ABDULLAH GÜL’ÜN „KAYSERİLİ“ ATASI ŞÊX ÎBRAHÎM HUSEYÎN SÎWASÎ KÜRD OLMASIN?
Aso Zagrosi · 2 yıl önce
Kadri Gürsel · 29.11.2009 · 1 görüntülenme
Geçenlerde Kürt siyasi hareketinin “halkla ilişkiler“ alanında yıllardır kilit önemde bir faaliyet yürütmekte olan bir “aktivist“ ile sohbet ediyordum...
Söz döndü dolaştı Türklerdeki “Kürt ayrılıkçılığı“ algısına geldi... Malum, araştırmalarla da saptanmış olan bir paradoks söz konusu: Türklerin çoğunluğu Kürtlerin ayrı bir devlet kurmak istediğini düşünürken, Kürtlerin büyük bir çoğunluğu ayrılmak yanlısı değil.
Kürt hareketi de “bağımsız Kürt devleti“nin gerçekçi bir proje olmadığını neredeyse 10 yıl önce idrak etti... Tabanlarında romantik ayrılıkçı eğilimler varlığını sürdürse de şimdi federasyona varan bir “özerkliği“ savunmaları bu idrakin bir sonucu.
Ancak Kürt hareketinin çok kritik bir zaafı var: Türk halkını ayrılıkçı olmadıklarına ikna edemiyorlar.
Diğer taraftan, “İkna edemiyorlar“ yerine, “Türkleri ikna etmek için siyasi enerji harcamaya gönülleri varmıyor“ demek daha mı doğru olur acaba?
“Biz ayrılıkçı değiliz“ diyor ve orada duruyorlar; genel söylemleri bu.
Bir yenilgi psikozu mudur onları daha fazlasını söylemekten ve yapmaktan alıkoyan?
PKK'nın kendine zulmü
Yakın zamana kadar dağlarda “bağımsız Kürdistan“ için kan dökerken şimdi Türkleri ne kadar da “iyi Kürtler“ olduklarına inandırmaya çalışmak fikri onlara “zulüm“ gibi geliyor olmalı.
Varsın olsun... Madem Kürt hareketi engellenemez biçimde siyasallaşıyor; kendi kendilerine koydukları engellerle de mücadele etmek onların görevi olmalıdır, değil mi?
Bunun için kendilerini anlamaya çalışanlara söyleyebildiklerini, onlar hakkında olumsuz düşüncelere sahip Türklerin önünde de artık yüksek sesle tekrarlamaya başlayarak işe koyulabilirler.
“Biz ayrılıkçı değiliz“ şeklindeki cümlenin sonundaki noktayı kaldırsınlar; o cümle “çünkü...“ diye devam etsin...
Neden ayrılıkçı olmadıklarını samimi biçimde anlatırlar ve Türkleri inandırırlarsa, her şey eskisinden daha güzel olabilir.
DTP konvoyunun saldırıya uğradığı günün ertesinde bütün gazetelerde fotoğrafını gördüğümüz o İzmirli kızın taş tutan eli gevşeyebilir mesela...
Burada sözü yazının girişinde değindiğim o Kürt aktiviste getireceğim.
Bana “iki nedenden ötürü bağımsız Kürt devleti fikrine karşı olduğunu“ söylemişti...
“Çünkü“ demişti, “İstanbul'dan ve Ege kıyılarından kopmak, vazgeçmek istemiyorum. İkincisi de Türkiye'nin toplumsallaşmış demokrasisi için...“
Birincisini anlamak kolaydı da, ikincisiyle tam olarak neyi kastettiğini sordum; şu cevabı verdi:
“Türkiye'nin tabana yayılmış, zengin bir demokrasi deneyimi var. Güçlü bir sivil toplum, toplumsallaşmış bir demokrasi... Bu demokrasiden koparsak Kürdistan'da faşizmden başka bir rejim kurulmaz ve bana da sonunda Türkiye'ye sığınmaktan başka çare kalmaz.“
İşte budur!
Kürt hareketinin sözcüleri, şayet bu ülkeyi bölmek istemiyorlarsa, neden Türklerle birlikte yaşamak istediklerini, ama bu kez yüksek sesle Türklere anlatmalıdırlar.
Aynen yukarıda aktardığım şekilde... Kürt menfaatleri seviyesinden bakarak, birlikte yaşamanın kendileri için neden rasyonel bir tercih olduğuna ne kadar çok Türkü inandırırlarsa, vazgeçmek istemedikleri Ege kıyılarında o kadar rahat ederler...
Ama küçük çocuklara gerilla kıyafetleri giydirip İzmir sokaklarında dolaştırmak suretiyle, yaşadığınız yenilgi psikozunu Türk tarafına atmak, Türk tarafında daha büyük bir yenilgi psikozu yaratmak yolunu seçerseniz, Ege kıyıları huzur bulmaz.
Hem bu “Kürt çıkarları“nın da aleyhine değil midir?
Yarın Türklerin yenilgi psikozunu ele almaya çalışacağım...
Milliyet
Aso Zagrosi · 2 yıl önce
Aso Zagrosi · 3 yıl önce
Brahim Ziravav · 4 yıl önce
Brahim Ziravav · 6 yıl önce
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.