BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ALÝM · 02.05.2006 · 2 görüntülenme
Üzerinden 91 yıl geçen Ermeni jenosidi Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmadığı için çözülmesi gereken uluslararası bir sorun olarak gündemde kalmaya devam etmektedir. Bu yazıda, Ermeni jenosidinin tarihsel süreçte oluşumu Türk ırkçı devlet rejiminin meydana çıkması, bunun Kemalist Cumhuriyet tarafından devr alınarak günümüzde Kürtlere karşı rafine bir şekilde kullanılması ile Ermeni Kürt ilişkileri bağlamında ele alınacaktır. 16. yy’da Osmalı imparatorluğu topraklarına katılan Ermenistan 1828’e kadar Osmanlı için bir sorun teşkil etmeiştir. 18. yy’da yükselme sürecine giren Rusya, 1828’de Ermenistan’ın bir bölümünü kendi topraklarına katmış ve ortodoks hiristiyan bir ülke olarak Ermenilerin sempatisine mazhar olmuş ve Ermenistan’ın Osmanlı, Perse ce Rusya arasında üçe bölünmesini sağlamiştır. 1839’da tanzimat fermanını, Osmanlının egemenliğindeki tüm halklara güvenlik, özgürlük, özel mülkiyetlerine güvence ve vergi uygulamasında eşitlik öngörüyordu. Ermeniler tanzimatla durumlarını daha da düzeltebileceklerini umudundaydılar, İstanbul’daki Ermeni eliti Osmanlı rejimi içinde pozisyonunu daha da sağlamlaştırırken Rusya komşu bölgelerdeki ermeniler arasında, milliyeçiliğin gelişmesi çerçevesinde Rusya’ya sempati artmaktaydı. 19 yy aynı zamanda milliyetçiliğin yükselen değer olduğu ve çok uluslu imparatorlukların sorgulandığı bir dönem olduğundan, Osmanlı imparatorluğu batıdaki topraklarını domino taşı gibi kaybettiği bir döneme denk gelmiştir. Özellikle doğu Avrupa ve balkanlardaki Osmanlı sömürgeleri Rusya’nın desteğinden faydalanarak birer birer Osmanlını egemenliğinden çıkmışlardır. 1876’da tahta çıkan genç Abdülhamit Mithat Paşanın öncülüğündeki reformistlerin taleplerini kabul ederek bir anayasa ve parlemento ile Tanzimat’la başlayan süreci bir meşruti monarşiyle derinleştirmeyi kabul etmiştir. Reformların uygulanması ve hiristiyan halkların korunması konusunda Bismark Almanya’sının onayını alan Çar II. Aleksandr 24 nisan 1877 Osmanlı’ya savaş açmıştır. Savaş aynı anda batıda balkanlar da doğuda ise Kars’ta sürmekte ve ocak 1878’de Rus ordusu Kars’ı alarak Erzurum ve Trabzon’a doğru sefer yaparken, batıda ise Rus ordusu 20 ocak 1878’de Edirne aldıktan sonra Yeşilköy’e kadar gelmiştir. Fakat büyük lokma olan Osmanlı’yı Ruslara bırakmayan İngiltere ve Avusturya-Macaristan Rusları durdurmuştur. 30 ocak 1878’de Edirne’de yapılan ateşkesten sonra Osmanlıyla 3 martta Yeşilköy anlaşması yapılmıştır. Bu anlaşmayla dezavantajlı bir duruma düşen İngiltere, Fransa, Almanya ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları Berlin’de bir kongre düzenlemeyi kararlaştırmışlardır. Osmanlı Sultanıyla kongreden önce anlaşma yapıldıktan sonra 13 haziran ile 13 temmuz arasında süren Berlin kongresinde Yeşilköy anlaşması iptal edilerek yerine Osmanlıya eski topraklarının büyük bir kısmını geri veren Belin anlaşması geçirilmiştir. Berlin anlaşması ile doğuda Kars ve Ardahan vilayetleri Rusya Ermenistan’ına katılırken, anlaşmanın 61. maddesi ile Osmanlı Ermeni’leri Kürt ve Çerkeslere karşı korumayı ve reformlar yaparak Ermenilerin yaşadıkları vilayetlerde durumlarını düzeltmeyi uluslararası bir anlaşmayla kabul etmiştir. Böylece Ermeni sorunu ilk defa uluslararası bir anlaşmayla belgelenmiş ve doğu sorunun ayrılmaz bir elemanı haline gelmiştir. Ermenilere yönelik reformları izlemeyi İngiltere yüklemmiş ve Osmanlı’ya yaptırım uygulamak içinse Kıbrıs adasının kontrolu İngiltereye verilmiştir. Reformların uygulandığı garantisi durumunda, Ingiltere Kıbrıs’ı, Rusya ise Kars ve Ardahan’ı Osmanlıya iade edecektir. Reformlar uygulanmadığından, bu bölgeler Osmanlıya iade edilmemiş, yalnız 1. Dünya savaşından sonra Lenin Kars ve Ardahan’ı Atatürk Türkiye’sine hediye etmiştir. Bu arada ilk Ermeni partisi Armenakan 1885’te Van’da, ikinci parti Hınçak 1887’de Cenevre’de, üçüncü parti Taşnak ise 1990’da Tiflis’te kurulmuştur. İlk parti demokrat liberal görüşlere sahipken, son ikisi rus devrimcilerinden etkilenen entelektüeller tarafından kurulduğundan, Hınçak marksist Taşnak ise sosyalist eğilimlidir. Ermeni sorunundan dolayı sürekli olarak Rusya’nın askeri müdahalesi tehdidi altında olan Osmanlı Sultanı bu sorundan temeli olarak kurtulmanın yollarını aramaktaydı. Denge politikalarının mimarı olan Abdülhamit, din faktörünü kullanmış ve Osmanlı ordusu 1894 Ağustos ve Ekim ayları arasında Sason’daki Ermenilere karşı geniş çaplı bir operasyon düzenleyerek bölgede geniş çaplı bir katliam düzenlemiştir. İngiltere’nin yaptığı soruşturmalarda Osmanlı ordusu sorumlu tutulmuştur. Adalet isteyen Ermeni gösterilerini bahane eden Sultan eylül 1895’te Istanbul’da Ermenilere yönelik bir kampanya başlatmıştır. Müslüman halk silahlandırılarak, camilerde imamların vaazleri ile harekete geçirilerek önce Osmanlı egemenliği altındaki bir çok Ermeni yerleşim yerinde ermenilere ait işyerleri devamında Ermeni mahalle ve evlerinde katliam ve yağmalar organize edilmiş, güvenlik güçleri ise olayları izlemekle görevlendirilmiştir. Duruma seyirci kalındığını gören Ermeni devrimciler ağustos 1896’da İstanbu’da Osmanlı bankasında rehin alma eylemi yapmış ve bunu bahane eden Sultan İstanbul’da katliama başlayınca, büyük devletlerin temsilcileri devreye girerek olayları durdurmuşlardır. 1895-1896 yıllarındaki olaylarda en azından 200 000 Ermeninin katl edildiği tahmin edilmektedir. Bu olaylardan sonra Balkanlardaki Hiduk-öz savunma örgütleri 3 Ermeni partisinin bir araya gelmesiyle oluşturulmuştur. 10-15 silahlı militandan ve köylülerden oluşan öz savunma örgütleri halkı müslümanların saldırılarından korumayı hedeflemekteydi.1908’de bir darbeyle meşruti monarşi yeniden tesis edilmiş, Nisan 1909’da ise Sultan karşı darbe yapmaya teşebbüs etmiştir. Bunu fırsat olarak gören Sultan yanlısı yöneticiler, ağalar ve güvenlik güçleri 15 00 ile 25 000 arasındaki Ermeniyi Adana bölgesinde katl etmişler ve 200 köyü yerle bir etmişlerdir. Sultan’ın darbesini bastıran Jön Türkler tarafından, İstanbul’dan gönderilen ordu birlikleri katliamı yapanları cezalandıracağına Ermeni katliamını devam ederek katliamı derinleştirmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğunu Osmanlıcılık ve islamcılıkla sürekli kan kaybetmesini durdurmayan Osmanlı idaresi, Jön Türk darbesinden sonra pan turancı politikaları uygulamaya başlamıştır. Böylece 1909’dan itibaren, devlet aygıtı modernleştirilirken, Osmanlı Sultan’ın azınlıklara tanıdığı haklar kaldırılarak her türlü dini ve etnik farklılık yok sayılarak türklük Osmanlının egemenliğindeki tüm halkalara dayatılmıştır. Bundan böyle devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü esastır ve buna karşı çıkan ve tehlike oluşturan herkes ve tüm kesimler haindir. Neticede özgürlük sloganlarıyla iktidara gelen İttihad-ı Terraki askeri bir diktatörlük altında sömürgeci ve ırkçı bir rejim kurarak T.C.’nin alt yapısını hazırlamıştır.Milliyetçi teoriler, 1909 ile 1914 arasında, Osmanlının balkanlardaki yoğun kayıpları ve bu bölgelerden Anadolu’ya göçen Macirlerin de etkisiyle ırkçı bir karaktere bürünerek tam bir devlet ideolojisi ve politikasına dönüşmüştür. Talat Paşa içişleri bakanlığı bünyesinde 1914 yılında Teşkilat-ı Mahsusa’yı kurarak özel operasyonlar için hazırlık yapmıştır. Yalnız, MİT’in atası olan Teşkilat-ı Mahsusa 1913’te Enver Paşa tarafından kurulmuş idi. Talat Paşa tarafından kurulan Teşkilat-ı Mahsusa’ya hapislerdeki katiller alınarak bugünkü özel timlerin atası olan yapı oluşturularak Ermeni jenosidi için ölüm komandoları oluşturulmuştur.Osmanlı 28 haziran 1914’te başlayan 1. Dünya savaşına 1 kasım 1914’te Rusya’ya savaş açarak katılmıştır. Bu arada büyük Turan gerçekleştirmek için Kafkaslara sefer düzenleyen Enver Paşa ve Lıman von Sander 29 aralık 1914’te Sarıkamış seferini başlatmış ve 3 ocak 1915’te 90 000 askerin soğuk ve hastalıktan ölümüne neden olarak, savaş tarihinin belkide en mantıksız ve savaşmadan bu denli büyük bir kayba neden olan tek saldırısını gerçekleştirmiştir. Buradaki başarısızlığıda kısmi olarak ermenilere yükleyen Enver Paşa, 1. Dünya savaşına giren Osmanlı ordusundaki 200 000 ile 250 000 arasında olan ermeni askerleri Şubat 1915’te silahsızlandırılarak amele taburlarında görevlendirilmiştir. Seferberlik nedeniyle askerlik çağında orduda olan ermeniler silahsızlandırılınca, yetişkin erkekleri orduda olan sivil ermeniler savunmasız kalmıştır. Yani, savaş halinde olunan Rusya’nın 5. kolu olarak tanımlanan ermeniler yönelik etnik temizlik operasyonu için koşullar 1915 baharında oluşmuştur.Tarihin garip bir tesadüfümü, yoksa usta bir planlamı, ama 24 nisan 1915’te yani Çar II. Aleksandr’ın Osmanlı’ya savaş açtığı 24 nisan 1877’den tam 38 yıl sonra Ermeni jenosidi İstanbul’da yaşayan 600 dolaylarındaki ermeni ileri gelenin Gelibolu savaşından bir gün önce tutuklanarak Anadolu’da toplama kamplarına yerleştirilmesi ile başlamıştır. Nisan 1915 ile temmuz 1916 arasında, İstanbul ve İzmir haricinde Osmanlı egemenliğinde olan ermeniler öldürülmüş ve/veya Suriye çöllerine sürülerek Ermeni jenosidi gerçekleştirilmiştir. Bu süre içinde Ermeni araştırmacılara göre 1.2 ile 1.5 milyon, savaş sonrasında oluşan Osmanlı hükümetine göre 800 000 ermeni katledilmiştir. Bu katliamdan sağ kurulan 500 000’den fazla ermeninin yaklaşık 120 000’i Dersim bölgesinde Kürtler tarafından saklanrak katliamdan kurtarılmıştır. 20 yy’ın ilk jenosidini geçekleştiren İttihad-ı Terreki’nin idaresini sağlayan Enver, Talat ve Cemal paşalar yenilgiden sonra jenoside ait belgelerin önemli bir kısmını yakarak kaçmışlardır. Savaş sonrasında, kurulan özel bir mahkeme bu üçlüyü Osmanlının bakanları sıfatıyla değilde, gizli örgüt üyeliği suçlamasıyla 19 temmuz 1919’da gıyaben ölüm cezasına çarptırmıştır. Bu üçlüden içişleri bakanı Talat Paşa 15 mart 1921’de ailesi jenosid sırasında öldürülen Teyleriyan tarafından Berlin öldürülmüştür. Teyleriyan yapılan yargılama sonucunda, insanlık karşıtı suç işleyen ve gıyaben ölüm cezasına çarptırılan Talat Paşa’yı öldürmekten bereat etmiştir. Yalnız bu yargılamayı izleyen Polonya yahudisi Hukuk fakültesi öğrencisi Raphael Lemkin jenosid kavramını politik terminolojiye kazandırmıştır.Osmanlı devletinin her alanda varisi olduğunu gösteren yeni İttihatçı Kemalist Cumhuriyet Ermeni jenosidini tanımadığı gibi yarım kalan jenosidi ermenileri İzmir’de tamamen, İstanbul’da ise önemli ölçüde sürmüş, savaş sonrasında sağ kalan Ermenilerin geri dönmesini engellemiş ve kültürel planda ise ermenilere ait yer isimleri değiştirerek ve anıt, kilise vb. yıkarak veya yıkama terk ederek tamamlamıştır. Ayrıca, kalan Osmanlı arşivleri de araştırmacılara kapatılarak konu hakkında detaylı bilgilerin günyüzüne çıkması engellenmiştir. 20 yy’ın ilk jenosidi ile Hitler’e ilham kaynağı olan Türk devletini, Hitler tarihteki en büyük öğretmenlerinden birisinin Atatürk olduğunu söyleyerek teyit etmiştir. Jenosid ve katliamlarda yüz yıldan fazla deneyime sahip T.C., bu politikalarını tüm 20. yy boyunca Kürtlere ve diğer halklara karşı uygulamıştır. 1960’larda başlayan Kürt rönesansını durduramayan T.C. 1970’lerı ikinci yarısından beri tüm enerjisini Kürtlere karşı seferber etmiştir. Bu anlamda, geçmişteki deneyimlerini yoğun olarak Kürtlere karşı kullanmasına rağmen, Kürt halkı günümüze kadar T.C.’ye karşı direnmiş ve mücadeleyi yeni bir aşamaya taşımıştır. Bu yeni dönemin karakteristiklerinden biriside Türk ordusunun yarısından fazlasını Kürdistan’a yığarak kontrolu sağlamaya çalışması olmuştur. Kürdistan’da uzun bir dönemden beri uygulanan jenosider politikalara devam edilerek 21 yy’ın ilk jenosidi gerçekleştirilmek amaçlanıyorsa, Miloseviç sonu T.C. yönetici ve yandaşlarına hatırlatılır. Artık, Kürtler değiştiği gibi Dünya’da değişti ve Türkiye mevcut politikalarında ısrar ederse droit d’ingerence kavramı çerçevesinde bir müdahaleye maruz kalabilir. Neticede, 1. Dünya savaşı koşullarında 20 yy’ın ilk jenosidini gerçekleştiren Türk devleti 20 yy boyunca tüm çabalarına rağmen Kürt jenosidini gerçekleştirememenin sıkıntısı ile son dönemde saldırılarını yoğunlaştırarak Türkiye’deki diğer halkları Kürtlere karşı kışkırtmakta ve 21 yy’ın ilk jenosidi için ortam hazırlamaya çalışmaktadır. Kürtler işgalcı güçlerin politikalarını tarihten de dersler çıkararak analiz etmeli ve bu politikaları deşifre ederek karşı cephe oluşturarak boşa çıkartmalıdır. Bu anlamda Ermeni jenosidinin tanınması Kürtlere uygulanan politikaların geçmişte daha ilkel bir tarzda Ermenilere karşı kullanıldığını daha açık bir şekilde gösterecektir. Ermenilere gelince, şu anda Kürdistan’da uygulanan politikaların daha önce Ermenilere karşı kullanıldığını ve Osmanlı ile T.C. arasındaki devamlılığı gösteren bir örnektir. Bu anlamda, aynı devletin kurbanı olan bu iki halk ortak bir düşmana sahip olduğundan dayanışmak zorundadırlar. Ancak böyle bir dayanışma adaleti sağlayarak vicdanları rahatlatarak halklar arasında barışa giden yolu açabilir.Ahmet ALİMFransa, 1 Mayıs 2006
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.