Siyaset

Devlette 'savaş lordları' yaratıldı

Alixan Aras · 20.03.2006 · 2 görüntülenme

Devlette 'savaş lordları' yaratıldı

Savcı, 'Şemdinli lokal değil, emir-komutayla merkezde planlandı' diyorSavcıya göre devlette ve PKK'da, Afganistan'daki gibi 'savaş lordları' var NEDEN? Mümtaz'er Türköne Şemdinli davası, Cumhuriyet tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olmaya aday gözüküyor. Savcının iddianamesinin ve iddianamede adı geçen Org. Büyükanıt etrafında estirilen fırtınanın yarattığı toz duman, aslında bazı büyük gerçekleri gözlerden sakladı. Belki de o fırtınanın gizli amaçlarından biri buydu. Van Savcısı'nın iddianamesi, ciddi bir biçimde devletin içinde demokratik düzene kasteden bir güç olduğunu söylüyor. Ve özellikle jandarma teşkilatını sorguluyor. Van Savcısı'nın iddianamesindeki görüşlerle, son dönemde ülkenin birçok yerindeki değişik olaylarda jandarmanın suça bulaştığının ortaya çıkması arasında da bir paralellik görülebiliyor. Şemdinli davası toplum tarafından ciddiyetle izlenirse, bu dava derinliğine ortaya konmamış birçok olayın ve konunun tartışılmasına yol açacak. 80 öncesinde Ülkü Ocakları Genel Merkezi yöneticiliği ve bir dönem de Tansu Çiller'in danışmanlığını yapan siyaset bilimci Prof. Mümtaz'er Türköne, Van Savcısı'nın iddialarının önemini ve bu davanın nerelere kadar uzanabileceğini anlattı. Org. Büyükanıt'ın ismi, Van Savcısı'nın birçok önemli iddiasının kenara bırakılmasına neden oldu. Savcı, Şemdinli'deki bombalamaya karışanlar hakkındaki iddianamesinde, 'Bölücülüğe karşı mücadele ettiklerini' söyleyen jandarma astsubaylarını 'devletin bütünlüğünü bozmakla' suçluyor. Jandarmaların bombalama eylemini neye dayanarak 'bölücülük' olarak değerlendiriyor savcı? Şemdinli iddianamesinin iskeletini şöyle bir mantık silsilesi oluşturuyor: 'Eylemler yapılacak. Halk bu eylemlere öfke duyacak. Bu eylemler bölge halkının ayrılıkçı bilincini yükseltecek, bundan da terör çıkacak ve güvenlik kuvvetleriyle yöre halkı çatışacak. Böylece Türkiye'nin güvenlik sorunu çok acil ve önemli bir soruna dönüşecek. Bu durum, merkezdeki bürokratik elitlerce sivil hükümete karşı bir iktidar, bir güç aracı olarak kullanılacak.' Bürokratik elitler kim? Savcı, net olarak 'askeri bürokrasiyi' kastediyor. Şunu söylüyor. 'Şemdinli, lokal bir olay değildir. Bu, merkezde planlanan, uygulamaya sokulan, emir- komuta zinciriyle yukarıdan aşağıya doğru inen bir olaydır' diyor. Yani, Şemdinli olayı, bürokratik elitlerin demokratik siyaseti, özgürlükleri bastırarak, kendi iktidar alanlarını genişletme planıdır. Savcının söylediği bu. Savcının böyle düşünmesinin dayanağı ne peki? Savcı, olayları devlet görevlilerinin kışkırttığını ve bunun sistematik, planlı bir faaliyet olduğunu söylüyor. Devlet görevlilerini, halkı devlete karşı kışkırtacak eylemler yapmakla suçluyor. Savcı, ifadeleri ve olayları yan yana getirerek bu sonucu çıkarıyor. Mesela Diyarbakır'daki olaylardan da bahsediyor. Aynı günlerde korucuların yakalandığı Van'da da patlamalar yaşanıyor. İddianamede, Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıt dahil, general rütbesinde bir sürü asker var. Aslında savcının söylediklerinden şu çıkıyor. Güneydoğu'da yıllardır süren terör, aynı Afganistan'daki gibi bizde de 'savaş lordları' yaratmış. PKK tarafında da, devlet tarafında da terörden beslenen, gücünü ve sahip olduklarını terörle sağlayan, uyuşturucu, haraç her türlü işi yapan, elindeki imkân ve yetkiyi kendi çıkarına kullanan 'savaş lordları' ortaya çıkmış. Nitekim görüyoruz. Şimdi bu mafya örgütlenmeleri G.Doğu'dan kalkıyor, Bursa'da, İstanbul'da, sahneye çıkıyor. İki astsubayın tek başlarına 'devletin bütünlüğünü bozmaya' gücü yetmeyeceğine göre, savcı zaten bu suçlamasıyla bir 'suç zincirinin varlığını' kabul etmiş olmuyor mu? İddianamede bir sürü isim zikrediyor. Kamuoyunun önemsemesi gereken nokta şu. Eğer Van Savcısı'nın söylediği gibi devletin içinde, Ankara'daki iktidar oyununu etkilemeyi planlayan gizli bir örgüt varsa, bu örgüt lokal olarak bir yerde hata yaptığı zaman, olayın ipucunu o lokal olayda yakalayıp takip etmemiz gerekiyor. Savcının Şemdinli olayında kurduğu mantık ve yapmaya çalıştığı bu. Savcı, 'devletin içinde gizli bir örgütlenme olduğunu, emirlerin Ankara'dan alındığını' ima ediyor. Savcıya göre, bu illegal örgütlenme hangi kurumda peki? Bu paralel örgütlenmenin jandarma bünyesinde olduğunu iddianamede verdiği isimlerle ve imalarla söylüyor savcı. İddianamede Hava ve Deniz Kuvvetlerinden hiç bahsedilmiyor. Suçlanan isimlerin büyük çoğunluğu jandarmadan. İddianamede, çok sayıda generalin ismi geçiyor. Kitapçıyı bombalarken yakalanan astsubaylar, dava sonucunda bu suçtan mahkûm olurlarsa, onların suç ortaklarının da otomatikman aranması gerekmiyor mu? Yargılama sonucunda bombalamanın iki jandarma görevlisi tarafından gerçekleştirildiği tespit edilirse, onlara görev iznini veren alay komutanından başlayarak bütün jandarma örgütünün tepeye kadar sorumluluğunun soruşturulması gerekiyor. Olayın olduğu gün Org. Büyükanıt'ın yakalanan astsubay için 'iyi çocuk' dediğini herkes hatırlıyor da, Jandarma Genel Komutanı'nın 'Bu olay lokal bir olaydır' demesini nedense kimse hatırlamıyor. Şemdinli iddianamesi çok ciddi bir iddianame. Savcının iddialarının biraz değişiğini, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Meclis'te dile getirdi. O da, 'Yerel kamu otoritelerinde çeteleşmenin kuvvetle muhtemel olduğunu' söyledi. Savcı, istihbarat başkanı gibi devletin bazı görevlileri, Şemdinli olayında devletin içindeki bir çeteleşmeyi mi tespit ettiler? Devletin içinde çeteleşme olduğuna dair endişelenmemizi haklı gösterecek yeteri kadar delil sunuyorlar bize. Savcı çeteleşmeyi iddia ediyor, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı da çeteleşmeyi ima ediyor. Bunlar çok ciddi iddialar. Çünkü güvenlik gücünü oluşturanlara, ülkede kamu otoritesini temsil etmeleri, düzeni sağlamaları, terörü engellemeleri için yasal yetkiler ve silahlar veriyorsunuz. Şimdi bu çeteleşme ve kanun dışına çıkma iddiaları kamunun rahatlatılması için araştırılmalıdır. Jandarma, Susurluk skandalından beri çeşitli suçlamaların odak noktasında duruyor hep. Jandarmanın tam statüsü ne? Kime bağlı, kim tarafından yönetiliyor? Bir iç güvenlik örgütü olan jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı gözüküyor ama sivil denetimin jandarmada pek önemi yok. Jandarma, Silahlı Kuvvetler'in hiyerarşisi içinde Genelkurmay'a bağlı bir örgüt. Aslında jandarma kır polisi görevini yapan bir örgüttür. Ama Türkiye'nin yüzölçümünün yüzde 95'ine jandarma egemendir. Tatil yöreleri, büyük şehirlerin içi sayılacak yerler bile jandarma bölgesidir. Birçok olayın içinden jandarma çıkıyor. En son Bursa'da bir jandarma alay komutanı yakalandı. Jandarmanın adı neden suçla birlikte bu kadar sık anılmaya başladı? Van Savcısı'nın iddianamesinden anlamaya çalıştığımız konu da bu zaten. Niçin birçok olayın içinden jandarma çıkıyor? İddia edilen 'gizli örgütlenme, çeteleşme' jandarmanın bünyesinde mi? Cevabını aradığımız soru bu. Savcının iddianamesi bu konuda ciddi şüphe uyandırıyor. Diğer tarafta da jandarma sürekli yetkilerini artırmaya, emniyetin yaptığı işlerin jandarmaya aktarılmasına çalışıyor. Jandarma niye şehirlerdeki gücünü artırmaya çalışıyor? Askerlerin, iç güvenlikte yetkilerini ve güçlerini artırma çabası olarak da yorumlanabilir bu. Mesela jandarma en son olarak mali denetim yetkisi istedi. Mali Polis'in benzerini jandarmada oluşturup, şirketlerin vergi, karapara operasyonlarını, suçlarını takip etmek istedi. Bu, jandarma için çok ciddi bir iktidar imkânıdır. Ayrıca jandarma istihbarat, kriminal ve trafikte de gelişti. Oysa bunun bir maliyeti var. Kriminal laboratuvarları çok pahalıdır. Şimdi bu hem şehirde alay komutanlıklarında, hem de emniyette var. Devletin aynı işi iki ayrı birimde tekrarlanıyor. Bu durum, iç güvenlikten sorumlu iki kurumu çatışmaya sürüklüyor. Jandarma ile emniyet teşkilatı arasında bir sürtüşme mi var? Polisle jandarma arasındaki sürtüşme kurumlaşmıştır. Polis jandarmanın, jandarma da polisin açığını arar derler. İç güvenlik için bugün jandarma gücüne ihtiyaç var mı? Modern dünyanın yaptığını yapsak, emniyetin örgütlenmesini 'kır polisi' şeklinde kıra yayıp tek bir otoriteye bağlamamız ve jandarmanın asker kişilerce iç güvenlik hizmeti vermesini kaldırmamız gerekir. Gelişmiş dünyada, sadece Fransa ve İtalya'da jandarma var. Fakat oradaki jandarma da asker değil, ordunun bünyesinde bir birim değil. Sivil merkezi veya yerel otoriteye bağlı kır polisi oradaki jandarma. Peki biz neden iki ayrı iç güvenlik birimi kullanmakta ısrarlıyız? Jandarma, iç güvenlik hizmetini ucuza getirme endişesi üzerine inşa edilmiş. Buna göre, maaşlı polis memuru yerine askerliğini yapan uzman olmayan, eğitimsiz çocuklarla iç güvenlik hizmeti veriyorsunuz. 1879'da Fransa'dan uzmanlar getirilmiş ve jandarma örgütü kurulmuş. Ama artık çağa uygun rasyonel, verimli, denetlenebilir bir iç güvenlik hizmeti için kır polisini ve kent polisini tek bir otoriteye bağlamak gerekiyor. AB sürecinde jandarmanın yetkileri mecburen azaltılacak. Çünkü jandarmanın yetkilerinin artırılması, polise kıyasla özerkliğinin güçlendirilmesi, askeri otoritenin tam anlamıyla sivil alanlarda egemen olması ve bu egemenliğin kurumlaşması anlamına geliyor. AB'ye uyum için MGK'nın yapısında siviller lehine değişiklik yapıldı. Şimdi jandarmanın yetkilerini artırarak bu değişiklik dengelenmeye çalışılıyor herhalde. Refahyol kükümeti döneminde, silahlı bir güç olan polisler İstanbul'da bir isyana kalkışmıştı. Silahlarını havaya kaldırıp, kurt işaretleriyle yürümüşlerdi. Acaba bu olayın, polise karşı duyulan güvensizlikte ve jandarmanın yetkilerini artırma isteğinde etkisi oldu mu? O dönemde Erbakan, jandarmanın yetkisini artıran kanunlar çıkarttı. Teklifler Genelkurmay'dan geldi ve Erbakan, askerlerin kendi yönetimlerinde bile çıkartmaya cesaret edemeyeceği kanunları çıkarttı. AKP hükümetinin hazırladığı 'Kamu Yönetimi Reformu' taslağında jandarmanın yetkilerini azaltan düzenlemeler vardı. Hükümetle asker arasında ciddi tartışma oldu ve bu düzenlemeler taslaktan çıkarıldı. Bakın... Türkiye'de şöyle bir sistem işliyor. Ankara'da zırhlı birlikler tümeni var. Zırhlı birlik dediğiniz devasa tanklar... Bunlar savaşta önde gidecek araçlardır. Sınırda olmaları gerekir. Ankara'da zırhlı tümenin ne işi var? Bunların Ankara'da durmasının darbe dışında hiçbir anlamı yok. Darbe yapınca tanklar caddelere çıkacak. Bir darbe ihtimali hâlâ var mı? Uluslararası konjonktür izin vermezse Türkiye'de darbe olmaz. Zaten 28 Şubat da dış konjonktürün kaldırabileceği nitelikte bir postmodern darbe oldu. Sivil güçler harekete geçirildi. Mesela Ankara'daki Sauna Operasyonu çetenin ötesinde bir cuntanın varlığını gösteriyor. Bu olayda Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı bir yüzbaşı çıktı. Bakanlar hakkında fişlemeler yapmışlar, Ankara'yı yetki bölgelerine ayırmışlar. Siyasi elit hakkında fişlemeler, şehir planları vs, darbe yapmayı düşünen bir cuntanın elinde hazır olması gereken bilgilerdir. Sauna Operasyonu, bir silahlı gücün muhtemel bir darbe hamlesini tamamlayacak olan sivil seferberlikle ilgili olan kısmıydı. Bana bir siyaset bilimci olarak, bu örnekler nasıl bir tablo oluşturuyor diye sorarsanız... 28 Şubat darbesinden daha sofistike teknikleri ve illegal yöntemleri kullanan, toplumu seferber edebilen, sivil topluma nüfuz etmiş ve böylece iktidara doğrudan müdahale etmeyi gerektirmeyecek bir örgütlenmenin yaratılmaya çalışıldığını düşünüyorum ben. Bu örgütlenme kim tarafından nerede oluşturuluyor sizce? Geçen sene marttaki bayrak mitinglerini hatırlayın. Üç çocuk Mersin'de bayrağı yere attı diye Türkiye ayaklandı. Bu, kendiliğinden olan bir şey değildi. İmralı'ya otobüsler gitti, birileri bunu haber aldı, linç girişimleri yaşandı. Bu olayı MHP, Ülkü Ocakları sahiplenmedi. Bunları kim yapıyor? Devlette gizli bir örgütlenmenin varlığından söz ediyorsunuz. Evet. Van Savcısı'nın kastettiği de bu. Ben, bunun sivil ayakları da olan bir örgütlenme olduğunu düşünüyorum. Jandarmanın merkezde olduğu bir örgütlenme bu herhalde. Van Savcısı'nın kastettiği böyle bir şey: Bürokratik elitlerin iktidarını sürdürebilmeleri için kullandıkları bir örgütlenme bu. Şemdinli'ye dönersek... Jandarma görevlileri suç işledikleri iddiasıyla yargılanırsa, bunların yaptıklarından kim sorumlu olacak? İçişleri Bakanı mı, Jandarma Komutanlığı mı, Genelkurmay Başkanı mı? Eğer bir hesap sorulması gerekirse kime hesap sorulacak? Hiyerarşik olarak jandarma astsubaylarının görevlendirme emrini imzalayanlardan başlayarak, yukarıya doğru uzanan bir zincirin bütün halkalarının aydınlatılması gerekir. Bir ast suç işliyorsa, bundan amiri sorumludur. Şemdinli davası, jandarmanın sorgulanmasını gerektirecek bir davadır. Savcının iddiaları doğru çıkarsa, bu davadan jandarma örgütünün tepeden tırnağa sorgulandığı ve tasfiyesinin tartışılacağı bir süreç çıkabilir. Artık şunu görmeliyiz. Devletin bütünlüğünü korumak, halkın refahını sağlamak sadece sivil otoritenin egemen olduğu hukuka bağlı bir devlette mümkündür. Karanlıklardaki otoriteler iktidara egemen olmaya kalktıklarında, bir sürü hukuk dışılık, cinayet, çete ve hırsızlık ortaya çıkar. Eğer Şemdinli davası mantıki sonucuna ulaşırsa, belki Türkiye'yi böyle bir arınmaya götürebilir. Hiçbir yönetim mantığıyla açıklanamayan ikili iç güvenlik örgütlenmesinin kalkmasına, Jandarmanın tasfiyesine yol açabilir. Jandarma geri çekilirse, Van Savcısı'nın iddianamesine göre, daha güvenli ve huzurlu bir G.Doğu'nun sağlanması mümkün olacak mı? Savcı, 'Bu jandarma mensupları halkı tahrik etme suçu işlediler' diyor. Jandarma çekilirse, bölge halkında devletin tarafsız otoritesine, şefkatine, suç işlemediğine dair bir kanaat pekişecek. G.Doğu'da sorun şu. Oradaki bütün otorite sonuçta askeri makamların emrinde. Polis de, sivil otoriteler de... Oysa Kürt sorununu ancak silahlı gücü de emrinde tutan bir sivil otorite çözebilir. Sorunu terörle mücadeleye indirgediğiniz zaman etnik sorunun içinden çıkamıyorsunuz. Şimdi yaşanan bu. Van Savcısı iddianamede aslında jandarmayı mı tartışıyor sizce? Evet, çok çıplak bir şekilde jandarmayı tartışıyor. İlk kez bir savcı asker üniforması giymiş devlet görevlilerini bölücülükle itham ediyor. Onları, yargıya müdahaleyle, hukuk dışılıkla, çete kurmakla veya çeteye yardımcı olmakla suçluyor. Şemdinli davası inşallah hukukun yerleşmesi için bir dönüm noktası olur. Savcı jandarmanın yargılanma sürecini başlattı, macunu tüpten çıkardı. Artık macunu tüpe geri koyamazsınız. Güvenlik kuvvetleri, jandarma suç işledi mi, işlemedi mi, bu suç nereye kadar gidiyor konusunda kamuoyunun tatmin edilmesi gerekiyorRadikalAkt: C.A

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.