var. Dinler, halklar (uluslar) ve politik yapılar, ana düşüncelerini sembolleştirerek ifade ediyorlar.
Bu iki konu üzerine biraz daha ayrıntılı durmakta yarar var.
Dinlerde tekerlek sonsuz dönüşün, boş mezar yeniden dirilişin ve yol yaşam biçiminin sembolleri olarak değerlendirilirler.
Her dinin kendine özgü sembolleri var. Hıristiyanlıkta tüm Hıristiyan dünyasını bağlayan anlaşmalar, örneğin Apostolikum, var. Haç, Hıristiyan dininin önemli bir sembolü olarak kabul ediliyor ve Hazreti İsanın çarmıha gerilişinin simgesidir. İki eşkenar üçgenden oluşan Davut Yıldızı ve eşit ve yan yana dizilmiş yedi kanatlı şamdan (menora) Yahudilerin sembolüdür. Hilal da islamin sembolü olarak kabul ediliyor.
Dinlerde sayılara sembolik anlamlar yüklenmiştir. Dört sayısı yılın dört mevsimini, dört gök istikametini; 12 sayısı, yılın 12 ayı ile özdeşleştirilir. Ezidi dinine göre yedi önemli bir sayıdır; Allahın yedi meleğini simgeler. Allah istediği zaman bu meleklerini yer yüzüne gönderir veya onların varlığını insanlara his ettirir. Taus-i Melek ise gökten yere indiğinde, tavus kuşuna bürünerek inmiştir. Ezidi dinine göre, gezegenler, özellikle güneş, kutsal sayılıyor. Çünkü Allahın Meleği Şêşims (Güneşin Meleği), insanlara varlığını güneş seklinde devamlı biçimde sezdiriyor. Bu nedenle Ezidiler günde üç kez güneş yönüne bakarak dua ederler. Bilgisizlik nedeniyle bazıları Ezidileri güneşe tapanlar olarak adlandırırlar.
Dini semboller gibi halkların (ulusların) ve kurdukları devletlerin de sembolleri vardır.
Ulusal semboller nasıl tespit ediliyor? Kişiler bunları istedikleri gibi keyfi olarak değiştirebilirler mi? En önemlileri hangileri sayılabilir?
Ulusal semboller, ulusal kimliğin, dilin, eylemin önemli parçası sayılırlar. Toplumun tüm üyelerinin itirazsız kabul ettiği ana düşünce ve kanaatlerdir. Çünkü bu ulusal semboller vasıtasıyla halk, gurur duyduğu, övünüp büyük gördüğü tarihi ve kültürü ile manevi bir bağ kuruyor. Semboller, ulusun yoğunlaşmış manevi değerleridir ve bir ulusun kendisini ve değerlerini diğer ulus ve değerlerden ayıran esas özellikleridir. Bu nedenle kimse bu ulusal sembolleri ne keyfi olarak tespit edebilir ne de değiştirebilir. Halkın şerefli tarihinde oluşurlar ve halka mal olurlar.
Ulusal sembollerin en önemlileri arasında dil, ulusal renkler, ulusal bayrak ve ulusal marş sayılır. Bunlara ulusal bayramlar, kahramanlar, anıtlar ve destanları da eklemek gerekir.
Halklar bu sembollerini kurdukları devletin sembollerine dönüştürür, böylece hem devletini hem de kendisini dışarıya karşı temsil eder. Hiç bir modern devlet sembolsüz işlemez. Bunun iki önemli nedeni var. Biri pratiktir: Devlet sınırlarını, bağımsızlığını ve otoritesini sembolleriyle belirler. Anlaşmalar, yazışmalar ve diğer belgeler devletin sembolleri kullanılarak hazırlanır ve kesinleşirler. Diğer bir nedeni de manevidir (tinseldir): Devlet vatandaşlarının büyük gördüğü tarihinin, kültürünün ve inancının sembollerini kullanırken vatandaşlarının yurduna bağlılığını (yurtseverliğini), ortaklıklarını, dayanışma duygusunu ve politik kader birliğini ifade etmek ister. Yani devlet ortak ulusal kimliğin oluşmasını amaçlar. Ulusal marşın eşliğinde tören ile bayarak çekilerek ve ulusal bayram kutlanarak (is hayatı durdurularak) ulus sembolleri yaşatılır.
Kürtler ve Türklerin Sembolleri:
Kürtler ve Türklerin ulusal sembolleri hangileridir? Aralarındaki fark nedir?
Kürtlerin sembolleri arasında en önemlileri olarak şunalar sayılabilir:
· Dilleri
· Kürtlerin dünyayı tanıma ve yorumlamadaki felsefi bilgisi, Ezidilik ve onun düşüncelerini en az bin yıl önce Kürt dili ve alfabesiyle yazıya döken Mıshefa Reş ve Kitabı Celve (Allahın vahiy ettiği kitap)
· Ala Rengin (Kırmızı, beyaz ve yeşil zemin ortada doğan güneş)
· Ey Raqip Marşı
· Ulusal Bayramı Newroz ve kahramanı Demirci Kava
· Mem û Zin Destanı
· Kürt ve Kurdistanin kurtuluşu uğruna mücadele edip şehit düşen yakın çağ önderleri (Örneğin: Şeyh Ubeydullah, Şeyh Sait, Seyit Rıza, Qazi Muhammed, Büyük Mustafa Barzani)
Kürt ulusal sembolleri bugün ülkelerini sömüren ve onları baskı altında tutan Türkiye, İran, Suriye ve Iraka (Saddam dönemine dek) karşı verilen mücadele sürecinde oluştular.
Kürt dili, Türkçe ve Arapçadan tamamen bağımsızdır, onlarla hiç bir bağı yoktur. Her Kürt insanı diliyle gurur duyuyor. Her Kürt, daha önce Kürtlerin mücadelelerinde taşıdığı, 1946 da Mahabatta (Dou Kürdistan) ilan edilen Kürdistan Cumhuriyetinde ve bugün de Güney Kürdistan Cumhuriyetinin göğe çekilen Ala Renginin Kürdistan semalarında dalgalanmasından duygulanıyor ve gurur duyuyor.
Kürt bayrağının bugünkü biçimi, Kürt manevi dünyasının milattan 3000 yıl önceki dünyayı tanıma ve yorumlamadaki felsefi görüşünün modern yorumudur. İslamlığın Kürdistanda 650 yılından itibaren Arap istilası ile Kürt dünyasına zorla kabul ettirilmesinden önce Kürtlerin orijinal manevi dünyası İslam ve Hıristiyanlık gibi bir dine dönüştü. Kürtlerin dünyayı tanıma ve yorumlama felsefi bilgisi olan Ezidilik halen de Kürt aydınları tarafından İslam ve Hıristiyanlık gibi bir din olarak değerlendiriliyor. Arapların dünya görüşlerini Kürtlere zorla kabul ettirerek Kürtlerin Kürtçe olan dünyaya bakış dimenziyonunu geriletti. Kürtler düşünsel olarak fakirleştirildi ve bu nedenle de kendisini ezen Arapların, İranların ve Türklerin baskısına karsı silahsız ve zayıf kaldılar. Ama bayrak, dil ve güneş örneğinde görüldüğü gibi Kürtlerin Kürtçe olan manevi dünyasını tamamen yok edemedi. Ezidiler onu korudular. Müslümanlaşan Kürt kardeşleri düşünsel olarak her ne kadar fakirleştirilmişlerse de tarihsel Kürt sembollerinden tamamen vazgeçmiş değiller. (Bu konu, Ali Tuku birlikte yakında yayınlanacak bir çalışmada daha ayrıntılı araştırmış.)
Ömürlerini Kürtlerin özgürlüğü ve mutluluğu için yitirmiş Kürt kahramanlarının önünde Kürtler saygıyla eğiliyor ve onları saygıyla anıyorlar. Newroz Bayramı ve mitolojisi, artık Kürtler için vazgeçilmez bir ulusal bayram haline gelmiştir. Karanlık dönemin sonu, aydınlık ve özgürlüğün sembolü haline gelmiştir. Kürt halkı böyle inanıyor. Bu tarihsel hikayenin anlatıldığı gibi olması veya olmaması tartışması önemsizdir.
Türk sembolleri şunlardır:
· Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
· Bayrağı, ay yıldızlı al bayraktır.
· Milli marşı İstiklal Marsıdır.
· Ulusal kahramanı olarak Atatürk ve Atatürk milliyetçiliği tercih edilmiştir.
· Başkenti Ankara dır.
Şüphesiz Türkler için kendi dili ve bayrakları önemlidir. Türkler, Osmanlı döneminden beri bu bayrak altında hem kendilerini savunmuşlar hem de saldırdıkları ülkeleri işgal ederken ellerinde bu bayrak vardı. Osmanlica da dense yine Türkçe konusuyorlardi. Türk Ordusu, Dersim, Ağrı ve Şeyh Sait önerliğindeki Kürdistan ulusal direnişleri üzerine yürürken de elerinde ayni bayrak vardı. Türk Ordusu, PKK direnişçilerine saldırırken yine önlerinde ayni ay yıldızlı Türk bayrağı dalgalanıyordu. PKK militanlarından kurtardığı Kürdistan dağlarına ayni bayrak dikiliyor.
Türk istiklal marşı, Türklerin milli duygularını ifade etmektedir, ama onun Kürt geleneği ve mücadelesiyle hiç bir ilgisi yoktur. Kürt politikacılarına hapishanelerde saatlerce bu ve benzeri Türk marşları zorla dinletiyordu, ezberletiliyordu.
Atatürk, Türklerin tartışmasız önderidir ve Anadoluda Türklerin en zayıf döneminde Türkiye Cumhuriyetini kurdu ve Kürtlere rağmen Türk iktidarını yerleştirdi. Atatürk milliyetçiliği, Türk devlet politikasının Marksizm, Leninizm, faşizm gibi ideolojik esasını oluşturur. İdeolojik devletlerde olduğu gibi, Türk milliyetçiliği anayasanın güvencesi altına alınarak devletin resmi ideolojisi haline getirilmiştir. Kürdistanın tüm coğrafyasında Kürtlere Türk devletinin bu sembolleri Atatürk heykelleri dikilerek, bayrak dalgalandırarak, dağlara ne mutlu türküm diyene yazılarak gösterilerek his ettiriliyor ve benimsetilmeye çalışılıyor.
Türk Bayrağını Yakma Olayı ve Kürtlerin Tutumu:
Vatandaşların devletin sembollerine bağlılıkları, devlete bağlılığın ölçüsü olarak görülür. Devlet sembolleri seçerken buna dikkat eder. Sembollerini keyfi ve sadece vatandaşların bir kısmının veya devlet içindeki halkların bir kesiminin ulusal sembol ve değerleriyle kendisini temsil ettirdiği zaman tüm vatandaşları kaynaşmasını sağlayamaz ve dayanışma duygularını ve toplum barısını güçlendiremez.
Güney Kürdistan hükümetti ve Araplar arasında bu semboller üzerine yapılan tartışmalarda Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesut Barzani bugünkü Irak bayrağını Kürdistanda asmayacaklarını söyledi. Bu bayrağın Kürtlerin ulusal değerlerini sembolize etmediğini, Irak Arap ordusu bu bayrağı taşıyarak Güney Kürdistanda baskı ve zulmünü sürdürdüğünü, Kürtlere karsı katliam yaptığını, hatta Halepçeye kimyasal bomba attığını gerekçe gösteriyor. Kürt ulusunun bayrağını asacaklarını, çünkü bu bayrağın sadece Güney Kürdistanın bir sembolü değil, tüm Kürt ulusunun bayrağı olduğunu söylüyor.
Federal Irak Hükümetiyle Kürt ve Arap halkını sembolize eden bir bayrak üzerine anlaşırlarsa, o zaman Kürt ulusal bayrağının yanında Federal Irak Devletinin de bayrağını Kürdistanda asabileceklerini söylüyor. Güney Kürdistan Başbakanı hükümet görüşmeleri üzerine verdiği demecinde önemli bir sorunun bayrak olduğunu ve Irakın şimdiki bayrağı tümden değiştirilmelidir diyor. Yeni oluşturulacak Irak bayrağında Kürdistanın rengi açıkça ifadesini bulmalıdır. O zaman biz de Kürdistanda Kürdistan bayrağının yanında Irak bayrağını dalgalandırırız.
Dolayısıyla Mersindeki Newroz kutlamaları sırasında - nasıl yaptıkları önemli değil çocukların Türk bayrağını yerde sürümeleri normaldir. Yukarda nedenleri izah edildiği gibi Türk bayrağı onların ulusal değerlerini sembolize etmiyor.
Ama Kuzey Kürdistanlı Kürt politikacıların önemli bir kesimi ya Kürt sembollerinin farkında değil, ya da politikanın nasıl yapıldığını bilmiyor.
DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 22.03.2005te basın toplantısında Türk Bayrağı Kürtlerin de bayrağıdır. Türk Bayrağına Türkiyede yaşayan herkes kadar saygılıyız. Bu ortak sembolü atalarımız birlikte yarattı. Bu konuda çok hassasız. Mersindeki olay provokasyondur. Olayı kınıyoruz. Demokratik Toplum Hareketi sözcüleri Orhan Doğan ve Leyla Zana 23 Mart 2005te Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemiri makamında ziyaretleri sırasında yaptıkları açıklamalarda Türkler ve Kürtler, Çanakkalede, İnönüde ve pek çok yerde, kurtuluş savasında birlikte kan döktü ve Türkiye Cumhuriyetini yarattı. Cumhuriyeti oluşturan ve sembolize eden değerlerin başında bayrak gelir. Bu bayrak hepimizin bayrağıdır, ona hep birlikte sahip çıkıyoruz dediler. Baydemir ise Türkiyede yasayan bütün yurttaşlarımızın ortak değeri olan bayrağa saygısızlığı biz kabul etmiyoruz dedi.
Kongra Gel Başkanı Zübeyir Aydar 23 Mart 2005 tarihinde yaptığı açıklamada Newrozda Kürt halkı özgürlük talebini yükseltmiştir. Kürtler kendi değerlerine sahip çıkmıştır. Hazmedilmeyen budur, hazmedilmeyen Newroz kutlamasıdır, kimsenin değerleriyle bir problemimiz yok, ancak Kürtlerin de değerlerine saygı duyulması gerekir dedi.
Diğer Kürt parti ve örgütleri de açıklamalar yaptılar ve olayın bir provokasyon olduğunu iddia ettiler. Onlar açıklamalarında PKK nın legal kolları gibi Türk bayraına sahip çıkmadılar, ama Türk sembollerini ret ettiklerini de açıklamadılar. Bayrak yüzünden suçlanan çocuklara sahip çıkmadılar. PSKın tutumunu bilmeyenler bu Kürt örgütün de Türk bayrağına saygı duyduu kanısına varabilir. PKKden arılan PWD ise ilk önce susmayı tercih ettti. Buna karşılık bağımsız Kürt çevreleri ve şahsiyetleri, Rızgari ve Kawa açık bir biçimde Türk bayrağını ve sembollerini ret ettiklerini açıkladılar, suçlanan çocuklar ile dayanışmaya girip Kürt sembollerini yaygın propaganda etmeye başladılar.
PKKnin legal çevrelerinin yaptığı açıklamalar ve cocuklara karsi araştirma komisiyonu kurmaları Türkleri ikna edemedi ve onlardan Türk sembollerine daha fazla bağlılık bekliyorlar. Taha Akyol 22 Mart 2005te Milliyetteki yazısında NEWROZ gösterilerinde Türk bayrağını yakmaya kalkmaları... Ayrı bayrak açmaları, Kürt milliyetçiliğinin etnik ayrılıkçılık hareketidir. Hem bir ülkenin vatandaşı olmak, hem o ülkenin bayrağına saldırarak ayrı bir bayrak açmak, birlikte yaşamayı tahrip eder.(...) Orhan Dogan, Derya Sazak ile yaptıı görüşmede Türkiye'de Türklerle Kürtlerin iç içe geçtiğini, federasyonun düşünülemeyeceğini söylüyor ve vatandaşlık bağını savunuyordu. (Milliyet, 24 Şubat 2005) Federasyonlarda bile tek milli bayrak olur.(...) Doğan gibi Kürt politikacılar 'söz'le ifade ettikleri şekilde Türkiye'nin bütünlüğüne, vatandaşlık bağına ve kader birliğine inanıyorlarsa, bu üst değerlerin kutsal simgesi olan milli bayrağa sahip çıkmaları, saldırıları kınamaları gerekir.(...) ÇAĞIMIZDA etnik, kültürel ve dinî kimliğin ifadesi ve özel hukuk alanında kurumlarının oluşturulması demokratik bir haktır. Bu hak, aynı zamanda vatandaşlık sadakatini, ve bu sadakatin milli sembollerine, bu arada milli bayrağa saygı gerektirir" diyor. Konuyla ilgili yazan tüm Türk yazarlari Taha Akyolun ifade ettigi görüşleri savundular.
***
Genel Kurmay Başkanı verdiği demeçte Kürtleri sözde vatandaş olarak niteledi. Bazı Kürt çevreleri bu sözde vatandaş nitelemesine şaşırdılar ve Genel Kurmay Başkanına karşı ceza davası açılmasını talep ettiler. Sözde vatandaş nitelemesi doğrudur. Şaşılacak ne var? Kürtler, sözde bir vatandaşlık bağının dışında Türkiyede görülür başka bir haklara mı sahipler? Dilleri, kültürleri ve tüm ulusal sembolleri yasak değil mi? Kimlikleri, yani ulusal ve demokratik hakları yasak değil mi? Kurdukları partileri hemen kapatılıp, yöneticileri cezalandırılmıyorlar mı? Hangi hak ve hukuklarına saygı gösteriliyor? Cumhuriyetin kuruluşundan beri Kürdistan özel yönetim yasalarıyla yönetilmiyor mu? Soruları çoğaltmaya gerek var mı?
Kişiler ulusal sembollerini diğerlerinin sembolleriyle karsılaştırdığı zaman kendi ulusal sembollerinin daha belirgin olarak farkına varır. Karsılaştırma kişiyi hem duygulandırır, hem de düşünsel ve etiksel farklılıkları anlaya bilir.
Ulusal semboller, halkları birbiriden ayiran önemli özelliklerdir. Bu nedenle Kürdistandaki Türk sembollerine Kürtlerin saldırmasını değil, saldırmamasına şaşırmak gerekir. Dünyanın her yerinde ezilenler ezenlere karsı mücadelelerinde ilk saldırılarını hakim devletin veya ulusun sembollerine yöneltir. PKK da silahlı mücadeleye başladığında ilk saldırdığı kurum Türk Ordusu güçleriydi.
PKK Başkanı Abdullah Öcalanın yakalanıp Türkiyeye götürülmesinden sonra PKKnın politikasında temelli bir politik stratejik değişikliğin olduğu görülüyor. Abdullah Öcalan ve Türk Ordu yönetiminin direkt ulaştığı HADEP ve Demokratik Toplum Hareketi arasında bir parelellik, ama onlarla PKKnın silahlı kanadı (HPG) ve Zübeyir Aydar arasında önemsiz sayılmayacak farklı politik tutum olduğu anlaşılıyor. Bu farklı politik tutum, sadece Bayrak olayında değil, Kerkük, Irak seçimleri ve Güney Kürdistan Federal Cumhuriyetine karşı tutumda da ortaya çıkıyor.
PKK içindeki bu ayrışma önemlidir. Kürt Aydını Recep Maraşlı, PKK Abdullah Öcalanı Aşar mı? yazısında PKK nın bu önemli çıkmazına değinmişti. Züberyir Aydar ve diğerlerinin PKK Başkanından farklı tutumlarını Kerkük, Güney Kürdistan partilerinin seçim başarıları ve en son bayrak olayında ulusal sembollere sahip çıkma görmek gerekir. PKK, Türk ordusuna esir düşüp Türk devlet güvenlik güçlerinden bağımsız politika üretemeyen Abdullah Öcalanı aşarsa halkına ve ülkesine büyük hizmet eder.
Newroz olayı iki gerçeği bir daha gözler önüne serdi:
Brincisi: Adana ve Mersin Kürt şehirlerine dönüşmüşler, özellikle 1980 yılından sonraki hızlı göç ile önemli ölçüde Kürt nüfusu bu yörelere yerleşmiştir. Kürtler, oraya sadece yerleşmemiş, sembollerini de oraya taşımıştır. Örnein Newroz kutlaması, seçimler. Bu durum Türkleri çok tedirgin etmektedir. Kürtler kuzeyde toprak kaybederek denize açılan sahlarda toprak kazanıyorlar. Taha Akyol yukarda aktarılan yazısında hakili olarak değerli Kürt Aydini Ahmet Zeki Okçuoğlunu aktararak Türklerin endişelerini ifade ediyor: Kürt aydını Ahmet Zeki Okçuoğlu, gençliğinde, hayali Kürt haritaları için denize de çıkışlarımız olsun diye İskenderun ve Trabzon'u da içine alan sınırlar çizdiklerini, sonra Suriye ve İran'a yönelip Basra Körfezi'ne çıktıklarını" anlatır.
Ikincisi: Newroz kutlamaları özlenen düzeyde olmasa da Kürtlerin ulusal değerlerine sahip çıktığını ve Türk sembollerini ret ettiğini gösterdi. Newroz kutlamasına yüzbinlerce Kürdün katılması, Bayrak olayı bunun en iyi örneğidir. Böylece Kürtler, kendi kendisi icin Kürd oluyor. Bu durum Türkleri daha bir tedirgin ediyor. Türk ordusuna saldırmak tabuydu, asker öldürmek olanaksız sayılırdı. Ama PKK, silahlı mücadelesini başlatırken Türk sembollerine, yani kutsal ve dokunulmaz askerlerine, saldırarak başladı ve güçlendi. Kürtlerin derin özlemlerini yerine getirdi. Kürtler, PKKyı bilenen tüm olumsuzluklarına rağmen destekledi. Çünkü Türk sembollerine derin kin duyuyor. Türk Devleti, Genel Kurmay Başkanının da haklı olarak dediği gibi Kürtleri sözde vatandaş olarak görüyor ve onlara iddia edildiği gibi şevkatle yaklaşmıyor.
Ulusal sembollerini yaşamayan bir halk kendisi için yok sayılır. Kürtleri yok etmek için onları ulusal sembollerinden uzaklaştırmak yeterlidir. Yukarda da izah edildiği gibi onu (Kürleri) diğerlerinden (Türkler, Araplar vs.) ayıran ana özellikler sembolleridir. Araplar Kürdistana gelirken ilk yaptıkları, Arap dünya görüşü olan İslamlığı Kürtlere kabul ettirmek oldu. Onlara dillerini unutturmak için Kuranı Kerimin başka dillere tercüme edilmesini günah saydı. Türklerin bugün istekleri de farklı değil. Kürtlerin sembollerinden vazgeçip Türk sembollerine sahip çıkmalarıdır istedikleri.
Sembollerin önemi ve sembolik çıkışlar küçük görülmemelidir. Kürt politik hareketinin ve aydınlarının kendi sembollerine tutarlı biçimde sahip çıktığı iddia edilemez. Türkler ile bağlarını koparamıyorlar. Kürtleri aydınlatma veya kurtarma iddiasıyla kurulan kuruluşların yönetim merkezleri Ankarada veya İstanbuldadır. Niye Diyarbakırda, Vanda olmasın? Nedeni ne? Ulaşmak istediği, kurtarmak istediği ülke ve insanlar orada değil mi?
Kürtlerin bazı kesimleri ülkelerini küçük düşürüyorlar. Misafirlerini ağırlarken veya doğum günlerini kutlarken bile bunu ülkelerinde gerçekleştirmeye bile razı değiller, Kürdistanin sahibi olmayı küçük görüyorlar.
Sadece örnek olarak vermek istiyorum, hiç kimseyi kırmak istemiyorum. Avrupa Parlamentosu Başkanı Borel Kürdistana gidip Kürtlere misafir olmak istiyorum dedi. Leyla Zana onu nasıl karşıladı? Leyla Zana, Boreli İstanbulda bir lokantada misafir ederek Biz Türkler konuk severiz dedi. Kürt aydını olduğunu söyleyen, sık sık Kürtlere nasihat eden ve feodallerle devlet kurulmaz diyen (Bkz. Gelawej) Tarik Ziya Ekinci Istabulda 80. doğum yılını kutluyor ve herhangi bir Kürt aydını doğum günü töreninde konuşturulmuyor. Değerli Kürt aydını Ruşen Arslan 80 yıllık çınar ... isimli yazısını internette yayınlıyor ve bana konuşma fırsatı verilseydi şunları söylerdim diyor. Kürt asıllı büyük yazar Yasar Kemal ne yapıyor? Kürt asıllı olduğunu inkar etmiyor, ancak Türkiye, Anadolu romancısı olduğunu söylüyor. Bir Türkiye yazarı olarak Kürtlerin haklarının verilmesini söylüyor, ama bunu bir Kürt olarak talep etmiyor. Kürt aydınlarının yeterli görüp görmeme başka bir konu Avrupanin önemli günlük gazetelerinde Kürtlerin durumuna dikkat çeken bir ilan kampanyasını imzalamadı. Neden? Kürtlerle beraber görünmek istemiyor. İnce Memed Romanındaki Kürt kahramanını Türk kızıyla evlendirerek, Türk ve Kürt kaynaşmasına ve kardeşliğine(!) sosyalist klişeyi kullanarak hizmet hizmete koşuyor. Merak ediyorum: Kürt aydınların, Kürdüm, tarafım, talep ediyorum! kampanyasını imzalar mi?
Güneşin Meleği Şêşims Kürt sembollerine sahip çıkmayan bu Kürtlere ne yapardı?
__________________________
*Ömer Tuku, ekonomi ve politika bilimlerini okumuş, Türkiyenin Kürtlere ilişkin politikası üzerine 15 yıl önce yazdii tezini güncelleçtirme üzerine calışma yapıyor. Doz Yayınları yayınladıı Kürdistanda Türk Endüstrisi: Gelişim ve Sömürü kitabın yazarıdır.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.