BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmed ÖNAL · 28.02.2006 · 2 görüntülenme
Türkiye Cumhuriyeti ve ona ceberut bir nitelik kazandıran resmi ideolojisidir. Bu ideoloji hiçbir bilimsel tartışmaya tehamül edemeyen ve tamamen “resmi” saikle hareket eden, adeta toplumu bu ideoloji ile hipnotize eden, uyuşturan, gerektiğinde hezeyanla sokağa dökenleri teşfik eden, gerektiğinde “Vatan Millet Sakarya” nidalarıyla; her eleştiriyi “vatana, millete, devlete, yöneticilere, askere, gövenlik güçlerine ya da Atatürke ve cumhuriyete hakaret” olarak yorumlayabilen yargıç ve yasalarıyla adeta güvence altına aldığı Türk İslam sentezi üzerinden şekillendirilmiştir. Kendi ekseninde durmayan islamcıları da yerine göre boy hedefine oturtabilmiştir.Tarih boyunca bu coğrafyada hakarete, katliama, hukuksuzluğa uğrayanlar, susturulmuş ve devlet tarafından susturulması gerekenler; devlet ekseninin dışında söz ve düşünce haklarını kullanarak konuşan ve yazanlar olmuştur. Sadece bu kadar da değil, yöneticiler bile aralarındaki çelişkileri bu kavramlara oturtmaya çalışarak birbirlerine galebe çalmaya ve tasfiye etmeye uğraşmışlardır. Birbirlerine garezi olanlar, çok rahatlıkla birbirlerini “ bölücü, vatan –millet-devlet hayini, ermeni dölü, rum tohumu, kıro kürt, pis alevi, sen Türk- Müslüman değimlisin?” diye devlet yetkililerinden tutalım, sokaktan mahkeme salonlarına kadar her tarafta sorgulanmış ve sistemlice sindirilmeye uğraşılmıştır. İnsanlar korku ile terbiye edilmeye, sindirilmeye çalışılmış ve adeta delirtilmış, ufukları karartılmıştır. Bu tutum zaman zaman üst boyutlarda , zaman zaman da aktüel ihtiyaca göre daha mülahim bir tarzda sürdürülmüştür. Mahkemeler devletin bu balans ayarına uygun hareket ederek bağımsız olmadıklarını ortaya koymuşlardır. Basın ve yayın dünyası “ayıp”lı otosansürü bu korku nedeniyle uygulamakta, hatta resmi ideolojinin sesi ve yaygınlaştırıcısı konumuna gelebilmiştir. AB uyum yasaları çerçevesinde esasta hiçbir ilerleme ve değişim sağlanmış değildir. Değişen tek şey TCK’daki rakamlardır. Eğer Türkiyedeki düşünce ve İfade özgürlüğü hakkını kullananlar zaman zaman cezaevlerinde sayısal olarak çoğalıp azalıyorlarsa, bunun TCK’nın demokratikleştirildiği yada demokrasinin geriletildiğine yorumlanması doğru değildir. Orta yerde düşünceyi “SUÇ” sayan ve önceki 141,142,171, vs.yerine 312,159, 3713/8-7 vb’leri yerine de 216, 288,301, 314,305 vs. daha yüzlerce madde ile düşünce ve ifadelerinden dolayı insanlar “suçlu” görülüp cezalandırılmaya devam eden bu hukuk sistemi orta yede duruyorsa nitel bir değişiklikten bahsetmemiz aldatıcı olur. Halen Türkiye Türklerindir, Mutluluk Türklere baş edilmiştir, çalışkanlık ve doğruluk ya da varlığımız Türk varlığına feda edilecekse; ben Kürt kimliğimle, kurban edilmeye devam edileceğim demektir. Bütün bunlara rağmen hırsız yavuz misalindeki gibi, “ırkçı”, “ayrımcı” olan yine biz Kürtler, Ermeniler, Rumlar veya bil cümle “ötekiler” olacağız. Bu kadar da değil,Mevcut ideoloji ve yasaların yanı sıra, Derin devlet kendi sokak gücü MHPyi, savunmanları “milliyetçi avukatlari”, infazcıları korucu, itirafçı, JİTEMci, ve toplumu bir cephede örgütlemeye çalışan Kızıl Elmacı koalisyonunu iktidara taşıma provaları ve derin devletin her kurumda etkinliğini ve kendine özgü savunma ve cezalandırma tarzıyla hiçbir evrensel hukuki gerekçeyi takmaksızın tırmanışını gerçekleştirmektedir. Adeta “Beyaz Türkler eliyle “ötekiler”in linç edilmesi anlayışı yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bu da yetmedi ; şimdi de sivilleri askeri mahkemelere çekip yargilamaya kadar vardırdılarsa bu vahametin vahametidir. Alt –üst’lükler tartışılırken, asker yine « ben en üstüm » gerçekliğini hatırlatma gereğini duydu. Bizim de bu gerçeklikten hareketle analizlerimizi oturtmamız yerinde olmaz mı ? Son 9 Kasım 2005 Şemdinli olayları ve ardındaki tutuklamalarla da derin devletin ne kadar etkin olduğunu ortaya koymuştur. Adeta “taşları bağlayıp köpekleri salıverme” misali yaşanmış, katiller salıverilmiş, katilleri yakalayanlar ve sözde adalete teslim edenler ise şu anda tutukludur. İstisnalar dışında, aydınlarımız da çaresizlik ve korku içerisinde ya da umursamazca yaşanan hukuksuzluğu dile getirmeme tutumlarıyla görmezlikten gelmektedirler. Zira “TCK. 288. madde ürününü bu mesele de de verdi.” demek yanlış mı olur? Bunun da ötesinde gemini ağzına almış millitarizim sivilleri yargılamaya girişti ise « Medeni Avrupa Projesi », AGİK, Kopenhagen kiriterlerini bir tarafa bırakalım, « sevmiyenler terketsi »ne mi sıra geliyor. Düşünce ve ifade özgürlüğü demek, düşüncelerin resmi ideolojinin balans ayarına göre değil, tamamen özgür ve sınırsız olması gerekir. Bu suçu yaygınca işleyenler demokrasi mücadelesine, düşünce ve ifade özgürlüğü savaşımında yer alabilirler. Şok edici, sarsıcı ve toplumu ilerletici düşünceler, ancak gerçek aydınlar ve özgür yaşamı etik değer olarak içselleştirenler üretebilir. L. Yolstoy’un deyimi ile toplumsal değişimi kendimizden başlatarak gerçekleştirebiliriz. Aksi halde değişimi gerçekleştirmek yada ayak uydurmak mümkün olmaz. Resmi ideolojinin savunuculuğu değil, Onu eleştiren düşüncelerin kendilerini ifade etmesi ve korunmasına ihtiyaç vardır. Düşünce ve ifade özgürlüğü varlıkları inkar edilen halklar ve onları dillendiren kavramlar için anlamlıdır. Zira Kürt, Kürdistan, Ermeni, Ermenistan, Alevi, Hiristiyan, Yahudi vs. sözcüklerin devlet tarafından çokça takip edildiği ve kullananların “hain” olarak nitelendirildiği malumumuzdur. Bu kavramları kullanarak tartıştığımız, yazıp çizdiğimiz için adeta bu coğrafyada yaşam bizlere “zehir” edildi. Hayatımız zindanlarda geçti. Zehir yaşama maruz kalmış bizler; “tartışması yasak” hususları azınlık halklarının tarihleriyle birlikte özgürce tartıştığımız oranda, düşüncelerin özgürce ve sınırsız kritik edildiği ve kamuoyunda özgürce tartışıldığı oranda, demokrasinin inşa edileceğini bildiğimiz için devletin bu yasal maddelerine açıkça karşı olduğumuzu fiilimizle yaygınca ortaya koymak durumunda kalıyoruz. Zira demokrasi bilincinin “köylü milletin efendisidir” diye işlendiği, halen 7. yüzyıldaki Arap hukuk felsefesinde kurtuluşu arayan yaygın zihniyetli bir toplumda, ve millet olmak üzere Anadolu ve Mezopotamya topraklarını maddi ve kültürel zenginlikleriyle insanlık mezarı haline getiren Türk şovenizminin yaygınlaştırıldığı bir toplumda yerleştirmek basit ve bedelsiz olmayacaktır. Bu vesile ile düşünce özgürlüğünü savunmak için; ulusal değil, evrensel hukuk benimsenmelidir. Zira Internet ve uydu yayıncılığının bu kadar yaygın kullanıldığı ve teknolojinin devasa boyutlarda geliştiği dünyamızda, 1940 yıllarında Faşist İtalya’dan ithal ettiğimiz ve “değiştirdik” deyip farklı rakamlarla uygulanagelen TCK. sersefil ve yaygın uygulanamaz durumdadır. Zira TCK’nın uygulanamaz oluşunda aydınların mücadelesinden ziyade çağın, teknolojinin ve bilimin geldiği düzey belirleyici olmuştur. Her akşam o yargılandığımız kavramları yani “Kürdistan” , “Çete devlet”, “Kemalizm çağa cevap vermiyor” diye eleştiren ve cezayi müeyidelere maruz bırakıldığımız deyimlerle hep karşılaşıyorum. Bunu izlediğimiz beş Kürtçe TV başta olmak üzere ve pek çok TV kanalında izlemekteyiz. Tabi burada galiba fiziki olarak Türkiye de olmamız, mahkemelere gidecek ve “yargılanabilir” durumda olmamızdan kaynaklıdır aldığımız ceza ve mağduriyetimiz…Gerçeğin öğrenilmesinden korkanlar düşünce özgürlüğünü yasaklar. Düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı duranlar bir gün bu erdemli kelimeciklerin kendilerine de lazım olabileceğini hesaplamalıdırlar...Zira tarih sürprizlerle doludur. DEĞİŞİMİ KENDİNDE DEĞİL,RAKAMLARDA GÖREN ÜLKE TÜRKİYE: 141 =312 = 216 =143/171 =158/159 = 301/305 =3713/8= 314/220 ve bunlar gibi Musalini İtalyasından ithal edilen 300 rakam..1- Batının Yeni Doğu Seferi/ Hayri Argav, isimli kitabın içindeki yazılardan dolayı 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesine aykırılıktan dolayı açılan ve İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin(Yeni 12 Ağır Ceza Mahkemesi) 2000/310 Esas sayılı dosyasıyla görülen davada mahkemenin 24.10.2001 gün ve 2001/320 K. Sayılı hükmüyle neticeten 1.110.330.000.- TL ağır para cezasına çarptırılmış karar kesinleşmiştir. AİHM’e yaptığımız bireysel başvuru “kabul edilebilir!” bulunmuştur. 2- Tutkular ve Tutsaklar / Evin Çiçek, adlı kitabın içerisinde yer alan yazıların Basın Kanununa aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada 16.09.2003 gün 2001/1250 Esas 2003-390 Karar sayılı hükmüyle sanık neticeten 1yıl 6 ay Hapis cezası almış karar; Yargıtay’ca bozulmuştur. Dava halen sürmektedir. Duruşma günü 29.03.2006 saat 10.30’dur.3- Dersimde Alevilik/ Munzur Çem/ Hüseyin Beysülün, adlı kitabın içinde yer alan bazı ifadelerin Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Yasaya aykırılıktan dolayı açılan ve Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002 / 711 Esas sayılı dosyasıyla görülen dava devam etmektedir. Duruşma günü 09.06.2006 saat 11.00’dır.4- Dersimde Alevilik/ Munzur Çem/ Hüseyin Beysülün, adlı kitabın içinde yer alan bazı ifadelerin Eski TCK’nın 312. maddesine aykırılığı dolayısıyla İstanbul 5. Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi) 31.12.2002 gün 2002 / 183 Esas 2002 / 309 Karar sayılı hükmüyle 1 yıl 8 ay Hapis Cezasına hükmedilmiş neticeten 6.050.000.000- TL para cezasına çevrilmiştir. AİHM’de bireysel başvurumuz “kabul edilebilir!” bulunmuş ve dava devam etmektedir.5- ‘’Teyre Baz Yada Bir Kürt İşadamı Hüseyin Baybaşin’’ Mahmut Baksi, adlı kitabın içerisinde yer alan ifadelerin Basın Kanunu’nun 16. maddesi ve TCK’NIN 158. Maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004–36 Esas 2004–74 Karar sayılı 22.03.2004 günlü kararı ile neticeten 1.690.000.000.- TL Ağır para cezasına çevrilen ceza Yargıtay’ca bozulmuş, yeni yargılama sonucunda 07.02.2006 günlü duruşmada İki yıl verilen ceza paraya çevrilerek, neticeten 1.690.-YTL Para cezası verilmiştir. Karara itiraz edilecek, temyiz edilmek üzere yargıtaya gidilecektir.6- ‘’Teyre Baz Yada Bir Kürt İşadamı Hüseyin Baybaşin’’ Mahmut Baksi, adlı kitabın içerisinde yer alan ifadelerin, TCK’nin 312. Maddesine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve İstanbul 5. Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi) 2002- 145 Esas 2002–226 Karar 07.11.2002 günlü kararıyla NETİCETEN 1.840.410.000.- TL Ağır para cezasına çevrilen ceza Yargıtay’ca onanmış ve kesinleşmiştir. Tarafımızca AİHM’e bireysel şikâyet başvurusu yapılmıştır. Başvurumuz “kabul edilebilir!” bulunmuş ancak şikâyet henüz sonuçlanmamıştır.7- 21. Yüzyıla Girerken Kürtler/ Dr. Naci Kutlay adlı kitabın içerisinde yer alan yazıların Terörle Mücadele Yasasının 8. Maddesine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve İstanbul 6. Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 14.Ağır Ceza Mahkemesi) 2002 -297 Esas 2003 – 162 Karar sayılı ve 12.08.2003 günlü hükmüyle beraat kararı verilmiştir.8- Tutsak Günlerimin Güncesi /Azad Yaşar, adlı kitabın içerisinde yer alan yazıların TCK’nin 312. Maddesine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve İstanbul 2. No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 10.Ağır Ceza Mahkemesi) 2002 -243 Esas 2003 – 43 Karar sayılı ve 11.03.2003 günlü kararıyla beraat kararı verilmiştir.9- Acının Dili Kadın/M. Erol Coşkun, adlı kitabın içeriğindeki yazıların Basın Kanunu’nun 16. maddesi ve TCK’nin 159. Maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve Beyoğlu 2.Asliye Ceza Mahkemesinde görülen ve 08.05.2003 gün 2002 -173 Esas 2003 – 133 Karar sayılı hükmüyle neticeten 2.653.599.000.-TL Ağır Para cezasına çevrilmiştir. Ancak Tarafımızca temyiz edilen karar Yargıtay’ca bozulmuştur. Dava Mahkemenin 2004 – 149 Esasına kayıtlı olarak sürmektedir. Duruşması 02.03.2006 günü saat 10.00’da yapılacaktır.10- Acının Dili Kadın /M. Erol Coşkun, adlı kitabın içerisinde yer alan yazıların TCK’nin 312. Maddesine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve İstanbul 4. Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 12.Ağır Ceza Mahkemesi) 2002- 44 Esas 2003–26 Karar 10.03.2003 günlü kararıyla NETİCETEN 4.398.432.280.- TL Ağır para cezasına çevrilmiştir. Ceza Yargıtay’ca bozulmuş, dava dosyası görevsizlik kararı verilerek Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Beyoğlu 2. Asliye Ceza mahkemesinin 2005- 406 Esas numarasına kayıtlı davanın duruşması 02.03.2006 günü saat 10.30’da görülecektir.11- Diaspora Kürtleri /Hêjarê Şamil, adlı kitabın içeriğindeki yazıların TCK’nin 314/3, 220/8 Maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla(PKK propagandası yapmak) açılan ve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 2005–240 Esasına kayıtlı dava sürmektedir. Davanın ilk duruşması 24.03.2006 günü saat 9.50’de yapılacaktır12- Öcalan’ın Moskova Günleri - Gülnar ve Öcalan/Hêjarê Şamil, adlı kitaptan dolayı örgüt propagandası yapmaktan Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlık No: 2005/45193 ile bir soruşturma yürütülmektedir. Not: 1992’den Mart- 2006’ya kadar :Toplam soruşturma açılan kitap sayısı :………………………………………...... 24Toplam Açılan dava sayısı: ……………………………………………………… 27Toplam Beraat ile sonuçlanan dava Sayısı: ……………………………………… 02Toplam Ertelenen dava Sayısı: …………………………………………………… 13Toplam Devam Eden Dava Sayısı: ………………………………………………… 08Toplam Yargıtay’da Onaylanıp Cezası Kesinleşip, İnfaz Edilen Dava Sayısı: …… 03AİHM’e Yapılan Başvuru Sayısı: ……………………………………………….… 03 Soruşturması açılıp henüz dava açılmayan kitap sayısı…………………………….. 01NOT : DİKKAT !!! Yarin (02/03/2006 ) beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinde Saat 10.30’da « Acının Dili Kadın adına açılan iki dava ve iki duruşmam olacak. Peri yayınları sahibi ve editörü...AHMET ÖNALDEVLET, DÜŞÜNCEDEN VE İFADEDEN KORKACAK KADAR GÜÇLÜDÜR ! Türkiye Cumhuriyeti ve ona ceberut bir nitelik kazandıran resmi ideolojisidir. Bu ideoloji hiçbir bilimsel tartışmaya tehamül edemeyen ve tamamen “resmi” saikle hareket eden, adeta toplumu bu ideoloji ile hipnotize eden, uyuşturan, gerektiğinde hezeyanla sokağa dökenleri teşfik eden, gerektiğinde “Vatan Millet Sakarya” nidalarıyla; her eleştiriyi “vatana, millete, devlete, yöneticilere, askere, gövenlik güçlerine ya da Atatürke ve cumhuriyete hakaret” olarak yorumlayabilen yargıç ve yasalarıyla adeta güvence altına aldığı Türk İslam sentezi üzerinden şekillendirilmiştir. Kendi ekseninde durmayan islamcıları da yerine göre boy hedefine oturtabilmiştir.Tarih boyunca bu coğrafyada hakarete, katliama, hukuksuzluğa uğrayanlar, susturulmuş ve devlet tarafından susturulması gerekenler; devlet ekseninin dışında söz ve düşünce haklarını kullanarak konuşan ve yazanlar olmuştur. Sadece bu kadar da değil, yöneticiler bile aralarındaki çelişkileri bu kavramlara oturtmaya çalışarak birbirlerine galebe çalmaya ve tasfiye etmeye uğraşmışlardır. Birbirlerine garezi olanlar, çok rahatlıkla birbirlerini “ bölücü, vatan –millet-devlet hayini, ermeni dölü, rum tohumu, kıro kürt, pis alevi, sen Türk- Müslüman değimlisin?” diye devlet yetkililerinden tutalım, sokaktan mahkeme salonlarına kadar her tarafta sorgulanmış ve sistemlice sindirilmeye uğraşılmıştır. İnsanlar korku ile terbiye edilmeye, sindirilmeye çalışılmış ve adeta delirtilmış, ufukları karartılmıştır. Bu tutum zaman zaman üst boyutlarda , zaman zaman da aktüel ihtiyaca göre daha mülahim bir tarzda sürdürülmüştür. Mahkemeler devletin bu balans ayarına uygun hareket ederek bağımsız olmadıklarını ortaya koymuşlardır. Basın ve yayın dünyası “ayıp”lı otosansürü bu korku nedeniyle uygulamakta, hatta resmi ideolojinin sesi ve yaygınlaştırıcısı konumuna gelebilmiştir. AB uyum yasaları çerçevesinde esasta hiçbir ilerleme ve değişim sağlanmış değildir. Değişen tek şey TCK’daki rakamlardır. Eğer Türkiyedeki düşünce ve İfade özgürlüğü hakkını kullananlar zaman zaman cezaevlerinde sayısal olarak çoğalıp azalıyorlarsa, bunun TCK’nın demokratikleştirildiği yada demokrasinin geriletildiğine yorumlanması doğru değildir. Orta yerde düşünceyi “SUÇ” sayan ve önceki 141,142,171, vs.yerine 312,159, 3713/8-7 vb’leri yerine de 216, 288,301, 314,305 vs. daha yüzlerce madde ile düşünce ve ifadelerinden dolayı insanlar “suçlu” görülüp cezalandırılmaya devam eden bu hukuk sistemi orta yede duruyorsa nitel bir değişiklikten bahsetmemiz aldatıcı olur. Halen Türkiye Türklerindir, Mutluluk Türklere baş edilmiştir, çalışkanlık ve doğruluk ya da varlığımız Türk varlığına feda edilecekse; ben Kürt kimliğimle, kurban edilmeye devam edileceğim demektir. Bütün bunlara rağmen hırsız yavuz misalindeki gibi, “ırkçı”, “ayrımcı” olan yine biz Kürtler, Ermeniler, Rumlar veya bil cümle “ötekiler” olacağız. Bu kadar da değil,Mevcut ideoloji ve yasaların yanı sıra, Derin devlet kendi sokak gücü MHPyi, savunmanları “milliyetçi avukatlari”, infazcıları korucu, itirafçı, JİTEMci, ve toplumu bir cephede örgütlemeye çalışan Kızıl Elmacı koalisyonunu iktidara taşıma provaları ve derin devletin her kurumda etkinliğini ve kendine özgü savunma ve cezalandırma tarzıyla hiçbir evrensel hukuki gerekçeyi takmaksızın tırmanışını gerçekleştirmektedir. Adeta “Beyaz Türkler eliyle “ötekiler”in linç edilmesi anlayışı yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bu da yetmedi ; şimdi de sivilleri askeri mahkemelere çekip yargilamaya kadar vardırdılarsa bu vahametin vahametidir. Alt –üst’lükler tartışılırken, asker yine « ben en üstüm » gerçekliğini hatırlatma gereğini duydu. Bizim de bu gerçeklikten hareketle analizlerimizi oturtmamız yerinde olmaz mı ? Son 9 Kasım 2005 Şemdinli olayları ve ardındaki tutuklamalarla da derin devletin ne kadar etkin olduğunu ortaya koymuştur. Adeta “taşları bağlayıp köpekleri salıverme” misali yaşanmış, katiller salıverilmiş, katilleri yakalayanlar ve sözde adalete teslim edenler ise şu anda tutukludur. İstisnalar dışında, aydınlarımız da çaresizlik ve korku içerisinde ya da umursamazca yaşanan hukuksuzluğu dile getirmeme tutumlarıyla görmezlikten gelmektedirler. Zira “TCK. 288. madde ürününü bu mesele de de verdi.” demek yanlış mı olur? Bunun da ötesinde gemini ağzına almış millitarizim sivilleri yargılamaya girişti ise « Medeni Avrupa Projesi », AGİK, Kopenhagen kiriterlerini bir tarafa bırakalım, « sevmiyenler terketsi »ne mi sıra geliyor. Düşünce ve ifade özgürlüğü demek, düşüncelerin resmi ideolojinin balans ayarına göre değil, tamamen özgür ve sınırsız olması gerekir. Bu suçu yaygınca işleyenler demokrasi mücadelesine, düşünce ve ifade özgürlüğü savaşımında yer alabilirler. Şok edici, sarsıcı ve toplumu ilerletici düşünceler, ancak gerçek aydınlar ve özgür yaşamı etik değer olarak içselleştirenler üretebilir. L. Yolstoy’un deyimi ile toplumsal değişimi kendimizden başlatarak gerçekleştirebiliriz. Aksi halde değişimi gerçekleştirmek yada ayak uydurmak mümkün olmaz. Resmi ideolojinin savunuculuğu değil, Onu eleştiren düşüncelerin kendilerini ifade etmesi ve korunmasına ihtiyaç vardır. Düşünce ve ifade özgürlüğü varlıkları inkar edilen halklar ve onları dillendiren kavramlar için anlamlıdır. Zira Kürt, Kürdistan, Ermeni, Ermenistan, Alevi, Hiristiyan, Yahudi vs. sözcüklerin devlet tarafından çokça takip edildiği ve kullananların “hain” olarak nitelendirildiği malumumuzdur. Bu kavramları kullanarak tartıştığımız, yazıp çizdiğimiz için adeta bu coğrafyada yaşam bizlere “zehir” edildi. Hayatımız zindanlarda geçti. Zehir yaşama maruz kalmış bizler; “tartışması yasak” hususları azınlık halklarının tarihleriyle birlikte özgürce tartıştığımız oranda, düşüncelerin özgürce ve sınırsız kritik edildiği ve kamuoyunda özgürce tartışıldığı oranda, demokrasinin inşa edileceğini bildiğimiz için devletin bu yasal maddelerine açıkça karşı olduğumuzu fiilimizle yaygınca ortaya koymak durumunda kalıyoruz. Zira demokrasi bilincinin “köylü milletin efendisidir” diye işlendiği, halen 7. yüzyıldaki Arap hukuk felsefesinde kurtuluşu arayan yaygın zihniyetli bir toplumda, ve millet olmak üzere Anadolu ve Mezopotamya topraklarını maddi ve kültürel zenginlikleriyle insanlık mezarı haline getiren Türk şovenizminin yaygınlaştırıldığı bir toplumda yerleştirmek basit ve bedelsiz olmayacaktır. Bu vesile ile düşünce özgürlüğünü savunmak için; ulusal değil, evrensel hukuk benimsenmelidir. Zira Internet ve uydu yayıncılığının bu kadar yaygın kullanıldığı ve teknolojinin devasa boyutlarda geliştiği dünyamızda, 1940 yıllarında Faşist İtalya’dan ithal ettiğimiz ve “değiştirdik” deyip farklı rakamlarla uygulanagelen TCK. sersefil ve yaygın uygulanamaz durumdadır. Zira TCK’nın uygulanamaz oluşunda aydınların mücadelesinden ziyade çağın, teknolojinin ve bilimin geldiği düzey belirleyici olmuştur. Her akşam o yargılandığımız kavramları yani “Kürdistan” , “Çete devlet”, “Kemalizm çağa cevap vermiyor” diye eleştiren ve cezayi müeyidelere maruz bırakıldığımız deyimlerle hep karşılaşıyorum. Bunu izlediğimiz beş Kürtçe TV başta olmak üzere ve pek çok TV kanalında izlemekteyiz. Tabi burada galiba fiziki olarak Türkiye de olmamız, mahkemelere gidecek ve “yargılanabilir” durumda olmamızdan kaynaklıdır aldığımız ceza ve mağduriyetimiz…Gerçeğin öğrenilmesinden korkanlar düşünce özgürlüğünü yasaklar. Düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı duranlar bir gün bu erdemli kelimeciklerin kendilerine de lazım olabileceğini hesaplamalıdırlar...Zira tarih sürprizlerle doludur. DEĞİŞİMİ KENDİNDE DEĞİL,RAKAMLARDA GÖREN ÜLKE TÜRKİYE: 141 =312 = 216 =143/171 =158/159 = 301/305 =3713/8= 314/220 ve bunlar gibi Musalini İtalyasından ithal edilen 300 rakam..1- Batının Yeni Doğu Seferi/ Hayri Argav, isimli kitabın içindeki yazılardan dolayı 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesine aykırılıktan dolayı açılan ve İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin(Yeni 12 Ağır Ceza Mahkemesi) 2000/310 Esas sayılı dosyasıyla görülen davada mahkemenin 24.10.2001 gün ve 2001/320 K. Sayılı hükmüyle neticeten 1.110.330.000.- TL ağır para cezasına çarptırılmış karar kesinleşmiştir. AİHM’e yaptığımız bireysel başvuru “kabul edilebilir!” bulunmuştur. 2- Tutkular ve Tutsaklar / Evin Çiçek, adlı kitabın içerisinde yer alan yazıların Basın Kanununa aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada 16.09.2003 gün 2001/1250 Esas 2003-390 Karar sayılı hükmüyle sanık neticeten 1yıl 6 ay Hapis cezası almış karar; Yargıtay’ca bozulmuştur. Dava halen sürmektedir. Duruşma günü 29.03.2006 saat 10.30’dur.3- Dersimde Alevilik/ Munzur Çem/ Hüseyin Beysülün, adlı kitabın içinde yer alan bazı ifadelerin Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Yasaya aykırılıktan dolayı açılan ve Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002 / 711 Esas sayılı dosyasıyla görülen dava devam etmektedir. Duruşma günü 09.06.2006 saat 11.00’dır.4- Dersimde Alevilik/ Munzur Çem/ Hüseyin Beysülün, adlı kitabın içinde yer alan bazı ifadelerin Eski TCK’nın 312. maddesine aykırılığı dolayısıyla İstanbul 5. Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi) 31.12.2002 gün 2002 / 183 Esas 2002 / 309 Karar sayılı hükmüyle 1 yıl 8 ay Hapis Cezasına hükmedilmiş neticeten 6.050.000.000- TL para cezasına çevrilmiştir. AİHM’de bireysel başvurumuz “kabul edilebilir!” bulunmuş ve dava devam etmektedir.5- ‘’Teyre Baz Yada Bir Kürt İşadamı Hüseyin Baybaşin’’ Mahmut Baksi, adlı kitabın içerisinde yer alan ifadelerin Basın Kanunu’nun 16. maddesi ve TCK’NIN 158. Maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004–36 Esas 2004–74 Karar sayılı 22.03.2004 günlü kararı ile neticeten 1.690.000.000.- TL Ağır para cezasına çevrilen ceza Yargıtay’ca bozulmuş, yeni yargılama sonucunda 07.02.2006 günlü duruşmada İki yıl verilen ceza paraya çevrilerek, neticeten 1.690.-YTL Para cezası verilmiştir. Karara itiraz edilecek, temyiz edilmek üzere yargıtaya gidilecektir.6- ‘’Teyre Baz Yada Bir Kürt İşadamı Hüseyin Baybaşin’’ Mahmut Baksi, adlı kitabın içerisinde yer alan ifadelerin, TCK’nin 312. Maddesine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve İstanbul 5. Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi) 2002- 145 Esas 2002–226 Karar 07.11.2002 günlü kararıyla NETİCETEN 1.840.410.000.- TL Ağır para cezasına çevrilen ceza Yargıtay’ca onanmış ve kesinleşmiştir. Tarafımızca AİHM’e bireysel şikâyet başvurusu yapılmıştır. Başvurumuz “kabul edilebilir!” bulunmuş ancak şikâyet henüz sonuçlanmamıştır.7- 21. Yüzyıla Girerken Kürtler/ Dr. Naci Kutlay adlı kitabın içerisinde yer alan yazıların Terörle Mücadele Yasasının 8. Maddesine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve İstanbul 6. Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 14.Ağır Ceza Mahkemesi) 2002 -297 Esas 2003 – 162 Karar sayılı ve 12.08.2003 günlü hükmüyle beraat kararı verilmiştir.8- Tutsak Günlerimin Güncesi /Azad Yaşar, adlı kitabın içerisinde yer alan yazıların TCK’nin 312. Maddesine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve İstanbul 2. No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 10.Ağır Ceza Mahkemesi) 2002 -243 Esas 2003 – 43 Karar sayılı ve 11.03.2003 günlü kararıyla beraat kararı verilmiştir.9- Acının Dili Kadın/M. Erol Coşkun, adlı kitabın içeriğindeki yazıların Basın Kanunu’nun 16. maddesi ve TCK’nin 159. Maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve Beyoğlu 2.Asliye Ceza Mahkemesinde görülen ve 08.05.2003 gün 2002 -173 Esas 2003 – 133 Karar sayılı hükmüyle neticeten 2.653.599.000.-TL Ağır Para cezasına çevrilmiştir. Ancak Tarafımızca temyiz edilen karar Yargıtay’ca bozulmuştur. Dava Mahkemenin 2004 – 149 Esasına kayıtlı olarak sürmektedir. Duruşması 02.03.2006 günü saat 10.00’da yapılacaktır.10- Acının Dili Kadın /M. Erol Coşkun, adlı kitabın içerisinde yer alan yazıların TCK’nin 312. Maddesine aykırı olduğu iddiasıyla açılan ve İstanbul 4. Devlet Güvenlik Mahkemesinin( Yeni 12.Ağır Ceza Mahkemesi) 2002- 44 Esas 2003–26 Karar 10.03.2003 günlü kararıyla NETİCETEN 4.398.432.280.- TL Ağır para cezasına çevrilmiştir. Ceza Yargıtay’ca bozulmuş, dava dosyası görevsizlik kararı verilerek Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Beyoğlu 2. Asliye Ceza mahkemesinin 2005- 406 Esas numarasına kayıtlı davanın duruşması 02.03.2006 günü saat 10.30’da görülecektir.11- Diaspora Kürtleri /Hêjarê Şamil, adlı kitabın içeriğindeki yazıların TCK’nin 314/3, 220/8 Maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla(PKK propagandası yapmak) açılan ve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 2005–240 Esasına kayıtlı dava sürmektedir. Davanın ilk duruşması 24.03.2006 günü saat 9.50’de yapılacaktır12- Öcalan’ın Moskova Günleri - Gülnar ve Öcalan/Hêjarê Şamil, adlı kitaptan dolayı örgüt propagandası yapmaktan Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlık No: 2005/45193 ile bir soruşturma yürütülmektedir. Not: 1992’den Mart- 2006’ya kadar :Toplam soruşturma açılan kitap sayısı :………………………………………...... 24Toplam Açılan dava sayısı: ……………………………………………………… 27Toplam Beraat ile sonuçlanan dava Sayısı: ……………………………………… 02Toplam Ertelenen dava Sayısı: …………………………………………………… 13Toplam Devam Eden Dava Sayısı: ………………………………………………… 08Toplam Yargıtay’da Onaylanıp Cezası Kesinleşip, İnfaz Edilen Dava Sayısı: …… 03AİHM’e Yapılan Başvuru Sayısı: ……………………………………………….… 03 Soruşturması açılıp henüz dava açılmayan kitap sayısı…………………………….. 01NOT : DİKKAT !!! Yarin (02/03/2006 ) beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinde Saat 10.30’da « Acının Dili Kadın adına açılan iki dava ve iki duruşmam olacak. Peri yayınları sahibi ve editörü...AHMET ÖNAL
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.