BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Kenan Fani Doðan · 14.09.2006 · 2 görüntülenme
Diyarbakır'da, çoğunluğu çocuk, savunmasız sivillere karşı gerçekleştirilen devlet saldırısının sonrasında özellikle İmralı yanlıları 'Barış'a karşı provakasyon yapıldı' çarpıtmalarıyla basında boy göstermeye devam ediyorlar. Emir aldıkları, ulusal önder sıfatı verdikleri, her hafta serbest bırakılması için adına gösteri düzenledikleri liderlerinin, devlete yıllardır işbirlikçilik yapan, devletin terör ve provakasyon da dahil olmak üzere kirli işlerinde bir piyon, adeta derin devletin bir uzvu olmayı gönüllü bir şekilde seçmiş olduğunu sorularımızla bir kez daha hatırlatmak zorunlu hale geldi. Terörist devlete, genelkurmaya toz kondurmayan kimdir? Kürtleri ilkel milliyetçi, kürt devlet oluşumunu Türkiye için tehlikeli addeden kimdir? Türklerle kürtlerin "ayrılmaz birliği" için canını feda etmeye hazır olan kimdir? Savaşan parti İmralı'dan ve devletin açık gözetiminde generallerin inisiyatifiyle idare olunuyorsa, savaş ve barış kararları İmralı'dan çıkıyorsa, verilen kararların yerine ulaştırılması askeri helikopter tahsis olunan avukatlar aracılığıyla sağlanıyorsa, kürtlerin savaşmasına yada barış yapmasına karar veren kurum neresidir? Bu soruların doğru bir tek cevabı vardır: İmralı-Genelkurmay düeti.. PKK tarihi boyunca ilk defa son dönemdeki Türkiye ve İran karşıtı eylemleriyle Kürdistan'ın ve kürt halkının birliğine hizmet etme şansı yakaladı. Türkiye'ye karşı yükseltilen eyemlilik türk ordusunun Güney'e müdahale için biriktirdiği birliklerinin yerine çakılıp kalması sonucunu doğurdu. Arka cephesi güvende olmadığı için ileri harekat imkanından mahrum kalan ordu birliklerinin eli-kolu bağlı poziyona girmesi Güney'e yönelik tehditlerin boşa çıkmasını beraberinde getirdi. İşte tam bu noktada İmralı'nın 'kayıtsız-koşulsuz ateşkes' talimatı devreye girdi. Sağlanacak ateşkesle, önce türk ordusunun Kuzey'de tutması gereken birlikleri ileri harekat için Güney'e kaydırılabilecek. İkincisi, türk ordusunun Güney'e yönelik olası harekatında, savaşmayı planlayan hiçbir ordunun gerisinde görmek istemediği (kürt menşeli) silahlı tehdit bertaraf edilmiş olacak. Üçüncüsü, ekonomik sıkıntıları nedeniyle savaş maliyetini karşılamakta güçlüğü olan ve bu nedenle aynı zaman diliminde iki cephede birden savaş yürütme olanaklarından yoksun olan Türkiye'nin bütün kaynaklarını Güney'e yönlendirebilmesine imkan sağlanacak. Diyarbakır'da gerçekleştirilen eylem ne barışa yöneltilmiş bir provokasyondur ne de İmralı (ve tabiiki önce genelkurmay) ateşkes yada barış dediği zaman hiçbir PKK mensubunun yada hiçbir DTP üyesinin hayır deme şansı vardır. Dolayısıyla genelkurmayın İmralı'ya dikte ettiği ateşkese karşı herhangi bir provakasyon da yoktur. Sağlanan ateşkes türk ordusunun elini kolunu serbest bırakacak, türk devletine Güney'e yönelik tazyikini artırması imkanını sunacaktır. O halde, generaller Diyarbakır eylemine niçin ihtiyaç duymuştur sorusunu Kürdistan'ın karşı-karşıya bulunduğu koşulları dikkate alarak değerlendirmek, İran ve Türkiye üzerinden geliştirilen tehditler bağlamında cevaplamak gerekecektir. Gerçek olan şudur ki açık teslimiyetten başka hiçbirşey olmayan, diğer bir yanıyla da İmralı-genelkurmay müşterek senaryoları olarak onlarcasına tanık olduğumuz ateşkesle yada sahte barış kampanyalarıyla ne kürt realitesi tanınacak, ne kürtlerin hakları sağlanacak, ne de kürt siyasetçileri kaale alınarak kendileriyle kürtler üzerine görüşmeler yapılacaktır. Orduevini ziyarete giden Batman Belediye Başkanı'nı kapıdan kovan askerlerin aynı belediye başkanlarıyla masaya oturacağını sanmak ham hayalciliğin en büyüğüdür. Diyarbakır eylemi, PKK'nin tek taraflı ateşkesle türk ordusuna birliklerini belli bir noktaya noktaya sevketme olanağı sunduktan sonra, Güney'e olası bir yönelimde husule gelmesi kaçınılmaz olan kürt tepkilerini kırmaya yönelik bir tehdit ve sindirme eylemidir. 'Barışa provakasyon yapıldı' diyenler, bugüne kadar hiç olmamış ve yaşanmamış, esamesi dahi ortada olmayan barış yaygarasıyla, hatta kürtlere yönelik açık bir aldatmacayla türk ordusuna; "sizin elinizi-kolunuzu kardeşlik ve barış adına serbest bırakıyoruz, varın gidin ilkel milliyetçi kardeşlerimizin üzerine" demek durumundadırlar. Olmayan ve olmayacak barışın çığırtkanları, pratik konumları itibariyle Kürdistan'ın birliğine ve Güney'deki devlet oluşumuna karşı açıkça geliştirilmeye çalışılan provakasyonların piyonu edilmişlerdir. Türk devletinin Güney Kürdistan'a azgınca saldırabilmesinin koşullarını oluşturmaktan başka hiçbir amacı ve anlamı olmayan "barış" bu nedenle kürtlerle barış anlamına gelmediği gibi, Güney Kürdistan devlet oluşumuna çok daha kapsamlı askeri harekatların zorladığı taktiksel bir manevra olarak genel barış kavramının dışında, bizatihi savaşı yükseltmek ve genişletmek arzusunun bir tezahürü olarak algılanmak zorundadır. Güney'e yönelik niyetlerin öncelikle savunmasız kürt bebelerinin masum bedenlerinde kanla sınanıyor olması gerçeği önünde, malum barış çığırtkanlıklarını, Kıbrıs 'Barış' Harekatının taşıdığı "barışçı" karakterin ve türklerin barış sözcüğüne hangi anlamı yüklemekte olduklarının ışığında yorumlamak gerekecektir. İlan edilen "barış", kürtlere karşı her yöntemi mübah sayarak geliştirilmek istenirken, öte yandan Türkiye'nin siyasi egemenlik alanları dışındaki kürtlerle bile sonuna kadar savaşma hırsının dışavurumundan başkaca hiç birşey değildir. Barış nidalarının kürt siyasetçileri tarafından yükseltiliyor oluşu olayın karakterini değiştirmiyor. Perdenin arkasındaki suflörün niteliğine bakarak gelişmenin yönünü kestirebilmek ve nemenem bir "barışla" karşı karşıya olduğumuzu kavramak biz kürtler için fazlaca zor olmasa gerektir. Hadiseyi İmralı'nın jargonuyla yada türklerin gözlüğüyle değerlendirmekten kaçınamayan her kürt sonuçta bu kirli oyunun bir parçası olacak yada edilecektir. Kenan Fani Doğan
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.