BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ALÝM · 28.01.2006 · 2 görüntülenme
Giriş:Şaron’nun hızlı bir şekilde siyasetten çekilmesinden 3 hafta süre sonra yapılan seçimlerin Hamas tarafından ezici bir şekilde kazanılması, Filistin kampında da yeni bir döneme girildiğine işaret etmektedir. Dolayısıyla, dünya ölçeğinde mikroskopik ölçekte olmasına rağmen etkileri çok önemli olan bu bölgedeki değişimlerin objektif bir şekilde analizi Kürtleri ve Kürdistan’ı yakından ilgilendirmektedir. Objektif bir analiz bilimsel esaslara göre yapılmalı ve duygusal değerlendirmelereden arındırılmalıdır. Bu alanda, Kürt entelijensiyasında daha çok duygusal yaklaşımlar ve değerlendirmelerin öne çıktığı görülmektedir. Fakat siyaset somut gerçekliklerden hareket etmek zorunda olup, diplomasi çıkar esaslarına göre yürütülmek durumundadır. Yani bir halka yada devlete ille de dost olacağım diye bir halkın ve bir ülkenin çıkaralarının feda edilmemesi gerekmektedir. Ayrıca, kurbanlar ve ezilenler arasında rekabet değil dayanışma geliştirilmelidir. Bu anlamda, Kürtler başta Orta-Doğu’nun ezilen halkları olmak üzere, ezilen halklar ve dost halklarla işbirliği ve ilişki geliştirmek durumundadır. Münih Filminin mesajıFilistin seçimlerine ilişkin değerlendirmelere başlamadan şu anda Avrupa’da sinemalarda oynayan Münih filmine ilişkin bazı değerlendirmelerin konumuzu açımlamakta faydalı olacağını düşünüyorum. Bir amerikan yahudisi olan ve dünyanın en büyük yönetmenlerinden Spielberg’in gerçekleştirdiği film 1972 Münih olimpiyatları sırasında 11 İsrail’li atlet, 5 Filistin’li eylemci ve 2 alman polisinin ölümü ile sonuçlanan olayı ve bu olay sonrasında, İsrail Başbakaını Golda Meir’in emri ile Mossad tarafından gerçekleştirilen “Allahın Gazabı” adı verilen operasyonu anlatan Georges Jonas’ın İntikam kitabından uyarlanan bir seneryoya göre çekilmiştir. Operrasyonu gerçekleştirecek ekibin şefi resmi olarak Mossad’an istifa ettirilerek, öldürülen 11 İsrail’li atlete karşılık 11 Filistin kadrosunu yalnızca Avrupa ülkelerinden öldürmekle görevlendirilmişdir. Avrupa’da ekibi oluşturan 4 ajan buluşan şef ve ekibin İsrail’le resmi düzeyde ilişkileri kesilerek haberleşme ve finansaman için bir İsviçre bankasının kasaları kullanılmıştır. Film boyuınca bu ekibin 6 cinayeti 2 milyon dolardan fazla harcama yaparak öldürdüğü görülmektedir. Spielberg filmi gerçek olaylara dayanarak gerçekletirilmiş olup döneme ait görüntüleri çok ustaca kullanarak gerçekci rahat seyredilen bir film hazırlamıştır. Ayrıca filmde Filistinliler sadece terorist olarak lanse edilmemiş yer yer onların da bakış açıları ile her iki tarafında acıları yansıtılmiştır. Münih’teki atletlerin öldürülmesinde Golda Meir’in görüşmeyi redetmesinin rölü ve intikam amaçlı filistin kamplarının bomlanması sonucu 70’ten fazla sivilin öldürülmesinin şiddeti tırmandıran bir faktör olduğu işlenmektedir. Filmin en önemli mesajı Mossad’ın terorist yöntemler kullanarak Filistinlieri tasfiye etmesi (bundan dolayı Mossad ve İsrail’li yetkililer Spielberg’i ağır bir şekilde eleştirmişlerdir), ama tasfiye edilenlerin yerine dahada katı yeni kadroların alması sonucu operasyonu gerçekleştiren ekipten 3 kişinin hayatlarını kaybetmiştir. Öldürülmesi amaçlanan 11 kişiden 6’sı öldürüldükten sonra ekip şefi faaliyetini durdurarak ABD’ye yerleşmiştir.Neticede, diyalogsuzluk ve büyük güçlerin yerel güçleri manipule etmeleri karşılıklı kini besleyerek şiddet spiralini beslemektedir. Yani öldürülen her kadronun yerini bir yenisi alarak intikam amaçlı eylemler organize ederek şiddeti daha üst boyutlara taşımaktadır. Yani, şiddet karşı iıddeti yaratarak barışcıl kesimleri marjinaleştirerek şiddet yanlıların güçlendirmektedir. Bu anlamda Hamas’ın doğumu ve gelişimi bu süreci anlatan iyi bir örnektir.Hamas’ın doğumu ve gelişimi1996’dan 10 yıl sonra 25 ocakta yapılan Filistin seçimlerinde Hamas’ın 132 sandalyeli parlementoda 76 milletvekili kazanarak parlementoda % 57,6 bir mutlak çoğunluk elde ettiğinden seçimlere ilişkin diğer konular yeterince değerlendirilmemiştir. ABD ve dış güçlerin müdahalesi olmadan Arap dünyasında bir ilki teşkil eden seçimlere katılım oranı% 77 gibi yüksek bir oranda gerçekleşmiştir. Seçimlerin en önemli sonuçlarından birisi Hamas’ın ezici bir üstünlük sağlamasına rağmen seçimlerde 11 grubun temsil edilmiş olması gelecekteki demokratik açılımlar olabilmesi umut vericidir. Seçimlerin yol açtığı ve/veya açacağı gelişmeleri ele almadan Hamas’ın ortaya çıkışı ve gelişiminin incelenmesi faydalı olacaktır.1967 savaşı sırasında Filistin topraklarının önemli bir bölümünün işgal edilmesin üzerinden 20 yıl geçtikten sonra, aralık 1987’de Gazze’deki İsrailli bir esnafın bilinmeyen nedenlerle öldürülmesinden bir gün sonra, 8 aralık 1987’de bir İsrail kamyonu Filistinli işcileri taşıyan bir vasıtaya çarparak 6 işcinin ölümü İntifadanın başlamasına neden olmuştur. 4 yıl sürecek olan intifadanın başlamasından 1 gün sonra Şeyh Ahmed Yasin Hamas’ı (arapçada bir davanın hizmetinde olmak anlaminda) 9 aralık 1987’de kurmuştur. Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin 1971’de Kahire’de eğitimini tamamladıktan sonra Gazze’ye Müslüman Kardeşlar örgütünün Filistin sorumlusu olarak dönmüştür. İşgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlileri islama kazandırarak Filistin’i özgürleştirileceğini savunan Müslüman Kardeşlerden ayrılarak “Zaferin savaşcıları” grubunu 1982’de kuran Şeyh Ahmed Yasin Filistin esaslı bir örgüt kurmuştur. FKÖ’nün İsrail’e karşı esas güç olduğu dönemdem daha 1970’lerde Ariel Şaron Şeyh Ahmed Yasin’i Gazze’de camiler açması için finansal olarak desteklemiştir. Şeyhe bu destek Hamas’ın askeri bir güce dönüşmesine kadar devam etmiştir. Burada amaç; bir taraftan Arafat ve FKÖ’yü zayıflatarak Filistinlilerin pazarlık güçlerini zayıflatmak iken diğer taraftan İran İslam devriminden etkilenerek 1980’de kurulan İslami Cihad örgütünün etkisini kırmaktır.Bu koşulları iyi değerlendiren Şeyh Ahmed Yasin 1987 aralığında başlayan birinci intifadanın başında 6 müslüman Kardeşler üyesi ile İslami Cihad ile Müslüman Kardeşlerin sentezi olan Hamas’ı kurmuştur. Bu anlamda, Hamas milliyetçi islamcı bir örgüt olarak ulusal bir sorunu çözmek amacıyla kurulmuştur. Bundan dolayı, cihatcı ümmet islamını savunan örgütler açısından Hamas kabul edilmez bir örgüttür. Kuruluşundan 2 yıl sonra şehit edilen kurucularından İzzeddin El Kasım Tugayları adıyla kurulan askeri kanat eylül 1989 başladığı intihar saldırıları ile ün yapmıştır. 1993’te Oslo görüşmelerinin barış anlaşması ile sonuçlanmasıyla güç kaybeden Hamas’ İsrail devletinin yaptığı bilinçli veye bilinçsiz hatalar sonucu daha da güçlenmiştir. 1989’da ömür boyu hapse çarptırılan Şeyh Ahmed Yasin, Ürdin’de bir üst düzey Hamas sorumlusuına karşı 1997’de başarısızlıkla sonuçlanan bir suikastten sonra serbest bırakılmıştır.Eylül 2000’de Şaron’un kışkırtması sonucunda başlayan ikinci intifadanın ilk yılı sırasında Tsahal (İsrail ordusu) tarafından kısmi olarak dumura uğratılan Arafat önderliğindeki Filistin idaresinden doğan boşluğu kitlesel direniş ve intihar eylemleriyle iyi kullanan Hamas bir bakıma Filistin’de paralel iktidar olmuştur. Bu arada başta Şeyh Ahmed Yasin ve Abdelaziz El Rantasi olmak üzere Hamas liderlerinin İsrail ordusu tarafından 2004 yılının mart ve nisan aylarında öldürülmesi Hamas’ı dahada güçlendirmiştir.Bunların yanı sıra 10 yıldır Filistin’i yöneten El Fetih kadrolarının yönetim hataları ve rüşvetin yaygınlaşması Hamas’a ayrı bir silah sağlayarak seçimlerdeki başarılarına zemin sunmuştur. İsrail’in saldırıları altında radikalleşen Filistinliler, İsrail’i tanımayan ve onu haritadan silmeyi proramına esas yapan Hamas’ı tercih etmişlerdir. Zataen, Hamas’ın seçim programı bir değişim ve reform temasıyla rüşvete karşı mücadele, günlük yaşamın iyileştirrilmesi ve islam değerlerine saygı kriterleri üzerine oturtulmuştur. Ayrıca, programda Filistinli mültecilerin dönmesi ve Küdüs’ün başkent olması sağlanana kadar işgale karşı silahlı mücedelenin sürdürülmesi öngörülmektedir.Daha önce yapılan belediye seçimlerinde, Filistinin büyük şehirlerinde yaşayanların % 40’ı Hamas tarafından yönetilmektedir. Hamas Üniversitelerde ve bir çok meslek örgütünün de yönetmekte olup Filistin toplumunda sağlam bir temel üzerinde, özelliklede yoksulların yoğun olduğu bölgelerde örgütlüdür. Seçimler, daha önce Gazze’de örgütlü olduğu düşünülen Hamas’ın Batı Şeria ve Küdüs’te de örgütlü ve birinci güç olduğunu göstermiştir. Bünyesinde iki, pragmatikler ve şahinler, ana eğilimin bir arada yaşadığı örgüt birliğini koruyarak seçimleri kazanmasını bilmiştir. İslamın yükselişi ve çevresel etmenlerHamas’ın seçimleri kazanmasında bölgesel ve uluslararası gelişmelerin incelenmesi soruna açıklık getirecektir. 1979’da İran islam devrimi ile başlayan islami yükseliş 27 yıllık sürede tüm bölgede etkisini hisettirmiş ve kalıcı değiklikler neden olmuştur. İslam bu süreçte çok ileri boyutlarda siyasileşerek bir çok ülkede hükümet kurarken, bazı ülkelerde koalisyon ve/veya esas muhalif güç haline gelmiştir Günümüzde bölgeye baktığımızda; Türkiye’de 550 milletvekilinin 357’si, Lübnan’da 128’den 12’si, Mısır’da 444’ten 88’i, Ürdün’de 110’dan 17’si, Irak’ta 275’den 203’ü, Kuveyt’e 50’den 16’sı, İran’da 290’dan 190’ı ve Filistin’de ise 132 milletvekilinden 76’sı islamcı politikacılardır. Sonuçta, 8 ülkenin 4’üne islamcı partiler hükümet etmektedir. Bu gelişme, Sovyetler Birliğinin dağılması, solun genel anlamda ekonomik ve sosyal alanlarda çözüm üretememesi, ABD ve Gelişmiş ülkelerin SB dağıldıktan ve 11 eylül olaylarından sonra islamı hedef alması ve Küreslleşmenin başat olduğu ortamda Politik İslam kitlelere bir çözüm olarak sunulması ve geniş bir kabul görmüştür.Sonuçta, Arafat ve Filistin idaresini zayıflatan İsrail devleti, kendisini tanımayan ve İsrail’i şiddetle yok etmeyi programına alan Hamas’a iktidar yolunu bilfiil açmıştır. Ama, seçimlerin kazanılması Hamas içinde pragmatiklere daha fazla marj sağlamıştır. Arafat’ın 2004 yılında ölmesi ve Şaron’un ocak 2006’da siyaseten ölmesi, İngiliz mandası altında politikleşen bir kesimin siyaset sahnesinde çekilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu anlamda, İsrail, Filistin, Orta-Doğu ve dünyada yeni bir döneme işaret etmektedir. 28 mart 2006 İsrail seçimleri bu yeni döneme ilişkin daha sağlam öngörüler yapmamıza olanak sağlayacaktır.Olası gelişmeler ve SonuçMevcut koşullarda hükümet kurmak için kadrolarını belirleyecek olan Hamas iktidarı devlet başkanı Mahmut Abbas ile paylaşmak zorundadır. Geçmişe baktığımızda, İsrail tarafından tanınmayan FKÖ görüşmelere katılmak için Ürdün ve Mısır heyetlerine katılırlarken, Hamas İsrail’i tanımadığı için başka ülkelerden aracılık yapmalarını isteyebilecektir.İsrail tarafına gelince, Başbakan Olmert ihtiyatlı bir tavır gösterirken Likoud’un lideri Netanyahu Hamas’ın başarısını Şaron’un Gazze’den çekilmesine bağlayarak yeni bir şiddet dönemine hazırlık yapmaktadır. İsrail halkına gelince, son yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, İsraillilerin % 48’i Hamas ile görüşme yapılmasından yanadır. Bu tandans 28 mart seçimlerine yansırsa göreceli olarak daha az çatışmalı bir döneme girilecektir. Yani İşci Partisi veya Şaron’un kurduğu Kadima seçimleri kazanacak daha az çatışmalı ve dolaylı görüşmelerin öne çıktığı bir süreç yaşanacaktır.Yok eğer 28 mart seçimlerinde Likoud çıkarasa yeni ve kanlı bir sürece girilmesi kaçınılmaz olacaktır. Tabi ki şiddet ortamı her iki tarafta radikal kesimleri güçlendireceğinden yahudi ve islam fanatiklerinin çatışması bölgede diğer sorunları gölgeleyen ve dünyayı bu sorunla meşgül eden yeni bir döneme geçişi ifade edecektir. Bölgenin jeostratejik önemi ve sorunun başından beri uluslararası bir karakterde olmasından dolayı, Filistin yol haritasını uygulanmasına hakemlik yapan ABD’den Condolezza Rice, Rusya’dan Seguei Lavrov, BM’den Kofi Annan, AB’den Javıer Solana ve Benita Ferrero-Waldner yaptıkları telefon görüşmeleri sonucunda ; “İki devlet arasında bir çözüm için tüm tarafların terorizm ve şiddeten vaz geçerek demokratik süreci işletmeli, Hamas İsrail’in varlığını kabul etmeli ve silahsızlanarak yol haritasını izlemelidir” açıklamasını yaparak tarafları uyarmışlardır. Bölgede ise Türkiye Hamas ile İsrail arasında arabuluculuk yapacağını açıklayarak Orta-Doğu denkleminde ihmal edilmeyecek bir aktör olduğunu hatırlatmıştır. İsrail Filistin gerginliğinin uluslararası gündemi monopolize ettiği koşullarda Kürt sorunu tali planda kalacağından, bölgedeki normalleşme Kürt sorunun daha açık bir şekilde görülmesini sağlayacaktır. Politik islamın yükselişte olduğu ve yoğun baskıların yaşandığı koşullara rağmen Güney Kürdistan’da İslamcı güçlerin marjinal kalması Kürt toplumunun laik ve demokratik karakterini göstermektedir. Fakat, bölgedeki suni statükonun kalıcı olmaması, ABD’nin muhtemel müdahaleleri ve bölge devletlerinin müdahaleleri ile mevcut yönetimin hataları Güney Kürdistan’daki dengeleri bozarak islamcı akımlar lehine bir durum yaratabilir. Bu anlamda bölgedeki durum dikkatli bir şekilde takip edilerek gelişmeler Kürdistan’ın çıkarlarına uygun olacak şekilde değerlendirilmelidir.Ahmet ALİMFransa, 28/01/2006
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.