BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
GAP SiVEREK · 19.02.2008 · 2 görüntülenme
GELENEK VE FOLKLOR RiHA(URFA) GAP SiVEREK Kadim şehirler; geçmişi eskiye dayanan ve aynı zamanda bu geçmişini geleceğe taşıyan şehirlerdir. Her şehir kadim değildir; mesela antik şehirler vardır geçmişleri çok eskiye dayanmakla birlikte bugün ölüdürler. Kimileri bu ölü şehirlere Müze Şehir adı verir. Çünkü yalnızca tarihin geçmiş izlerini bulmak için dolaşırsınız bu şehirlerde. Efes, Soğmatar, Şuayp şehir bu tip şehirlerdir. Kadim bir şehir olarak Urfa'dan bahsettiğimizde işte bu köklü geçmişe ve bu köklü geçmişin günümüze yansımasından bahsetmiş oluyoruz. Şehir ve gelenek derken, şehrin sosyal ve kültürel yaşamında süregelen alışkanlıkları kast ediyorsak eğer, bu alışkanlıklar üzerinde durmak gerekir diye düşünüyorum. Konuya girmeden önce geleneğin ne anlama geldiğini belirtmekte gerekir. Sözlüklerde gelenek: "Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane." Dini literatürde ise gelenek denildiği zaman "sünnet" akla gelir. Daha açık ifadeyle peygamber efendimizin söz, davranışlarıdır. Her toplumun geleneğinde din ve ahlak asli unsurdur. Gelenek anlamında Urfa'ya baktığımızda, Urfa'nın din ve ahlaktan beslenen bir geleneğe sürdürdüğünü görürüz. Hatta bütün platformlarda Urfa'nın peygamberler ve mistik şehir olduğunu söylerken, gerçekte şehrin dindarlığına vurgu yapmış oluyoruz. Gerçektende Urfa'da süregelen birçok geleneğin altında din vardır. Bu yalnız İslam'ın bu toprakları fethiyle sınırlı olmayıp, günümüzden on binlerce yıl öncesine dayanan ilahi ve beşeri dinlerle harmanlanmıştır. Yüzyılın başında bir batılı seyyah Harran'da kuyu başında (Yakup kuyusu veya Rebeka kuyusu deniliyor) başının üzerinde su taşıyan Harranlı kadınları gördüğünde, hatıralarına bu başıyla su taşıma Tevrat'ta geçen Rebaka 'nın kuyu başında su taşımasıyla bire bir örtüşüyor. Eski ahitteki Rebeka'nın su taşıma ritüeliyle Harranlı kadının aynı olduğunu söylüyor. Yine gerek Balıklıgöl ve Göbeklitepe'de çıkan heykellerdeki "ataerkil" figürler, bugün töre dediğimiz, cahiliye olarak nitelediğimiz erkek egemen toplumun beslendiği pagan kültürden gelmektedir. Din kökenli gelenekler ile kültür ve tarih eksenli gelenekler, dinin asli unsurlarına aykırı düşmemek kaydıyla folklora yansımasında, gelenek olarak devam etmesinde İslam dini bir sakınca görmemiştir. Ama bid'at, hurafe ve israiliyeti din adına veya folklor adına devam ettiriyorsak, burada sakat bir din anlayışı ile karşı karşıyayız demektir. Mesela dini mekânlara saygı göstermek güzel bir gelenek iken, ona kutsiyet atfederek, tapınmaya varacak nitelikte inanca dönüştürmek, ya da kültür, turizm ve kazanç kaygısıyla olmayan peygamberler makamlarına varmış gibi göstermek, bunu kültürel ve siyasi ranta dönüştürmek Kur'an'ın mesajına terstir. Mesela Eyyup Nebi köyünde üzerinde hiç bir kitabe olmayan mezarları sırf turizm kaygısıyla Hz. Eyyup, Rahime ve Elyesa diye lanse etmek sonra şifalı su veya Eyyup'un sırtını dayadığı taş diyerek bazalt taşları kutsamak, ilahi mesaja şirk katmaktır. Mesela Hz. İbrahim'in kabri Filistin'de olduğu bir gerçektir ama Hz. Eyyup'un kabri'nin Urfa'da olduğu bir efsane bile değil, hikâyedir. Zira aynı efsane Umman'da da geçmektedir. Kesin olmamakla birlikte Hz. Eyyûb'un kabrinin, Şam'da Beseniyye denilen bir yerde olduğu rivayet edilmektedir. Hicret halinde olan peygamberlerin Urfa'ya, Harran'a uğraması anlaşılabilinir ama mezarlarının getirilip Urfa'ya monte edilmesi anlaşılır değildir. Yine din adına Elyesa Peygamber'in Hz. Eyyup'ü ziyaret için yola koyulması, uzun bir yol aldıktan sonra Hz. Eyyup'un yanına varmaya ramak kala insan kılığında şeytan'ın önüne çıkıp; "Geldiğin bu yolun iki kat daha bir yol var Eyyuba varman" için demesi ve buna Elyesa peygamber'in inanması ve orada vefat edilip gömülmesi hadisesi kadar israiliyet kokan bir efsane yoktur! Bütün ilahiyatçıların bildiği gibi peygamberlerin birçok sıfatları vardır ve bunlardan biri de ismet sıfatıdır. Şeytan tarafından aldatılmaları mümkün değildir! Ama ne yazık ki, Siverek'te bir ermiş için uydurulan bu efsane, Elyesa'ya mal edilerek bir peygamber şeytana aldanmış oluyor. Tabi ne adına inanç ve turizm adına… VI: Murat'ın burada 17 köy vakfetmesi, Hz. Eyup'un burada yaşadığını veya gömüldüğünü göstermez. Aynı şekilde Balıklıgöl efsanesine (Milattan önce 5000 yıl öncesine uzanan Atergatis efsanesine dayanır. Ki Hz. İbrahim'den 2000 yıl önce demektir bu) Kur'an-ı Kerim'in "Ey ateş İbrahim'e karşı sakin ve selamet ol!" ayetini delil göstermek ne denli doğrudur. Arapçada sakin ve selamet ol kelimelerin karşılığının "gölgelik" olduğu anlamı içerdiğini söyleyen âlimler vardır ve buna dayanarak onun düştüğü ateşte bir gül bahçesi oluştuğu üzerinde durmuşlardır. Birçok İslam tarihinde de böyle geçer. Hz. İbrahim'in Harran'da yaşaması veya bir vesileyle bulunması olayı tamamen Tevrat eksenlidir. İbrahim'in Harran'da yaşadığına inanmak bir Yahudi için iman meselesidir. Ama bir Müslüman için iman meselesi değildir! Çünkü Yahudi Hz. İbrahim'in Harran veya Urfa'da yaşamadığını söylemesi kendi kutsal kitabı olan Tevrat'ı inkâr etmesi demektir. Dolaysıyla İbrahim Peygamber'in Urfalı olması meselesi Müslümanların iman meselesi değil, Yahudilerin iman meselesidir. Geçen yıl ve bu yıl Urfa'da yapılan "İbrahim Yolu" toplantılarından hareketle "işte Hz. İbrahim'in Urfa'da doğduğunu Harvard Üniversitesi, Amerika veya dünya kabul ediyor " diye sevinmenin bence bir anlamı yoktur. Bizim meselemiz İbrahim'in mesajı meselesidir. Eğer İbrahim'in doğduğu yer ve tarih meselesi olsaydı bunun için Tevrat bulunmaz bir kaynak olarak karşımıza çıkardı… Roger Grnaudy gelenekle hadis ve sünnetin aynı olduğunu söyler. Biz şehirdeki gelenekten bahsediyorsak eğer, yukarıda değindiğim gibi oluşturulan yeni geleneklerin dini mi veya din dışı mı olduğuna dikkat etmemiz gerekir. Yoksa bugün olduğu gibi Atergatis efsanesini İbrahim efsanesine, şifalı su efsanesini Eyyup efsanesine dönüştürür, kutsallar icat etmiş oluruz. Gerek peygamberlerden gerekse Hz. Peygamber (sav)'den bize gelen gelenekler (sünnet) var. Bunlar bizim günlük yaşantımızda, toplumsal yaşantımızda güzel hasletler olarak kendini gösterir ve toplumun barışık, bir arada yaşamasını sağlar. Aynı zamanda bu dini gelenekler coğrafyanın şartları içinde dinle çelişmeden varlığını sürdürür. Mesela İbrahim Peygamber'den miras kalan erkek çocuklarının sünnet olması olayı buna örnek gösterilebilir. Bildiğiniz gibi üç semavi dinde erkek çocuklarının sünnet edilmesi vardır. Bu Yahudilik ve Müslümanlıkta halen devam etmesine rağmen, Hıristiyanlarda kaybolup gitmiştir. Bunu hem din adına hem gelenek görenek adına devam ettiriyoruz. Gelenek görenek olarak devam ettiriyoruz dememin sebebi, bu dini sünneti, eğlence ve müzikle birlikte yapıyor olmamız. Sünnet hadisesi gerçekte dini bir emir ama onun günümüzde geleneksel uygulanışı ise din dışı veyahut dinin yasaklarıyla çatışarak ortaya konulması. Dahası eski Urfa evlerinin hayadında (avlusunda) sünnet onuruna verilen yemekten sonra erkeklerin tekbirler eşliğinde çocuğu sünnet ettirmesi ve kadınların farklı bir ortamda kendi aralarında bunu kutlamaları şeklinde sürerdi. Ama günümüzde dini olan bu gelenek tamamen sevap kazanmak ve bir sünneti yerine getirmek adına kadınlı-erkekli eğlence ve müzik ortamlarında bir arada ve günah ortamında yapılıyor. Peygamberden gelen bir sünnet günaha bulanarak uygulanmış oluyor. Bu saf İslam mesajına yukarıda ortaya koyduğum mekân ve eylem anlamında şirk/günah katmak gibi bir şey! Daha önce yayınladığım yazılarda "folklor Urfa'ya düşman" derken, Urfa'nın gerçek anlamda tanıtılmasının önündeki engel olarak görüyordum. Geçen zaman zarfından folklorun yalnızca Urfa'nın değil, dinin de düşmanı olduğunu gördüm. Hz. Ömer döneminde, Hz. Peygamberin gölgelendiği bir ağacın altında sahabe gölgelenir ve orada peygambere hürmeten namaz kılarmış. Hz. Ömer bunu duyunca hemen o ağacı kestirmiş. Yine bilindiği gibi Hz. Ömer hac vazifesini yerine getirirken Hacer'ül Esvet'in önüne gelip durmuş ve şöyle demiş: " ben senin bir taş olduğunu biliyorum. Ama Peygamberim seni selamladığı için selamlıyorum" Kutsal, Kur'an-ı Kerim'de iki yerde geçer ve yalnızca Allah'a mahsus bir olgudur. Akademik İslamiyat dergisinde bununla ilgili çok geniş makaleler yer almıştır. Su, ateş, hava, rüzgâr ve toprak'ı kutsamak pagan kültürünün bir sonucudur ve antik dönemlerin kalıntısıdır. Maalesef Urfa'ya baktığımızda kutsal su kültlerinden, kutsal kaya ve mezarlıklardan, ateş ve rüzgârdan yürek rahatlığıyla insanların iman edeceği, dinin mantalitesini anlayacağı bir mesaj kalmamış. Amerika'da her gün bir din icat ediliyormuş, Urfa'da ise her gün bir hurafe, bir efsane literatürümüze katılıyor, hem de din adına… Urfa mistik şehir derken övünenler, gerçekte dini ruhbanlaştırıp yaşanılmaz kılıyorlar. İbrahim Peygamber'in efsaneleri anlatırken, insanların inançlarını sarsıyorlar. Akılcılık üzerinde duran ve yalnızca aklıyla Allah'ı bulan bir Peygamber'i heva ve hevesleri doğrultusunda folklorik çiğköfte sofralarında ağırlıyorlar. Urfa'yı İbrahim'in mesajı doğrultusunda tevhidi bir şehir değil, paganist kültürün uzantısı olarak kutsuyorlar… Ayrıca Urfa'ya gelmiş-yaşamış birçok peygamber ile övünüyorlar. Urfa'ya çok peygamberin gelmesi beni acıtıyor. Çünkü ilahi mesajı saptıran ve bozan toplumları ıslah etmek için Peygamberler gönderilmiştir. Urfa'ya çok peygamberin gelmesi övünülecek bir durum değildir. Önemli olan bu şehre gelen Peygamberlere nasıl davrandığımızdır. Hz. Eyyup mağarasında çile çekerken yardım etmiş miyiz? Efsaneye göre aç olan Eyyup Peygamber'i doyurmak için kapı kapı dilenen eşi Rahime Hatun'una nasıl yardımcı olmuşuz? Övündüğümüz cömertlikle ona karnını doyurması için sofra mı sermişiz yoksa verdiğimiz ekmeğe karşılık onun saçından bir tutam saç mı istemiş? Peygamberler, dilenmez, sadaka almaz ama hediye verirler düsturunu bu hikâyeyi anlatırken niçin aklımıza getirmemişiz? İbrahim Peygamber'in Harran'dan ayrılış macerasının arkasında gönüllü hicret mi var yoksa sürülme olayı mı var? Hiç düşünmüşüz mü? Urfa'nın köklü kültürel yapısına rağmen kendini değiştirip dönüştürememesinin arka planında İbrahim Peygamber'in sağlam mesajı olsaydı eğer bugün folklora gömülmez, güçlü bir gelenek oluşturur, din ile dindışını birbirine karıştırmazdı. Geleneğini sağlam temellere oturtmuş olsaydı, dünyanın süper gücüne bağlı bir Üniversitenin getirip önlerine sunduğu projeyi tartışacak bilgi birikimi olurdu. Dahası kendisi İbrahim'i alanda boşluk bırakmazdı ki, başkaları gelip Nemrudi değerlerle onu doldurmasın! Urfa'da ilahiyat var ama İbrahim' ile ilgili proje yok! Urfa'da kültür var ama Eyyup'un sabrıyla onu yoğuracak-yorumlayacak zihniyet yok! Urfa'da Şuayp var ama ölçüp-tartacak akıllı beyinler yok! Urfa'da Yakup var ama bir İsra yürüyüşü (dikkat edeniz İsraili, İsrail yapan yürüyüş. İbrahim'in yolu değil!) gerçekleştirip Urfalıyı Urfalı yapan inanç yok! Urfa'da Musa var ama Firavunlara meydan okuyacak cesaret yok! Urfa'da şeytan tarafından aldatılan Elyesa'lar çok ama gerçek Elyesa'lar yok! Urfa'da peki ne var? Harran'dan evlenen İshak var!
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.