BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Cemsit Aliki · 23.04.2009 · 2 görüntülenme
1991 ve 93 yillarinda yattigim Diyarbakir cezaevindeki izlenimlerim, yasanan ve olusturulmak istenen Kürt toplumsal yapisi hakkindaki kuskularimi dahada nettlestirdi. 12 Eylül`de 5 yil yattigim Elazig Askeri cezaevinde siyasi tutuklular arasinda daha sicak, yoldasça farkli bir yaklasim ve iliski vardi. 12 Eylülde Cezaevlerini Fasist TC`nin subaylari ve karinlari bulgur pilaviyla duldurulmus ve beyinleri yikanmis askerler tarafindan yönetiliyordu. Ama bu askeri kurallar simdi cezaevine girmis ve ve tutuklular kendilerini diktatörce askeri kurallarla yönetiyorlardi. Olusturulmak istenen tektip insan tipi gelecek Kürdistan toplumu için bir felakett oldugunu hemen farkettim. 12 Eylül döneminde Fasist TC.devletinin Esat Oktay sahsind burada gerçeklestirdigi iskence baski ve katliamlarin yerini biraz havuç politikasi almisti. Tabii bu daha sonra yaratilan direnisin bir sonucuydu. Cezaevine giriste, daha önce poliste çözülmüs ve tüm grubu ele vermis PKK`nin bölge sorumlusu N.B itirafçilarin kogusuna gitti. Neden normal koguslara gelmedigini, belkide kendi durumunu bildigi ve partisini tanidigi içindi. Daha öncede yakalanalarin % 60- 70`nin itirafçi olduklarini duymustum. Ancak cezaevinde gördüklerim, bu sayinin daha fazla olduguydu. Bu ittirafçilar siradan Kürt köylüleri degil daha çok parti içinde sorumlu insanlardi. Çünkü köylünün ifirafçi olmasina gerek yok, yaptigi siradan eylemlerdir ve düsman için onun itirafçi olmasina ihtiyaci yoktur. Itirafçilarin kogusunda 120 itirafçi vardi ve bu sayi yükselip alçaliyordu. Nasil?Siyasi Tutuklularin anlatimlarina göre her kogusta en az 10 kisi itirafçilarin kogusundan geri gelmislerdi. Ve, her ay en az her kogustan 2 kisi ittirafçilararin kogusuna kaçiyordu. Bunu matematiksel olarak hesapladigin zaman, Cezaevinin yarisi itirafçiydi. Bu korkunç bir sayiydi. Sanki itirafçi üretme merkeziydi. Dünya`nin hiç bir örgütünde, partisinde bu kadar itirafçi çikmamistir ve çikmayacaktir. Nasil bu kadar ittirafçi çikiyordu sorusunu hep kendime sormus ve bir açiklama aramistim. Bunu sadece Kürt toplumunun köylü olusu ve okuma yazma oranini düsük olmasiyla açiklamak yetmiyor. Örnegin Afganistan`da okuma yazma orani Kürdistan`dan daha düsüktür ve Afgan halki Kürtlerden daha yoksuldur. Ama Afgan mücahitleri (ne için savastiklari önemli degil) daha önce Rus isgalcilerine karsi savastilar ve simdi Amerikalilara karsi savasiyorlar cezaevlerinde böyle bir ittirafçi ordusu çikmamistir.Kürt halki Afganlilardan dahami dirençsizdir? Hayir! Kürt halki savasçi ve dirençli bir halktir. Her ne kadar düsman tarafindan toplumsal olarak kismi bir düsürülmüslük yasamislarsada, bu savasci ve dirençli yönlerini hiç kaybetmemislerdir. Mustafa Barzani`nin 45`te Muhabat Kürt Cumhuriyetinin yikilisindan sonra gerçeklestirdigi uzun yürüyüs, Veya Ihsn Nuri Pasanin küçük bir arkadas grubuyla Agri`da TC`ye karsi direnisi, Dersim direnisçilerini 38`deki savasi ve daha sayamayacagimiz direnislerle Kürtl halki kendilni ispatlamistir. Aslinda bu konuya Psikolojik, sosyolojik, toplumsal, ekomik, kültürel ve her yönünle irdelemek gerekiyor.İTİRAF NEDİR?Arapça bir kelimedir – İ'tiraf,Ve degisik anlamlara geliyor:„Kabahatini saklamamak. Suçunu söylemeyi kabul etmek. Gizlemeyip söylemek istemediği şeyi açıklamak. Dostlarımıza yada ailemizden birisine karşı hatalı davrandığımızda yapmamız gereken özür dilemektir.Kibri kırılmak, övüngenlikten vazgeçip boyun eğmek; kabahatini itiraf edip özür dilemek; teessürlerini bildirmek.“Burada bizi ilgilendiren itiraf yönü: Gizlemeyip söylemek istemediği şeyi açıklamak. Bu ne anlama geliyor: Mücadeleye katilan bir Kürt, bir gün düsmanin eine esir olarak geçerse, kendi yoldaslarini, yardim eden halki, savas malzemelerini ve parti hakkinda bildigi gizli sirlari düsmana açiklamayacak. Ama sunuda gözönünde bulundurmak gerek, her insan insanlik disi iskencelere dayanamaz. Ve iskencede çözülen birisi, çok genis bir itirafta bulunursa, öbür arkadaslarinida itiraf için tesvik eder. Çünkü kendisine suç ortagi arar ve kendi suçunu böylece hafifletecegini hesaplar. 12 Eylül 1980`de yakalanan Kuzey Kürdistan`li örgüt sempatizanlari üyeler ve yöneticilerinin çogu deneysizdi ne daha önce polis iskencesinden geçmemislerdi, iskence ve sorguyu tanimiyorlardi. Bu yüzden bazilari tamamiyla, bazilari kismi çözüldüler, az bir kesimide hiç sir vermediler. Parmakla sayilacak kadar itirafçi çikti. Tamamen çüzülenler bile sonradan Cezaevlerinde direndiler, örgütlerine özellestiri verdiler ve mahkemelerde siyasi veya ideolojik savunma yaptilar. Gerek Diyarbakir Cezaevide gerekse, Elazig, Erzincan, Antep ve Türkiye cezaevlerindeki itirafçilarin sayisi çok azdi. Bunlarin bazilari Polis iskencesinde zaaflari oldugu için ve cezaevlerinde düsman tarafindan yapilar agir iskencelere dayanamayip itirafçi oldular. Diyarbakir cezaevinde yatanlarin anlatimlari göre 12 Eylülden sonra yapilar agir iskenceler sonucu cezaevinde toplu direnis kirilmis yerini bireysel direnise birakmisti. Ama uygulamalara, askeri egitime katilanlar bile itirafçi olmamis sadece uygulamalara buyun egmisler. Ama 91`de gördüklerim, düsmanin baskisi nisbetten azalmis (belli bir direnis sonucu), disaridan getirilen tüm gida malzemeleri elbiseler aliniyor kantinden alisveris yapiliyordu. Kitap gazete saz getirmek mümkündü. Avukatlarla serbest görüsülebiliniyordu. Ama insanlar TC fasistlerinden degil partilerinden kaçip itirafçi oluyorlardi. Burada bir sorun vardi. Bunu derinligine incelemek gerekiyordu. Bir insani itirafa sürükleyen nedenler olmali, yoksa kimse pat diye halkina ihanet etmez. Baska bir sorun, her itiraf`çi önceden ihanetçi ve ajan degildir. Iskencede her çözülen, ajan ve itirafçi degildir. Eger tamamen düsmana teslim olmus ve onun hesabina çalisiyorsa, o zaman ajan ve itirafçidir. Çünkü yeni görevi yoldaslarini yakalatmak, öldürmek yardim edenleri yakalatmak, bildigi her seyi itiraf etmek halkina ve ülkesine ihanet etmektir. 1980 Cuntasi döneminde yasadigim bir örnege deginmek istiyorum. 1981 Ocak ayinda, Elazig meshur 1800 Evler Iskence merkezindeyken, Bir sabah Elazig Dev_ yol üyesi Ahmet isminde birini hücreye getirdiler. Iskenceye almadan önce 15 dakika direnmesi hakkinda kendisiyle konusup moral verdik. Ama korkudan ayaklari titriyordu. 10 dakika içinde iskencede çözüldü. Önce Dev-yol`un sorumlularini, üylerini, taraftarlarini, (yaklasik 16 Kisi) sonra silah, malzeme ve testirmakinasi (eskiden bildiri için örgütlerce kullanilan küçük matbaa) v.s polise verdi. Iskenceci Polisler Ahmede bir palto giydiriyor, siyah bir gözlük takiyor ve polis arabasinin arkasinda oturtup, Elazig sokaklarinda tanidigi baska Kürt ve Türk örgütlerinin üye ve taaftarlarini bile gösteriyordu. Bir gün Ahmet hücrede: „Canim sikiliyor! Elazig`da güzel zurna çalan biri var, onuda getirteyim bize zurna calsin“ dedi. Her hücrede böyle bir ittirafçi vardi, çünkü polis bunlarin vasitasiyla konusulanlardan, kisileri daha fazla çözmek için bilgi istiyordu. Bunlar düzenli olarak polise bilgi veriyorlardi. Bunlara tepki gösterenlere ek iskence yapiliyordu. Bir ay sonra Ahmede Hücre anahtarlari verildi ve Gardiyanlarla birlikte Hücrelere yemek dagitiyordu. Hatta bunlar konusmadan (iskence yapilanlarin gözü kapali oldugu için görmüyorlardi) iskencelere bile katiliyorlardi. Ahmet aksam yine hücreye kapatiliyordu. Birkaç ay sonra Elazig cezaevinde gördügüm ahmet, yatagi üzerinde oturmus kendi kendine konusuyordu. Kitleden tecrit edilmis ve itiraflarindan dolayi psikolojisi buzulmustu. Ahmet yakalanmadan önce itirafçi degildi. Türkiye devrimi için yola çikmisti, ama zayif karakterliydi ve iskenceye dayanamadi. Aslind sinirli itrafçilari tamamen düsmanin saflarina atmaka akilica bir politika degildir. En azinda tarfsizlastirmak bile iyidir. Ahmet bu psikoloji içinde, hep normal politik tutuklularin içinde kaldi. Ve tüm direnislere katiliyordu. Devam edecekCemsit aliki
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.