BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
bahoz þavata · 02.07.2006 · 1 görüntülenme
Kürdistan'ın özgünlüklerine değinirken yöntem olarak öyle fazla tarihin karanlıklarına gitmeye gerek yok. 1514 yılından itibaren Kürdistan’da yaşanan siyasi olayların ve oluşturulan siyasal yapıların gelişimini, değişimini ve günümüzdeki konumlanışlarını ve dış ilişkilerini dikkate alarak Kürt meselesine bakmak, daha yerinde olur. Bu makalede Osmanlı-Kürdistan ilişkilerine değineceğim. Lakin bunlar kıyısından, köşesinden değinmediğimiz konular olacak.Osmanlının 1800 yıllarına kadar Kürdistan üzerindeki egemenlik biçimi, bu süre içinde Kürtler ile Türklerin ortaklık ve ayrılıkları, çatışmaları ve ittifakları bu güne oldukça önemli değişimleri beraberinde taşımıştır.Kürt prenslikleri (Hükümetleri) ve Kürt Sancaklarının (Yurtluk-Ocaklık) yanı sıra yine doğrudan Osmanlı Devletine bağlı Kürdistan’daki Osmanlı Has sancaklarının (Eyalet şehirleri: Diyarbakır, Van, Erzurum, Urfa, Musul, Sancaklar ise; yaklaşık 22 tane- Bu sayılar dönemlere göre artmıştır) varlığı dikkate alınmalıdır. Neden? Eğer Kuzey Kürdistan’ın bu önemli eyalet şehirlerinde ve sancaklarında Kürt prenslikleri yada Kürt aşiret beylikleri yönetimi olsaydı, bu gün Kuzey Kürdistan’da siyasal durum çok farklı olabilirdi. Osmanlı Devleti hakimiyetini ve yönetimini, Kürdistan’ın bu şehirlerinde daha önce Selçuklular zamanında yerleştirilen ve kendisinin güçlendirdiği ve koruduğu Türk nüfusu kolonileri ile birlikte sürdürdü. Günümüzde Diyarbakır’da ki Türkmen ağzı Türkçe, Van’da ki Azeri ağzı Türkçe, yine Urfa, Elazığ, Maraş, Antep ve Malatya’daki Türkmen ağzı Türkçeler bu nüfusların koloni olarak Kürt şehirlerine yerleştirilmiş olmalarının en bariz ifadesidir. Osmanlının iskan (bir nüfusu bir bölgeye yerleştirme) politikaları Antolia’nın Türkleştirilmesinde de görüleceği gibi, Kürdistan'da da oldukça planlı ve stratejiktir. Amaç fethedilen coğrafyanın Türkleştirilmesidir. Özellikle önemli şehir merkezlerinin kontrol altına alınması, Türk yönetimlerine amaçlarına ulaşmalarında Kürdistan'daki Türk kolonileri büyük kolaylık sağlamıştır. Şehirlerin kıra göre önemi dikkate alındığında, bu Türk koloni yerleşimi, şehirlerdeki ticaret ve zanaatın kontrolünün yanı sıra, devletin kurumsal ilişki ağlarının halk üzerinde doğrudan denetimini ve yönetimini sağlamıştır. Bu koloni Türk nüfus vasıtayla Kürdistan’ın bu şehirlerinde doğal asimilasyon koşulları oluştuğu gibi, devlet destekli bu yapılar vasıtası ile yine Kürt nüfusla süreduran ilişkilerde devletin bölgedeki bekası sağlanmıştır. Yine bilindiği gibi, Osm. Devletinin has sancaklarında tımar ve zeamet sistemi uygulanırdı. Kürdistan’da ki kendi has sancaklarında da bu sisteme devam edildi. Özellikle eskiden Kürt Hükümet ve Beylik sancaklarına da kalan sancakların Osmanlı sancağına katılımında bu sistem hemen o alana hakim kılınmış ve yönetimin gereği ve ihtiyacı olan iskan politikalarına baş vurulmuştur. (Dersim, Hasankeyf, Genç, Beyazid vs.)Osmanlı devletinin tımar ve zeamet sistemi, üretim ilişkileri bakımından yarı komünal aşiret mülkiyetinin hakim olduğu Kürt üretim ilişkilerinden daha ileri bir sistemdi. Kürtler hayvan yetiştirme ve kısmen ziraatla geçimlerini sağlarken, Osm. Devleti doğrudan idaresi altındaki eyalet şehirleri ve sancaklarda tımar ve zeamet sistemi ile devletin ihtiyaçlarının yanı sıra kısmen pazar için de bir üretim fazlası oluşmakta, bu gelirden yönetimi elinde bulunduran devlet görevlileri faydalanmakta idi. Diğer yandan vakıflar, hanlar ve şehirlerdeki zanaatla uğraşanlardan elde edilen vergiler (Resim, pul, aşar) vasıtası ile de belli bir akar oluşmaktaydı. Bu gelirler, Defter-i tahrirlerde resmi kayıt altına alınarak, planlar yapılmaktaydı. Osm. Devletinin Kürdistan’daki bu ileri örgütlülüğüne rağmen Kürt Hükümet ve Sancak yönetimlerinin gelirleri, bölgelerindeki gayrimüslimlerden alınan cizye gelirleri, vakıf, köprü ve hanlardan sağlanan gelir ve bazı aşiretlere mal karşılığı kiraya verdikleri mera gelirlerinden başka bir şey değildi. Siyasal örgütlenmede de benzer gerilik Kürt yapılanmasında görülür. Kürt Hükümet sancaklarında tam bir aşiretler ve kabileler federasyonu görülür. Yönetim kendi içinde aşiretlerin ademi yönetimine dayalıdır. Her aşiret kendi içinde özerk yönetime sahiptir. Hükümet sahibi Kürt hanedanı aynı zamanda aşiret reisinin yanında savaşlarda yer almak, ona vergi vermek vs. görevler her aşiretin merkezi Kürt hükümetine bağımlılığıdır. Kürt Hükümetleri, devlet olarak çağın devletlerine has kurumlara sahip değildir. Donanım olarak kaleler ve sarayları iç içedir. Askeri yapılanması asli unsur olarak gördüğü kendi aşiretinden temin ettiği askerler ile sınırlıdır. Bu geri yapılanma karşısında Osm. Devletinin donanımını, kurumlarını anlatmaya pek gerek yok.Güce tapıldığı bir dönemde Kürtlerin devlet oluşturmadaki Osmanlı karşısındaki bu siyasal geriliğinin halkın üzerinde nasıl sonuçlar yaratacağını muhakeme yürüterek ön görebilirsiniz sanırım.Diğer yandan Osm. Devletinin önemli ideolojik örgütlenme kurumlarının başında eğitim ve öğretim kurumu olan medreseler gelmektedir. Bu kurumlar vasıtası ile Hilafete ve Sünni mezhebi şeriye ve sünnetine uygun insanlar yetiştiriliyor ve halkın üzerindeki egemenliğini tesis ediyordu. Devlet icazetini verdiği, yetiştirdiği din alimlerine, onun istediği herhangi bir yerleşim yerinde medrese kurmasına izin verirdi. Din adamları devletten aldığı vakfiyelerin akareti ile de medresesinde eğitimini sürdürürdü. Onların önemli görevlerinden bir diğeri de Kadılıktı. Böylece, bu vasıtalar ile halkın ideolojik ve siyasal kontrolü sağlanmış olurdu. Osmanlının medreselerinde eğitim dili Türkçe ve Arapça iken, Kürt medreselerinde eğitim, anlatımda Kürtçe, yazım ve okumada Arapça ve Farsça idi. Ayrıca Devlet, kontrolü dışında kalan Kürt Hükümet ve Beylik sancaklarındaki adı, şanı duyulan din alimlerini de çeşitli vaatler ve hediyeler ile kendi yanına çekmeyi ihmal etmezdi. Özellikle devletin kontrolün dışında kalan alanlarda tarikatlar oluşmuştu. Nakış-bendi (Nakşibendi) ve Kadirilik bunların en önemlisi idi. Nakış-bendi’ciliğin Kürdistan’daki kurucusu Mevla’na Halid, eğer Baban ve Soran Beyliklerinin bölgesel hakimiyetlerindeki siyasal gücü olamasa idi, onun amacı bir Kürt devleti kurmaktı. Nitekim Nakış-bendi’cilerin bu milliyetçi geleneği, Kürt milli hareketinde Ubeydullah Nehri, Barzaniler ve Şeyh Sait ile devam etmiştir.Haliyle ileri ile geri siyasal ve sosyal örgütlülüğünün Kürdistan’daki tarihsel rolü de bu durumlara uygun şekillendi. Osm. Devleti kendi egemenliğinin alt yapısını özellikle Kuzey Kürdistan’da oluşturdu. Bir türlü siyasal hakimiyetini sağlayamadığı Botan, Mahmudiye ve bu hükümetlerin Güneyinde kalan Soran, Baban, çoğu zaman yine denetiminde kalan Erdalan bölgelerinde ( Doğu Kürdistan) geliştiremedi. Bu nedenle bölgesel bu farklılıklar günümüzde de hissedilir ve görünür.Diğer bir husus Kuzey Kürdistan’da ki Ermeni ve diğer azınlık (Türk, Arap, Asuri, Rum, Yahudi vs.) nüfus meselesidir. Nasıl ki bu günkü modern Ermenistan geçmişte tam bir Ermeni coğrafyası değildi, Kürt nüfusun da hakim olduğu bir coğrafya idi, bu günkü Kuzey Kürdistan da, çok değil, 1920’lere kadar tam bir Kürt coğrafyası değildi. Nüfusun 5/2 sini Ermeniler, 5/1 ni diğer azınlıklar oluşturuyordu. Siyasal zorlamaları bu nüfus dağılımın ışığında değerlendirmek gerekir. Osm. Devleti, Kuzey Kürdistan’ın bu konumunu kullanmıştır. Hatta “Misak-i Milli Andı” prosedürü, bu gerçekliğe binaen oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu nüfus bileşimi, 1800 yıllarından itibaren oluşan savaşlarda ve siyasal olaylarda ve yirminci yüzyılın başlarında gelişen milliyetçilik hareketlerinin kaderine önemli etkisi olmuştur. Sevr görüşmelerinde bu husus, Kürt ve Ermeni temsilcilerin kendi aralarında anlaşması ile aşılmaya çalışılmış olmasına rağmen, Kürt milliyetçileri, Osm. Devletinin kontrolü altında olan Hilafetçi ve Ermeni mağduru Kürt temsilcilerinin protestoları ile karşılaşmıştır. Açıkçası devletin Kuzey Kürdistan’daki ideolojik örgütlenmesi meyvelerini vermeye başlamıştır. Lozan antlaşmasına kadar “Anasır-ı İslam (İslam unsurlarından oluşan) devletiyiz” şeklinde politika yürüten Kemalistler dahi, istedikleri hedeflere ulaşmada pek zorluk çekmemiştir. Kuzey Kürtleri Ermeni tehdidi karşısında bu dini söylemlere teslim olmuştur. Lozan Antlaşmasından sonra 1924 Anayasasında Anasır-ı İslam devleti yerine karşılarında Türk devletini gördüklerinde Kürtler, ilk isyanlarını, yine İslam unsurların öncülüğünde gerçekleştirmiştir.Bu anlattıklarımızdan şu sonuçları çıkarmalıyız.Kuzey Kürdistan’da asimilasyonun başlangıcı Kürt şehirlerine Türk nüfus kolonilerinin yerleşimi ve Osmanlı has sancaklarının kurulması ile başlamıştır.Kuzey Kürdistan’ın nüfus bileşimi milli hareketi zayıf ve dirençsiz kılan siyasi olaylara neden olmuştur.Kürtlerin siyasal ve iktisadi örgütlülüğü Osmanlı siyasal ve iktisadi örgütlülüğün gerisindedir.Nakış-bendi tarikatının Kürdi niteliğini korumuş olması, onun yandaşlarının milli mücadeleye katılımını sağlamıştır.Güney, doğu ve Kuzey Kürdistan arasındaki farklılıklar tarihsel süreç içinde oluşmuştur.Devam edecek..Not. Makale şeklinde bu konuyu ele aldığım için tarihi bazı tespitlere kaynak göstermedim. İstenirse, okuyucular bu tespitleri ilerde yayınlayacağım “Avrasya Milliyetçilikleri” adlı kitabımda yeterince bulacaklardır.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.