BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ALÝM · 17.12.2005 · 2 görüntülenme
Önceki 2 yazıda Fransa’daki olayların tarihsel plandaki gelişimi ile bu olayları hazırlayan konjonktür ekonomik, politik ve sosyal boyutlarda analiz edilmişti. Bu yazıda ise olayların gelişimi ve sonuçları ele alınacaktır.Liberalizmle polis devletineFransa 5. Cumhuriyet döneminin 1986 ile 2002 arasında sosyalistler veya cohabitation altında yönetilmiştir. 2002 seçimlerinde iktidar tamamen sağın ana partisi olan UMP’ye geçmiştir. Aynı dönemde aşırı sağı temsil eden Front National’in (Ulusal Cephe) lideri Le Pen oylarını istikrarlı bir şekilde artırarak 2002 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oylarını yaklaşık % 20’ye çıkararak 2. turda Chirac’a karşı yarışmıştır. Yabancı düşmanlığını politikalarının merkezine koyan Le Pen politikalarının bazılarını daha cohabitation sürecinde iktidarlara kabul ettirmiş ve yabancı ve yoksulların faydalandıkları sosyal hakların bazıları kaldırılmış ve yoksulluğu derinleştirmişti. 11 eylül 2001’den sonra dünyada, özellikle zengin ülkelerde, güvenlik sendromunun belirleyici hale geldiği koşullarda ; Cumhurbaşkanlığı ve hükümeti ele geçiren UMP parlementoda da çoğunluğu kazanmıştır. Bu arada hükümet partisi içinde önemli bir mevzi kazanan Sarkozy başbakan yardımcısı pozisyonunda iç işleri bakanı olarak, 2002 seçimlerinden sonra kurulan hükümette yer aldı. Güvenlik konularında taviz vermeyen bir söylem ve politika tutturarak sosyal planda kaldırılan hakların (2002’den bu yana AB’ye uyum politikaları çerçevesinde yapılan bütçe kısıtlamaları esas olarak banliyölere yapılacak harcamalardan yapılmıştır) yaratacağı gerginliği güvenlik alanında baskıcı politikalarla engellemeyi amaçlamıştır. Yani solun iyice marjinalleştiği ve alternatif politikalar üretemediği koşullarda aşırı sağın politikaları hayata geçirilirken banliyölerdeki yoksulluk ve işsizlikte derinleştirilmiştir. Ulus devlet esaslı Cumhuriyetin krizi Bunun sonucu, Fransa genelinde eğitimini tamamlayıp hayata atılan gençlerin % 17,7’si niteliksiz iş gücü iken bu oran banliyölerde % 30 ile % 40 dolaylarındadır. İşsizlik oranına baktığımızda, Fransa genelinde % 9,7 olan bu oran, 25 yaşından küçük olanlar için % 22,9 iken banliyölerde % 40 dolaylarındadır. Yani Cumhuriyetin 3 ayağı (Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik) ayrı ayrı yaralar almış durumdadır ve bunun en çok görüldüğü kısım ise eğitim alanında olup yukarıda verdiğimiz sonuçları yaratmıştır. Günümüz Fransa’sında getto olarak adlandırabileceğimiz 752 adet ZUS’te (Hassas uydu kent) 5 milyon dolaylarında yabancı kökenli fransız yaşamaktadır. Yoksulluğun dahada derinleştirildiği ve yoksulların fransız usulu bir apartheidle banliyölerde yoğunlaştırıldığı 2005 yılı Fransa’sında 3 kriz üst üste binerek bu olayların oluşmasında belirleyici olmuştur. 27 ekim 2005’te Paris’e bağlı Clichy sous Bois’da başlayan olaylardan önce, Fransa’da bir siyasal temsil krizi (hükümet içinde), bir sosyal kriz ile bir post-sömürgecilik krizinin çakışması olayların dallanıp budaklanmasına neden oldu. Bu krizleri aşmak isteyen hükümet düzen ve adalet temaları çevresinde kendini konsolide etti. Olayların başlamasından önce banliyölere bir ziyaret yapan Sarkozy banliyölerdeki gençleri kast ederek bunları Carcher (tazyikli sula) ile temizlemek lazım demişti. 27 ekimde, Clichy sous Bois’da (Paris’in kişi başına gelir yönünden en yoksul bölgesi) polisten kaçan 3 tane 15-17 yaş arası gençten 2 tanesi elektrik trafosunda saklandıkları sırada elektrik çarpmasından ölmüştür. 16 Kasım’a kadar devam eden olaylar, Fransa genelinde 300 yerleşim biriminde 9000 araç ile 10’dan fazla kamu kurumunun yakılması ile sonuçlanmıştır. Güvenlik boyutunda ise 3000 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 100 çocuk olmak üzere 600’yü tutuklanmıştır.Olaylardan sonra fransız siyasi polisinin hazırladığı rapora göre olaylar, daha önce yansıtıldığı gibi bir merkezden organize edilmemiştir. Organize olmamasına rağmen Fransa’yı sarsarak 1955’teki olağanüstü hal yasasının uygulanmasına neden olan olaylar 20 gün sürmüştür. Olayların nedenleri ve SonuçBunun nedenlerine baktığımızda :Özelleştirme programına göre devlet ekonomik alandaki tüm şirketleri özelleştirmektedir. Buna karşılık isyancılarda banliyölerdeki mahalleleri, yolları ve büyük siteleri özelleştirmişlerdir. Mademki ulusal şirketler yok o zaman ulusal topraklarda yoktur. Yani büyük patronlar küçük pay sahibi ortaklara kendi yasalarını empoze ederken, her sokağın doğal şefide sokağına hükm ederek yasalarını koymaktadır. İsyancılar, eğer mahallenin postanesi, okulu, kreşi vb. finans kurumlarının denetimine girecekse onları ateşe vermeyi tercih edeceklerini belirtmişlerdir. Onlar da ultra liberaller gibi çok uluslu şirketlere (Mc Donald, Nike, Ford, Sony vd.) dokunmayarak devlet kurumlarına yönelmişlerdir. Sarkozy 30 yıldır uygulanan sistemle bağlantıları koparmak gerekir derken, isyancılara serseri vb. deyimler kullanarak onları provoke etmiştir. İsyancılar ise sistemi kırmak için önüne geleni yakıp yıkarak Sarkozy’nin değirmenine su taşımışlardır. Bir anlamda iki karşıt fakat tamamlayıcı güç karşı karşıya gelmiştir. Bir tarafta Seine’nin yukarı tarafında yoğunlaşan beyaz burjuvaziden oluşan ve üst düzeyde korunan zengin site ve mahalleler varken, diğer taraftan ise Güney Afrika’nın bantuzanları gibi yoksul, dini ve etnik olarak homojen banliyöler bulunmaktadır. Bu olaylar bir bakıma beyaz burjuva gettonun ekmeğine yağ sürmüştür. Yani yoksul olan banliyölerde bulunan faransızlar buraları terk ederken arap, zenci ve müslüman kökenli diğer halklar onların yerini alarak banliyöleri etnik, sosyal ve yoksulluk anlamında daha da homojen hale getirecektir. Bu anlamda, eğer pozitif ayrımcılık uygulanmazsa, iki yaka arasındaki fark uçurum boyutunda büyüyerek önümüzdeki yıllarda daha büyük olaylara neden olacaktır. Bu olayların meydana geldiği dönemde başta Almanya ve Belçika olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde küçük çapta benzer olaylar olurken, gelecekte bu etkilenmeler Fransa’nın anahtar ülke olma pozisyonu dikkate alındığında çok daha büyük ölçekte gerçekleşecektir. Ayrıca bu olaylar, Fransa’nın 2007’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin yönünü şimdiden etkilemeye başlamış ve sağda tartışmasız olarak 2007’de Cumhurbaşkanlığına aday gösterilen Sarkozy’ karşı de Villepin gerçek bir aday haline getirmiştir. Bu anlamda, 2007 seçimleri bu iki gettonun çatışma yada uzlaştırılması açısından belirleyici bir rol oynayacaktır. Ahmet ALİMFransa, 16/12/2005
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.