“Felaket“in sorumlusu yok, Soykırım'ın var! İşte bütün mesele...

Bir grup kürt aydını · 27.12.2008 · 1 görüntülenme

[img]http://img511.imageshack.us/img511/3690/soykirimun2.jpg[/img]

[b]“Felaket“in sorumlusu yok, Soykırım'ın var! İşte bütün mesele...[/b]

“Ermeni kardeşlerimizden özür diliyorum“ başlıklı imza kampanyası başladı.[1]

Kampanyanın niyet olarak bu sorunu tartışmak/tartıştırmak, bir tabuyu aralamak gibi olumlu amaçlar taşıdığına inanıyorum. Ne var ki kampanyaya katılmak için metni hevesle okumaya koyulduğumda kullanılan kavram birden duraksamama yol açtı. Beklediğimin aksine 1915 için imza metninde “Soykırım“ yerine “Büyük Felâket“ kavramı kullanılmıştı.

1915 Soykırımının kurbanı olan Asuri-Süryani, Rum, Pontus ve Ezidi halklarından ise hiç bahsedilmiyordu.

Şöyle düşündüm:

Bu içerikle Ermeni kardeşlerimizden, soykırım kurbanı halklardan gerçekten de özür dilemiş oluyor muyuz?

1915'de yaşananlar tabiiki aynı zamanda "büyük bir felakettir", "trajik olaylardır", "insanlık ayıbıdır" vb.dir. Ama esas olarak ve adını doğru olarak söylersek bir SOYKIRIM'dır. Bir olgunun ismini değiştirerek olgunun kendisini değiştiremezsiniz. Birilerini öfkelendirmemek, birilerini alıştırmak için işin adını koymaktan çekinmek, bir takım mecazlara, metaforlara sığınmak ancak popüler deyimiyle "takiyye"ciliği özendirir.

Soykırım olgusunu "Büyük Felaket" olarak adlandırmak Ezop Dili'dir.[2]

Sözcüklerin mecaz anlamlarına sığınmak, imalar, göndermeler ya da metaforlar yardımıyla egemenlerin estirebileceği politik şiddetten korunma kaygısıdır. Türkiye'nin bu koşullarında anlaşılabilir bir şeydir. Fakat bize, doğruyu, nesnel gerçeği, bilimsel bir tanıyı tüm açıklığı ve cıplaklığıyla söylemelerini beklediğimiz bilim insanlarının bu çağda Ezop diline sığınmaları onlara yakışıyor mu?

“Ermeni kardeşlerimizin yaşadıklarına duyarsız kalınması ve inkar edilmesi“nin önemli bir boyutu da devletin kavramlar üzerine estirdiği şiddet, resmi tarihin tartışılmasına koyduğu korku barikatları değil midir? Bu kaygı ve endişeleri koruyarak hangi özrümüzden geri dönmüş olacağız? Gerçekle yüzleşmek cesareti yerine, kıyısından dolaşmak niye?

Doğrusu bir olgunun adını koymaktan örneğin Kürd'e “Kürt“ demekten bile on yıllarca çekinmiş, ya hiç görmezden gelmiş ya da zorunlu kalınca başka kelimelerle idare etmiş Türk bilim insanları açısından aynı idareciliğin halen sürdüğünü göstermesi açısından oldukça üzücüdür.

"Felaket" bir doğa olayıdır, kaçınılmazdır.

Elimizden gelen felaketzedelerle olabildiğince dayanışmak, onların yaralarını sarmaya çalışmak, bir daha böyle felaketler olmaması için dua etmektir.

Felaket önlenemez! Ancak olabilecek felaketler bakımından insanların psikolojik ve fiziki olarak hazırlamak, koruyucu önlemler alınarak olabilecek zararın en aza indirgenmesi mümkündür.

Felaket karşısında sorumlu ve suçlu arayamayız., istenmeyen bir anda, insanların iradesinden bağımsız olarak başa gelir ve çekilir. Deprem, sel, kuraklık... Aniden gökten taş yağmaya başlarsa, bu bir felakettir; ne yapabiliriz ki?
Felaketin sorumlusu, suçlusu yoktur ama soykırımın vardır: İşte bütün mesele! 1915 bir soykırımdır; sorumlusu bulunmayan sadece mağdurları olan tanrısal, kaçınılmaz, bir “felaket“ değildir.

“Büyük Felaket“ tanımı “Soykırımı“ gibi bir insanlık suçunu failleri, sorumluları olmayan, kaçınılmaz bir kader haline getiriyor. Oysa soykırım bir kader değildir, durdurulabilir, önlenebilir...

“Felaket“in iradi bir yanı yoktur, plansızdır, tasarımsızdır; oysa soykırım politik irade tarafından tasarlanmış, kurumları tarafından uygulanmış özel bir toplu cinayet projesidir.

“Felaket“, ırk, din, dil, inanç ayrımı yapmaz! Herkesin başına gelebilir. Ama soykırım, belli bir ulusu, belli bir etnik ve inanç kitlesini özel olarak seçer, onu yok eder!

Soykırım bir felaket değil, bir insanlık suçudur.

Bu akıl almaz şiddetin mağduru ve mazlumu olan halkların onu gah MEDZ YEĞERN (Ermenice Büyük Felâket), gah SEYFO (Süryanice Kılıç), gah TERTELE (Kürtçe-Zazaca Kazıma) olarak adlandırması popüler etimoloji açısından önemlidir ama olgunun içeriğini değiştirmez. Soykırımın bir insanlık suçu olarak tanımlanması, uluslararası hukuk literatürüne geçmesi zaten bu gibi olguların yaşanması üzerine, bilim insanların hukukçuların mücadelesi sonucu gerçekleşmiştir.

1915, Osmanlı Devleti tarafından, Ermeni, Asuri-Süryani, Rum gibi Doğunun yerleşik bütün Hıristiyan halklarını kendi topraklarından çıkarmak, azaltmak, yok etmek için düşünülmüş, Bu coğrafyayı her bakımdan Türkleştirerek ulus devletin önündeki engelleri "temizlemeyi" hedefleyen uzun vadeli planlanmış, acımasızca da uygulanmış olan çağın en kapsamlı bir “etnik temizlik harekatı“dır, bir SOYKIRIMdır.

Neden?

1915 soykırımı ile Osmanlı İmparatorluğunun o tarihlerdeki sınırlarının etnik, kültürel ve ekonomik açıdan bütünüyle “Türkleştirilmesi“ projesinin bir ürünü olarak var olan “Türkiye Cumhuriyeti Devleti“, bu tanımdan cin görmüş gibi korktuğundan, bu olgunun tartışılması, adlandırılması ve sorgulanmasına karşı ölçüsüz bir tepki gösterdiğinden; bir yandan bu şiddetten kaçınmak bir yandan da artık kaçılmaz olan “tarihsel yüzleşme“ eşiğine gelindiği bir ortamda “iki tarafı da idare edebilecek bir formül bulma“ kaygısının ürünüdür bu deyim.

Politikacılar tarihsel, siyasal ve hukuksal sorumluluktan kurtulmak için böyle bir kelime oyununa sığınabilirler. Bu tür pazarlıklar siyaset yapanlar için “anlaşılabilir“ olsa bile, gerçeği aydınlatmayı, hukuk ve insan haklarını savunmayı önüne koymuş, bilim insanları, aydınlar ve sanatçılar açısından bir tutarlılık sorunudur. 1915 sürecini zaten soykırım olarak görmeyenler için elbette tutarlılık açısından bir problem yoktur. Ama işin adının ne olduğunu bile bile bir hastalığın tanısını, bir olgunun isminin değiştirilmesine razı olmak olacak iş değildir.

Diğer önemli bir konuda 1915 soykırımının asıl kurbanlarından biri olan Asur-Süryani halkının özür kapsamında unutulmasıdır. Oysa 1915 Soykırımında Ermenilerle beraber Asur-Süryani halkı da yok edildi, ülkesinden çıkarıldı. “Felaket“ ise onlar da bu felaketin tam ortasındaydılar. Yanı sıra 1915 Soykırım sürecinin Karadenizde Pontus – Rum halkının imhasına öngeldiğini, Ezidi Kürtlerinin de Ermenilerle birlikte sürüldüğü ve yok edildiği bilinen gerçeklerdir.

2007 yılında Uluslararası Soykırım Uzmanlar Kuruluşu ( International Association of Genocide Scholars), 1915 lerde sadece Ermenilerin değil, ama aynı zamanda Asur-Süryanilerin ve Rumların da soykırıma uğradığını beyan etti. Soykırımın kurbanlarının bir de unutulmaya, önemsenmemeye kurban gitmemeleri gerekir. Soykırım mağdurları toplumlar arasında ayrım yapmak, görmemezlikten gelmek ciddi sorunlar yaratır.

Ben Soykırım kurbanlarının “acılarına karşı duyarlı olmak“tan sadece o kurbanlara “acımayı, onları hatırlamayı“ değil, soykırım suçunun önlenmesi için “cesur olmayı, itiraf etmeyi“, soykırımları yaratan ideolojik-siyasal mekanizmalara karşı mücadele etmeyi de anlıyorum.

Sonuç “Büyük Felaket“e karşı duyarsızlığınızdan dolayı özür diliyorsunuz ama “Soykırım“a karşı tavır almadığınız için bu konudaki özür borcunuz halen durmuş oluyor!

[b]Recep Maraşlı, Şükrü Gülmüş, Sabri Atman, Halis Açar, Mahmut Gergerli, Elif Orhan, Süleyman Akkoyun, Berzan Boti, Aziz Gülmüş, Faruk Boran, Çetin Çeko, Ahmet Önal ...

6-12-2007[/b]

* [i](Katkılarından ötürü Sabri Atman'a teşekkürler...)[/i]

Not: Yukarıdaki metin bir imza kampanyası metni değildir. Ancak yukarıdaki görüşleri bizlerle paylaşan Web siteleri ve şahsiyetler imza koyabilir bilgimiz dahilinde metni sitelerinde yayınlayabilirler.

________________________________________
[1] “1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor.

Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.“ (İmza metni) [url=http://www.ozurdiliyoruz.com/destekleyenler.aspx]http://www.ozurdiliyoruz.com/destekleyenler.aspx[/url]

[2] EZOP, antik Yunan'da yaşamış köle bir saray masalcısıdır. En sert konuları bile efendilerini öfkelendirmeyecek, keyiflerini kaçırmayacak mecazlarla, fabllarla anlatmayı başaran üslubu nedeniyle, sonraki yüzyıllarda edebiyat ve politikada bu tarz anlatım Ezop Dili olarak adlandırılmıştır.

İlgili

Yorumlar (2)

Kenan Fani Doğan · 17 yıl önce

Kürt aydınları tarafından kaleme alınıp imzalanan metin, harikulade bir çelişkiler örneği olmasının dışında, konuyu kürt olarak ele alabilmek için yeterince düşünülmeden hazırlanmış. Türklerin öncülük ettiği bir aksiyondan kürtler ne bekler, türklerin kendi günahlarını yuğma girişimleri bu günahlara en çok düçar edilen kürt halkına ne gibi sorumluluklar yükler, dahası kürtlerin hukuki-siyasal konularda öncüleri, yönlendirenleri, temsilcileri türklermidirki onların aksiyonlarında bir şekilde boyvermek kürtlerin işi sayılsın? Bu sorular açısından bakıldığında soykırıma felaket demek örneğinde olduğu gibi felaket bir metin. Kürtler adına kendine güvensizliğin ve bağımsız bir duruşa sahip olamayışın, dolayısıyla sosyal ve siyasal olaylara kürt edasıyla tavır alamayışın malül bıraktığı bahse konu anlayışın kürtlere herhangi bir siyasi yada hukuki girişimde öncülük edemeyeceği açıktır. Yukardaki metinde [b]“Felaket“in iradi bir yanı yoktur, plansızdır, tasarımsızdır; oysa soykırım politik irade tarafından tasarlanmış, kurumları tarafından uygulanmış özel bir toplu cinayet projesidir.[/b] deniyor. Aktarıdan da anlaşılacağı gibi, soykırım tanımlanırken, "soykırım politik irade tarafından tasarlanmış, kurumları tarafından uygulanmış özel bir toplu cinayet projesidir" denerek politik iradeye ve kurumlara vurgu yapılıyor. Öte yandan [b]1915 soykırımı ile Osmanlı İmparatorluğunun o tarihlerdeki sınırlarının etnik, kültürel ve ekonomik açıdan bütünüyle “Türkleştirilmesi“ projesinin bir ürünü olarak var olan “Türkiye Cumhuriyeti Devleti“, bu tanımdan cin görmüş gibi korktuğundan, bu olgunun tartışılması, adlandırılması ve sorgulanmasına karşı ölçüsüz bir tepki gösterdiğinden; bir yandan bu şiddetten kaçınmak bir yandan da artık kaçılmaz olan “tarihsel yüzleşme“ eşiğine gelindiği bir ortamda “iki tarafı da idare edebilecek bir formül bulma“ kaygısının ürünüdür bu deyim[/b] belirlemesi ile politik iradenin ve soykırımı geçekleştiren kurumun Osmanlı devleti olduğuna açıklık getiriliyor. Türkler tarafından hazırlanan niyetli imza kampanyasına katılmayışlarının nedeni olarakta soykırım "sözcüğü yerine felaket denmiş olması" yanlışlığı metni imzalamayışlarının gerekçesi olarak gösteriliyor. Osmanlı'nın devlet olarak planladığı ve yürürlüğe koyduğu eylemin kürtlere sorumluluk yüklemeyeceği gerçeğinden hareket etmek yerine, türklere ait metnin üslubuna ağırlık veren, böylelikle esası gözden kaçıran çarpık bir anlayış benimsenmiş. İlk sorulması gereken soru, şayet imza kampanyası "soykırım" kavramı üzerine temellendirilmiş olsaydı, sizler Osmanlı'nın vebalini omuzlayarak Osmanlı'nın suçları adına özürmü dileyecektiniz? Kürtler ne zamandan beri Osmanlı'nın işlediği soykırımlardan dolayı özür dileme sorumluluğu taşıyorlar? Osmanlı sadece ermeni, süryani ve pontus rumlarına soykırım uygulamakla kalmamışki. Bulgarlara, sırplara, makedonlara, hırvatlara, rumenlere, araplara, farslara, macarlara, polonyalılara, çerkeslere, abhazlara, gürcülere tarih boyunca dini ve etnik farklılıkları nedeniyle soykırımlar uygulamıştır. Bu halkların hepsi kürtler gibi soykırımların acı tecrübelerine sahiptirler. Şimdi bu halkların mensupları yada türklerden bazı girişimciler adını gerçek şekliye "soykırım" koysalar bile kürtlerin bu girişimcilerin kuyruğuna takılıp Osmanlı'nın gerçekleştirdiği soykırımlar adına özür dilemesimi gerekecektir? Adına soykrım densin, siz de Osmanlı'nın cürümleri adına özür dilemek mükellefiyeti hissediyorsanız hadi dileyin bakalım! Sizler Osmanlı'nın cürüm ortaklarımısınız? Oldukça çelişkili ve esası gözetmekten mahrum bir metin. Soykırım denmesi halinde Osmanlı adına özür dilemeye hazır olunduğu beyanı egemen. Kürtlerden kimlerin özür dilemesi gerektiği konusunu açmamış olması ise en önemli kusurlarından diğerini oluşturuyor.

H.E · 17 yıl önce

Sevgili Fani bu arkadaşların bazıları metni çoktan imzaladılar! Listeye bak... Silav

Anonymous · 17 yıl önce

Ermenilerin Osmanlilarca yapilan katliaminda, kürtlük ve Kürdistan adina ermenilere ne kursun nede bir tekme atilmistir. Bu katliami kürtlerede maletmeye alet olan veya bilincli yapan bütün kürtleri nefretle kiniyorum. Türk gözlügünüzü cikarip, dogayi gercek renkleriyle ne zaman göreceksiniz siz? Türkler size daha ne yapsin? Bunlari yazanlarin basindan allah apo yu eksik etmesin (ceza olarak):