Siyaset

“Erzincan Hükümeti” ve bazı eleştirisel notlar

Aso Zagrosi · 29.05.2011 · 2 görüntülenme

“Erzincan Hükümeti”  ve  bazı  eleştirisel  notlar
Aso Zagrosi | “Erzincan Hükümeti” ve bazı eleştirisel notlar …


Davut Hoca’nın yıllar önce KAWA çevresinin çıkardığı bazı yayınlarda yayınlanan “UNUTULAN TARİH: ERZİNCAN HÜKÜMETİ 1917-21“ adlı makalesi son dönemlerde yeniden bazı internet sitelerinde yayınlandı.
Kürd tarihine ilişkin araştırmaları önemsiyorum ve büyük değer biçiyorum..
Kürd tarihine ilişkin araştırmalar her zaman dikkatimi çekiyor. Bir çok yazıyı defalarca ve tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum. Davut Hoca’nında bu yazısını defalarca okumuşumdur.
Sonuçta Kürdler, kendi tarihlerine ilişkin sahip oldukları bilgi ve belgeleri eksik ve yanlışları içerse dahi yayınlamalılar.. Çünkü, bu tip yazılar/araştırmalar daha sonra aynı konuya ilişkin olarak yapılacak araştırmaların önünü açar ve daha da zenginleştirir.
Davut arkadaşın makalesinde gündeme getirdiği Ermeniler, Kürdler ve Türkler tarafından kurulan „Erzincan Şûrası“ yıllar önce ideolojik duygularıma bir hayli hitap ediyordu. Hatta bende 20 yıl önce „Mahabad Kürd Cumhuriyeti „(Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti) üzerine yaptığım bir araştırmada Sovyetlerin Cumhuriyetin yıkılışından hiçbir rolleri olmadığını ispat etmeye çalışmıştır. Bu makaleyi bazı arkadaşlar Almanca’ya çevirmiş ve Navend’in çıkardığı dergide de yayınlamışlardı. Başkalarıda bu makaleyi geniş bir şekilde kullandılar. Fakat gelinen aşamada yayınlanan bir dizi belgeden sonra Sovyetlerin Cumhuriyetin yıkılışında o kadar da pirûpak olmadığı biliniyor..(Bu konu üzerine ayrı bir makalede duracağım)
Davut’un „Erzincan Hükümeti“ adlı makalesini okuduğum zaman yararlanan yazılı kaynaklar ciddi bir şekilde dikkatimi çekti.
Bu kaynaklar:
„Ben makalemi şu kaynaklara dayanarak yazdım.
1- Belgelerle türk tarih mecmuasi
2- Kazım karabekir, anılar
3- Erzincan valisi Ali Kemali, Erzincan tarihi
4- Erivan doğu bilimleri akademisi üyesi .,Astranyan….
5- Erivanda 1986 yılına kadar çıktığı söylenen Dersim adlı derginin konuyla ilgili bir makalesi“
İlk üç kaynağın sahipleri biliniyor. Üçüde Kürd düşmanı. Kürdlerin ulusal hareketini karalamak ve Kürdlerin millet olarak varlığını inkar eden çevreler… Ali Kemali ve Kazım Karabekir gibi..
Dörtüncü kaynak ise „Erivan doğu bilimleri akademisi üyesi .,Astranyan…“.dır. Yani Prof. Dr. Garnik ASATRİAN….
Bu adamda Kürd düşmanıdır. Asatrian’ın Kazım Karabekir ve Ali Kemali ile Ermeni oluşu dışında hiçbir farkı yok. O Türkiye’de yaşasaydı bugün MHP ve benzeri çevrelerle hareket edecek bir perspektife sahipti.
Bir kere Asatrian yüzlerce yıl boyunca Ermeni tarihçileri tarafından „Kürdler Medlerin (Marlar) torunlarıdır“ tezini reddediyor. Kardoxilerin Kürdlerin atası olmadığını ileri sürüyor. Zaza ve Êzidilerin Kürd olmadığını savunuyor. Kuzey Kürdistan’da Kürd olarak bilinenlerin Ermeni etnisine mensup olup Kürdleştiğini ileri sürüyor. Kürdlerin ise „XVI. yüzyılın ilk yarısı, Kürtlerin kütle halinde Hayasdan’da yayılmaya başlamalarının tarihidir“ diyor. Bu söylemini ise Kürdler konusunda hiçbir araştırması olmayan N.Adonz’a dayandırıyor. ( daha detaylı bilgi için Asatrian’ın „Ermeni Siyasal Düşünce Sayfalarından“ adlı makalesini okuyunuz)
Asatrian’ın Kürdlere karşı olan düşmanlığı ve kini bir dizi tarihsel gerçekleride altüst ediyor. 9. Yüzyılda kurulan Merwani Kürd Devleti ve bugün yaşadığı Erivan ve çevresini de kapsayan 9.yüzyıldan 12.yüzyıla kadar varlığını sürdüren Şeddadi Kürd Devleti gibi tarihsel gerçekleri dahi göremiyor.(Şeddadi devleti üzerine yaptığım araştırmayı okuyabilirsiniz. Newroz.Com’un arşivinde var)
Ayrıca Asatrian açık bir şekilde Kürdlere karşı Türk devletini destekleyen bir insandır.
Bu konuda sözü kendisine bırakalım: „Fakat bugün Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve bu ülkenin istikrarı Ermenistan’ın çıkarınadır. Öteki tüm durumlarda Türkiye’nin parçalanması ve batımızda bir Kürt devletinin kurulması Ermenistan’ın ulusal güvenliği için ciddi bir tehlike olacaktır………………………….. Şu an komşuluğumuzda önemli bir devlet geleneğine sahip ve dünya ile uygarca temaslara dayalı ilişki kurmaya çalışan Türkiye bulunmaktadır. Türkiye’nin parçalanması durumundaysa sınırlarımızda aşırı saldırgan ve nasıl davranacağı kesinlikle önceden kestirilemeyen etnik bir afetin bileşiminden oluşan bir devlet peyda olacaktır. Milli ideolojimizin bir unsuru olan Batı Ermenistan’ı kaybettiğimizde, kutsal değerlerimiz olan Ararat, Aktamar, Mıher Kapıları, Haçkarlar, Urartu kitabeleri de kaçınılmaz olarak bu yeni devletin sembolleri olacaktır. „
Asatrian‘ın bilim, vicdan ve gerçeklik diye bir sorunu yok. Onun tek kaygısı „Ermenistan Ulusal Güvenliği“dir. Zaten Karabekir ve Kemali’nin de ortak kaygıları „Türk Ulusal Güvenliği“ idi. Aslında o dönemde Kürdler bu iki kardeş zihniyet arasında kalmışlardı. (Bu meseleyi sonra açacağım)
Daha fazla uzatmadan Ali Kemali, Kazım Karabekir ve Asatrian gibi Kürd düşmanlarının yazılarında „Erzincan Hükümeti“ ve Kürdlere ilişkin oluşturdukları bataklıktan altın bulma gibi zor bir olay ile karşı karşıyayız. Davut’da bu bataklığın bilincinden olduğundan dolayı bazı aşırı yorumlara gitmek zorunda kalmış.
Dünyanın en ünlü tarihçilerinden Arnold Toynbee haklı olarak , bir millet için en büyük felaket, tarihinin düşmanları tarafından yazılmasıdır” diyor.
Arnold Toynbee’nin bu tespiti belki de en çok Kürdler için geçerlidir.
Davut’un makalesinde kullandığı iki gurup kaynak ise Amerika’dan gelen Kürdler (Xoybun bazında o Kürdlere ilişkin bir hayli kafa yormuştum) ve Dersim yaşlıların anlatımlarıdır. Bu kesimin anlatımlarını önemsiyorum. Fakat ne yazık ki, o süreci yaşıyan fazla insanımız da yok … Geçmişte o süreçleri farklı şekillerde yaşıyan bir dizi insanın bilgilerine başvurabilir ve anlatımlarını arşivleyebilirdik. Fakat, ideolojik nedenlerden ve tarihsel ulusal bilinç yokluğundan dolayı bir dizi canlı ve ayaklı kütüphanelerimizden yararlanmadık.
Kaynaklar hakkında bir kısa değerlendirmeden sonra Davut’un makalesine gelmek istiyorum.
„Erzincan Hükümeti“ denilen olay işgal idaresi mi yoksa Ermeniler ve Kürdlerin özgür iradeleriyle oluşturdukları şûra mı?
„Erzincan Hükümeti“ denilen olay işgal idaresi mi yoksa Ermeniler ve Kürdlerin özgür iradeleriyle oluşturdukları şûra mı?
“Erzincan Hükümetine” ilişkin kafamı kurcalayan soruları sormadan önce bazı hususlara dikkat çekmek istiyorum.
http://www.kurdistan-report.com/wp-content/uploads/2011/06/Aliser_u_Zarife_Xanim_1-204x300.jpgBirinci Dünya Savaşı sırasında Kürdler sadece Osmanlı devletinin saflarında savaşmadılar. Kürdlerin bir kesimi de Rus ordusunun saflarında savaştılar.. Êzidi Kürdlerden Cihangir Ağa’nın önderliğindeki birlikler dışında Kürd siyaset dünyasının tanınan iki önemli şahsiyetlerinden Abdulrezak Bedirxan (Abdulrezak üzerine olan çalışmamı Newroz.Com arşivinde bulabilirsiniz) ve Kamil Bedirxan Rus ordusunun saflarında Osmanlı devletine karşı savaşa katıldılar.
Sözünü ettiğim Bedirxaniler farklı dönemlerde Kürdistan’ı özgürleştirmek için Çarlık Rusyasından destek alacakları umuduyla savaşa katıldılar.
Abdulrezak ve Kamil Bedirxan’ın savaş sırasındaki konumları, Rus yetkilileriyle yaptıkları görüşmeler ve talepleri büyük oranda belgelidir. Çarlık Rusyası Bedirxanilere Kürdistan’ın geleceği hakkında söz vermiyor. Kaçamaklı ve her tarafa çekilebilen bazı şeyler söyleniyor.. Buna rağmen Kürdistan’ın özgürleştirecekleri umuduyla ilk önce Abdulrezak daha sonra Kamil Kuzey Kürdistan’da ciddi faaliyetler içine giriyorlar. Bedirxaniler Kuzey Kürdistanlı biri dizi ileri gelenlerine mektuplar yazarak yada doğrudan ilişkiye geçerek Rusya’nın saflarına çekmeye çalıştılar.
Fakat, onlar bu amaçlarından başarılı olamadılar. Kuzey Kürd ileri gelenleri bırakın Bedirxanilerin çağrılarına olumlu cevap vermeye, hakaretlerle cevap verenlerde az değildi. (Kör Hüseyin Paşa örneği gibi)
Rusya, Kürdleri tarih boyunca İran ve Osmanlılarla yaptığı savaşlarda çok yakından tanımıştı. Kürdler gibi savaşkan bir halkı karşısına almak istemiyordu. Bunun için Bedirxaniler aracılığıyla Kürdleri en azından nötral bir pozisyona sokmak istiyordu. Rusya’nın amacı bizim bugün Kuzey Kürdistan dediğimiz topraklarda kendisine bağlı bir Ermenistan oluşturmaktı … Bu mesele bir dizi uluslararası toplantı ve konferanslarda gündeme gelmiş ve Kürdler arasında da büyük kaygı ve huzursuzluklara neden olmuştu.
Birinci Dünya savaşı başladığı zaman Ermeniler çok yaygın bir şekilde Rus ordusu saflarında savaşa katıldılar … Ermeni Birlikleri Rusya saflarında Doğu, Güney ve Kuzey Kürdistan’ın tüm cephelerinde aktif bir şekilde savaşa katıldılar. (Bu konuda daha detaylı bilgilere ulaşmak için kendiside Ermeni asılı olan General G. Korganoff’un la Participation des Armeniens a la Guerre Mondiale sur le Front du Caucase, 1927, Paris, adlı eserine bakınız)
Rusya saflarında savaşa giren Ermeniler ciddi bir ulusal bilince sahip olan Taşnak ve Hinçak gibi siyasal partiler tarafından yönlendiriliyordu.
Savaş sırasında bugün Kürdlerin yaşadığı topraklara ilişkin iki proje vardı … Biri Türklerin “Büyük Turan Ülkesi” ve diğeri ise Ermenilerin “Büyük Ermenistan” projesiydi. İki projede de Kürdlere yer yoktu. Ermeni Birliklerinin Kafkasya’da Mahabad, Revandiz, Erzurum, Bitlis ve Van gibi alanlarda Kürdlere karşı yaklaşımları Kürdleri tümden Osmanlı devletinin saflarına zorladı … Çünkü, Ermeni birlikleri Osmanlı devletine karşı savaşma yerine Kürdlere yönelik etnik temizlik yapıyordu. Rus ve Ermeni birliklerinin elinden kurtulan Kürdleri’de Türkler kar da ve kışta ölüm yolculuğuna çıkarıyordu. O dönemler Osmanlı Ordusunda subay olan değerli Kürd siyaset adamı Mustafa Paşa Yamulki’nin oğlu Aziz Yamulki o dönem için 700.000 Kürd’ün ölümünden sözediyor. Abartılmış olsa daha incelemeye değer buluyorum.
Savaş esnasında Kürd ve Ermeni ilişkilerini daha iyi kavramak için Aris Arda arkadaşın Newroz.Com’da yayınladığı Rus ve Sovyet Arşivlerinde Kürdler adlı yazı serisinde Kamil Bedirxan’ın ve Prens Şachovski’nin raporlarını okumak gerekir. Hamidiye Alaylarının bazı komutanları Rusların saflarına geçiyor. Fakat, Ermenilerin kendilerine karşı yaklaşımlarından dolayı pişman oluyorlar. Abdulrezak Bedirxan’ın Van’ın çevresinde 3 Kürd köyünün sakinleri geri getirme girişimi ve Ermenilerin tavrını görürseniz gelişmelerin vardığı boyutu anlarsınız.
Savaş esnasında ele düşen ve teslim olan Kürdler sistematik bir şekilde öldürülüyor. Bundan dolayı tüm cephelerde Kürdler teslim olmuyor ve ölesiye savaşıyorlar. Bu realiteyi Şachovski raporunda göreceksiniz. Bundan dolayı Prens Şachovski Rus Çarı’na Ermenileri cepheden geri çekin önerisinden bulunuyor.
Enteresan bir olaydır ki Prens Şachovski, yıllar boyunca Çarlık Rusyasının Kürd danışmanıydı. Daha sonra Kürdler konusunda Bolşeviklere danışmanlık yaptı. Şachovski’nin hazırladığı raporlarda sadece değişen şey, eskide “ekselans”larla başlayan raporlar, bu sefer “Yoldaş” diye değişmeye başladı.
Aslında Çarlık Rusyasıyla Bolşevik Rusya’nın Kürd politikalarından yapılan değişiklik Şachovski’nin “ekselans” ve “yoldaş” değişikliğidir. Bolşeviklerde bağımsız Kürdistan’a, federal Kürdistan’a ve hatta kimin denetinde olursa olsun otonom Kürdistan’a karşıdır. Bu söylediklerim Sovyetler Birliği’nin resmi belgelerinde söyleniyor. Ben sadece toparlamaya çalıştım.(merak eden Aris Arda’nın yukarıda sözünü ettiğim çeviri serisine baksın)
Çarlık ve Bolşevik Rusya’sının Kürd politikasını gündeme getirmemin nedeni Davut arkadaşın makalesinde sözünü ettiği “Erzincan Hükümeti” tam da Rusya’daki iktidar değişikliğinden sonra gündeme gelmesindedir.
Bilindiği gibi Rus Orduları Osmanlı ordularını yenilgiye uğratarak Temmuz 1916 yılında Erzincan’ı işgal ediyor. Erzincan’ı işgal eden Rus birliklerinin komutanı bir bildiri yayınlayarak “karma ve gecici bir hükümet kurulduğunu, Osmanlılar zamanına ait davaların dinlenemeyeceği, günlük olayların her kavmin kanununa göre çözüleceği …….” şeklinde bir “işgal idaresini” öngörüyor.
Rusların Erzincan işgalı 1917 Ekim devrimine kadar sürüyor. Ekim devriminden sonra Bolşevikler Çarlık Rusyasının yaptığı gizli antlaşmaları kamuoyuna açıkladılar.
Ayrıca Bolşevikler 21 kasım 1917 tarihinde Müttefik Elçilerine verdiği notalarla bütün cephelerde mütareke yapılması teklifinde bulundu.
Osmanlılarla “Sovyet” güçleri arasında 18 Aralık 1917 tarihinde Erzincan’da 14 maddeyi kapsayan “Erzincan Mütarekesi” imzalandı.
http://www.kurdistan-report.com/wp-content/uploads/2011/06/Murats_group-300x149.jpg
Murat's_group
Mütareke görüşmelerine Türk delegesi olarak, III. Ordu Kurmay Albay Omer Lütfi’nin başkanlığı altında, 1. Harekat Şubesi Müdürü Binbaşı Hüsrev Bey ve III. Ordu tercümanı Yüzbaşı Yakup Bey katılmışlardı. Rus heyeti ise asker ve sivil temsilcilerden karışık bir grup olup, Rus devriminin karakterini taşımaktaydı. Heyetin Başkanlığına, Rus Kafkas ordusu Kurmay Başkanı General Vişinski getirilmiş beraberinde; 156. Rus Alay Kumandanı Albay Petzenger, Rus Köylü Cemiyeti üyesinden Ermeni Arşak Cemalyan, Rus Ordusu Kumandanı Yaver. Yüzbaşı Vedrinski, Rus asker Cemiyeti üyelerinden iki asker, Rus Amele Cemiyeti üyesinden Gürcü Victor Tedzaya, ordu karargahında foto memuru Albay Esadze görevlendirilmişlerdi … (Dr. Nurcan Yavuz, Erzincan Mütarekesinin Türk Tarihindeki yeri ve önemi, sayfa 217)
Mütareke öncesi savaşan güçler arasında bir dizi görüşmeler yapılıyor. Osmanlı ve Rus devletleri de mütareke şartlarını hazırlamak için Vehip Paşa ile General Perjevaleski’yi görevlendirmişlerdi. Tabii ki perdenin arasında ise Rus ve Osmanlı devletlerinin yetkilileri barış antlaşmasına kadar yapılacak ateşkesin koşullarını detaylara kadar oluşturmaya çalışıyorlardı. Rusya General Vişinski’yi Mütareke görüşmeleri için başkan seçip göndermişti.
General Vişinevski’ye ise, Zakafkasya Komiserliği 10 Aralık 19l7′de Mütareke şartları hakkında talimat vermiş ve bu talimat dairesinde, Mütarekenin hazırlanmasını istemişti. Talimat’ın altında;
General Lebedinski
Genelkurmay Albay Şatilof
Genelkurmay Yüzbaşı Dolgof’un imzaları var.
13 maddeden oluşan bu talimatın Kürdleri doğrudan ilgilendiren 12. Ve 13. Maddelerini aktarıyorum.
„12- Görüşmelerin yapılması ve mütarekenin imzalanması esnasında,
Kürt çeteleri tarafından tehlike yaratılabilir. Onlar savaştan önce yaşadıkları
topraklara gitmek isteyeceklerdir. Bunun için hıristiyan halka kötülük
, yapabilirler.
13- Buna göre de bu hareketlerinin önüne geçmek için, Kürtler hususunda
ayn bir madde düzenlenmeli ve talep edilmelidir ki, Türk kumandanlığı
Kürtleri mütareke şartlarına tabi tutmak için bütün tedbirleri alsın.
Tedbirler alınmadığı ve Kürt hareketleri başladığı anda bizim birlikler,
onlan hiçbir hakimiyet tanımadan haydut sayacak ve uygun şekilde davranacaklardır” (N. Yavuz, age sayfa 214)
Yukarıda aktardığım talimatı Davut yoldaşın şu tespiti ile birlikte okunması yararlı olacaktır:
“1. Kızıl ordu, Lenin ve Sovyet hükümetinin direktifleri doğrultusunda 24 kasım 1917 de Osmanlı hükümeti ile bir barış antlaşması imzaladı. Antlaşma hükümlerine göre, kızıl ordu işgal bölgesinde üç ay içinde çekilecek ancak çekildiği bölgelerde yönetimi yerel halkın seçimle oluşturacağı konseylere devredecek, Osmanlı hükümetinin de halkın yönetimine saygı duyacağını ve tanıyacağını, osmanlı idaresi ve ordusunun herhangi bir şekilde bu yönetimlere müdahale edemiyeceğini, herhangi bir karışıklık durumunda sovyet ve osmanlı hükümetlerinin ortak kararları ile ve bölgede oluşan hükümetin talebi doğrultusunda hareket edileceği, ve benzeri hükümler yer almıştı.”
http://www.kurdistan-report.com/wp-content/uploads/2011/06/Seyid-R%C4%B1za-245x300.jpg
Seyid Rıza
Rusya’dan gelen talimatlar pek de Davut Hoca’nın söylediği temelde gelmiyor. Davut 24 Kasım 1917’de Rusya ile Osmanlılar arasında bir barış antlaşmasından sözediyor. Böyle bir antlaşma yok. Yazının içeriğinde “Barış Antlaşması” denilen olayın “Erzincan Mütakeresi” olduğu anlaşılıyor. Mütareke barış değil, ateşkes anlamına geliyor.
Ruslar, 12.maddede görüldüğü gibi, sürülen, yerlerini ve yurtlarını terkeden yüzbinlerce Kürd’ün Erzurum, Kars, Van, Muş, Bitlis vb. şehirlere geri dönmelerini dahi istemiyor.
Tüm okuyuculardan özür dileyerek Erzincan Mütarekesinin 14 maddesini de yayınlıyorum.
“Madde 1- Bu mukavelename hükümleri, 18 Aralık 1917 öğlen saat
1.00′den itibaren kesin sulh ün imzalanmasına kadar her iki taraf için geçerli olacaktır. Taraflardan’biri bu mütarekeyi feshetmek lüzumu görürse, harbe tekrar başlamaden ondört gün önce durumdan. karşı tarafı haberdar etmeye mecburdur.
Madde 2- Bu mukavelenin hükümleri geçerli olduğu andan itibaren, her iki taraf bütün Osmanlı-Kafkas cephesinde harp hareketlerini durduracaktır.
Her iki taraf değil yalnız karşı taraf birliği üzerinde hatta kendi hattı faslının on verst gerisinden geçen hat ile sınırlanan bölge dahilinde bile hiçbir hava harekatı yapılmayacaktır.
Madde 3- Hatt-ı fasıllar bu mukavelenameye bağlı bir ilavede tamamen gösterilmiş bir krokide de işaret edilmiştir. Müstakil 7. Kafkas Kolordusu ile, 1. Kafkas. Müstakil Süvari Kolordusu bölgesinde ve Kafkas Osmanlı Ordusu cephesindeki hattı fasıllar bu kolordular ile Osmanlı askeri kuvvetleri arasında tarafların katılması ile oluşturulacak komisyonlar muvafakatle tespit edilecektir.
Madde 4- Bu mukavelenamenin imzalanmasından itibaren, her iki taraf askeri harekatta bulunmayacak, birlikler değiştirilmeyecek, tabii durumlar hariç askeri nakliyat yapılmayacaktı. Bu maddeye aykın harekatta bulunanlar harb harekatlarını tekrar başlatma alameti olarak sınıflandırılacaklardı. Yalnızca 15 Aralık akşam saat 6.oo’dan sonra verilen emirler yerine getirilecek ve bu saatten sonra bu maksatla verilen emirler geri alınacaktır.
Madde 5- Her iki taraf için tespit edilen hatt-ı fasıllar dahilinde, her iki taraf birlik değiştirme veya iskan yapma hususlarında serbest hareketlerini koruyacaklar. Şu şartla ki; cephenin fırka mıntıkaları mütareke imza zamanında kuvvetlerini çoğaltmasınlar.
Madde 6- Bu mukavele hükmünü koruduğu müddetçe taraflardan hiçbiri, gelecekte saldrıın için hiçbir hazırlıkta bulunmayacaklarına söz verirler. Ancak mevcut inşaat-ı ahkamiyenin geçmiş halinin korunması için çalışması uygundur. Tüfenk ve makineli tüfenk atış talimleri asıl hattın beş verst gerisinde ve top atış talimleri, hattın onbeş verst gerisinde yapılacaktır. Bu atış talimlerinden her iki taraf, önceden birbirlerini haberdar edecektir.
Madde 7- İmzalayan taraflardan hiçbiri, sınırın ilerisine emniyet ve keşif bölükleri göndermeyeceklerdir.
Madde 8- Bu mukavelenin hükümleri geçerli olduğu müddetçe taraflarınhattı fasılları ile sınırlanan tarafsız bölgeye gerek askeri ve gerekyerli halkın geçişi men ‘edilecektir. Tarafsız bölgeye gelen asker ve askerçağında bütün erkekler harp esiri sayılacaktır. Ancak müracaat ettikleriiçin, yine aynı sebeple tarafsız bölgeye geçmelerine tarafların izin vermesiyle müsaade edilecektir. .
Madde 9-Mukavelenamenin hükümleri uygulanırken, meydana gelebilecek herhangi bir kötü durum, iki tarafın görevlendireceği delegeler tarafından halledilecektir. Her bir olayın halli için herşeyden önce, usul gereği birleşecek görüşme memurları vasıtasıyla tarafların delegelerinin toplanacakları zaman ve mekan kararlaştınlacaktır. Ordular karargahları arasında haberleşme gereği duyulursa görüşme memurları Refahiye Erzincan yolu üzerine gönderileceklerdir.
Madde 10-Tarafsız bölge dahilinde süküneti bozacak olayın cinayet ve ihtilal hadiseleri, tarafların uygun görmesiyle ve tayin edilecek delegeler tarafından halledilecektir. Tarafların suçluları talep halinde derhal geri verilecektir.
Madde 11-Osmanlı komando heyeti, Kürtleri bu mukavelename hükümlerine harfiyyen uymaya mecbur etmek için çalışmaya söz verir, Kürtler tarafından Rus hattı faslının üst tarafındaki toprak dahilinde fiili tecavüz hareketi yapılırsa, Rus askerleri Rus Hatt-ı faslını geçmemek üzere, bunları hiçbir hükümet emri tanımayan eşkiya gibi farz ederek gerekli muameleyi yapacaklardır.
Madde 12-Mütareke imzalayan taraflardan biri, bu mukavelenamenin herhangi bir maddesini değiştirme veya yeniden ilave hususunda teklif hakkına sahiptir. Rus Cumhuriyet’inin Avrupa cephesinde merkezi devletler ile imzalayacağı genel mütarekenin bütün maddeleri Kafkas cephesi için de geçerli olacaktır.
Madde 13-Karadenizde tarafların savaş filoları arasında müweke imzalanmaktadır. Mütarekenin denizlere ait maddelerinin diğer ayrıntıları filoların toplanacak olan özel komisyonları tarafından düzenlenecektir.
Tarafların deniz, kara ve hava kuvvetleri karşı taraf sahillerine on verstten daha yakın hareket etmesi ve her ne şekilde olursu olsun taarruzda bulunması yasaktır.
Madde 14-Bu Mukavelename Türkçe ve Rusça ikişer nüsha hazırlanarak tarafların delegeleri tarafından imzalanıp, imza eden tarafların delegelerine birer nüsha verilmiştir“
Yani kısacası Rusya bu mütarekeyi imzalarken halklara özgürlük, kardeşlik ve eşitlik için yapmadı. Zaten mütarekenin amacıda bu değildi. Mütarekenin amacı var olan savaşı durdurmak barış görüşmelerinin önünü açmaktı.
Eğer bu mütakere ve çizdiği sınırlar barış antlaşmasına çevrilmiş olsaydı, Kürdler yaşadıkları felaket ve trajedilere bir başkasını daha eklerlerdi.
Bolşevikler Kürdlere karşı daha önceki talimatlarını „Erzurum Mütarekesinin“ 11.Maddesi olarak yerleştirdiler.
Davut Hoca makalesinde Enver Paşa’nın bu antlaşmaya karşı çıktığını söylüyor.. Bu konuda haklı. Enver’in bazı itirazları var. Bunlardan biri de „Kürdlere karşı niye Ermeni maddesini eklmediniz“ diye itiraz ediyor. Fakat, iş işten geçmiştir.

“Erzincan Mütarekesi”ile Osmanlı ve Rus devletleri arasındaki sınır hattı tespit edilmiş ve bir dizi yanıyla protokollere bağlanmıştı. Barış Antlaşmasına kadar Mütareke ile tespit edilen bu sınırların tespiti konusunda detaylara ilişkin detaylı bilgiler var. Bu makaleyi daha fazla detaylara boğmamak için N. Yavuz’un çeşitli kaynaklara dayandırdığı sınırlar hakkında kısa bir bilgiyi aktarmak istiyorum. Bu bilgi okuyucunun sözkonusu iki devlet arasındaki sınırlar hakkında küçük bir resme sahip olması açısından gereklidir.
Sınırlar şöyle bir hat izliyor:
“Mütareke ile her iki taraf kuvvetleri arasında tarafsız bir saha bırakılmak üzere sınır çizgisi tespit edilmişti. Buna göre; Deniz kuvvetleri sahile altı milden fazlayanaşmayacak, Karadeniz kıyısından başlıyarak Munzur Dağına kadar her iki taraf siperleri mütareke hattını oluşturacaktı … Munzur Dağı’ndan sonra Türk hattı; Mercan Dağları, Karacakale, Zağki, Erik Dağı, Sağnis-Oğnut, Şerafettin Dağları, Buğlan Gediği, Soluk Köprüsü, Murat Nehri Uzerinde Kertakom-Azakpur-Mişagsin-Bitlis kuzeyindeki 5. Tümen siperleri- Van Gölü güneyi Erik Dere-Munzur Dağından sonra Rus hattı; Kırahdah Dağı Akbaba-Kösmer dağı, Şeytan dağları-Çoriş Dağı- Bahçe-Izrak-Muhacirköy-Belicen (Dokument i Materiali po Vneşney …, Belge No: 44, s. 68; Kazemzadeh- The Struggle for Transcaucasia, s. 82). ( N. Yavuz, age, s 230)
http://www.kurdistan-report.com/wp-content/uploads/2011/06/Seyid-R%C4%B1za-H%C3%BCseyin-F%C4%B1nd%C4%B1k-300x143.jpg
Seyid Rıza-Hüseyin-Fındık
“Erzincan Mütarekesi” öncesi, esnasında ve özellikle sonrasında Rusya’da ve Kafkasya’da ciddi iktidar savaşları başlamış, Rus Ordusu saflarında tam bir kaos ortamı oluşmuştu… Bolşevikler Rusya’da Pandora kutusunu açmışlardı bir kere….. Çarlık Rusyasının denetiminde olan halklar ve özellikle Kafkas halkları kendi yol haritalarını çizmek için pratik adımlar içine girmişti.. İktidar kavgası ve esas hesaplaşma savaş öncesi sınırların içinde oluyordu.( daha sonra bu noktaya döneceğim)
Yeniden Erzincan’a ve Davut Hoca’nın makalesine dönmek istiyorum.
General G. Korganoff’un anlatımlarına bakılırsa “ 30 Ocak 1917’de Erzincan bölgesi yalnızca Ermeni nizami ve gayri nizami güçleri tarafından müdafaa olunuyordu. Yalnızca kendi güçlerine dayanmak zorundaydılar.”
(General G. Korganoff, Participation des Armeniens a la Guerre Mondiale sur le Front du Caucase, 1927, Paris, sayfa 89)
General G. Korganoff’un “ Gönülü Ermenilerin oluşturduğu 3 batalyondan oluşan bir piyade alayı Rus ordusu ile geri çekilmeyi reddetti” diye yazıyor.(Korganoff, age, sayfa 87) General Korganoff sözünü ettiğim eserinde Ermeni Alayı’nın sahip olduğu askeri araçlarının bir dökümünü de yapıyor.
Türklerin iddialarına göre Bolşevikler bilinçli olarak “ Rus Birliklerinin yerine Ermeni birliklerini bıraktılar”.
Erzincan Mütarekesinin imzalandığı 18 Aralık (görüşmeler 15 Aralık’ta başlıyor) ile Ermeni Alayının Erzincan’ı terketmeye zorlandığı 13 Şubat 1918 tarihi arasında yaklaşık olarak 2 ay gibi bir bir zaman dilimi var. “Ovacık Şûrasını” bir kenara bırakırsak Davut arkadaşın sözünü ettiği Erzincan merkezli Şûra bir ay ve yirmi beş gün yaşaması gerekir.
Davut Hoca Şûra’nın oluşum sürecini şöyle açıklıyor:
“Mütarekeden hemen sonra, 1.Kızıl ordu komutanı Arsak Cemalyan, Kürt, Türk ve Ermeni ileri gelenleri ile bir toplantı yaptı. Bu toplantıya Ermeniler adına Muradov, Kürtler adına Alişer ve Alişan beyler, Türkler adına İstanbul’dan gönderilen Erzincan müftüsü katıldılar. Bölgede nüfus sayımı na göre halk temsilcileri sayısı belirlendi ve en kısa zaman içinde Erzincan, Bayburt, Dersim bölgelerini kapsıyacak 25 (Ermeni kaynaklari 75 temsilci oldugunu söyler) halk temsilcisinin hemen belirlemesi çalışmalarına başlandı. Kızıl ordunun desteği ile çevre bölgelere propaganda birlikleri seferber edildi. Birinci kızıl ordu parti ve askeri komitesi Türk, Kürt ve Ermeni halkına ve emekçılerine çağrısı adı altında ki bildiri bölgede büyük bir heyecan uyandırdı. Halk büyük bir heyecanla olan bitenleri anlamaya, İstanbul hükümetini tanımamayı ve kendi hükümetini kurmaya başladı. Çarlık ordusu korkusuyla kaçanlar yerlerine döndünler. Doğu ve Batı Dersim adına toplantıya Katılan Alişan ve Alişer beyler, Bir araba ve 16 Atlı ile Dersime gitti ve Dersim ileri gelenleri ile bir toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Dersimlilerin Şuura hükümetine aktif şekilde katılması kararlaştırıldı ve yapılan seçimlerle Hozat, Polemor, kızılkilise Mazgert ve Plurdan halk temsilcileri seçildi. Bu temsilcilerden ismi bilinenler, Use Seydali, Ağaye Piremed, Memo Loliz,, Ali, ve Çeko’dur … Batı Dersimden de Alişan Bey iki Delege ile gelir. Dersim delegeleri 8 bin kişilik bir askeri güçle Erzincan‘a gelirler. Dersim Delegeleri Erzincan‘a gelirken, Soveyt ordusu ve Ermeniler askeri törenle karşılar. Erizincan‘da bulunan 5 Türk delegesi karşılama törenlerine katılmıyorlar. Ermeni temsilciler heyeti başkanı Muradof Paşa, törende bir konuşma yapar. Muradof Paşa, Ekim devriminin dünyadaki ve bölgedeki etkilerini anlattıktan sonra Türkler, Kürtler ve Ermeniler kardeştir. Bizi birbirimize kırdıranlar emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileridir. Biz çektiğimiz acıları unutuyoruz ve barış elimizi uzatıyoruz. Bütün Kürt, Ermeni ve Türk rençberleri ve amaleleri birleşerek kendi şuuramızı kuralım. Bizim Sultanlara ihtiyacımız yoktur. Rus amalesi zalim Çarı devirerek kendi hükümetlerini kurdular, bizde birleşerek kendi hükümetimizi kuralım. Lenin ve Ordusu bizi destekliyor,” dedi.
Hoca’nın makalesinden yaptığım alıntı uzun oldu, ama sözünü ettiği oluşumun yapılanması ve katılımı hakkında bir hayli bilgi veriyor.
Bu bilgiler temel alındığında Kürdlerle Ermenilerin ortak bir Şûra konusunda antlaşmaya varıldığı görülüyor.
Türk resmi tarihçileride Kürdlerin Erzincan’a yaptığı bu ziyareti gündeme getiriyorlar.
Örneğin Ali Kemali Erzincan üzerine yazdığı eserinde bu gelişi şöyle açıklıyor:
„O sıralarda Seyyit Ali Ağa’nın oğlu Hüseyin (İlk Millet meclisinde mebus olarak girmiştir) Pir Ahmed’in oğlu ve Ağa Bey ve daha iki kişiden oluşan bir Kürt heyeti Erzincan’a geldi. Bunlar Ermeni komitesi tarafından davet edilmişlerdi. Bir gece komite nezdinde konuk olduktan sonra ertesi gün belediye de yapılan toplantıda hazır bulundular. Halk heyecan içindeydi. Ne olacağını, ne yapılacağını soran gözlerde , derin bir endişe okunuyordu. Kürtlerden Ağa Bey: ‘Ateşkes koşullarına gore Erzincan cephesinin korunmasının Ermenilere ait olduğunu ve Fırat’ın öte ‘geçe’sinin Kürtler, bu ‘geçe’sinin de Ermeniler tarafından savunulacağını, kasabaya göçmüş olanların köylerine gitmelerini ve tarlalarını hazırlamalarını, bunun içinde Hüseyin Bey’in konağında oturan ‘Ermeni Kurbuz’undan belge almaları gerektiğini söylemiş, sözde ortalığı yatıştırmak istemişlerdi” diye yazıyor.(Ali Kemali, Erzincan……… Kaynak Yayınları, İstanbul, sayfa 103)
Ali Kemali yazısının devamında Kürdlerin daha sonra “davulcu yada zurnacı İbiş’in evine” gittiklerini, “halk büyük bir kalabalıkla onları izliyor ve kendilerinden kurtuluş dileniyordu” diyor.
Daha sonra İbiş’in evinden yeniden belediyeye dönüyorlar. Ali Kemali’nin anlatımlarına gore “halk akın akın arkalarından koşuyordu” diyor. Yine onun anlatımlarına gore başka Kürdler de belediyeye gelmişti. Bunlardan “ Lolanlı Mamo, Mamo’nun dayısı Ali Ağa, Yusuf’un oğlu Kako ve başkaları” diyor.
Ali Kemali’ye gore Kürdlerin bu son grubu da “Ermeni Paşalarının davetiyle gelmişti …”
Fakat ilginç olan durum yazar Kürdlerin Ermeni komitesinin daveti sonucu geldiğini yazmasına rağmen, hemen ardından Ermenilerin Kürdlerin Erzincan’a gelmesi karşısında paniğe kapıldıklarını yazıyor. Ermeni komitesi Mehmet Emin Efendi’yi, komiteye çağırıyor; “sorular sordular, Kürd ağalarının Erzincan’a gelme nedenini sorarak, ertesi güne kadar güvenliği bozan bir harekette bulunmayacakları konusunda güvence istediler. Onlardan başka Kürt gelecek mi diye sordular” vs. vs..”(Ali Kemali, age, sayfa 104)
Ali Kemali’nin verdiği bilgilere gore “Ermeni Komitesi” daha sonra Belediye Başkanı Osman Osman Nuri’yi ve Belediye Meclis üyesi Haci Hatipzade Yusuf’u çağırarak Kürdlerin gelişleri hakkında sorular soruyor. Onlarda bir malumatları olmadığını deklere ediyorlar.
Nuri Dersimi’de Ermenilerle Kürdler arasında yapılan bu görüşmelerden söz ediyor.
Nuri Dersimi şöyle yazıyor: “ Kumandan Lahof 1918 yılı ocak ayında Erzincan’ı terketmiş olduğundan, orada kalan Ermeni kumandanlarından Murat Paşa Dersimlerle kuvvetli bir ittifak yapmak istemişti. Bu hususta Alişêr Efendiyle yapılan görüşmelerde bazı önemli şartlar üzerinde uyuşulamamış ve Murat Paşa’nın teşebbüsü akim (sonuçsuz) kalmıştı.
Alişêr Efendinin beyanatına göre Murat Paşa yalnız Büyük Ermenistan amalini takip eden bir proje teklif etmiş ve Kürdistan muhtariyet ve istiklalı hakkında ittifaka girmekten çekinmiş olduğundan, kendisiyle uyuşmak mümkün olmamış ve bu sebeple meyusen Batı Dersim’e çekilmeye mecbur kalmıştır,” diyor.
Davut’ta makalesinde Alişêr ve Alişan Beylerin Kürd temsilcileri olarak Murat ile görüştüklerini ve daha sonra “Bir araba ve 16 Atlı ile Dersime gitti ve Dersim ileri gelenleri ile bir toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Dersimlilerin Şuura hükümetine aktif şekilde katılması kararlaştırıldı,” diyor.
Nuri Dersimi’nin Alişêr’e dayandırdığı teze göre taraflar “Kürdistan ve Ermenistan meselesinde” anlaşamamışlar..
Nuri Dersimi’ye göre Murat Paşa Batı Dersimlilerle anlaşmayınca bu sefer Doğu Dersimlilerle anlaşmaya çalıştı.
Sözü N. Dersimi’ye bırakalım: “Murat Paşa Doğu Dersim aşiretleri reisleriyle dahi ayrıca anlaşmaya teşebbüs etmiş ve Keçelan aşiret reislerinden kayın biraderim Ağa beyi, Abbasan kabilesi reisi Seit Ali ağa oğlu Hüseini, Lolan aşireti reislerinden Mehmet, Ali ve Yusuf oğlu Keko ağayı Kürdlerin mümesili sıfatıyla Erzincan’a davet ederek, Desimliler adına istişarelere başlanmıştı. Murat Paşa bütün harp malzeme ve muhimmatının Ermeni Komitesi tarafından temin edilmesi şartıyla Dersim’den kendi kumandası altında muhim savaş kuvvetleri teşkilatlandırılmasını ve derhal müşterek bir Ermenistan-Kürdistan istiklali ilan ederek, devletin idaresinin kendi nufuzu altında bulunmasını ve bunlara benzer başka ağır şartlar ileri sürdüğü için , bu Kürt heyetiyle de uyuşmak mümkün olmamış ve Kürt heyeti Erzincan’ı terk ederek Dersim’e dönmüştür,” diye yazıyor.(Nuri Dersimi, age, sayfa 114-115)
Kürdlerin Erzincan’a gitmesi ve Ermenilerle görüşmesi tarihsel bir hakikattır. Fakat, bu toplantılarda Kürdlerle Ermeniler “bir Şûra” ya da “ortak bir hükümet” meselesi konusunda anlaştılar mı? Eğer bir hükümet kurulmuşsa ismi neydi? Kürdlerin bu hükümette sahip oldukları görevler nelerdi?
İşgal döneminden kalan belediye yapılanması ve kadrosu “Erzincan Mütarekesi”nin imzalanmasından Ermeni Birliklerin şehri terketikleri 13 Şubat’ta kadar görevden kalmaları Şûra’nın ruhuna nasıl bağdaşıyor?
Yukarıda Ali Kemali’den aktardığım alıntıdaki Ağa Bey’in konuşmasını önemsiyorum.. Orada Ermenilerle Kürdler arasında Fırat’ın sınır olarak tespiti meselesi var.
Baytar Nuri’de bu mesele üzerine duruyor ve şöyle yazıyor:
“ Dersimliler, Rus kumandanı Lahof ve Ermeni kumandanı Murat Paşa ile uyuşmuş olduklarından Fırat’ın Doğu ve Güney mıntıkasıyla, Doğu ve Batı Dersim ve hususiyetiyle Ovacık mıntıkalarında Kürdistan hakimiyeti altında muvakkat bir siyasi varlık taraflarca tanınmıştı.”(Dr. Vet. M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, sayfa 113)
Davut Hoca, Muradov Paşa’nın bir konuşmasını aktarıyor. Muradov Taşnak Partisinin tanınan önder kadrolarından biriydi. “Sivaslı Murad” olarak biliniyor. Sivas’tan İstanbul’a gidiyor ve uzun yıllar orada kalıyor. Daha sonra Kafkasya’ya gidiyor. 1904 yılında Sason ayaklanmasına katılıyor … 1908 yılında yapılan darbeden sonra yeniden Sivas’taki köyüne dönüyor, evleniyor ve yerleşiyor. Murad, Antranig Paşa gibi milliyetçi bir Ermeni olarak Ermeniler tarafından “Ulusal Kahraman” olarak görülüyor. Daha sonra Murad Birinci Dünya Savaşına katılıyor ve 4 Ağustos 1918 tarihinde Baku’deki çatışmalarda yaşamını yitiriyor.( Murad hakkında daha fazla bilgi için Taşnak Partisi teorisyenlerinden Mikayel Varandiyan’ın 1931 yılında Boston’da (Ermenice) yayınladığı daha sonra 2006 yılında Murad of Sebastia adı altında İngilizce’ye çevrilen biografisine bakınız.)
Davut makalesinde Murad’a ait olduğu söylediği bazı konuşmalar var. Fakat, bu konuşmalarda söylenen bazı şeyler gerçek ile ilgileri yok. Örneğin Murad’ın “Ben 17 yıl Dersim Dağlarında yaşadım ve savaştım”.. söylemi Murad’a dahi ait olsa basit bir propagandadır. Zaten Murad’ın biografisine bakıldığı zaman da doğru olmadığı ortadır. Ben aynı kuşkumu çeşitli halkların kardeşliği konusunda Murad’ın açıklamalarına karşı da ifade etmek istiyorum. (belge lazım)
Fakat, şu noktanın altını çizmek lazım. Kürdler olmadan ne Ermeniler Erzincan savunmasını yapabilirdi, ne de Türkler Erzincan’ı alabilirdi. İki tarafta Kürdlere kazanma faaliyetleri içindeydiler. Munzur Dağları’na sahip olan Kürdler iki taraf üzerinde de Demokles Kılıcı gibi salanıyordu. Kürdlerin Ermenilerle ortak hareket etmesi durumunda Türkler Erzincan’ı yeniden işgal etselerde dahi çok zorlanacaklardı.
Davut hocanın makalesinde Murad’ın Türkleri tehdit eden ve 17 yıl Dersim’de kaldım adlı bölümüne benzer bazı tespitlerde Ali Kemali’nin kıtabında var (sayfa 104) Fakat, Davut Hoca’nın yazdıklarından farklı olarak Ali Kemali Muradov’un konuşmasında dinleyicilere “Dersim’den dört çipil Kürd getirmekle beni korkutamazsınız” diye bir tespit var.
Nuri Dersimi bu tespiti onaylar anlamında şöyle yazıyor: “Murad Paşa şartlarını tadil ve her iki taraf için kabulu mümkün makul tekliflerde bulunacak yerde Kürd köylerine hakarete ve Kürdlerin alehine konferaslar vermeye başlamıştı.”(N. Dersimi, age, sayfa 117)
Nuri Dersimi’nin Alişêr’e dayandırarak söylediği şeyler bana daha mantıklı geliyor.
Alişêr’in “Murat Paşa yalnız Büyük Ermenistan amalini takip eden bir proje teklif etmiş ve Kürdistan muhtariyet ve istiklalı hakkında ittifaka girmekten çekinmiş olduğundan” dolayı antlaşma sağlanmamıştır yönündeki söylemi gerçeğe yakındır.
O dönemler ve daha sonraları Taşnak Partisi’ne ait yayın organlarında çizelen “Büyük Hayastan” sınırlarını gördüğümüz zaman Alişêr’in söyledikleri daha da anlaşılır. (Bu konuyu merak edenler Ermenilere ait kaynaklara bakabilirler. Bırakın Erzincanı, Amed, Urfa, Maraş’ta Büyük Hayestan’ın sınırları içindedir)
Zaten Ali Kemali’nin, Davut’un ve daha başka bir çok kaynağın Erzincan’da yapılan toplantı ve konuşmalarda bir dizi şahsiyetleri saymaları ve Alişêr’in isminin geçmemesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Alişêr, 20.yüzyılın başlarında Kürdistan’ın yetiştirdiği en büyük liderlerin başında geliyordu. Kürdistan’ın bağımsızlığı konusunda tutumu biliniyor. Eğer Alişêr, Murat Paşa ile anlaşmış olsaydı, Erzincan’da yapılan toplantılarda Kürdler adına konuşurdu. Eğer Kürdler delege seçip Erzincan’a göndermiş olsaydı, Alîşêr delegasyonun başkanı olurdu.
Daha fazla uzatmaya gerek yok. Alişêr ve Seyid Rizo’nunda içinde yer aldığı bir grup Kürd liderinin Kurdistan Teal-i Cemiyeti aracılığıyla Paris Barış Konferansı düzenleyicilerine gönderdikleri mektup o dönemi daha iyi ifade ediyor.
Alişêr Koçgirizade-Kürdlerin Dêrsim, Erzıngan, Kangal, Sêwaz, Akteke,….. delegesi
Seyd RızaDêrsim Şix Hesen Aşireti Lideri
Brahim-Dêrsim Seydan Aşireti Lideri
Mehmet Emin-Aşiret Lideri
Husên Mustafazade-Erzıngan Aşiretleri Lideri
Mahmud ve Mehmed Kamıl-Koçgiri Aşiretlerinin Liderleri’nin imzaladıkları mektuptan konumuza ilişkin kısa bir bölümünü aktarıyorum.)
“Koçgirili Alişer Efendi 1916’da Erzingan’a geçti ve Kürd delegasyonunun şefi olarak ruslarla görüşme yaptı.
11.11.1916’da, Rus İmparatorluğu ve müteffik güçler, Alişêr Efendi ile bir antlaşma imzaladılar. Alişêr Efendi Dêrsim’li 11 aşiret lideriyle birlikteydi. Bu liderler savaştan sonra Kürd ulusunun bağımsızlığını ve haklarının tanınmasını istediler.
İmzalanan bu antlaşma özel bir komisyon tarafından Erzingan’da tercüme edildi. Dêrsim Ordular Komutanlığı tarafından Rus İmparatorluğu’na gönderildi. Gazetelerde yayınlandı.
Doğal olarak bu antlaşma Rus Ordusu tarafından mütefiklere de gönderildi. Bu dokumanın bir nushası bizim elimizdedir.
Daha sonra ise Rus Çarı’nın devrilmesi üzerine Erzingan’da bulunan Rus Orduları Lenin tarafından yönetilmeye başlandı. Lenin’in yönettigi bu ordular halkımıza karşı saldırıya geçtiler. Bu gelişme sonucu bizlerde karşı saldırıya geçtik. Bolşevikleri kendi topraklarımızın dışına atmaya mecbur kaldık.“(Sevê Evin Çiçek , “17 bin kişiyi ırmağa atıp boğdular“ adlı makalesine bakınız)
Alişêr Efendi, Seyid Rizo ve arkadaşlarının bu mektubu ciddi bir şekilde irdelenmesi gereken tarihsel bir belgedir.
Ben burada bu mektup hakındaki görüşlerimi yazmayacağım. Konumuzu aşıyor. Ama şu tespiti yapmaktan geri durmayacağım. Bu mektubu Alişêr ve Seyid Rizo’nun önderlik ettikleri Koçgiri ve Dersim hareketlerinin Kürdlüğüne gölge düşürenlere tarihsel bir tokat olarak görüyorum.
Alişêr ve arkadaşlarının mektubunda yer alan bilgileri bugün başka kaynaklarla doğrulayacak pozisyondayız.
Örneğin Alişêr bu mektupta şöyle yazıyor: “Koçgirili kürdler geri çekilen Osmanlı Ordusuna darbe vurdular,” gerekçesiyle ordular sivil halka karşı saldırıya geçirildiler.”
Alişêr’in mektubunda geçen bu bilgileri yani Osmanlı orduları geri çekilirken Dersim Kürdleri tarafından saldırıya uğradıkları meselesini General G. Korganoff’da doğruluyor. Korganoff şöyle yazıyor: “1916 yılının Şubat ayında Türkler Erzurum kalesini boşaltmak zorunda kaldı. Yüzlercesi şimdi Türklerle ittifak halinde olan bu Dersimli Kürdler tarafından haince öldürüldü ve talan edildi.”( General G. Korganoff, age, sayfa 96)
Korganoff’un burada sözünü ettiği Sansa boğazındaki çatışmalardır. Daha sonra Ermeni Birlikleri Erzincan’dan geri çekilirken bu boğazda Dersim Kürdlerinin saldırısına uğruyorlar.(Sonra bu hususa geleceğim)
Diğer bir husus ise Alişêr efendinin Rus Çarlığı yetkilileriyle bir antlaşmaya varmasıdır. Bu antlaşmanın içeriğine dair elimizde resmi belgeler yok. Fakat, buyük ihtimale Rusların Abdulrezak Bedirxan ile yaptıkları antlaşmanın bir benzeri olacak.(Kamil Bedirxan ve Prens Şachovski’nin raporlarına bakınız)
Nuri Dersimi’de Alişêr’in Ruslarla olan ilişkilerini farklı bir şekilde gündeme getiriyor. Türkler o süreçte Kürdleri kazanma politikalarını hayatta geçiriyorlar. Bu konuda sözü Nuri Dersimi’ye bırakalım: “Vehip Paşa fırsattan istifade ederek Dersimlileri Türk görüş noktasına getirmek istiyordu. Alişêr’in Rusyaya iltihakını mazur gördüğünü ilan ederek, mumailehi Ovacık aşiret reisleriyle birlikte Suşehri ordu merkezine davet ve taltiflerde bulundu, ordu merkezinde göz hapsi altında bulundurduğu Koçgirili Alişan ve Haydarı serbest bıraktı. Alişêr, Vehip Paşanın vadlerine emniyet etmedi ve Ovacık mıntıkasına dönerek orada kaldı,” diyor.(N. Dersimi, age, sayfa, 115)
Burada açık bir şekilde görüldüğü gibi Alişêr’in Çarlık Rusyası ile işbirliği içine girmiştir.
Nuri Dersimi “Alîşêr, daha 1914 Dünya Savaşı’nda, Kürdistan’ın özgürlüğünü sağlamak amacıyla, Erzincan’a kadar gelmiş bulunan Rus Ordusu’na katılmış; Koçgiri, Sivas, Malatya ve Dersim bölgelerinin Kürt temsilcisi sıfatıyla, Rusya koruması altında özerk bir Kürdistan yönetimi kurulması için çalışmıştır” diyor. Daha başka kaynaklarda bu ilişki üzerine duruyorlar.
Alişêr Efendi ve arkadaşlarının mektuplarında
“Daha sonra ise Rus Çarı’nın devrilmesi üzerine Erzingan’da bulunan Rus Orduları Lenin tarafından yönetilmeye başlandı. Lenin’in yönettigi bu ordular halkımıza karşı saldırıya geçtiler. Bu gelişme sonucu bizlerde karşı saldırıya geçtik. Bolşevikleri kendi topraklarımızın dışına atmaya mecbur kaldık.“yönündeki tespitleri Davut arkadaşın “Erzincan Hükümeti” ya da “Erzincan Şûrası” tezinin içini boşaltıyor.
Davut arkadaş makalesinde Erzincan’da yapılan ilk görüşmelerin mimarının Alişêr olduğu ve daha sonra Alişêr Dersim bölgesine geçiyor ve seçilen Kürd temsilcilere önayak oluyor gibi tespitlerde bulunuyor. Davut’un makalesinde ileri sürdüğü iddialar Alişêr tarafından doğrulanmadığı gibi, Alişêr ve Seyid Rizo Bolşeviklere karşı savaştıklarını söylüyorlar.
Bolşevik dedikleri de Davut’un “Erzincan Hükümeti” dediği yapılanmaya karşı savaştır.
Alişêr, Seyid Rizo ve arkadaşlarının bu mektubu Paris Barış Konferansına göndermeleri gözönüne bulundurarak “Anti-Bolşevik” vurgusunun Batılı devletlerin sempatisini kazanmak amacıyla yapıldığı hipotezi ileri sürülebilinir. (Bu konuya ilişkin belgeleri ortaya koymak gerekecek)
Daha önce Nuri Dersimi’nin Kürdlerle Ermenilerin niçin anlaşamadıklarını Alişêr’e dayandırdığı aktarmıştım.
Türk resmi kaynakları Alişêr’den nefret ettikleri ona ilişkin tüm bilgileri çarpıttıkları biliniyor. Ali Kemali bir olayı anlatıyor. Olay şöyle: “Öbür yandan Koçgiri Aşiret reisinin katibi, Alişan Bey namında bir adam Erzincan’a gelerek Rus ordusuna etlik hayvan bulmaya başladı. Binilecek 2, eşya taşınacak 8, yani 10 baş hayvanla da Erzincan’dan hareket etti. Emrinde er olarak 10 Rus askeri vardı. Alişan Bey, atları zorla alarak ve erlerden üçünü esir ederek Rus sınırını aşmıştı” diyor(Ali Kemali, age, sayfa 99)
Daha sonra Ali Kemali Kürdlerle “sırdaş” olduğunu ileri sürdüğü Abdülmabut Bey’in devreye girdiğini atları ve esirleri geri aldığını böylelikle müslümanların Lahof’un hışmından kurtulduğunu yazıyor. Ali Kemali’nin aktardığı bilgiden “Alişan’ın tucarlığını” bir kenara bırakırsak, Alişan “Koçgiri aşiret reisinin katibi” değil, aşiret reisidir. O dönemler Koçgiri aşiret reislerine “katiplik” yapan Alişêrdir.
Nazmi Sevgen de bu olay üzerine duruyor, bu olayı gerçekleştireninin Alişan değil, Alişêr olduğunu şöyle yazıyor: “. Erzincan’da Ruslar’ın et müteahhidi olarak ortaya çıkan Alîşêr, Rus komutanlığından, orduya sığır almak üzere yediyüz Türk altını, yanına da bir manga kadar Rus askeri ve on beygir almış, Munzur Dağları’nı aştıktan sonra Ruslar’ın elinden hayvanlarını alıp ve askerlerden de üçünü esir ederek Dersim’e yürümüştür. Bu olay, esasen Türk düşmanı olan Erzincan’daki Rus komutanı Lahof’un büsbütün Türkler’e karşı harekete geçmesine sebep olmuştur,”diyor. (Aktaran, M. Bayrak, „Koçgiri İsyanı Alîşêr ile Zarîfe“ adlı makalesi)
Türk resmi ve anti Kürd tarihçilerinin Alişêr’i „ticaret işleri“ yapan biri olarak göstermeleri onun o dönemler içine girdiği siyasal faaliyetlerini gölgelemek amacını taşıyor. Eğer Alişêr’in „Rusların hayvanlarına el koyması ve askerlerini esir alması“ bilgisi doğruysa bu Ruslarla olan kopuşun başlangıcı olabilir. Yani Davut’un makalesinde „Erzincan Hükümeti“ dediği sürece denk geliyor. Çünkü, burada devreye giren Abdülmabut Beydir. Davut’un makalesinde Müfti olarak geçen Türkler adına Alişêr ve Muradov ile “Şûra” için ilk görüşmeleri yapan adamdır. Bu ise bu gelişmenin “Erzincan Mütarekesi” sürecinde yaşadığını gösteriyor. Bu bilgileri Alişêr’in Dr. Nuri Dersimi’ye niçin Ermenilerle anlaşamadıkları yönünde aktardığı bilgilerle birleştirdiğimiz zaman Davut’un arkadaş makalesinde ileri sürdüğü “Kurulan Erzincan Rençber ve amale Şuurası” tarihsel gerçeklikliği ifade etmiyor. Davut, Mitingde kızıl ordudan bir yetkili de konuşma yaptı:“ …. Kurulan Erzincan Rençber ve amale Şuurasına her türlü desteğin verileceğini söyledi. Mitingde Kürt Ermeni ve Türk temsilcileri adına da konuşmalar yapıldı. Miting bir bayram havasına dönüşmüş, eski düşmanlar barışıyordu, eski güzel anılarını anlatarak nasıl kapı-komşu ve iç içe kardesçe yaşadıklarını anlatıyorlardı.“
Davut’un makalesini var olan belge ve verilerle birlikte yeniden okuduğum zaman halkların kardeşliğini temel alan güzel bir konsturksiyon yaptığı düşüncesi bende hasıl oldu.
Davut’un makalesinde bir hayli yanlış bilgiler var.
Bunlardan biri Mehmet Emin ile Hatipzade Yusuf’un Türkler tarafından idam edilmeleridir.
Davut şöyle yazıyor:
„ Hasan Lütfi bey komutasındaki 9.kolordu birliklerinin, tekrar Palu’ya geri dönmesi ve Dersim üzerinden Erzincan’a saldırılmaması koşulu ile kuşatmayı kaldıracaklarını bildirirler. Ancak Dersimlilerin uyarılarını dikate almadan gelen Hasan Lütfi bey dönüş için Dersimlilerden çekinmekte ve kendisine birkaç rehber verilmesini ister. Dersimliler yanlarına Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf beyi verirler. Hasan Lütfi bey, Peri suyuna kadar refakat ederek, oradan ayrılmak isterken bu iki kişiyi tutuklar, paluda divanı harpte şuura çalışmalarına katıldıkları, askere mukavemet ettikleri ve vatana ihanet ettikleri suçlamaları ile idama mahkum edilirler ve aynı gün asılırlar. Bu olayda öfkelenen Bazı Dersimliler Binbaşı Cibranlı Halit Beyin tutuklanmasını isterler, ancak Erzurumdan yeni dönen Seyit Rıza ve Hasan Vefa bey buna karşı çıkarlar.“
Şu noktanın altını çizmek istiyorum. Seyid Rizo’nun Erzurum’a gidişi ve gelişi denilen süreç, Ermenilerin Erzincan’ı terketmesinden sonradır. Yani Erzincan’dan itibaren Erzurum’a kadar Ermeni Birliklerini kovdukları süreçtir.
Seyid Rizo’nun kendisi ve ona bağlı olan güçler hâlâ Kazim Karabekir’in güçleri Erzincan’a gelmeden yarım gün önce Erzincan’a giriyorlar. (Bu meseleye sonradan geleceğim)
Evet, Davut’un makalesinde sözünü ettiği „Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf Bey’i“ tutuklanması bir olay var. Fakat bu olay Davut’un sözünü ettiği gibi Türk ordusunun Dersim’den çekilmesi için kuriye olarak verilmiyor. Bu olay Doğu Dersim’de gerçekleşmiyor.
Bu olay Erzincan çevre köylerinde oluyor. Davut’ta makalesinin bir yerinde “Mehmet Emin Bektaşi’nin Erzincan Belediye Başkanı“ olduğunu söylüyor. (Fakat bu konuda farklı bilgiler var) Yine makalesinde “Şûra faaliyetlerine katıldıkları için idam ediyorlar,” diyor.
Burada sözkonusu olan “Erzincan Şûrası”!!!dır.
Mehmet Emin Bektaşi ile Katipzade Yusuf Erzincan Belediye’sinde çalışıyorlar. O dönemler Fırat’ın Kuzey yakasında bulunan Cimin (aktüel olarak Üzümlü Kazası olarak biliniyor) Köyünde bazı olaylar oluyor. Söylentiye gore: “Cimin köyü halkı ücretli Kürd fedaileri tutarak Erzincan’a o yönden baskı yapmak, yani kasabadaki hemfikirleriyle birleşip Ermenileri öldürmek girişimindeymişler; bir yandan kuşkuları gidermek, öbür yandan Cimin halkıyla Kürdleri uyuşma yoluna çekmek için bir heyet gönderilmesi uygun görüldü.”(Ali Kemali, age, sayfa 107)
Daha sonra bir Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf Bey’den oluşan bir heyet Cimin köyüne gidiyor. Heyet Alana varmadan once Cimin köyüde dahil olmak üzere bölgedeki bazı köyler “Milislerin” denetimine girmiş bulunmaktadır. Eğer Dr. Nuri Dersim’inin verdiği bilgiler doğruysa Seyid Rizo’ya bağlı güçler Deli Halid Paşa ile birlikte o alanda olması gerekir.(Çerkez asılı olan Deli Halid Paşa 1925 yılında Türk meclisinde öldürülüyor) Dr. Nuri Dersimi “Seyid Rizo ancak bir kısım Ovacık aşiretleri birleşmiş ve bunlar Munzur dağlarını aşarak 13 Şubat 1334 (1918) Erzincan merkezini harben işgal etmişlerdi,” diyor (Geniş bilgi için Dr. Nuri Dersimi, age, sayfa 118-119)
Ali Kemali’nin Heyet “milisler tarafından yakalandı” yönündeki tespiti Nuri Dersimi’nin söylemiyle birleştirilirse belkide Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf beyi tutuklayanlar Seyid Rizo’ya bağlı güçlerdi.(Bu konuyu başka belgeler ışığında irdemek lazım.)
Davut makalesinde bu iki şahsiyetin idam edildiğini yazıyor, fakat bu bilgi eksiktir. Hatifzade Yusuf bey idam edilyor. Mehmet Emin Bektaşi ise yargılamak amacıyla Elazığa gönderiliyor.
Ali Kemali kitabında “Erzincan Rus İdaresinde” adlı bölümünün altına şu notu düşmüştür: „ Bu sözü geçen olayın bizzat tanığı ve “Bektaşi” adıyla anılan Avukat Mehmet Emin Efendi’nin ayrıntılı ve kanıtlı anı defterinden aldım. Adı geçene şükran borçluyum. A.K)diyor.
Acaba Mehmet Emin Bektaşi daha sonra serbest mi bırakıldı? Ali Kemal’i gibi birinin Davut’un Türklerin „hain“ olarak gördükleri ve öldürdükleri düşündüğü bir adama „şükran borçluyum“ demesi pek bana mantıklı gelmiyor. Her halde serbest bırakıldı.

Davut makalesinde tarafların silahlarını “Belediye Başkanı Mehmet Emin Bektaşi’nin adamlarına teslim etmesi gerekiyordu.” diyor ve ardından Muradov’un Türkleri azarlayan devrimci bir konuşmasını veriyor. Alınan bir karara bağlı olarak taraflar 5 gün içinde silahlarını teslim edecekler. Sözü Davud’a bırakalım: “Tanınan beş günlük süre içinde, Ermeniler, ellerindeki silahları, Türkler teslim etmediği takdirde geri almak kaydıyla silahlarını teslim ettiler. Beş gün sonra, Türkler silahları teslim etmediği için ermeniler silahlarını geri aldılar” diyor.
Ermenilerin silahlarını teslim etmesi meselesi doğru değil ve mâkulda değildir. Ermeni Birlikleri silahlarını Belediye Başkanı’na teslim edecek kadar saf ve hayalci değillerdi. Rus Birliklerinin çekilmesinden sonra Ermeni Birlikleri onların yerini aldılar. Rus asılı General Lahof’un gitmesinden sonra onun yerine Rus ordusunda albay olan ve aynı zamanda Ermeni asılı olan Morel geldi. Ermeniler “Erzincan Mütarekesi”nden Ermenilerin Erzincan’ı boşaltıkları 13 Şubat 1918’e kadar yani Davut’un “Şûra süreci” olarak gördüğü aşamada tüm güçleriyle silahlanmaya ve askeri güç oluşturmaya çalışıyor.
General G. Korganoff’un anlatımlarına bakılırsa “ 30 Ocak 1917’de Erzincan bölgesi yalnızca Ermeni nizami ve gayri nizami güçleri tarafından müdafaa olunuyordu. Yalnızca kendi güçlerine dayanmak zorundaydılar.”
(General G. Korganoff, Participation des Armeniens a la Guerre Mondiale sur le Front du Caucase, 1927, Paris, sayfa 89)
General G. Korganoff’un “ Gönülü Ermenilerin oluşturduğu 3 batalyondan oluşan bir piyade alayı Rus ordusu ile geri çekilmeyi reddetti” diye yazıyor.(Korganoff, age, sayfa 87) General Korganoff sözünü ettiğim eserinde Ermeni Alayı’nın sahip olduğu askeri araçlarının bir dökümünü de yapıyor.
Ermeniler tüm güçleriyle Erzincan ve çevresini gelecek olan Türk genel saldırısına ve özellikle sürekli çatışma içinde oldukları Kürdlere karşı güçlendirme çabaları içindeydiler.
Ortada düzenli bir askeri yapı var. Bu askeri yapı Ermenilerin hayat sigortasıydı.
Ermenilerin silahlarını götürüp ne olduğu dahi tartışmalı birine, Mehmet Emin Bektaşi ve adamlarına silahlarını teslim etmeleri kendi elleriyle ölüm fermanlarını imzalamaktı.
Ali Kemali Mehmet Emin Bektaşi için “ istihbarat ve basiretli hareket etme görevleriyle Belediyede kalmış olan Mehmet Emin Bektaşi” diyor.(Ali Kemali, age, sayfa 103-104)
Ali Kemali’nin notlarında yararlandığı şükran borçlu oduğu istihabat amaçlı belediyede kaldığı ve daha sonra serbest bırakılan bu adama neden Ermeniler güvensin siahlarını teslim etsin …
Ermenilerin silahlarını teslim etme meselesinin maddi ve gerçekçi dayanakları yok.
Eğer Ermeniler Erzincan ve çevresindeki Kürd ve Türkleri silahsızlandırmak istiyordu, denilse akla yakın ve mantıklı olurdu.
Erzincan Mütarekesinden 18 Aralık 1917’den 13 Şubat’ta kadar bölgede, Erzincan ve çevresinde sürekli çatışmalar var.
Kafkasya’daki Ordu Komutanlığı 25 Aralık 1917 tarihinde Cephe Komutanlığına gönderdiği telgrafta Rus askerlerinin geri çekilmesinden sözederek “ Bu şartlarda eğer Ermeni Birliklerinin cepheye gönderilmesi gecikirse, Erzincan Türklerin yada en azından Kürdlerin işgaline uğrar. Böyle bir durum beni bölgeyi boşaltma zorunluluğu ile karşı karşıya bırakır. Bu da Türk Ermenistan’ın geriye dönüşü olmayan kaybı olur.” (Korganoff, age, sayfa 81)
Yine Kafkasya’daki Ordu Komutanlığı 8 Ocak 1918 tarihli raporunda Rus birliklerinin Erzincan’dan geri çekilmesinden sonra doğacak olan ortama vurgu yaparak şöyle diyor: “Bizim güçlerimizin geri çekilmesi ve Erzincan’ın Kürdler tarafından işgal edilmesi hali Mütarekenin Türkler tarafından ihlali anlamına gelecektir. Türkler genel saldırıya geçerler. Erzincan’ın işgalı beraberinden bizim tüm Doğu Cephesini boşaltmamıza neden olacaktır,” diyor. (Korganoff, age, sayfa 81)
Yine aynı raporda Erzincan’ın kaybı 3 yıl boyunca savaşta elde ettiğimiz tüm kazanımların kaybı ve Türk Ermenistan’ın yitirmesi anlamına geleceğini vurguluyor.
Erzincan askeri anlamda çok stratejik bir konumdadır. Her ne pahasına olursa olsun Erzincan’ın savunmasını güçlendirmek istiyorlar. (bu konuda bir hayli resmi belgeler var, aktarmaya kalkarsam, makale değil başka bir plan yapmam gerekecek)
Bu reel durumdan dolayı Erzincan Ermenilerinin silahlarını Mehmet Emin Bektaşi ve adamlarına teslim etmesi düşünülemez.
Yukarıda da vurguladığım gibi Erzincan çevresinde çatışmalar var …
Çatışmalar daha çok Kürdlerle Rus ve Ermeni Birlikleri arasındadır.
General Korganoff Davut’un “Erzincan Hükümeti” dediği süreç için “Erzincan’dan Fam’a kadar olan birlik rakip olarak yalnızca Kürdleri bulacaktır”
Tespitinin devamında Türk askerlerinin karda kışta o bölgelerde bir fonksiyonu olmayacağını söylüyor.
General General Korganoff esas askeri gücün Erzincan’da olduğunu Erzincan ile Erzurum arasındaki bölgelerin Kürdlerin sürekli saldırılarına uğradığı, Kürdlerin telefon hatlarını keserek iletişimi engellediklerini geniş geniş anlatıyor.
General Korganoff Erzincan, Fam, Mamahatun ve Erzurum arasında iletişim sağlayan güçlerin Kürdlerin sürekli saldırılarına uğradığını, Erzurum’daki merkez ile irtibatın zora düştüğünü yazıyor … Bilindiği gibi General Adranig Paşa Erzurum’daydı..
General Korganoff 27 ve 28 Ocak tarihinde Surpiran’daki bir çatışmadan sözediyor. Surpiran’ın 60 kişilik bir Ermeni Birliği tarafından işgal edildiğini ve bu birliğin Kürdlerin saldırısına uğradığını yazıyor. Daha sonra Erzincan’dan ağır silahlarla bir birlik gönderiliyor ve “Kürdler 65 ölü vererek geri çekiliyorlar” diyor. (General Korganoff, age, sayfa 92)
General Korganoff, Erzincan’a(doğusunda) 25 km uzaklıktaki Khan köyünün yakınında “Kürd çeteleri”yle yapılan bir çatışmadan sözediyor. Saldırganların sayısal olarak çokluğundan dolayı başka güçler gönderildi. Fakat, saldırganları silahsızlandırmadan şehir ile olan irtibat sağlamadan 3 Şubat 1918 tarihinde birlikler Erzincan’a geri çağrıldılar, diyor.( Korganoff, age, sayfa 93)
Kısaca da olsa aktardığım bu bilgiler ışığında bakıldığı zaman ciddi bir karkaşa var. Her tarafta çatışmalar var. Böyle bir ortamda hiç bir taraf ya da etnik grup kendi elindeki silahları başkasına teslim edemez.

Davut’un makalesinde Xalid Begê Cibrî ve Seyid Riza ilişkileri meselesinde bazı tespitler var. Bu tespitler bir çok yanıyla sorunludur. Biraz uzun olacak ama, Xalid Begê ilişkin Davut’un makalesinde bazı alıntılar yapacağım.
Davut şöyle yazıyor:
“Cemiyeti islamiye ise artık Ermenilere açıkça savaş çağrısı yapıyor ve Dersim delegelerini cihad’a kazanmak için yoğun çabalar harcıyor, etkili kişileri ve Subayları araya koyuyordu. Bu heyetlerin başlarından biri de gizli Azadi örgütü sorumlusu Binbaşı Cibranlı Halit Bey idi. Cibranlı Halit Bey, Dersim ileri gelenleri ile gizli görüşmelerde yaptı ve onlara, henüz ayaklanma ve savaş zamanı olmadığını, kürtlerin belli bir hazırlıktan sonra topluca ayaklanmaları halinde sonuç alabileceklerini telkin ve tavsiyelerinde bulundu. Seyit Rıza ve birkaç Dersim ileri gelenleri Cibranlı Halit Bey’in önerilerini kabul etti, hatta yazılı bir kayıt olmamasına rağmen, bazı söylentilere göre, Seyit Rıza Müfrezesiyle birlikte Halit Beyin yanında osmanlı ordusuna katılarak Erzurum’a kadar gitmiş ve burada ermenilere yapılan katliamları görmüş ve suçsuz insanların, kadınların çocukların öldürülmesine isyan ederek Binbaşı Halit bey ve Nuri Paşa nezdinde bazı çıkışlar yapmış, ancak onlardan azar işitince Erzurumu terk ederek Dersime dönmüştür.”
Bu uzun alıntıda sorunlu gördüğüm noktaları açmak istiyorum. Bizim kafa yorduğumuz dönem “Erzincan Mütareke”sinden (18 Aralık 1917) Ermenilerin Erzincan’ı terkettiği 13 Şubat arası dönemdir.
Acaba Xalid Begê Cibrî yukarıda sınırlarını çizdiğim zaman dilimi içinde Dersim’e geçip Seyid Riza’yı ikna etmeye çalıştı mı?
Davud’un söylemine bakılırsa “Seyit Rıza ve birkaç Dersim ileri gelenleri Cibranlı Halit Bey’in önerilerini kabul ettiler” diyor.
Xalid Begê Cibrî’nin sözünü ettiğimiz dönem Dersim’e gittiğine dair elimizde belge yok.
Davut’ta bu konuda belge ve kaynak sunmuyor.
Aslında bu konuda esas zorluğumuz, Türk devletinin Albay Xalid Cibrî hakkında var olan tüm belgeleri gizlemesinden kaynaklanıyor. Xalid Begê Cibrî’nin mahkemesi dahil onun tüm faaliyetleri hakkında yüzyıllık bir sansür ve suskunluk var. Benim gördüğüm kadarıyla devlet Kürd davasına kendisini adamış ve Azadi gibi bir örgütlenmeyi oluşturan Xalid Beg gibi bir lideri hafızalardan silmek istedi.
Davut 1918 yılında “Bu heyetlerin başlarından biri de gizli Azadi örgütü sorumlusu Binbaşı Cibranlı Halit Bey idi” diyor.
O dönemler Azadi örgütlenmesi yok … AZADÎ daha sonraları oluşuyor. Eğer İsmail Hakkı Şawes’e bakılırsa “1921 yılında Erzurum’da kurulmuştur.” Bu konuda daha başka belgelerde vardır. Aris Arda arkadaşın çevirisini yaptığı Rus ve Sovyet belgelerinde Azadi ve Xalid Begê Cibrî hakkında bir hayli belge var (Newroz. Com arşivine bakınız)
O dönemler Xalid Beg’in İstanbul’daki Kürd örgütlenmeleriyle olan ilişkilerinden sözedilebilinir, ama Azadi örgütlenmesinden değil.
Xalid Cibrî’nin 1916 yılında Palu’da olduğu biliniyor. Onun Dersim ileri gelenleriyle ilişkiye geçmesi düşünülebilinir. Xalid Bey gibi geçmişte İstanbul Kürd siyasal yapılarıyla ilişkisi olan birinin ve bir kaç yıl sonra Kürdistan tarihinde en modern, en kapsamlı ve en ciddi siyasal yapılanması olan Azadi’yi oluşturan birinin o dönemler boş duracağını düşünmek bana pek doğru gelmiyor. ( Azadi’nin saflarında bulunan Kürd subayları bir günde yanyana gelmediler. Bu konu ciddi ve derin bir araştırmayı gerektiriyor)
O dönemler (1917 yılının sonu ve 1918’in başında) Seyid Riza ile ilişkiye geçen “Binbaşı Halid” var.
Bu “Binbaşı Halid” Kürd değil, Çerkezdir. Osmanlı Ordusu tarafından Dersim’e gönderiyor. Seyid Riza ile birlikte Erzincan alınmasında ve Erzurum’a karşı saldırıda bu “Binbaşı Halid” var. Bu “Halid” “Deli Halit Paşa” olarak biliniyor. 1925 yılında Türk Meclisi’nin ortasında öldürülüyor. Bugün Erzincan’dada onun adını taşıyan çok uzun bir cadde var.
Dr. Nuri Dersimi şöyle yazıyor: “Seyid Rıza’ya ancak bir kısım Ovacık aşiretleri birleşmiş ve bunlar Munzur dağlarını aşarak 13 Şubat 1334’te Erzincan merkezini harben işgal etmişlerdi.
Erzincan işgalinden sonra Erzurum’a doğru hareket başlarken Seyid Rıza ile beraber bulunan ve Deli Halit şöhretiye maruf olan kumandanı, Seyid Riza’ya: Aman Seidim Kara Kazim’den evvel Erzuruma biz girelim!! Demiş ve hakkikaten Erzuruma ilk olarak giren Seyid Riza kuvvetleri olmuştu.” (Dr. Nuri Dersimi, age, sayfa 118-119)
Dr. Nuri Dersimi’nin verdiği bilgilere bakılırsa hem Erzincan ve hem de Erzurum’a ilk giren Seyid Riza’nın güçleriydi.
Başka kaynakları yanı sıra Kazım Karabekir’de Erzincan’ın alınması meselesi üzerine duruyor ve şöyle yazıyor: “ Garbi Dersim müfrezesi kumandanı Halit Bey askeri dairede bana mülaki olmuştu. Halid Bey Dersim’den 735 kişilik milis ve bir nizamiye taburuyla hareket etmiş, fakat Erzincan’a ancak 250 milis ve 30 nizamiye askeriyle gelebilmiş,” diyor. (Kazım Karabekir, Erzincan ve Erzurum’un Kurtuluşu, Sarıkamış, Kars ve Ötesi, 1990, Erzurum, sayfa 72)
Kazım Karabekir yazısının devamında ; “Halid Bey’e şunu sordum: Şehre daha evvel girdiğin halde ve yanında 30 da nizamiye efradı varken neden bana veya en yakın kıta kumandanına bir rapor göndermedin? Bu süretle saat kaçta girdiğin de tespit olunur, vaziyet olduğu gibi meydana çıkardı,” diyor. (Karabekir, age, sayfa 73)
http://www.kurdistan-report.com/wp-content/uploads/2011/06/Xalid-Beg%C3%AA-Cibr%C3%AE1-228x300.jpg
Xalid-Begê-Cibrî
Kısacası tüm bilgilerden ortaya çıkan olay, Seyid Riza “Kürdleri korumak amacıyla” (Nuri Dersimi) Erzincan’ın alınmasına katılıyor ve Seyid Riza yanında bulunan Komutan Cibranlı Xalid değil, Çerkez asılı “Binbaşı Deli Halit”tır … İki “Binbaşı Halit”ı karıştırma olayı sık sık oluyor, bu da bir dizi anti-Kürd çevrelerinin spekülasyonlarına neden oluyor.
Cibranlı Xalid’ın 1919 yılında Ovacığa gitmesi olayı var. Bunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Ahmet İzzet Paşa anılarında Seyid Riza için bazı değerlendirmeler yapıyor ve şöyle yazıyor: “Batı Dersim’de uygulanan propaganda ve teşebbüslerin etkisi her şeyden dini duygularına büyük önem veren güçlü Koziçan aşiretinin başkanı, Seyyid Riza’nın himmet ve girişimleriyle Batı Dersim reislerinin çoğunluğu Türk tarafına temâyül ettirilmiştir. Aşiret mensuplarının hepsi, kısa zaman sonra Türk tarafına iltihak ile Rus casus ve memurlarını da topraklardan kovup çıkarmıştır,” diye yazıyor. (Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, C1, İstanbul, 1992, sayfa, 343)
Farklı cephelerde yer alan Dr. Nuri Dersimi ile Ahmet İzzet Paşa’nın söylediklerinde çıkarılan ortak payda Seyyid Riza’nın Ermeni Birliklerinin Erzincan ve Erzurum’da çıkarılmasında ciddi bir rolü olmuş.
Davut makalesinde Osmanlılar tarafından Mehmet Emin ve Hatipzade Yusuf’un idam edilmelerini (yukarıda bu mesele üzerine durmuştum) anlattıktan sonra,“bu olayda öfkelenen Bazı Dersimliler Binbaşı Cibranlı Halit Beyin tutuklanmasını isterler, ancak Erzurumdan yeni dönen Seyit Rıza ve Hasan Vefa bey buna karşı çıkarlar,” diyor.
Bu yaptığım alıntıda ciddi sorunlar var ve bir dizi eklektik ve çelişkili bilgileri içerir.
Çünkü, Mehmet Emin ile Haci Hatipzade’nın meselesi Ocak ayının (1918) sonuna doğru geçiyor. Erzurum’un alınması 12 Mart 1918 tarihine tekabül ediyor. Çünkü Andranik Paşa 11 Mart günü akşamı saat 8’de savaş konseyini topluyor ve Erzurumu boşaltma emrini veriyor. Ermeni güçleri 12 Mart günü saat sabahın 5’inde şehri boşaltıyorlar. (General Korgannoff, age, sayfa 112)
Davut’a göre halk Xalid Beyi tutuklamak istemiş “ancak Erzurumdan yeni dönen Seyit Rıza ve Hasan Vefa bey buna karşı çıkarlar” diyor.
Bu olay Seyid Riza ve Hasan Vefa’nın Erzurum’dan dönüşlerinden sonrasınında oluyorsa, var sayalım Mart sonu olsun. O dönem Xalid Bey’in Dersim’de ne işi var?
Osmanlılar tüm güçleriyle Kürdleri cephelere sürdüğü bir dönemde Xalid bey Dersim’de oturuyor? Xalid Bey’in 1918 yılının Mart ayında Dersim’de olduğuna dair ciddi belge göstermek gerekiyor.
Aslında Davut makalesinde kendi kendisiyle çelişkiye düşüyor.
Davut Seyid Riza’nın Cibranlı Xalid tarafından ikna girişimlerini anlattıktan sonra
“hatta yazılı bir kayıt olmamasına rağmen, bazı söylentilere göre, Seyit Rıza Müfrezesiyle birlikte Halit Beyin yanında osmanlı ordusuna katılarak Erzurum’a kadar gitmiş ve burada ermenilere yapılan katliamları görmüş ve suçsuz insanların, kadınların çocukların öldürülmesine isyan ederek Binbaşı Halit bey ve Nuri Paşa nezdinde bazı çıkışlar yapmış, ancak onlardan azar işitince Erzurumu terk ederek Dersime dönmüştür,” diyor.
Görüldüğü gibi Davut iki “Halid’i ” karıştırmış ve bir dizi yanlış yorumlara gitmiştir.
Xalid Begê Cibrî aynı anda hem Erzurum’da ve hem de Dersim’de olamaz.
Aslında Davut Seyid Riza ile Hasan Vefa’nın Erzurum’dan geri dönüşlerini gündeme getirerek makalesinin Dersim şûrası boyutunu da boşa çıkartıyor. Davut şöyle yazıyor: “Erzincandaki şuura çalışmalarına delege olarak katılan ve Ermeni katliamına karşı çıkan ve 1917 de alay komutanı iken istifa ederek Dersime sığınan albay Hasan Vefa Bey karşılar. Hasan Vefa bey aynı zamanda, Merkezi Yeşilyazıya taşınan şuura hükümetinin de askeri komutanı idi.”
Eğer Hasan Vefa Bey “Yeşilyaziye taşınan Şûranın askeri komutanı” ise ve Ermenilere karşı Erzurumdaki çatışmalara katılmışsa demek oluyor ki “Yeşilyazı Şûrası”, “Erzincan Şûrası”na karşı Osmanlılarla beraber hareket etmiştir.

Yukarıda “Hasan Vefa” eğer Yeşilyazı Şûrasının askeri komutanıysa Türklerle birlikte Ermeni Birliklerini Erzincan’dan Erzurum’a kadar kovuyorlarsa, bu bağımsız Şûranın bağımsızlığı nerede kaldı? Davut arkadaş makalesinde Şûra’nın Ovacık’a mıntıkasına taşıma gerekçesini Osmanlılara karşı savunma meselesini gerekçe olarak ileri sürmüştü.
Şimdi ise Şûra’nın askeri komutanı Osmanlılarla kolkola Erzurum’a kadar Ermenilere karşı savaşıyor.!!!!!
Davut’un makalesinde sözkonusu olan ve Davut’un “Hasan Vefa” diye adlandırdığı binbaşının ismi “Hasan” değil, Mustafa’dır. En azından karıştırdığım bir çok kaynak bu Kürd şahsiyetinden Mustafa Vefa diye söz ediyorlar. Mustafa’nın Hasanlaşmasının nedenini hâlâ anlamış değilim!!
Nurcan Yavuz Mustafa Vefa için şöyle yazıyor: “1916’da Ruslar Mamahatun’a ilerledikleri sırada Ermenileri ve firari Mustafa’yı Dersim’e gönderip Balabanlı, Kureyşanlı ve Kozuşağı aşiretlerine silah vererek Türklerle mücadeleye teşvik etmişlerdi.” (Dr. Nurcan Yavuz, İşgal ve Mezalimde Erzincan, Ankara, sayfa 344)
Türk Genelkurmay arşivlerinden çalışan Türk ordusunun tam güvenine sahip olan N. Yavuz’un burada sözünü ettiği “Firari Mustafa” Mustafa Vefadır.
Davut makalesinde “1917 de alay komutanı iken istifa ederek Dersime sığınan albay Hasan Vefa Bey”diyor. Aslında Mustafa Vefa istifa etmiyor.
Mustafa Vefa taburuyla birlikle Osmanlı Ordusunun saflarını terk ediyor.
Bundan dolayıdır ki Türk kiralık kalemleri ondan sözederken hep kin ve nefretle sözederler.
Ali Kemali Mustafa Vefa hakkında şöyle yazıyor: “Memleket başsız kalmıştı. Ruslar kendi menfaatlarını, Ermeniler kendi emellerini izliyorlar, Müslümanlar- Türk ve Kürtler- kendilerini tesadüflere bırakarak bocalıyorlardı. Mustafa Vefa adında bir adam bu halden aklınca yararlanmaya kalkmıştı. Bu adam, Türk ordusu subaylarındandı. Bir alaya vekâleten kumanda etmekteyken, asaleti tasdik olunmamıştı. Yerine başkasının atanmasından gücenmiş olarak Osmanlı ordusundan kaçmıştı. Bu adam Kürdlerden bir tümen oluşturulmasına girişti; amacı Dersimi elde etmekmiş. Önerisine hiç kimse ilgi göstermedi. Bu yolla hem milletinin lanetlenmesine hemde Rusların nefretine uğradı” (Ali Kemali, age, sayfa 99)
Ali Kemali ve benzerlerinden bu Kürd subayı hakkında olumlu şeyler söylemelerini beklemek hayal olur. Mustafa vefa 1916’larda Rus ordusunun bölgeye gelmesiyle birlikte Osmanlı Ordusunu terk ediyor. Davut’un makalesine ilişkin kaygı, kuşku ve eleştirilerimi 18 Aralık 1917 ve 13 Şubat 1918 süreciyle sınırlamaya çalıştığımdan dolayı geçmişe giremiyorum. Kendimi 2 ay ile sınırlıyorum.. Aslında Kürdlerle Ruslar ve Ermeniler arasında en enteresan ilişkiler Alişêr Efendi’nin başkanlığında Kürdlerle Rusların görüşme ve ilişkilerinde mevcuttur. O süreçte Mustafa Vefa’da var. Kürdlerin yoğun bir şekilde Ruslara ilgi duydukları bir dönem … Hatta Kürdler bir çok alanda Osmanlı Ordularına büyük darbeler vuruyorlar ve bir çok alanda Osmanlıları atıyorlar. Bu yazıda buna girme imkanım yok.
Yeniden konumuza dönersek Ali Kemali’de bu Kürd subayından “Hasan Vefa” olarak değil, “Mustafa Vefa” olarak sözediyor.
Bu konuyu Dr. Nuri Dersimi’den bir alıntı vererek kapatmak istiyorum.
Nuri Dersimi bu konuya ilişkin Murat Paşa ve Rus Generalı Lahof Erzincan’a geldikten sonra(1916) Kürdlere bir çağrı yapıyorlar “Bu davete, Elaziz vilayetinin Koruk köyünden olup Alay Kumandanı vazifesiyle orduda bulunan Kürd Mustafa Vefa icabet etti ve taburuyla beraber Erzincan cephesinden Ruslara iltihak etti,” diyor. (Dr. Nuri Dersimi, age, sayfa, 112)
Yani hem Kürd ve hem de Kürd düşmanı kaynaklar bu Kürd subayından “Mustafa Vefa” diye sözediyorlar. Davut’un makalesinde “Hasan Vefa” başka bir şahsiyet mi bilemiyorum. Ama, hiç bir kaynakta böyle bir isme rastlamadım …
Benim bu isim meselesi üzerine bu kadar ısrarlı durmamın nedeni Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi tarihinde birçok Kürd subayı sömürgeci orduları terkederek Kürd ulusal kurtuluş davasına angaje olduklarını görüyoruz … İhsan Nuri Paşa ve arkadaşlarının Türk Ordusunu terkederek Beytüşebab Hareketine katılmaları, Mir Haç ve arkadaşları Irak ordusunu terkederek daha önce Barzan hareketine (1943) daha sonra Kürdistan Demokratik Cumhuriyetine (Mahabad) katılmaları, (bu subayların dörtü daha sonra Irak rejimi tarafından idam ediliyor. Mir Hac ise General Barzani ile Rusya’ya gidiyor) Xalid Cibri’nin Türk ordusu yerine Azadi gibi bağımsızlıkçı bir yapıya gitmesi ve burada Mustafa Vefa var … Bu bilgilere yarın “Kürd Subayları ve Kürdistan Devrimi” diye kendi başına bir akademik çalışmaya kaynaklık edebilirler..
Davut’un makalesinde “Seyid Riza ve Hasan Vefa’nın Erzurum’dan dönüşlerinden sonra” Xalid Bey ile ilgili yaşanan olay meselesinde kafama bir dizi soru takıldı. Bu sorulara ilişkin yukarıda kısmen cevap vermeye çalıştım.
Kafama takılan sorulara cevap bulmak için farklı kanallarla Xalid Bey’in ailesinden olan Simko Sever ile, ve yine aynı aileden gelen Xalid Bey ve Azadi sürecine ilişkin değerli çalışmalar yapan Tahsin Sever ile ilişki kurdum ve bilgilerine başvurdum. Bu iki arkadaşa verdikleri bilgilerden dolayı teşekkür ediyorum
Tahsin Sever’in bana bu konuya ilişkin gönderdiği mesaj bir hayli değerli bilgileri barındırıyor.
Bu bilgileri okuyucularlada paylaşmak istiyorum.
Tahsin Sever şöyle yazıyor:
“Benim öğrenebildiğim kadarıyla; Xalit Bey’in Palu’ya gelmesi ve kalması 1917 Ekim Devrimi ile beraber Rus ordusunun çekilmesine kadar devam ediyor. Rus ordusunun Varto bölgesinden geri çekilmesinden sonra Varto’ya dönüyor. Geri döndüklerinde Bütün köyleri yakılmış.Dolaysıyla Alevi-Kürt aşiretlerinin köylerine yerleşiyorlar. Xalit Bey, Varto’nun Kalçık Köyüne İsmalê Seyithan’ın yanına, kardeşleri Ahmet ve Selim beyler Kovik köyüne, amcası İsmail ağa zaçeğ köyüne yerleşir. Bu köyler Kürt- Alevi olup, Avdelan ve Kımsoran aşiretlerine mensupturlar. İlişkileri de son derece sıcaktır. Bilahare kendi köylerini inşa edip yerleşiyorlar. Xalit Bey’in Dersim’e gidişi bir kezdir. Tarih 1919. Bu olayı Vet. Dr. M.Nuri Dersimi anlatıyor. O dönem Ovacık’ta olaylar çıkmış ve bunun bastırılması için Xalit Bey’in alayı görevlendirilir. Xalit Bey bunun bir tuzak olduğunun farkındadır. Ovacık’a gittiğinde bölgenin ileri gelenleriyle toplantılar yapar. Bunların başında Hıdır Bey (M.Ali Eren’in dedesi) gelmektedir. Taraflar , olayın Alevi-Sunni Kürtleri birbirine düşürmek için tezgahlandığı konusnda ortak kaanate varırlar ve çatışmaya fırsat vermenden kendi aralarında çözerler. Bu durum hükümetin dikkatinden kaçmaz ve derhal alay orduya katılmak için geri çekilir. Xalit Bey Varto’ya geri döner. Aynı tarz toplantıları Varto’daki Alevi-Kürt aşiretleri Hormek ve Lolanlarla yapar. Ünlü KÊRAJ toplantısı. Bu bardağı taşıran son toplantıdır ve Ankara hükümeti Xalit Bey’in derhal Erzurum’a gönderilmesine karar verir. Tarih 1920.
Burda dikkat edilmesi gereken bir başka husus var. Cıbranlılarda iki tane Miralay Xalit bey var. Bir tanesi Harbiye mezunu Azadi lideri Xalit bey. Diğeri yaşça biraz daha büyük, Kanireş’teki 3.Cıbran Alay komutanı Cıbranlı Xalit Begê Meksudi. Bu farklı birisidir. Birinci Dünya Savaşında Erzurum- Pasinlar cıvarında hayatını kaybetmiştir. Tarihi kesin olarak bilmiyorum. Bu ikisi bazen bilerek bazen bilgi yetersizliğinden karıştırılır. Cıbranlı Xalıt Begê Meksudi’nin Dersim-Erzincan mıntıkalarına gönderlip-gönderilmesiğini kesin olarak bilmiyorum … Bunu araştırıyorum.Çünkü Kanireş’teki (Karlıova) 3.Cıbran alayı Dersim-Erzincan’a çok yakındır.
Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri Varto Tarihi adlı kitabında 1919-1920′de Ermenilere karşı başalatılan hareketa Cıbranlı Xalit bey’in katılmadığı ve kendilerinin de katılmasını engelediği ve bu durumu Muş’taki hükümet yetkililerine ilettiklerini anlatır. Selam ve saygılarımla.“
Cibranlı Xalid Beg’in 1918 yılının başında Dersim’e geçtiğine dair elimizde hiç bir belge yoktur. Eğer bu konuda belge ve kaynak varsa ortaya koymak gerekir. Kürdlerin kendi aralarındaki dinsel ve mezhepsel farklılıkları Kürd düşmanları tarafından sürekli kaçınmaktadır. “Şafi” Kürdlerden Xalid Begê Cibrî’nin Dersim’e hiçbir kan dökülmeden gidişi(1919), CHP’nin başında olduğu Türk devletinin Dersim’de yaptığı katliamlar kadar kollektif hafızadan yer almıyor!!! Belge ve ciddi kaynaklar olmadan Xalid Beg’in 1918 yılının başında Dersim’de olduğunu söylemek, yeni spekülasyonlara zemin hazırlamaktan başka bir şeye yaramıyor.
Şimdilik bu konuyu kapatıyorum.
Şûra meselesine yeniden dönersek iyi olur. Bu konuda Davut arkadaş şöyle yazıyor:
“Doğu ve Batı Dersim adına toplantıya Katılan Alişan ve Alişer Beyler, bir araba ve 16 atlı ile Dersim’e gitti ve Dersim ileri gelenleri ile bir toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Dersimlilerin Şuura hükümetine aktif şekilde katılması kararlaştırıldı ve yapılan seçimlerle Hozat, Polemor, kızılkilise Mazgert ve Plurdan halk temsilcileri seçildi. Bu temsilcilerden ismi bilinenler, Use Seydali, Ağaye Piremed, Memo Loliz,, Ali, ve Çeko’dur..Batı Dersim’den de Alişan Bey iki delege ile gelir.”
Aktüel olarak ellimizde Dersim’de seçimlerin yapıldığı ve temsilcilerin seçildiğine dair bir belge yok. Daha önce Muradov Paşa’nın Alişêr ile “Kürdistan ve Ermenistan” meselesinde anlaşmadıklarını kaynaklara dayanarak yazmıştım.
Davut’un burada Doğu ve Batı Dersim delegeleri olarak yazdığı isimler Alişan bey hariç diğerleri Doğu Dersim aşiret reisleri yada ileri gelenleridir.
Doğu Dersim’den Erzincan’a giden bu aşiret reisleride Muradov ile bir anlaşmaya varamıyorlar.
Ayrıca Alişan Bey’in o süreçte Erzincan’a gidip gitmediğine dair hiç bir belge yok. Zaten Alişêr Efendi ilişkilerini koparmış ve Dersim’e çekilmiştir. Alişan Bey niye gitsin?
Alişan Beylerin Erzincan’a gitmeleri yada Şûra’ya katılmaları sorununda tam tersi durumunu doğuracak bazı veriler var ellimizde …
Alişan ve Haydar Beylerin 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa tarafından Suşehri’nde gözaltına alınmaları meselesi var.
Dr. Nuri Dersimi Alişêr’in Ruslarla ilişkiye girmesi ve Kürdistan uğruna pratik faaliyetler içine girdiği dönem de Kürd reislerinden Alişan ve Haydarla görüşülüp ve takip edilecek hareket hattı tespit edilerek Dersimlilerle işbirliği meselesi kararlaşmak üzere iken, 3. Ordu kumandanı Vehip Paşa Alişan ve Haydarı ordu merkezine getirterek göz hapsi altına almış ve Dersimle irtibatlarını kesmişti,” diyor. (N. Dersimi, age, s,112)
Alişan ve Haydar Beylerin esir alınmalarından sonra da Alişêr, Çarlık Rusya’sının yetkilileriyle görüşmeleri sürdürüyor ve Erzincan’da kalıyor.
Davut arkadaşın Doğu Dersim delegeleri olarak gördüğü kesim, Dr.Nuri Dersimi’nin söylenmiyle Muradovla anlaşamıyorlar ve Dersim’e dönmüyorlar.
Hemen bu süreçte Türk tarafı devreye giriyor.
Dr.Nuri Dersimi’den daha önce aktardığım bir alıntıyı yeniden yayınlama gereğini duyuyorum. Dr. Nuri Dersimi ::“Vehip Paşa fırsattan istifade ederek Dersimlileri Türk görüş noktasına getirmek istiyordu. Alişêr’in Rusyaya iltihakını mazur gördüğünü ilan ederek, mumailehi Ovacık aşiret reisleriyle birlikte Suşehri ordu merkezine davet ve taltiflerde bulundu, ordu merkezinde göz hapsi altında bulundurduğu Koçgirili Alişan ve Haydarı serbest bıraktı. Alişêr, Vehip Paşanın vadlerine emniyet etmedi ve Ovacık mıntıkasına dönerek orada kaldı,” diyor. (N. Dersimi, age, sayfa, 115)
Burada çıkan sonuç Alişan ve Haydar Beyler o Şûra kuruluş döneminde Türklerin elinde esir olarak tutuluyorlar. Çünkü, Suşehri toplantısı Kürdlerle Ermeniler arasındaki Erzincan’da yapılan toplantının sonrasına denk geliyor. Vehip Paşa’nın Suşehri’nde Kürd ileri gelenleriyle yaptığı görüşmeden sonra Alişan ve Haydarı serbest”bırakıyor.
Bu şu anlama geliyor: Alişan Bey Şûra’ya katılmamış ve Batı Dersim delegesi olarak Erzincan’a gitmemiştir. (1918 yılının başında)
Vehip Paşa’nın çağrısı üzerine Suşehri’ne giden Kürd aşiret liderlerinin isimlerini tespit etmek kötü olmayacaktır. Döneme ilişkin daha sağlıklı bir resim elde için de gereklidir. (Atase Arşivinde var)
Acaba Davut’un Doğu Dersim delegesi olarak gördüğü şahsiyetlerden bazıları Vehip Paşa’nın çağrısına uyarak Suşehri’ne gittiler mi?
Bu konuda kafama takılan bir soru var.
Mevcut olan verilerden hareketle Ermenilerle Kürd arasında bırakın ortak bir “ŞÛRA”nın kurulması, bazı konularda ortak hareket etme konusunda bir antlaşma olsaydı, en azından birkaç Kürd aşireti Ermenilerle birlikte Osmanlılara karşı savaşırdı.
Fakat, tam tersi var. Bayburt’tan Erzurum’a kadar Ermeni Birliklerinin geri çekilişi sırasında tüm esas çatışmalar Kürdlerle Ermeniler arasındadır.
Türklerde hem bunu teşvik ediyor ve hem de örgütlemek için bir dizi faaliyet içindeler. Yani kısacası bir taş ile iki kuş vuruyorlar.
Kazim Karabekir Erzincan hareketi’ni örgütlemeye çalıştığı sırada Mustafa adında birileriyle görüşüyor ve ona;Rus belâsından kurtulduktan sonra herhalde bu asırlık Dersim dersinden de kurtulacaklarını söyledim.”(Kazım Karabekir, age, sayfa 45)
Yine Kazım Karabekir ve Vehip Paşa Erzincan hareketi örgütlemek için Dersim ileri gelenlerini kazanmak için her türlü iki yüzlülüğü ve riyakarlığı yapıyorlar.
Fakat, bir arada kaldıkları zamanda Vehip Paşa, Kazım Karabekir’e Dersim içinBurası vahim bir çıbandır, şimdiye kadar sarfolunan paranın ve dökülen kanların had ve hesabı yoktur,”diyor.(Kazım Karabekir, age, s 91)
Tamda Dersimlilerle nasıl hesaplaşacaklarını düşündükleri bu ortamda yine Dersim ileri gelenlerine para ve hediyeler gönderiyor ve her zaman olduğu gibi kardeşlik üzerine yalana dayalı söylevler ve nutuklar çekiyorlardı.
Bu süreç içinde bir dizi Kürd ileri gelenleri osmanlılarla birlikte hareket etme kararı alıyor.
Davut’un makalesinde Doğu Dersim delegelerinden biriUse Seydali” dir. Bu isim Dr. Nuri Dersimi’nin kitabındada geçiyor. Dersimi onun Ezincan görüşmelerine katıldığını ve ondan “ Abbasan kabilesi reisi Seyid Ali Ağa Oğlu Hüseini,”diye söz ediyor.
N.Yavuz Atase belgelerine dayanarak Ermenilerle yapılan bir çatışmada;“Seyyid Ali Ağa’nın oğlu Hüseyin Efendi otuz silahlı askeriyle muharebeye katılmış,” diyor.(N. Yavuz, age, 352)
İsim benzerliğide olabilir!! Fakat başka bir husus bu konuda kuşkumu daha da artırdı.
Davut makalesinde Erzincan’a giden delegeleri sayarkenUse Seydali, … Memo Loliz vs.,” diyor.
Dr. Nuri Dersimi yine Erzincan görüşmesinden söz ederken;“Abbasan kabilesi reisi Seyid Ali Ağa Oğlu Hüseini ve Lolanlı Mehmet”en söz ediyor.
N.Yavuz Seyyid Ali Ağa’nın oğlu Hüseyin Efendi’den söz ettikten sonra“Lolatlı Mehmet Ağa 30 askeriyle gelip çatışmaya katılmış,”diyor (age) (N.Yavuz, Genelkurmay arşivine dayanarak yüzlerce Kürd ismini kıtabında veriyor. Bu tip kaynaklar daha farklı kaynaklarla doğrulanmadığı sürece kuşkuyla yaklaşmak lazım. Aynı durum bu iki Kürd içinde geçerlidir.)
Dr. Nuri Dersimi’nin sözünü ettiği Suşehri’ne giden Vehip Paşa ile görüşen Ovacık aşiret reisleri kimler? O görüşmede ne oldu ki, Alişan ve Haydar Beyler serbest kaldılar?
Sözünü ettiğim iki Kürd şahsiyeti ile ilgili benzetme provokatif bir soru olarak alınıp daha derinlemesine o süreç üzerine gidilebilinir. Günü gününe sözkonusu 2 ay içinde yaşanan gelişmeler yeniden inşa edilebilinir.
Osmanlı Ordu Komutanları Kürdleri öncü güç olarak savaşa sokarak hedeflerine varmak istiyorlar.
Bu konuda 2. Ordu kumandanı Binbaşı Nihat, 3. Ordu kumandanı Vehip Paşa’ya gönderdiği bir telgrafta “Doğu ve Batı Dersim milislerini kullanacaklarını”söylüyor. Vehip Paşa’da bu öneriyi kabul ediyor. (N. Yavuz, age, sayfa 350-51)
Erzincan ve çevresinde bir dizi alanda kanlı çatışmalar oluyor, Rusların protestolarına karşılık Türkler “Kürdleri kontrol edemediklerini ve Kürdlerin bağımsız hareket ettikleri” bahanesine sarılıyorlar. Kürdlerle Ermeniler arasındaki ilişkiler kopmuş ve tam bir çatışma ortamına girmişlerdi.
Albay Morel, Tschaplikine görderdiği bir telgrafta“Kürdler Erzurum ve Erzincan arasında sürekli güçlerimize saldırıyorlar, yolun iki tarafında Kürd çetelerine yataklık yapabilecek köyleri yıktırdım” diyor(.N. Yavuz, age, s 293)
Kazım Karabekir Dersim milisleri için919 insan Şarkı Dersim’de 2567 insanda Garbi Dersim’de besliyorduk. Erzincan hareketine pek zayıf mevcutlu bir nizamiye taburu da beraber olduğu halde Garbi Dersimden 735 insan iştirak etti, Erzincan’a gelince de 250 milis ve nizamiyeye inmişti. Şimdi ise bu milislerden elimizde 80 kişi kalmış,”diyor. (Kazım Karabekir, age, s, 100)
Aslında General G. Korganoff ve çeşitli Türk kaynakları dikkatli bir şekilde okunduğu zaman çatışmalar esas olarak Kürdlerle Ermeniler arasında oluyor. Gül Ağa önderliğindeki Balabanların akibeti biliniyor. Bako Ağa, Şah Hüseyinzade Mustafa, Şêx Hasananlar, Seyid Riza ve çevresi gibi çok geniş bir çevre bu savaşlarda yer alıyor. Ayrıca Erzincan ve çevresindeki yerleşik köylülerle de aktif bir şekilde savaşa katılıyorlar. Erzurum’a kadar Osmanlı ordusu çatışmaları arkadan takip ediyor ve Erzincan’da dahil alınan yerlere sonradan giriyor ve kendi sömürgeci idaresini kuruyordu.
Erzincan çevresinde meydana gelen çatışmalara, Erzincan’dan Erzurum’a yol boyunca atılan pusulara bakıldığı zaman Karabekir’in verdiği rakamlar pek mantıklı değildir. Bazı Kürdler evlerine dönüyorlar, fakat çok yoğun bir şekilde Kürd yaşamını yitiriyor. Birde şubat ayında iklim koşullarının sertliğinden dolayı bir çok insan donarak ölüyor.
Karabekir kitabının daha sonraki bölümünde Erzurum çatışmalarından sonra Doğu ve Batı Dersim’in “235 milisinden” sözediyor. 14 Mart’ta terhis ettiğini yazıyor.
Ermeni kaynaklarında Erzincan’dan Erzurum’a kadar Kürdlere verdikleri kayıplara baktığımız zaman yoğun bir Kürd kitlesi yaşamını yitiriyor. Aynı durum Ermeniler içinde geçerlidir.
Daha fazla uzatmadan Davut arkadaşın makalesine ilişkin bazı temel noktalara dikkat çekerek bu yazıyı sonlamak istiyorum.
1)Bolşevikler, Rusya’nın işgali altındaki toprakları “Türk Ermenistan’ı” olarak görüyor. Bu konu Halk Komiserleri Sovyet Başkanı, Lenin’in imzasıyla 11 Ocak 1918 tarihte yayınlanan 4 maddelik karar da sabittir.
2)Bolşeviklerin, Kürdlerin kendi kaderini tayin hakkı diye bir sorunları yoktu. Bolşevikler, kimin denetiminde olursa olsun otonom Kürdistan’a dahi karşıydılar ve devlet güvenlikleri için tehlikeli buluyorlardı.
3)Erzincan’da Kürdler ve Ermenilerin kurduğu ortak bir Şûra olmamıştır.
4)Taşnak Partisi’nin Batı Ermenistan’ın bir parçası olarak gördüğü Erzincan’da bir idare kurma girişimi olmuş ve Erzincan’da yaşıyan bazı Kürdleri ve Türkleri de entegre girişimleri de olmuştur. Fakat, sonuçta bu politika başarısız olmuştur.
5)Ermeniler zaman kazanmak ve Albay Morel’in söylemiyle “Kürd aşiretleriyle iyi geçinmek” için bazı girişimlerde bulundular. Fakat, Ermenilerin bu girişimleri hem Doğu Dersimliler ve hem de Batı Dersimliler tarafından ciddiye alınmıyor.
6)Bu anlaşmazlığın esas nedeni ise Taşnak Partisi’nin “Büyük Ermenistan” projesiydi.
7)Alişêr Efendi, savaşın başlarından itibaren Osmanlılarla ilişkilerini koparmış, bağımsız bir Kürdistan amacıyla Çarlık Rusyasıyla ilişkiye geçmiş, Ekim Devriminden sonra Ermenilerin bölgede Ermenistan’ı kurma girişimlerinede tavır almıştır. Alişêr Efendi, Çarlık Rusya’sıyla ilişkiye geçerkende, Ermenilerle ilişkilerini koparırken de, Koçgiri Hareketine önderlik ederken de ve Dersim Hareketi’ne katılırkende o toprakları Kürdistan olarak görmüş ve ona göre davranmıştır.
8-Yıllarca Ermenilere sahip çıkan ve binlerce Ermeni’yi soykırımdan kurtaran Dersim Kürdleriyle Ermeniler arasında en kanlı çatışmalar o dönem yaşanmıştır.
9) Dersim Kürdleri Erzincan Mütakeresi sonrası tarafsız kalsaydı ya da Ermenilerle birlikte ortak hareket etmiş olsaydı, Ermenilerin alanı boşaltması o kadar hızlı olmayabilirdi. En azından Erivan’daki Taşnak yönetimine karşı Bolşevik-Türk ittifakına kadar devam ederdi.
10)Tüm savaş boyunca Ruslarla birlikte hareket eden Abdulrezak ve Kamil Bedirxan ile, savaş sırasında Ruslarla ilişkiye geçen Alişêr Efendi’nin Ermenilerle olan ilişkilerinin bozulması o toprakları adlandırma meselesi ve iktidar sorunuydu.
11)Sonuç olarak o süreçte hem Kürdler ve hemde Ermeniler büyük kayıplar verdiler ve büyük acılar yaşadılar.
Fakat yıllar sonra Taşnak ve Xoybûn antlaşması imzalandığı zaman Taşnak Partisi farklı bir noktaya geldi. Fakat çok geç olmuştu.
Keşke Kürdlerle Ermeniler Birinci Dünya savaşı sırasında 1927 yılında geldikleri pozisyonda bulunsaydılar.
Iki partinin ortak protokolunun B kısmının 2.maddesi „Sevres Antlasması’nda Ermenilere Van, Bitlis ve Erzurum’u veren 89.maddesi geçersizdir“diye yazıyor. ( Wahe Tachjian, age sayfa 365)
Sayın Wahe Tachjian’nın Fransız belgelerine dayanarak verdiği bilgilere göre, 2 Ocak 1929 yılında Mir Celadet Bedirxan Haleb’teki Taşnakçıların Club’unda yaptığı konuşmada:
Kürdler ve Ermeniler aynı ırktan geliyorlar, yalnızca dinsel olarak farklılar. Uzun zamandan beri biz acı çekiyoruz ve Türk sultasına karşı mücadele ediyoruz. Biz bilmeden ve bilinçsizce bir birimizi katlettik.. Fakat biz bundan sonra ayrılmamak için birleştik. Türklerden rövanş almak için ve onlara karşı koymak için dostluğu ve barışı yerleştirmek için tüm çabalarımızı kanalize edelim ..,“ diyor( Wahe Tachjian la France en Cilicie et en Haute Mesopotamie, sayfa 365)

“Erzincan Hükümeti” ve bazı eleştirisel notlar( Xalid Begê Cibrî -Ek 1)

https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_40/pictures/picture-70013.jpgAso Zagrosi
Yayınlandı: June 19, 2011
https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_300/images/349219_70013_2011_juni_19/24949.jpg
Xalid Begê Cibrî’nin Birinci Dünya Savaşı sırasında ve özellikle 1916-1918 yıllarında Dersim’e gidişi konusunda yapılan spekülasyonlar maddi temelden yoksundur.
Xalid Cibrî’nin bu süreçte Dersim’e karşı saldırılarda bulunduğuna dair hiç bir belge yoktur.
Bırakın saldırılar için Dersim ileri gelenleriyle Osmanlı devleti arasında aracılık yaptığına dairde belge yoktur. Aslında böyle bir ihtimali de gözönünde tutmak lazım. Çünkü, Xalid Cibrî Birinci Dünya Savaşı boyunca Rus Ordularına karşı savaştı.
Fakat, belge yok.
Yazı serisi boyunca “Deli Halit Paşa” ile “Xalid Cibrî”nin karıştırıldığına dair hususu gündeme getirmiş ve bu konuda bir hayli kaynak vermiştim. 1916 ve 1918 yılının başında bölgede olan “Deli Halit Paşa”dır. Seyyid Riza ile birlikte Erzincan’ı alan ve Erzurum’a kadar gidende Deli Halid Paşadır. Xalid Cibrî bu süreçte Erzurum’da olabilir ve hatta daha sonra Rusya sınırına kadarda gidebilir. Fakat, bu konuda elimizde belge yok. Türkler Xalid Cibrî hakkında tüm belgeleri yokettiler yada gizliyorlar.
Davut arkadaş makalemin altına düştüğü yorumda
“bunun üzerine Karabekir Halit begi ovaciga tekrar göndermistir, bu 1918 mart veya nisan aylari olmasi gerekir. ----Nuri Dersimi Desimliler gerek alay komutanin sahsina gerek fertlerine karsi iyi bir karsilama yaptiklarini ve Halit begin kaymakamlik kurduktan sonra ovacikta kalmaya devam etmesi türkleri kuskulandirdigini yaziyor.( Kürdistan tarihinde dersim.s.84)diyor.
Davut Hoca Xalid Begê Cibrî’nin Dersim’e gelişini “1918 mart veya nisan aylari olmasi gerekir” diyor ve bu tezini Dr. Nuri Dersimi’ye dayandırmaya çalışıyor.
Sadece Davut arkadaş bu yanlışlığı yapmıyor. Xalid Begê Cibrî’nin ailesinden olan Mehmet Emin Sever’de benzer bir yanlığa düşüyor.
M.E Sever Kovara Bîr’de yayınladığı “Azadî Örgütü Lideri Cıbranlı Miralay Halit Bey” başlıklı makalesinde “Rus ordusu, Hınıs-Varto’ya kadar gelince Halit Bey’in alayı Elazığ bölgesine gelir, Palu-Sekerak köyünde 1915 kışını geçirir. Ertesi yıl, Hükümet Halit Bey’e Ovacık’ta hükümet konağı kurma görevi verir. Halit Bey, o sırada Belediye Başkanı olan Hıdır Bey’e (İstanbul milletvekilli M. Eren’nin amcası) misafir olur. Alayı onun arazisinde yerleştirir. Oradaki tüm aşiret reisleriyle görüşür, dostluklar kurar. Hükümetin o bölge halkına bakışının iyi olmadığını, bir kaç eski silah falan vererek bu işin savuşturulmasını ister. Öyle de olur. Ancak hükümet, Cibranlı Halit Bey’in niyetini anlar. Onun bu konudaki düşüncelerinden ve onlarla yakınlık kurmasından rahatsız olur. Bu nedenle de Halit Bey”in alayını geri gönderir.“diyor
Sayın M.E Sever Xalid Beg “Palu-Sekerak köyünde 1915 kışını geçirir. Ertesi yıl” Dersim’e gönderiliyor diyor. Daha sonra anlatıkları ise Dr. Nuri Dersimi’nin tespitleridir. Bilindiği gibi 1916 yılında Osmanlı Devleti tüm gücüyle Dersim Kürdlerini Ruslara karşı kazanmaya çalışıyor. Eğer Xalid Begê Cibrî 1916 yılında Ovacığı işgal etmiş olsaydı Osmanlılar için bulunmaz bir nimetti.. Ama böyle bir şey yok.. 1916 yılında Dersim’e yönelik genel bir saldırı var. Fakat, hiç bir belgede Xalid Begê Cibrî’nin bu saldırılarda ciddi bir görevle rol aldığından sözedilmez. (Dersim’e yönelik 1916 saldırısıyla ilgili ayrıca gerekiyor. Çünkü bazı iddialara göre Seyid Riza’nın Osmanlılara yaklaşması o süreçte oldu)
Hem Davut arkadaş ve hem de M.E Sever Dr. Nuri Dersimi'ye dayanarak Xalid Begê Cibrî'nin 1918 veya 1916 yılında Dersim'e giittiğini söylemeleri doğru değildir.
Dr. Nuri Dersimi Xalid Begê Cibrî’nin 1335 yılında yani 1919 yılında Dersim’e geldiğini şöyle aktarıyor:
“Erzincan ve Erzurum mıntıkaları Rus ve Ermeni kuvvetlerinden tecrid edildikten sonra, Dersimde yeniden bazı mahalli ihtilaller baş gösterdi.Aldandıklarını anlamış olan Ovacık aşiretleri, Türk mıntıkalarına akın etmeye başladılar.
Türk hükümeti bu hareketlere karşı yeni bir hile tasarlamış olmalı ki, bu mıntıkaya Kürt aşiret alayı kumandanı Cıbranlı Halit kuvvetlerini gönderdi.
Dersimliler, gerek alay kumandanının şahsına ve gerekse efradına karşı hüsnü kabül gösterdiler ve hiçbir hadise çıkarmaksızın, alay mümanaatsız Ovacığa yetişti. Bu durum Türk hükümetinin dikkat nazarından kaçmamıştı. Her fırsattan istifadeyi bilen Türkler, Kürt Halit sayesinde Ovacık mıntıkası aşiretlerinde hasıl olan sükünden dahi faydalanarak, Ovacıkta bu Kürt kumandan sayesinde yeniden bir Türk kaymakamlığı tesisini başarmışlardı.
Kaymakamlık tesisi işi başarıldıktan sonra, Kürt Halit Bey alayının Dersim’de ipkası Türklerce mahsurlu görüldüğünden, bu alay orduyla birleşmek üzere geri çektirilmişti.“(Dr. Nuri Dersimi, Kürdistan tarihinde Dersim, sayfa 119-120)
Aslında Dr. Nuri Dersimi’nin Xalid Begê Cibrî’nin Dersim’e gidişi konusunda yaptığı bu tahlili yorumlamaya dahi gerek yoktur.
Bir hayli bilgiyi içeriyor.
Tarih olarakta 1919 yılını veriyor.
Türk resmi tarihçileri ve süreci yaşıyan Türk subayları pekte Xalid Beg’in Dersim’e gidişini önemsemiyorlar ve bu konuda yazdıklarıda yok.
Dersim tarihinde Dersim’e yapılan tek kansız bir hareket yok.
Dersimliler kendi topraklarına ayak basanlara karşı birlikte olmasa dahi karşı koymuşlar ve kanlı çatışmalara girmişlerdir.
Xalid Begê Cibrî’nin 1919 yılında Dersim’e gidişi sırasında kanlı çatışmalar olmuş olsaydı, Kürdler arasındaki dinsel ve mezhepsel ayrılıkları sürekli olarak kaşıyan çevreler var olan yaraları daha derinleştirmek için çoktan bir dizi belgeyi piyasaya sürerlerdi.
Dr. Nuri Dersimi’nin Xalid Begê Cibrî’nin Dersim’e gelişi ve Dersim ileri gelenleriyle olan dostane ilişkilerini okuduğum zaman Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından basılan Dersim adlı kitapta ismi geçen “ Miralay Halit Bey’e”takıldım.
21 Ocak 1921 tarihinde Elaziz Vilayetinde İçişler Bakanlığına gönderilen bir rapor var.
Bu rapor yada mektupta Seyid Abdulkadir ve Sabık Polis Müdürü Miralay Halit Bey’in Dersim aşiretleri üzerindeki etkileri ve mektuplaşmalarından sözediyor.
Acaba burada sözü edilen Miralay Halit Bey kimdir?
Eğer burada sözü edilen Xalid Begê Cibrî ise bu bilgiler Dr. Nuri Dersimi’nin tahlilleriyle çakışıyor. Xalid Begê Cibrî 1919 yılında Dersim’e gidiyor ve pro Kürd faaliyetlerinden dolayı geri çekiliyor. 1920 yılının Ocak ayında Xalid beg’in Dersim aşiretleriyle ilişkileri, mektuplaşmaları ve Jin gazetesi hepsi kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Benim burada ileri sürdüğüm sadece bir hipotez.... Araştırılması gereken bir husustur. Acaba Kürdistan Teali Cemiyeti ile ilişkisi olan ve aynı ismi taşıyan başka bir Miralay Halit Bey varmı?
Şimdi o belgeyi aktarıyorum:
“Mütarekeyi takip eden günlerde ise Dersim yeniden kımıldamağa ve etrafa sarkıntılık yapmaya başlıyor. Bu sırada Kürtçülük ceriyanlarıda sokulmağa ve Dersimde fikirlerini neşredecek elemanları bulmağa çalışıyordu. Ve buna kısmende muvaffak oluyor. Bu sırada Dersimlilerin azgınlıkları arttıkca artıyor. Dersim’in mütareke ile milli mücadele arasındaki vaziyeti Elaziz vilayetince şu suretle İstanbul’a anlatılıyor.
Vilayetin 21 kanunu sani 1920(ocak ayı-Aso) tarihinde dahiliye nezaretine(İçişler Bakanlığına-Aso) yazdığı tahrirat hulasatan( özet resmi mektupta-Aso): Hükümet kuvvetli iken evamire serfüru(emirlere başeğme) ve zaif iken gaile(sıkıntı yada başbelası) yapmaktan çekinmeyen Dersim aşairi son günlerde hükümetin zafı ve bazı hainlerin tahriki neticesi olarak Dersim’e cıvar Egin, Çemişkezek, Arapkir ve Pertek köylerine tecavüzle ağnam ve mevaşi gasp etmişlerse de jandarma ve ahalinin muaveneti ve mevsimi şıtanın hululile bunların tecavüzleri menedilmişti. Dersim mutasarrıflığından alınan telde Koç ve Şam uşağile diğer aşair rüesassının Karaballı aşiret reisinin ikametgâhı olan Ağzonik köyünde içtima etmekte oldukları ve maksadı içtima ise tekmil aşiretin temini itifakı ile Çemişkezek ve Pertek köylerine ve bilhassa Türk köyleri aleyhine vasi mikyasta bir kiyam ve tecavüz icrası olduğu cihetle hemen kuvvei askeriye izami talep olunmakta ve diğer bir telde de bilcümle aşiretlerin bilhassa Karaballı ile Koç Uşağı aşiretinin Meclisi Ayandan Seyid Abdulkadir efendi ve sabık polis müdürü Miralay Halit bey ve Kürt Teali Cemiyetile ile münasebette bulundukları sansur edilen mektuplarla muhbirlerin ifadesinden anlaşıldığı ve hükümeti, kararsızlığından dolayı acızla tevsim ettiklerinden yakın bir atide istifadeye şitap edecekleri dermeyan olunmaktadır. Halbuki öteden beri Koç, Şam uşağı ile Karaballı aşireti arasındaki münaferet ve rekabetin mevcudiyeti şimdiye kadar muvazene tesis eder ve müttefikan tecavüzlere mani iken bu iş’arat mühim görülmüştür. 13. Kolordu ile muhabere yapılmış ve Çemişkezek ve Pertek ve cıvar Türk ahalisinde şayani itimat görülenlerin kefaleti müteselsile ile şimdilik teslih ve filhakika Dersimliler tarafından bir kiyam ve tecavüz gibi bir zarüreti mübreme halinde kuvvei kafiye sevk ve izame teemmül ve temin edilmiştir. Ancak harekatı ekseriyeyi mucib hadisatın düveli itilafiyeye mütarekenamenin 24. Maddesinden istifadeyi temin tehlikesi olduğundan buna meydan bırakmamak için her tedbire başvululacaktır. Maahaza Abdulkadir Efendi ve Halit Bey’in daha ne gibi teşvikatta bulundukları mutasarrıflıktan sorulmuştur. Mektupların sansor edilmesi, Türklük ve Kürtlük neşriyatı yapan gazetelerin ve bilhassa Jin gazetesinin Dersime ve mülhakatı saireye ithal olunmaması esbabının istikmali emredilmiştir” (T.C Dahiliye Vekaleti, Jandarma Umum Kumandanlığı, Gizli ve zata mahsustur, DERSİM-Kayit altında yüz tane basılmıştır- sayfa 169- kitabın arjinalinden-Aso)

“Erzincan Hükümeti” ve bazı eleştirisel notlar(Xalid Begê Cibrî-Ek 2)

https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_40/pictures/picture-70013.jpgAso Zagrosi
Yayınlandı: June 21, 2011
https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_300/images/349232_70013_2011_juni_21/24953.jpg
Devlet Kürd aşiretleri arasındaki barış ve Türklere karşı ortak hareket etme girişimlerini tehlikeli buluyor ve bu gidişatın sorumlusu olarak da Seyid Abdulkadir ve Miralay Xalid Beyi görüyor.
Koçan aşiretinin 1925 Devrimine karş olumlu yaklaşımı Karaballı’lardan olan Hasan Hayri’nin 1925 devrimi sırasında idam edilmelerinin bir boyutuda devlet tarafından tespit edilen Kürdler arasındaki bu ilişkilerden yatıyor.
Faik Bulut’ta daha önce eleştirilerini yaptığım arkadaşlarla aynı hatayı yapıyor.
Faik Bulut şöyle yazıyor: “ Geçerken belirtelim; 1915-1916 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Rus birliklerinin Erzincan’dan çekilmesinden sonra, Osmanlı ordusu Cibranlı Halit Bey komutasındaki Kürt Süvari Alayı ile birlikte iki koldan harekete geçer. Ordu, Erzincan’ı Ermeni komitelerinden temizlemek, Cibranlı Halit ise Osmanlı adına, Ovacık’ta lağvedilen resmi yönetimi yeniden kurmak amacındadır.. Dersimli Kürtler Halit Beyi uzaktan izler, ancak tek kurşun sıkmazlar. Ovacığa giren Halit Bey yerel yönetimi lağveder, yerine Osmanlı yönetimini kurar. Bir süre sonra da çekilir. Bu Ovacık’ta kurulan ‘ikinci resmi yönetimdir”. (Faik Bulut, Belgelerle DERSİM RAPORLARI, Yön Yayıncılık, 1991, sayfa 28)
Görüldüğü gibi Faik Bulut’ta isim vermeden Dr. Nuri Dersimi’nin Xalid Cibrî’nin Ovacığa gidişi sırasında yaptıklarını ve aşiretlerin ona karşı yaklaşımını anlatıyor. Fakat, bu sefer Xalid Begê Cibrî’yi “Deli Halit Paşa”nın yerine geçirmiş..
Faik Bulut yazının devamında Xalid Begê Cibrî hakkında bazı tespitler yaptıktıktan sonra “ nitekim aynı Cibranlı Halit Bey, Koçuşağı isyanını te’dip için görevlendirilmesi yolundaki Mustafa Kemal’ın talimatlarını reddetmiştir” diyor.(Faik Bulut, age, sayfa 28)
Fakat, ne yazık ki sayın Bulut bu konuda hiç bir belge sunmuyor.
Bildiğimiz kadarıyla Türklerin “Koçuşağı Tedibi” yada “1926 Hareketi” dedikleri Koçan başkaldırısı 1926 yılında oluyor. Xalid Begê Cibrî , 1925 Devriminin hazırlık faaliyetleri içindeyken Yusuf Ziya Bey ile birlikte Türkler tarafından yakalanıyor ve Bitlis’te kaleşçe katlediliyor.
Koçan hareketi 3/6/10/1926’da başlıyor.
Xalid Cibrî Kemalistlerle çoktan tüm ilişkilerini koparmış ve o güne kadar Kürdlerin başarmadıkları en geniş kapsamlı ve illegal örgütü AZADİ’yi oluşturmuştu.
Bir dizi yerli ve yabancı belgelerde Xalid Cibrî’nin 1920 ve 1924 yılları arasında sahip olduğu ulusal bilinç, bağımsız Kürdistan için yaptığı çalışmalar sabittir.(Aris Arda’nın çevirisini yaptığı Kürd-Sovyet İlişkileri, İsmail Hakkı Şawes’in Azadi ve Xalid Cibrî hakkındaki anıları-kendiside Azadi üyesidir-na bakınız)
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın bazılarına göre 1932 ve bazılarına göre daha sonra basılan DERSİM adlı kıtapta Dersim’e yönelik bir dizi hareketi veriyor.
Her ne hikmet ise Xalid Begê Cibrî’nin önderliğinde Osmanlı’nın “Ovacık’ta ikinci resmi yönetim” inin tesisinden söz etmiyor.
İkinci defa Osmanlı’nın resmi idaresini Ovacık’ta inşaa edeceksin, Dersim ile ilgili böyle bir kapsamlı çalışmada hiç bir yer verilmeyecek?
Şunu görmek lazım. AZADİ örgütü Türk ordusu içindede örgütlüydü. İhsan Nuri Paşa, İsmail Hakkı Şawes ve diğer Beytülşebbab Hareketine katılan subaylar Türk ordusundaydılar. Bir yandan Türk Ordusundan yana görünmek ve diğer yandan Bağımsız Kürdistan için örgütlenme faaliyetleri içindeydiler.
Xalid Begê Cibrî Azadi’nin beyniydi. Azadi 1921 yılında kurulduğuna göre Xalid Cibrî’de illegal bir örgüt kurma düşüncesi eskiye yani bir kaç yıl öncesine kadar gider.
Bu anlamda Xalid Begê Cibrî Türklerin istemlerine bağlı olarak Dersim’e gittiği zaman, onların istemlerini yerine getirmemiş, kan dökülmemiş ve Türkler bundan rahatsız olduğundan dolayı geri çekmişler.
Aslında Xalid Begê Cibrî’nin bu pozisyonunu Dr. Nuri Dersimi ve Seyid Riza’da görüyoruz.
“Koçan Direnişi”nden sözetmişken bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Dr. Nuri Dersimi’nin Kürdistan Tarihinde Dersim adlı eserini okuyanlar, onun “Koçan Direnişi”ne karşı Türk Ordusunun “saflarında” yer aldığını bilir. Dr. Nuri Dersimi o serüvenini geniş geniş açıklıyor. Türkiye’ye giden delegasyon , Dersim toplantıları vs.vs.... Dr. Nuri Dersimi bu harekete niçin katıldıklarınıda izah ediyor.(kitabını Koçan Hareketi bölümünü okuyabilirsiniz)
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın(JUK) çıkardığı gizli kıtapçık Dr. Nuri Dersimi’nin söylediklerini tehid ediyor.
JUK’nın “Dersim” kıtapçığına göre Seyid Riza’da “Koçuşağına karşı” Türklerin saflarında yer almış.!!
Bu kıtapcıkta uzun bir alıntı yapmak istiyorum. Çünkü, o dönem Kürdlerin takındığı tavır konusunda bir hayli ilginç bilgiler veriyor:
Koçuşağı aşireti üzerine yapılan harekette Dersimlilerin takip ettikleri siyaset icabı her ne kadar hükümet kuvvetleri ile müşterek Koçuşakları tedip için hareket etmişlerse de bu harekette de Dersimlilerden istifade olunamamış, bilhassa harekâtın ciddi şekilde ve süratle yapılmasına engel olmuşlar ve askeri kıtalara en müşkül ve en çetin yerlere taaruzlarını tevcih ve sevkederek hareteti akamete uğratmak ve askeri kıtalarla yaptıkları hareketler de askerin maneviyatını bozarak bozgun bir vaziyette çekilmelerine sebep olmuşlardır. Hükümete yardım maksadiyle gelen Seyid Riza ve Ovacık aşiretleri yardımdan sarfı nazar Koç uşaklarına yardım ve yataklık ederek onları imhadan kurtarmışlar.
Koç Uşağı harekâtında orduya yardım için gelen aşiretlerin maksatları, bu hareketın tetkiti neticesinde şu süretle tespit olunabilinir.
1)Esaslı bir hareket ve taaruza girişmemek,
2)Bu maksatlarını tamamen saklıyarak verilen vazifeyi yapacak görünmek ve bunun için kı’talardan mümkün olduğu kadar çok cephane koparmağa çalışmak,
3) Hareket zamanında en ufak bir bahane ile geri kaçmak ve bu süretle kı’taların harekâtını da muvaffakiyetisizliğe uğratmak,
4)Kumandanın ciddi ve seri hareketlerine mahal vermemek bunun içinde asilerle kumandan arasında müzakerelere yol açmak, mümkün mertebe uzunca mühletli müddetler ile harekâtı tevakkufa uğratmak ve neticede harekâtı daha gayri müsait mevsimlere bıraktırmak, Kumandanlığın maksatlarından asi aşiretleri haberdar etme ve yer değiştirmek, kıtaatın tesirinden korumak için zaman kazanmak...
5)Kıtaatı hareketleri çetin yerlere çattırmak,
6) Askerin maneviyatını bozmaya çalışmak,
7)Fırsat kollamak, küçük müfrezelere veya nakliye kollarına baskın yapmak,
8)En nihayetinde asi aşiretlerin imhadan kurtulmaları için kaçmalarını ve kendi aralarında saklanmalarını temin etmek...”
Devamında “Dersim aşiretlerinin hükümete taraftarlıklarına ve sadakatlarına itimat asla caiz değildir” dedikten sonra:
“Evvelki hareketlerle beraber 1926 Koçuşağı hareketide böyle oldu. İdarecilerin telkini ile askeri kumandan Seyit Riza ile başına topladığı aşiretlere inandı. Bunlar asker asker arasında harp etmeyeceklerini söyleyerek kendilerinin sağ cenahta Şimala giden yolları tıkamaları vazifesini istediler. Bunlara istedikleri vazife verildi. Fakat ne oldu. Mustafa Bey(33 Kürd’ün katili Muğlalı Mustafa-Aso) Ali Boğazına hakim olduğu zaman burada kimseyi görmedi. Çünkü Koçuşaklılar onlara Ovacık yolunu sedde memur millisler tarafından parça parça Şimala geçirilmiş ve muhtelif aşiretler arasına dağılmış ve şu süretle imha edilmekten kurtarılmışlar. Seyit Riza’nın son dakikaları Koçuşaklara lehdar cephe almasının içyüzü işte budur”(JUK, Dersim, sayfa 174-177)
Seyid Riza’nın bu harekete katılıp katılmaması bir yana(başka kaynaklarca doğrulanması gerekir) Türk devletinin Kürd aşiretlerine karşı yaklaşımı açıktır. Kürdlerde Türk devletine karşı çeşitli hesaplar içindeler. Koçanlardan sonra sıranın kendilerine geleceğini bilirler. Bunu için karşılıklı olarak bir dizi labirentler oluşturulur, hesaplar yapılır ve “ittifaklar” kurulur.. Asırlar boyunca savaşlar içinde olan ve özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın farklı cephelerinde savaşan, tecrübe sahibi olan ve Kürd Ulusal bilincine kavuşan Kürd kadroların sömürgeci Türk devletinin hesaplarını boşa çıkarma kadar doğal bir şey olamaz.
Xalid Cibrî’nin 1919 Dersim olayını, Seyid Riza, Dr. Nuri Dersimi’nin ve diğer Kürd aşiretlerinin Koçan Direnişi sırasında takındıkları tavırlar, Yusuf Ziya Bey’in parlamenterlik sürecinde Bolşeviklerle Trabzon’u da içeren bağımsız Kürdistan için yaptığı pazarlıklar ve Koçgiri Direnişi sırasında “Hilafet Ordusu Müfettiş-i Umumisi” sıfatını kullanan Alişêr ‘in bu tutumu bu bağlamda değerlendirilebilinir.. (Burada devletin yandaşı olan yapıları dıştalamıyorum...)
Türk devleti bunların hepsini görüyor ve arşivliyordu.
Tüm bunlar bilince çıkarılmadan TC’nin 1938 yılında uyguladığı en iyi Kürd ölü Kürdtür politkasını anlamakta zorlaşır.

Erzincan Hükümetine ilişkin Davut'un cevabına cevap(1)

https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_40/pictures/picture-70013.jpgAso Zagrosi
Yayınlandı: June 27, 2011
https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_300/Xalid-Beg%C3%AA-Cibr%C3%AE1_0.jpg
Davut arkadaşın makalesine yönelik yaptığım eleştirilere verdiği cevab beni pek tatmin etmedi.
Çünkü Davut arkadaş makalesine yönelik bazı eleştirilerimi makalesinden soyutlayarak cevaplamaya çalışıyor.
Daha fazla detaylara girmeden ve biraz daha anlaşılır kılmak için anabaşlıklar halinde cevap vermeye çalışacağım.
1) Davut arkadaş makalesinde Mütarekeden sonra Erzincan'da "Ermeni, Kürd ve Türklerin ortak bir şûra kurduklarını" geniş geniş anlatıyor. Hatta Davut arkadaş daha da ileri giderek "Şuuraya Kızıl ordunun ve RSDP(B) üyelerinin askeri, sayasi, ve ekonomik desteği ile kısa zamanda gerçek bir iktidar oldu. İlk etapta, Sovyetlerdeki Kolhozların benzeri bir kolektif üretim çiftlikleri oluşturuldu. Türk delegelerinin muhalefetine ragmen istihbarat ve askeri örgüt ve polis teşkilatı kuruldu. Maliye kanunu çıkarıldı ve vergilerin Istanbul hükümetine değil, şuuraya ödenmesi ve vergi miktarları belirlendi. Toprak kanunu çıkarıldı, topraksız köylülere toprak dağıtıldı , tenkil komitesinin el koyduğu ermeni toprakları sahiplerine iade edildi."diyor.
Benim itirazım böyle bir Şûra'nın kurulmadığı yönündedir.
Çünkü, Mütareke sonrası Kürdlerle Ermeniler arasında yapılan görüşmelerde ortak bir siyasal yapı konusunda anlaşmaya varmamışlar.
Ben Davut'un makalesine yaptığım eleştirilerde Rusların Erzincan'ı işgal ettiği süreçten Müzakere'ye kadar olan bölümü dışardan bırakıyorum demiştim.(Elbette o süreç ciddi bir şekilde irdelenmeli) Benim ilgilendiğim dönem Müzakere sonrası ve Ermeni Birliklerinin Erzincan'ı terketmesi süreciydi. Defalarca 2 aydan sözetmiştim.
Davut arkadaş benim Dr. Nuri Dersimi'de yaptığım bir alıntıyı aktararak çelişkiye düştüğümü yazıyor. Şöyleki:"Ustat Aso, aktardığı alıntının
hepsini vereceği yerde, sadece bir kısmını aktrdığı için, okuyucu tam bir fikir
edinemiyor. Onun için alıntının hepsini aktarmak zorundayım. Ayrıca konuyla
ilgili yukarda verdigim kanıtları burada
tekrarlamadan, sadece hatırlatarak
geçiyorum.

N.Derisimi “Alişer Efendi, Koçgiri ve Dersim aşiretlerinin
birleşmesini sağlayarak Türk orduları
sivaas bölgesinden atıldıktan sonrak Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan etmek
arzusunda idi. Koçgiri aşiret reislerinin türk ordu merkezinde gözhapsi altına
alınarak, Koçgiri Dersim ilişkisinin bu suretle kesilmiş olması ve iki bölge
arasında henüz türk askeri kıtalarının mevcut
bulunması Aliş Efendinin planınının tatbikinin ertelenmesini zorunlu
kılıyor...Bu dönemde Fırat nehrinin doğu ve güney bölgeleri tamamıyla Kürt eğemenliği altında olup, Dersim’e bağlı
bulunuyorlardı.Dersimliler her konuda Ermenilerle anlaşmışlardır. Hatta Erzincan’ın
işgalinden az sonra 220 mevcutlu bir Ermeni ve kazak birliğinin Erzincandın gelip munzur dağlarını aşarak
Ovacık merkezine ve ordanan Koçan aşireti bölgesine geçmesine Dersimliler yardım ve müsaade etmişlerdi. Bu Ermeni Rus birliğinin
komutanının Koç ve Şemkan aşiretleriyle niteliği
türklerce bilinmeyen temeller üzerinde görüşmelerde bulunması ve gizli kararlar alınarak
Erzincana geri dönmesi Türk saltanat
heyetleriyle ordu merkezlerini telaş ve endişeye düşürmüştür.
Ovacık aşiretleri Pulurdaki Türk hükümet memurlarını kovarak hükümete ait
yerleri işgal ederek Erzincana bağlı yerli bir Kürt
Hükümeti oluşturarak,
Erzincan bölgesindeki kürt köylerini etkileri altına almışlar ve türklerle her
çeşit ilgi ve bağlarını kesmişlerdi. Bu olaylar Dersimde büyük sevinçle
karşılanmıştı.
Dersimliler, Rus konutanı Lahof ve Ermeni komutanı Murat Paşa ile uyuşmuş
olduklarından Fıratın doğu ve güney bölgesiyle doğu ve batı Dersim ve özellikle
ovacık bölgelerinde Kürdistan eğemenliği altında geçici bir siyasi varlık
taraflarca tanınmıştı”
Benim Dr. Nuri Dersimi'den son pragrafını aktardığım bu tekstin tümünü Davut aktarıyor. Buradan çıkardığı sonuç ise Nuri Dersimi “hükümet”
“siyasi oluşum” diyor.
Alişêr'in Rus generalı Lahof ve Sivaslı Muratla yaptığı bu antlaşma eskiye dayanıyor. Şûra ile alakası yok. Alişêr'de Kürdistan teali Cemiyeti aracılığı ile Şerif Paşa'ya gönderdiği mektupta Ruslarla yapılan antlaşmadan sözediyor. Bir çok defa görüşmeler olmuştur.
Aslında Davut olayları kronolojik sürecine göre takip etseydi bu tip bariz hatalara düşmezdi. Çarlık Rusya'sı döneminde "Şûra" yada "Sovyetler" kurulamayacağına göre geçiyorum. Aslında Çarlık döneminde Erzincan'da ve Dersim mıntıkasında çok daha enteresan gelişmeler yaşanıyor.(ayrı bir yazıya bırakıyorum)
Mesela Davut arkadaş Mütareke sonrası bir "Ermeni İdaresi" kuruldu, dese itirazım olmaz.. Bu idarede Bayburt'an Erzincan'a ve Erzurum'dan Kars'a kadar vs.vs. yayılan bir "iktidarın" parçasıdır. Mütareke sonrasıda Dersim aşiret reisleri Ermenilerle görüşmeler yapmışlar ve anlaşamamışlar. Ermeniler "Büyük Ermenistanı" dayatmış ve Dersim Kürdleride bunu kabul etmemişlerdir. Bundan sonrada herkes kendi başının çaresine bakmaya başlamış. Dersimliler kendi kendi bölgelerine çekilmiş ve "Erzincandaki Ermeni idaresini" kendi başına bırakmıştır.
Aslında bu konuda sözü Antranik Paşa'ya bırakmak en mantıklı olanıdır. Bakalım Antranik Paşa "Erzincan Şûrası" için ne diyor. Bilindiği gibi Andranik Paşa o dönem Ermeni Birliklerinin en tepedeki adamıdır. Sivaslı Murad ve diğer kadrolar hepsi ona bağlılar.
Andranik Paşa'nın anılarını derleyen A. Çelebyan şöyle yazıyor.
"Sivaslı Murad ve Albay Morel Erzincan'da bir Ermeni yönetimini kurmuşlardı.Rus Ordusundan Fransız asılı Albay Morel, Murad'ın sağ koluydu. Diğer kolu ise Beyrut'un Fransız fakültesinden eşsiz Doktor Arşak Bağosyandır. Murat Erzincan'dan trajik geri çekilişe kadar silah elde savaş cephesinde ve gönüllüler arasında çarpışmaktadır.
Murad Erzincan'da Kürdlerle dil bulmaya çalıştı. O aşiret beylerine kendisiyle görüşmesi için haber saldı. Murad özel bir araç göndererek iki Kürd ağasını Erznincan'a getirdi. Murad söylevde bulundu, antlaşmaya varıldı ve Kürd ağalarına bir at ve altın saat hediye ederek uğurladı.
Kürd beylerinin kendi yerlerine gitmesinden az bir müddet sonra , üçyüz silahlı Kürd gelip şehrin Türk muhtarlarının evlerini bastı. Onların yönetcileride Murad'a haber yollayarak kendilerininde antlaşmaya(birer at ve altın saat isterler) varmak istetediklerini belirtir.
Murad bunları da hediyelerle yola koyar. Tanınmış Sivaslı çetebaşı Kürd aşiret beylerine o kadar da inanılacak bir insan değildir. Fakat, onlara saat hediye ederek Tiflis'deki Ulusal Konseyi'nin yada General Andranik'in yardımcı kuvvet yollayana kadar zaman kazanmanın peşindedir.
Erzincan ve Bitlis General Andranik'in korumak istediği Batı Ermenistan'ın sınırlarının uzağına düşmekteydi........................... Murad ve daha önce Armenak(Hrayr-Djokhk) Kürdleri yanlarına çekme politikaları iflas eder. Kürd ağaları Ermeni halkının neyarları olarak kalır................ daha sonra uzun bir şekilde Erzincan'ı terketme olayından söz ediyor ve "Yolda şiddetli kar yağışına ve Kürtlerin saldırısına uğranılır. Sadece Vjani köprüsünde pusuya yatmış neyar karşısında 500 kayıp verilir"( Andranik Çelebyan, Andranik Paşa, Pêrî yayınları, İstabul, 2003, sayfa 225-226)
Burada görüldüğü gibi Erzincan'da bir "Ermeni Yönetimi" kurmuşlar. Askeri güç gelene kadar Kürdlere oyalamaya çalışmışlar. Hediyeler!!! vermişler. Sonuçta "Kürd ağaları Ermeni halkının neyarları olarak kalır................ " !!!!!!
Davut'un haklı çıkmasını çok isterdim, ama, belgeler ve veriler başka şeyler söylüyor.
2) Davut arkadaş "Dersim'de delege seçimi yapılmamıştır" yönündeki tespitimi eleştiriyor ve şöyle yazıyor:"Aso arkadaşım, işgal idaresimi yoksa
Ermeniler ve Kürtlerin özgür iradeleriye oluşturdukları şura mı, dedikten sonra
baska bir yerde dersimde delege seçiminin yapılmadığını belirtiyor. O dönemde
özgür iradenin seçimle belirlenmesi söskonusu olamazdı. Ne T.C ne SSCB ne da
bölgemizde hiç bir siyasi oluşum seçimlerle oluşmadı ve Dersim 1950 kadar da
seçim sandığı görmedi. Ankaraya giden “vekiller”de hepsi atama ile belirlemiştir. Bu sözkonusu siyasi oluşumların olmadığı
anlamına gelmez, ancaak demokratik
olmadıklarını gösterir. Dersim delegeleri olarak makalede kastediien, görüşmeleri yürüten komitenin , bugünkü deyimle kanatönderleri
denen, dini veya sosyal olarak çevresini temsil edebilen, aşiret ağaları veya yetenekleri ile toplumda sevilen sayılan insanların
belirlenmesi kastedilmiştir."


Ben Davut arkadaşın seçimle ilgili tespitine katılıyorum. Ama bunu tartışmanın nedeni Davut arkadaşın makalesindeki seçimlerdi.
"Doğu ve Batı Dersim adına toplantıya Katılan Alişan ve aliser beyler, Bir araba ve 16 Atlı ile Dersime gitti ve Dersim ileri gelenleri ile bir toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Dersimlilerin Şuura hükümetine aktif şekilde katılmas ı kararlaştırıldı ve yapılan seçimlerle Hozat, Polemor, kızılkilise Mazgert ve Plurdan halk temsilcileri seçildi. Bu temsilcilerden ismi bilinenler, Use Seydali, Ağaye Piremed, Memo Loliz,, Ali, ve Çeko dur..Batı Dersimdende Alişan Bey iki Delege ile gelir." diyor.
Birde işin içinde "Şûra hükümetine katılacak temsilciler" meselesi olunca niye seçilmesin ki.... Yazıda "yapılan seçimlerde ..............seçildiler" deniliyor. "atanma" denilseydi zaten böyle bir tespitte bulunmayacaktım.
Aslında ismi geçen yada geçmiyen Kürd şahsiyetleri Sivaslı Murad tarafından davet ediliyorlar.
3)Davut arkadaş, Erzincan'a giden Dersimlilerle ilgili bir tespitimin hakkında bilgi istiyor ve şöyle yazıyor: "Aso arkadaş, makalemde, Erzincaandaki şura toplantısı için seçilen doğu ve batu Dersim delegelerin, Alişan bey
hariç hepsinin doğu dersimden olduğunu söylüyor. Ben makalemde bilebildiğim
bazı delegelerin sadece isimlerini verdim ve onların Dersimin hangi bölgesinden
olduklarını da bilmiyorum. Alişan bey dışındakilerin hepside doğu Dersim
delegeleri olduğunu söyleyen aso arkadaşın bunların kim ve nereli olduklarını biliyorsa
neden açıklamıyor. Alişan Bey Doğu Dersimin Koçgiri bölgesindendir, ama galiba Aso Arkadaş Doğu Dersim den sadece Koçgiriyi anlıyor. Çünkü
doğu Dersim sınırları içine, çemişgezek, Hozat, Koçgiri, Refahiye, ovacık da
dahildir. Munzur suyu ve Mercan vadisi, doğu-batı Dersim sınırı olarak bilinir.
Aso Erzincana giden Delegelerin
Doğu Dersim delegeleri olduğunu
neye dayanarark belirliyor bilmiyorum."


Aslında konumuz açısından fazla önemli bir husus değildir, Doğu yada Batı Dersimli olmaları...
Davut makalesinde Alişêr ile Alişan'ın Erzincan'a gidip Ermenilerle anlaştıklarını ve Dersim'e geçtiklerini yazıyordu. Ben Alişan Bey'in olmadığını, çünkü Alişan ve Haydar beyin Türkler tarafından Suşehrinde esir olarak tutulduğunu yazdım ve araştırmaya açık bıraktım. Davut makalesinda Erzincan'a giden Kürd temsilcilerinden söz ederken
"Bu temsilcilerden ismi bilinenler, Use Seydali, Ağaye Piremed, Memo Loliz,, Ali, ve Çeko dur..Batı Dersimdende Alişan Bey iki Delege ile gelir." diyor.
Davut "............... Batı Dersimden de Alişan Bey iki delege ile gelir" diyor. Burada diğer "delegelerin" Doğu Dersimli olduğu anlaşılır. Genelikle Dersim Doğu ve Batı Dersim diye ikiye ayrıldığından dolayı başka şekilde anlaşılması zor. Zaten Davut cevabında Doğu ve Batı Dersimi dalgınlıkla karıştırmış. Biraz da benim yönümü şaşırtı. Neyse sorun değil, konumuzla ilişkisi yok.
Davut bana verdiği cevapta "Ben makalemde bilebildiğim
bazı delegelerin sadece isimlerini verdim ve onların Dersimin hangi bölgesinden
olduklarını da bilmiyorum. "diyor.

Dr. Nuri Dersimi'nin verdiği bilgilerden itibaren de öyle bir sonuca vardım.
Nuri Dersimi’ye göre Murat Paşa Batı Dersimlilerle anlaşmayınca bu sefer Doğu Dersimlilerle anlaşmaya çalıştı.
Sözü N. Dersimi’ye bırakalım: “Murat Paşa Doğu Dersim aşiretleri reisleriyle dahi ayrıca anlaşmaya teşebbüs etmiş ve Keçelan aşiret reislerinden kayın biraderim Ağa beyi, Abbasan kabilesi reisi Seit Ali ağa oğlu Hüseini, Lolan aşireti reislerinden Mehmet, Ali ve Yusuf oğlu Keko ağayı Kürdlerin mümesili sıfatıyla Erzincan’a davet ederek, Desimliler adına istişarelere başlanmıştı. Murat Paşa bütün harp malzeme ve muhimmatının ermeni komitesi tarafından temin edilmesi şartıyla Dersim’den kendi kumandası altında muhim savaş kuvvetleri teşkilatlandırılmasını ve derhal müşterek bir Ermenistan-Kürdistan istiklali ilan ederek, devletin idaresinin kendi nufuzu altında bulunmasını ve bunlara benzer başka ağır şartlar ileri sürdüğü için , bu Kürt heyetiyle de uyuşmak mümkün olmamış ve Kürt heyeti Erzincan’ı terk ederek Dersim’e dönmüştür” diye yazıyor.(Nuri. Dersimi, age, sayfa 114-115)
Aslında Erzincan'a gidip görüşenlerin Dersim'in hangi bölgesinde olduğu bizim konumuzun özüyle ilişkisi yok. Erzincan'a giden aşiret liderleri ve ileri gelenlerin hangi bölgede olduklarını tespit etmek kolaydır. Bunun için bir zaman harcamak gerekir. Davut'un kendisi dahi kendi makalesinde böyle bir ayırım yapmış. Ayrıca aynı şey Dr. Nuri DErsimi de var.
Benim burada söylemek istediğim Alişan ve Haydar Bey Suşehir'de 3. Ordu kararhagında esir durumdalar. Bundan dolayı Alişan Bey'in Alişêr ile Sivaslı Murad ile görüşmeleri/anlaşmaları ve hemen ardından Dersim bölgesine geçip "Şûra" için çalışmaları olanaklı değildir.
Alişêr'in Erzincan'dan Dersim'e geçişi Ermenilerle bir kopuştur. Bunu Dr. Nuri Dersimi'de teyid ediyor. Alişan ve Haydar beylerin esir oluşları bir anlamda Alişêr'i de zorlamıştır. Açıkca şunu ifade etmek istiyorum. Benim bu söylediklerim elimizde bulunan kısmi belgelere dayanıyor. Yarın başka belgeler çıkabilir ve o dönem yaşanan gelişmeler daha farklı değerlendirilebilinir.
4) Yeniden Xalid Begê Cibrî ve Dersim olayına dönelim. Davut ana makalesinde Dersimlilerin Palu'dan itibaren Dersim üzerinden Erzincan'a saldırıları engellemeye çalıştıklarını uzun uzun anlatır. Dersim (makalenin o bölümünü tekrar okunsa iyi olur) Bu arada Xalid Begê Cibrî'yi arabulucu olarak gönderiyor. Dersim yol vermiyor....
Ben notlarımda 1916-1919 yılına kadar Xalid Cibrî'nin Dersim'de olduğuna dair belge yok demiştim. Yani Xalid Bey'in bir birliğin başında iç Dersim'e geçip Erzincan'a karşı hareketi örgütlenme konusunda belgenin olmadığını söyledim. Xalid Cibrî'nin Davut'un iddia ettiği gibi 1918'de Ovacığa gittiğine dair belgenin olmadığını söyledim. Yani daha açık ifade ile 1918 ve daha öncesi "yeşilyazı Şûrasını merkezine" gitmediğini söyledim.
Davut buna karşılık Ben Asonun her iki belirlemesini de doğru bulmuyorum.
Cibranlı Xalid Beg 1916 dan 19
sonlarına kadar görev yeri Dersim ve çevresidir. Ana Karargahı Paludur yani
Güney Dersim sahasıdır.. Ama ordu birlikleri değişik alanlara dağılmış
durumdadır ve Xalid beg de bu alanlanlarda görev yapmaktadır. Bu bilgiyi
aktaran Aso arkadaş, xalit beğin 1918 de dersime gittiğine dair belge neden arıyor anlamış değilim. Aradığı belge,
özel yetki ile Dersim içlerine gönderilmesi ile ilgili ise, bunun konumuzla
alakası yoktur. "

Şimdi buna ne demeli.... Palu Dersimdir.. Sivas'ta Dersimdir. Erzincan'da Dersimdir. Biz Dersimi mi tartışıyoruz? Dersim'in sınırlarını mı tartışıyoruz.
Osmanlıların amacı Dersim Kürdlerini örgütleyip savaşa sokmaktır. Çünkü, Dersim Kürdleri sahip oldukları arazi ve askeri yapılamaları Bayburt'tan Erzurum'a kadar savaş meydanını kontrol edebiliyorlardı. Dersim Kürdlerinin takınacağı tavır savaşın gidişatını uzatabilir/kısaltabilir ve değiştirme imkanına sahipti.. Bundan dolayı Dersim önemliydi.
Devam edecek



Erzincan Hükümetine ilişkin Davut'un cevabına cevap(2)

https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_40/pictures/picture-70013.jpgAso Zagrosi
Yayınlandı: June 28, 2011
https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_300/images/349726_70013_2011_haziran_28/25037.jpg
Zaten Birinci Dünya Savaşı sırasında (en azında Kürdistan’da) Türkler Kürdleri savaşın en ön cephelerine sürerek Kürdlerden millet olarakta kurtulmak istiyorlardı. Bu stratejik planlarını pratiğe de geçirdiler.
Bu anlamda Kürdistan diğer alanlarında olduğu gibi Erzincan ve Erzurum güzargahındaki savaşlara da Dersimli Kürdleri sürmek istiyorlardı.
Bunun içinde İç Dersim’de Kürdleri örgütlemek gerekiyordu. Davut’un bana verdiği cevapta Xalid Cibrî’nin 1918’de İç Dersim’e geçtiğine dair hiç bir belgenin olmadığını söylediğimde “Aradığı belge,özel yetki ile Dersim içlerine gönderilmesi ile ilgili ise, bunun konumuzlaalakası yoktur”
Tamda konumuzla ilgili olan husus budur. Xalid Cibrî ve Dersim ilişkisinde esas itiraz ettiğim noktanın özünü oluşturuyor.
Davut notlarımda Dr. Nuri Dersimi’ye dayanarak Çerkez Deli Halit’in Erzincan ve Erzurum savaşlarında Batı Dersimli güçlerine komuta ettiğine dair söylemimi eleştiriyor ve doğru bulmuyor.
Ardından Deli Halid’ın “Teşkilatı Mahsusa“nın adamı olduğu, Gürcü ve başka kesimlere karşı yaptığı katliamlar vesilesiyle galip devletler tarafından arandığını geniş geniş anlatıyor.
Davut arkadaşın Deli Halit hakkında söyledikleri hepsi doğru. Gerçekten de katil ve belki de Mustafa Suphi ve arkadaşlarının olayıyla da ilişkisi var.
Fakat, Davut’un yanlışlığı olayların kronolojik sürecini takipetmemkten kaynaklanıyor. Davut arkadaş şöyle yazıyor: “Kazım Karabekirin komutasındaki 15. Kolordusuna bağlı 3. Fırka komutanı olanDeli Xalid’e de Trabzondan Batuma kadar Rize Artvin ardahan bölgelerindeki komiteleri yönetme ve dağılan osmanlıordusunun silahlarıyla yerel halktan silahlı birlikler oluşturma göreviverildi. Deli Xalid bu bölgelerdeki çalışmalarının sonucunda, Trabzon millisurası, acar milli hükümeti vs adlarla yerel yönetimleri oluşturdu ve bölgedekiGürcü ve Ermeni güçleriyle çatışıyordu. Galip Devletler aranan ittihatçılarınteslimini isterken türk yetkililer“bizim onlarla bir ilgimiz yok, onlar ya Azerbeycan, ya Acar ya Dağistan milli hükümetlerininemrindedirler, onlardan isteyin”şeklinde cevap veriyorlardı. İşte ustat Aso’nunve Nuri Dersimin bahsini ettiği Deli Xalid budur ve sözkonusu olan zamandiliminde de Batumu daha sonra işgal edecek olan Türk veAzeri milis güçlerini örgütlemekle meşguldu. Deli Xalid’in Dersimegeleceğini, velevki gelmiş olsa bile kabul görebileceğini hiç sanmıyorum.”
Kısacası Davut Deli Halit’ın hem Karadeniz ve Ardahan’da ve hem de Dersim ve Erzincan’da aynı anda olmayacağını söylüyor.
Aslında ilk bakışta Davut’un söyledikleri çok makul görünüyor, ama olayların ve gelişmelerin seyri takip edildiği taktirde pekte oyle olmadığı görülüyor.
Aslında Davut’un kafasına takılan Deli Halit gibi bir katilin ve “Teşkilatı Mahsusa“nın bir elemanının nasıl olupta Garbi Dersim güçlerine Erzincan ve Erzurum savaşlarında komutanlık ettiğidir.
Çünkü, Davut’un Dersim ve Erzincan Şûraları perspektifi böyle bir adamın Seyid Riza birlikte Erzincan’a saldırmasına engel teşkil ediyor. Böyle bir Şûralar ortamında böyle bir adamın bırakın Dersimlilere komutanlık etmeye, o toprakları ayak basması bile gunahtır.!!!
Bunun için Davut ısrarla Deli Halit’ın yerine Xalid Cibrî’yi ikame etmeye çalışıyor.
1917 ve 1918 yılının başlarında Dersim’in durumuda pek iç açıcı değildi. Ciddi bir bölünmüşlük ve açlık vardı.
Dersim’in o sürecini tam olarak kavramak için 1916 yılında Türklerin Dersim’e yönelik saldırılarını, katliamlarını ve yaptıkları insanlık dışı suçlarını görmek lazım. Bunun için jandarma Umum Kumandanlığının çıkardığı tarihsiz “Dersim” adlı kıtabının 165-170 sayfalarında yer alan “332(1916) Hareketi”, yine Kurmay Bnb Bürhan Öztürk’ün 1937 yılında bastığı “Osmanlı devrinde Dersim isyanları” adlı kıtabının “Büyük Harpte Dersim İsyanı” 332-1916(sayfa 35-70) ve Dr Nuri Dersim’inin 1916 hareketine ilişkin yazdıklarını ve konuya ilişkin başka kaynaklara bakmak lazım. Türkler 1916 baharında büyük güçlerle Dersim’e yükleniyorlar. Okuduğum bazı kaynaklara göre 1916’da devletin Dersim’e yapmış olduğu saldırı halk arasında “Tertelo Vire “ diye anılıyor.. Yani “Birinci Tertele” 1937-1938 yıllarında yapılan “İkinci Tertele” den ayırmak için.... Türkler her ne pahasına olursa olsun Dersim’in Rus hakimiyetine girmesini istemiyordu. O dönemde Alişêr, Binbaşı Mustafa Vefa ve daha bir çok Dersim ileri gelenleri Ruslarla açık ilişkiye geçtiler. Türkler ciddi bir panik içine girdiler.(Dersim Kürdleri ve Çarlık Rusyası ayrı akademik bir çalışmanın konusu olabilir) Ahmet İzzet Paşa Anılarında 1916 hareketine değiniyor ve şöyle yazıyor: “Yine bu sırada Doğu Dersimlilerin gösterdikleri bazı haydutluk ve taşkınlık belirtileri üzerine , buraya bastırmak amacıyla üzere bir kuvvet gönderilmesi 3.Ordu tarafından gerekli görüldü ve Başkumandanlaıktan izin alındı.” Ahmet İzzet Paşa yazısının devamında kendisinede sorulduğunu ve ihtiyatlı davranmalarını istediğini, fakat eğer silah patlarsa “artık Dersim’de eli silah tutan kimse bırakılmaması gerekeceğini, şu sırada ise bunun çok güç bir mesele olduğunu bildirdim” diyor.(Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, sayfa 250)
Ahmet İzzet yazısının devamında Şevket Bey tümeni Doğu Dersim’i batırmakla görevlendirildi.... “Fakat, bereket versin Rusların yavaşlığı, bu kötülükleri mümkün mertebede ortadan kaldırıyordu” diyor(age, sayfa 251)
Ama bu arada Ahmet İzzet Türklerin Daha sonra Kürdistan’da yapacakları soykırımında işaretlerini veriyor. Fakat bugün zamanı değil....
İşte tam bu savaşın tahribatları sırasında ve sonrasında Devlet Dersim Kürdlerinin bazı ileri gelenleriyle ciddi ilişkiler içine girdi.
Mesele “Galatalı Şevket beyin şiddetli hareketi o sıralarda Ruslara yanaşan aşiretleri tekrar hükümete çevirdi(Yukarı Abbas ve Kırgan bu meyandadır)” (jandarma Umum Kumandanlığı “Dersim” sayfa, 168)
Bilindiği gibi Seyid Riza Yukarı Abbasanların lideridir.
Ahmet İzzet Paşa da Anılarında Seyid Riza için bazı değerlendirmeler yapıyor ve şöyle yazıyor: “Batı Dersim’de uygulanan propaganda ve teşebbüslerin etkisi her şeyden dini duygularına büyük önem veren güçlü Koziçan aşiretinin başkanı, Seyyid Riza’nın himmet ve girişimleriyle Batı Dersim reislerinin çoğunluğu Türk tarafına temâyül ettirilmiştir. Aşiret mensuplarının hepsi, kısa zaman sonra Türk tarafına iltihak ile Rus casus ve memurlarını da topraklardan kovup çıkarmıştır” diye yazıyor.(Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, C1, İstanbul, 1992, sayfa, 343)
Ahmed İzzet Paşa Karer işgalına değinirken “Bunların reisi olan Küçük Ağa adında doksanlık bir piri fani, halkın bazı isteklerini bildirmek için yanıma geldi. Kendisine iyi muamele ederek çok makul ve ılımlı olan isteklerinin hemen hepsini kabul ettikten sonra, aynı mezhepten olan Dersimlileri de teselli etmekle görevlendirerek ve gönüllerini alarak oraya gönderdim. Mareşal Kurt İsmail Paşa merhumun kardeş çocuğu Alay Beyliğinden emekli Mehmet Bey’i de mahalli vukufundan istifade için daha önce karargahıma almış olduğumdan, Doğu Dersim’in büyük reislerinden olan Şah İsmailzade Mustafa Bey ile eskiden tanıştıklarından dolayı, beraberce gönderdim. Bu iki zatın gayret ve himmeti ve kurmay yüzbaşısı Ahmet Beyin gönül alıcı muameleleri ve hareketlerinin etkisiyle 1. Selim Han döneminden beri devlete düşmanlık besleyen ve bir kaç hafta önce bizimle kanlı bir şekilde savaşıp duran, şimdi de Ruslarla birleşen, hatta 3. Ordunun geri çekilmesi sırasında yanlarını ve arkalarını şiddetli bir şekilde tehdit eden Doğu Dersim tamaıyla tarafımıza geçti”(A.İ Paşa, age, sayfa 261)
Ahmet İzzet Paşa’nın Doğu yada Batı Dersim’in “tamamıyla” saflarımıza geçti gibi belirlemeleri doğru değildir. Türk subaylarının anlatımlarını ciddi bir şekilde mercek altına almak lazım. Birde kendilerini merkeze koyup kurtarıcı pozisyonuna giriyorlar. Sanki Yavuz Sultan Selim’den beri var olan sorunları Ahmet İzzet çözmüş..... 1937 yada 1938 neyin nesi? Türklerle ilişkiye geçenler olduğu gibi, ilişkiye girmeyen yapılar da vardır. Dersim Kürdlerininde kendilerine göre hesaplar var. Türklerinde bu arada kendilerine verdiği sözler sözkonusudur. En azından çarlık Rusya’sının verebileceği sözler gibi bir şey.... Kemalistler Şeyh Mahmud’u İngilizlerden koparmak için otonomiden daha ileri bir antlaşmayı kendisiyle yapıyorlar. (Newroz.Com’daki Rus Arşiv belgelerine bakınız)
Ayrıca Osmanlılar bu arada Cemilpaşazadelerden Ziya’yi Hozat’ta mutasarıf olarak göndermişlerdi. Ziya ile Seyid Riza arasında da ilişkiler var.
Sonuç olarak Türkler Dersimlileri Erzincan ve Erzurum savaşlarına katmak ve en azından bu iki şehir arasında Rus ve Ermeni birliklerinin rahat hareket etmesini engellemek için Türk subaylarının iddia ettikleri gibi değil, ama dayanacakları ilişkileri vardır. Bu ilişkiler Rus ve Ermeni birliklerinin Kürdlere karşı yaptıkları saldırılar sonucuda sürekli olarak besleniyordu.
Devam edecek..

Erzincan Hükümetine ilişkin Davut'un cevabına cevap(3 son)

https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_40/pictures/picture-70013.jpgAso Zagrosi
Yayınlandı: June 30, 2011
https://newroz.com/sites/default/files/imagecache/newroz_width_300/images/349736_70013_2011_haziran_30/25042.jpg
Pülümür’de Şah Hüseyinzade Mustafa Bey’in konağına girip kadınlara tecavüz olayı gibi(Çakmak, Büyük Harpte Şark Cephesi, sayfa 261) gelişmeler daha sürecin başından itibaren bir dizi Kürd çevrelerini Ruslara karşı tavır almaya götürmüştü.
Hatta Kürdlerle Rusların ilişkileri o kadar kötü duruma geliyor ki, Ruslar 1917 yılının ortalarında Çakmak’ın söylemiyle “Rus tayyareleri Dersim’de Ovacık’ı bombalamışlardı”( age, sayfa 264)
Burada fazla detaylara girmeksizin 1917 yılın ortalarına doğru Kürdlerle Ruslar arasında bir dizi alanda kanlı çatışmalar oluyor.
Böyle bir “Palu bölgesinde bulunan 9. kolordu komundanı Ali İhsan paşa ,HasanLütfi adındaki bir binbaşıyı Doğu, Halit adında diger birsubayı da Batı Dersim bölgelerine göndermişti”....(Dr. Nuri Dersimi, KTD, s 117)
Davut yukarıda verdiğim alıntıyı ve ardındaki yorumuda aktararak şöyle yazıyor: “Buradaki Halid’in Deli Halitolması mümkün değil. Deli Halit sözkonusu olan zaman diliminde doğu kardenizbölgesinde Gürcülerlere , Ermenilere,ve Potnusculara karşı türk silahlıgüçlerini ve yerel siyasi otoriteleryaratmakla uğraşmaktadır. Cibranlı Halid Bey ise Paludaki9.kolordusundadır. Nuri Dersimi nin bahsettigi Halit adındaki sabay,mutlakakürtçe bilen ve “dersimlilerin ruhi durumundan faydalanmayı” bilecek kadarDersimlileri tanıyan biri olması gerekir. Ya da 9. kolordusu bünyesinde kürtçebilen ikinci bir Kürt Halit mi var.?
Davut arkadaşın burada yaptığı sadece bir yorumdur. Dr. Nuri Dersimi “Bunlar Dersimlilerin ruhidurumlarından faydalanarak ve para vererek savaşa katılmak üzere yerindeteşkilat yapmışlardı” diyor.. Dil ve benzeri şeyler yok.
Kaldıki Dr. Nuri Dersimi hemen aynı kitabının yukarıda verilen alıntının bir sayfa sonrasında Seyid Riza ile birlikte olan “Halıt”ın “Deli Halit” olduğunu söylüyor.(s 118)
Hatta Dr.Nuri Dersimi “Deli Halit şöhretiyle maruf olan kumandanı, Seit Rizaya: ‘Aman Seidim, Kara Kazımden evvel Erzuruma biz girelim” demiş..
Zaten hem Erzincan’a ve hemde Erzurum’a Seyid Riza ile Deli Halit Kazım Karabekir’den çok önce giriyorlar.
Davut arkadaş ana makalesinde Seyid Riza ile birlikte Erzurum’a giden komutanında Xalid Cibrî olduğunu yazıyor ve şöyle bir olayı aktarıyor: “ Seyit Rıza ve birkaç Dersim ileri gelenleri Cibranlı Halit Beyin önerilerini kabul etti, hatta yazılı bir kayıt olmamasına rağmen, bazı söylentilere göre, Seyit rıza Müfrezesiyle birlikte Halit Beyin yanında osmanlı ordusuna katılarak Erzurum’a kadar gitmiş ve burada ermenilere yapılan katliamları görmüş ve suçsuz insanların, kadınların çocukların öldürülmesine isyan ederek Binbaşı Halit bey ve Nuri Paşa nezdinde bazı çıkışlar yapmış, ancak onlardan azar işitince Erzurumu terk ederek Dersime dönmüştür.”
Seyid Riza’nın Erzincan ve Erzurum’a gittiği artık biliniyor. Fakat, birlikte gittiği askeri komutan konusunda sorun var. Burada Davut yeniden Xalid Cibrî Deli Halit’a ikame ediyor.
Burada Dr. Nuri Dersimi’nin “Hatıratım” adlı eserinde bir alıntı vermek istiyorum. Dr. Nuri Dersimi hem “Halitlar” konusunda ve “Ermenilerin katliamı” konusunda Davut’un tam tersini söylüyor.
Dr. Nuri Dersimi “ Seyid Riza bana aynen şu olayı anlatmıştı: ‘Erzincan’dan itibaren felakete maruz kalmakta olan Kürdleri Ermeni zulümünden kurtarmaya başlıyarak ve Ermenileri kovalayarak Deli Halit Beyle birlikte Kara Kazım Paşa’dan önce Erzurum merkezine 27 Şubat 19’8'de varmıştık. Oldukca büyük ve tamamen ahşaptan yapılmış olan binanın içerisindeki erkek, kadın,çocuğun bu binada ve canhıraş bir tarzda ateş dumanları içerisinde yanmakta olduğunu ve binanın dış kapısı altından yanmakta olan zavalıların kanlarının ve bedenlerindeki suların akarak adeta bir dere oluşturduğunu gözlerimle gördüm. Hayatımda bu gibi felakete ve acı verici sahneye asla raslamadım. Binlerce felaketzede insanın Kürt olduklarını ve hiç olmazsa insan olduklarını görerek ve bilerek hüngür hüngür ağlamaktan kendimi alamadım”(Dr. Nuri Dersimi, Hatıratım, Doz Yayınları, 1997, İstabul, sayfa 45-46)
Dr. Nuri Dersimi burada Seyid Riza’ya dayandırarak Erzurum’a birlikte gittikleri komutanın Deli Halit olduğu, orada Ermenilere değil Kürdlere yönellik katliamların yapıldığını yazıyor.
Batı Dersim komutanlığına atılanın Deli Halit olduğunu sadece Dr. Nuri Dersimi değil, bir çok kaynak sözediyor.
Ali Kemali bu konuya ilişkin olarak “9. Kolordu kumandanı Ali İhsan Paşa, istilaya uğrayan yerleri kurtarmak için önlemler almaktaydı. Hasan Lütfi bey adında bir binbaşıyı doğuya ve Halit Bey(merhum Halit Paşa) adında bir binbaşıya Batı Dersim’e kumandan atamış” (Ali Kemali, age, s, 108)
Ali Kemali’nin sözünü ettiği “Merhum Halit”, 1925 yılında “TBMM”de öldürülen Deli Halit’ır. Ayrıca Ali Kemali o süreçte “Binbaşı halit”tan sözediyor. Cibranlı Halit Bey Birinci Dünya Savaşı’nın başında Pasinler savaşında Miralaya yükselmişti.. Deli Halit o süreçte yani 1917-1918 yıllarında hâlâ yarbaydır.
Daha önce makalemde Kazım Karabekir ile Batı Dersim güçlerinin komutanı Halit Bey arasında geçen diyalogu Karabekir’e dayanarak aktarmıştım. Davut bu belirlememe bir dizi itirazdan bulunduktan sonra sözkonusu Halit Bey’in Xalid Begê Cibrî olduğuna dair şeyler söyler.
Kazım Karabekir “Doğunun Kurtuluşu” adlı eserinde Erzincan’da Sansa Boğazında Doğu Dersim “Komutanı” Hasan Lütfi’yi Batı Dersim “Komutanı” Halit beyin denetimine veriyor. Hasan Lütfi bu konuda bir dizi sorun çıkarıyor. Kazım Karabekir, Hasan Lütfi Bey ile uzun bir diyaloga giriyor ve yer yer azarlıyor. Bu yapmış olduğu görevlendirme meselesini tartışırken “aynı rütbede iki zattan kumanda mutlaka kıdemlisine değil, daha değerlisine verilir” (age, sayfa, 79)
Hasan Lütfi, Kazım Karabekir’in söylemiyle “Şamlıdır”... Halit Bey ise Teşkilatı Mahsüsa’nın aktif bir elemanı olarak daha savaşın ilk dönemlerinde Türk ırkçılarına bir dizi hizmetten bulunmuş biridir. Neden değerli olmasın ki.....
Kazım Karabekir’in kıtabına düşürülen dipnotta Halıt Bey’in kim olduğunu da açıklıyor: “Halit Bey(K.K). (1883-1925) Doğu Harekatında komutan. İstanbul’da doğdu. Ahmet beyin oğludur. 1903’de harbiyeyi bitirdi. 1915’de binbaşı, 1916’da yarbay ve 1920’de Albaylığa terfi ediyor. Erzurum hareketinde sağ kol müfreze komutanıydı. 6 Aralık 1919’da Kars’ın alınmasından rol aldı. 1925’de BMM’de öldürüldü” (Karabekir, age, s 440)
Ayrıca bugün Erzincan’da Belediye önünde geçen ve şehri boydan boya kesen caddenin ismi “Halit Paşa Caddesi” dir.
Deli Halit’ın Batı Dersim güçlerine komutanlık yaptığı ve K. Karabekir’den önce Erzincan’a girdiği biliniyor. Aynı Deli Halit yine aynı güçlerle Erzurum savaşına giriyor.
Kazım Karabekir Erzurum’un alınması sürecini anlatırken “ Sağ cenahtaki Halit Bey müfrezesi de saat 7 evvelde Harput kapısından girerek Erzurum’un şarkındaki Kars kapısında 9. Fırka kıtaatına iltihak etmiştir”(K. Karabekir, age, s, 149)
Yine Karabekir, Erzurum’daki bazı çatışmalardan söz ederken “İşlerimiz bitirdikten sonra telgrafhanenin bulunduğu 9.Fırka Karargahına gittim. Taşhanlar buraya daha yakındı. Taşnakların çoğu da burada idi. Halıt Bey Dersim milisleriyle bunları temizlemeye çalışıyordu. Fakat, az zayiatla bu işin başarılabilmesi kolay olmuyordu.” (K.K, age, s 149)
Yani kısacası Deli Halit, Erzincan, Erzurum, Kars, Ardahan vb şehirlerin alınmasına katılıyor. Davut’un makalesinde sözünü ettiği, Deli Halit’ın Artvin, Şafşat, Ardahan vb alanlarda yaptığı katliamlar ve bundan dolayı aranması doğrudur. Ama bunların hepsi Erzurum savaşından sonra gelişiyor. Deli Halit’ın İslam Ordusu’nun 3. Fırka Komutanlığı’na atanmasından sonra bir dizi gelişme yaşanıyor. Bu konuya girmek istemiyorum. Çünkü, o kadar belge var ki merak eden herkes bir dizi belge bulabilir.
Benim ilgilendiğim Deli Halit’ın Batı Dersim Güçlerinin “komutanı “ olarak Erzincan ve Erzurum savaşlarına katılması olayıydı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ve özellikle savaşın orta ve sonlarına doğru Kürdlerin niçin tüm alanlarda intiharvari savaşa katıldıkları hâlâ incelenmiş değildir.
Birinci Dünya Savaşı esnasında Kürdlere yönelik yapılan kıyımlar konusunda Kürdler tarafından yapılan tek bir araştırma yok.
Ya genel savaş bazında, ya Ermeni Meselesi bazında yada Türklerin “tetikçileri” bazında bazı Kürd çevreleri gündeme getirilmiş ve eserlere kaynaklık etmiştir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında, Sivastan Revandiz’a ve Mahabad’a kadar savaşla ilgili yazan yada anılarını yayınlayan, Rus, Ermeni, Türk, Kürd, Arap, İngiliz ve Fransızlar her tarafta Kürdlerden sözediyorlar.
Kürdlerin olmadığı alan yok gibidir. Ölen Kürd ve öldüren Kürd her tarafta var.
Ama, ne yazık ki bugüne kadar Kürdler tarafından bu süreç tüm boyutlarıyla incelenmiş değildir.
O süreç ciddi bir şekilde irdelenmeden yaşanan gelişmeleri kavramak çok zordur.
Davut arkadaşın “Erzincan Hükümeti” adlı makalesinde çizdiği “Erzincan Şûrası” tablosu o dönemin gerçeklerine tekkabül etmemesine rağman, kendi tarihi hakkında zaten çok az bilgiye sahip olan Kürdlerin var olan bilinçlerinide handikapa uğratabilir.
Zaten Kemalistlerin yüzyıl boyunca Kürdistan’da giriştikleri Kürdsüzleştirme politikaları sonucu, Kürdlük dışında tüm limanlara gemilerini kırmaya hazır çevreler, bu sefer hayali ve olmayan “Kürd-Ermeni Erzincan Şûrasını” Seyid Riza yıktı!!! Diye Hawar edebilirler.
Aslında elimizde bulunan bazı Kürd kaynakları o dönem yaşanan gelişmelere ilişkin olarak tek taraflı da bulunsa, abartılmış da bulunsada bazı olaylara dikkat çekiyorlar. Aziz Yamulki’nin Anılarında Birinci Dünya Savaşı sırasında 700 000 Kürd’ün yaşamını yitirdiğini söylemesi yabana atılacak bir olay değildir.(Kitap sorancadır, çevirmek lazım)
Yine Dr. Nuri Dersimi’nin o sürece ilişkin yaptığı şu tespit var.
“ Gerek bizzat gördüḡüm ve gerekse bazı Kürt subayları aracılığıyla temin ettiğim ve gerekse bazı Türk harbiyesiyle ilgili dairelerdeki dosyalardan öğrendiğim ve aldıḡım bilgiler üzerine ve özellikle Cemal Paṣa´nın anılarında açıklanan yazı ve istatistiklerden savaşın baṣlangıcı olan 1914 yılından 1919 yılı sonuna kadar Kürdistan´da yapılan zararın büyük çoğunluğu Kürdler olmak üzere, 1,5 milyon insan mağdur olmuştur.Bu zararın çoğunluğu Ermeniler tarafından bilfil işlenmiş olan cinayetlerden ve katliamlardan ileri geldiḡi kesin olarak anlaşılmıştır.“ (Dr. Nuri Dersimi, Hatıratım, s 47)
Bu bilgileri hemen “bilimsel” ve “akademik” yada “ o süreci yaşıyan insanların ağzından” diyerek hemen bire bir sahip çıkmak doğru değildir. Fakat, bu bilgiler bize o dönemler çok ciddi katliamların yaşandığını gösteriyor. Kürd tarihçilerinin önünde duran en büyük görevlerden biri de o süreci incelemektir.
Son

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.