Siyaset

Fransa’daki olaylar üzerine - 1

Ahmet ALÝM · 04.12.2005 · 2 görüntülenme

Fransa’da 27 ocak ıle 16 kasım 2005’te meydana gelen olaylarda; 300 yerleşim yerinde 9000 araç ile 10’dan fazla kamuya ait okul vb. yakıldı. 3000 civarında genç gözaltına alındı, bulardan yaklaşık 100 tanesi çocuk olmak üzere 600 tanesi tutuklanarak hapse atıldı.Tabiki bu olaylar Türkiye dahil dünyadaki tüm ülkelerde tartışma konusu olmuş ve yer yer 1968’i hatırlatmıştır. Bu yazıda Fransa’da meydana gelen olaylar, nedenleri ve sonuçlarıyla çeşitli açılardan tartışılacak.Olayların tarihsel planda oluşumuII. Dünya savaşında büyük bir yıkımla çıkan Fransa politik olarak Alman işgaline karşı direnişi örgütleyen  Fransız Komunist Partisinin ideolojik belirleyiciliği altında idi. Aynı dönemde, Alman işgaline maruz kalan Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinin SSCB kampına geçmesi karşısında, Yalta’da belirlenen sınarlara göre kendisine ayrılan Batı Avrupa’da etkisini kaybetmek istemeyen ABD savaştan zarar gören Batı Avrupa ülkelerine Marshall programı çerçevesinde alt yapı yatırımlarına yönelik büyük bir yardım kampanyası başlattı.Bu yardımın,  Fransa özelindeki esas amaçlarıdan birisi 1945 seçimlerinde % 27 civarında oy alarak en büyük parti olarak çıkan Sovyet yanlısı  Fransız Komunist Partisini (FKP) nötralize etmekti. Bu anlamda Fransa’ya önemli miktarda yardım, Marshall programı çerçevesinde aktarıldı.Savaşta büyük bir insan kaybı ile çıkan Fransa, ekonomik kalkınmada ‘big bush’ tramplen görevi gören alt yapı çalışmaları için iş gücüne ihtiyaç duymaktaydı. Bu koşullarda, bağımsızlığını yeni kazanmış eski sömürgeleri olan Tunus, Cezayir, Fas, Senegal, Fil Dişi Sahili vd Fransızca da konuşan ülkeler ucuz iş gücü için ilk başvurulacak kaynaklardı. 20, yüzyılda, ekonomik anlamda 30 altın yıl olarak adlandırılan 1945-1975 dönemi Fransa içinde bir hayli parlak geçmiştir. Fransa’da  bu kalkınmanın en önemli faktörlerinden birisi eski sömürgelerden gelen müslüman kökenli ucuz iş gücü idi. Başta bu işgücü esas olarak erkelerden oluşuyordu ve getirilen bu işcilere geçici gözle bakıldığından şehirlerin dış mahallerinde inşa edilen apartmanlara ve bekarlar için hazırlanan yurtlara yerleştirildiler. Fakat bu işciler yerleşip çalışmaya başladıktan sonra sendikalara (özellikle de FKP denetimindeki CGT’ye) üye oldular. 2. Dünya savaşı sonrasında oluşturulan hükümetlere koalisyon ortağı olarak giren Komunist partisi (dönemin en büyük partisi) bu işcilerin belirli hakları için yasal düzenlemelerin yapılmasını sağladı. Bunlardan en önemlisi aile birleştirmesi ile ilgiliydi. (Bu günkü hükümet bu yasayı 2003’ten sonra tekrar aleyhte değiştirmiştir. Çünkü 2004 yılında 88 000 kişi aile birleştirmesi yoluyla oturum almıştır.) Dolayısıyla, çalışıp geri dönmek üzere gelen bu işciler eş ve çocuklarını aile birleştirmesi çerçevesinde getirterek Fransa’ya temelli olarak yerleşmeye başladılar. Dönemin fransız otoriteleri fransızlar ile göçmenler arasında gerginlik olmaması için gelen aileleri ZUP et ZAC adı verilen bölgelere yerleştirdiler. Günümüzde olayların meydana geldiği gettolar böylece yaratılmış oldu. Bu işçilere aile birleştirmesi dışında  sağlanan başlıca haklar ise, kira yardımı ve çocuk yardımı idi. Müslüman kökenli olan göçmen işcilerden evli olanlar, bazan çok eşli  ve genellikle çok çocuk sahibi idiler. Genel göçmen psikolojisi çerçevesinde, ülkeye gelen ilk jenerasyonun mensupları geldikleri ülkenin kanunlara uyarlar. Zira geldikleri ülkede yaşam koşulları kendi ülkelerine nazaran çok daha iyi olup, statü değiştirmiş bir bakıma sınıf atlamıştır. Yani, düzenli bir işe kendi ülkesiyle karşılaştırılmayacak düzeyde bir maaşa sahiptir. Ayrıca, oturduğu evde akar suyu, elektiriği ve telefonu vardır, hastane ve doktor gibi sağlık hizmetlerine kolaylıkla ulaşmaktadır. Çocuklar için zorulu eğitim vb. avantajlara ülkesinde sahip değildir. Dolayısıyla, bu avantajları tehlikeye atacak hareketlerden kaçındığından kendisine verilen işte sadakatla verimli bir şekilde çalışırlar. İkinci jenerasyon aynı sadakatla olmasada önemli ölçüde babasını model olarak almakta ve ekonomik büyümenin sürdüğü ve iş bulabildiği ölçüde Cumhuriyet entegrasyon görevini yapıyordu. Göçmenler ise daha çok kendi aralarında evlenerek gettoları daha da büyüttüler. Bu süreçte 30 altın yıl sona ermiş ve kapitalizm dünya ölçeğinde yeni bir konjonktüre girerek sosyal devlete karşı liberlizmi öne çıkaran bir devreye girmiştir. Bu dönemde işsizlik ve enflasyon fenomenleri en başta ekonominin büyüme döneminde davul zurna ile karşılanan göçmen işçileri vurmuştur. Yani, işsizlik oranı ve yoksulluk göçmen işcilerin oluşturduğu gettolarda fransızlardan oluşan bölgelere göre çok daha yüksektir.  Bu noktada, göçmenlerin 3üncü jenerasyonu oluşmaktaydı, vatandaşlık politikasında kan bağı yerine toprak bağını esas alan Fransa’da gelen işcilerin çoğunluğu Fransız vatandaşı olmuştu. Yani 3üncü jenerasyon kendini göçmen ve geçici görmemekte, dünyaya açık ve konumlarını kendi kuşaklarındaki fransız gençleri ile karşılaştırmaktadır. Yani onlar gibi giyinmek, tatil yapmak, eğlenmek ve onların sahip oldukları imkanlara sahip olmak istiyorlardı. Baba ve dedeleri durumlarını geldikleri ülkedeki koşullarla karşılaştırırken, 3üncü kuşaktakiler için referans Fransa’dqki koşullardır. Dolayısıyla, bu jenerasyonun devletle olan ilişkisi baba ve dedelerinden farklıdır. Sorunu anlamak için; kuşak farklılıklarına değindikten sonra  devlet ve bu sistemdeki değişikliklere bakmak gerekmektedir.Ahmet ALİMFransa, 03/12/2005 

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.