BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
James W. Ceaser · 09.01.2006 · 2 görüntülenme
Batı, ABD için çaba harcamalı Bugün Batı'da dindar kesimler ile din sonrası toplumun savunucuları arasında bir ayrışma bulunduğu su götürmez bir gerçek. Bu iki görüş arasındaki karşıtlık, halihazırda Avrupa ile Amerika arasında ve Amerika'nın kendi içinde, Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında süregiden tartışmanın da temelini oluşturuyor. Ama dış politikamız açısından bakıldığında üzerinde durulması gereken nokta, böylesi bir karşıtlığın var olup olmadığı değil, mevcut uluslararası çatışma ortamını kavrayabilmemiz için bize bir analitik çerçeve sağlayıp sağlamadığıdır. Sağladığını öne sürmek kadar tehlikeli bir görüş olamaz, yalnız bizim çıkarlarımız değil, aynı zamanda demokratik dünyanın da çıkarları açısından. Abesle iştigal bir iddia İslam âleminin galeyana gelmesinin birincil nedenini Amerika'nın dini inancı olarak ortaya atmak fanteziden ibarettir. Amerikalı Hıristiyanların, İslam'a karşı bir 'haçlı seferi'ni desteklediğini ya da dehşetengiz bir düşmanlık beslediğini öne sürmek abesle iştigaldir. Eğer dindar Müslümanlar Batı'da kültürel anlamda bir kötü niyet görüyorsa, bu Amerikalıların dini değerlerinden değil, Batı'nın din sonrası yaklaşımlarından kaynaklanıyor. Batı'da kimilerinin, sırf ötekileri rahatsız etmeyelim diye hayat tarzımızı değiştirmemiz gerektiğini söylemeleri utanç verici. Faydalılık, daha doğrusu dürüstlük adına, bu utancı paylaşanlara tavsiyem, parmaklarını Hıristiyan köktendinciliğe doğrultmadan önce aynaya bakıp kendi hayat tarzlarını görmeleri. Demokrasiyi yaymak için bir politika geliştirme işine gelince, iki köktendincilik tezi hiç de parlak bir rehber koymuyor önümüze. Güçlü dini inanç anlamında kullanıldığında köktendincilik sözcüğü, demokrasi ve açıkça cephe almış radikal İslamcılar ile demokrasi ve özgürlüklerin savunucusu Amerikalı dindarları rahatlıkla aynı kefeye koyuyor. Liberal demokrasiden nasibini almamış kimselerle dindar kimseleri özdeşletirip bir tarafa, din sonrası toplum savunucuları da liberal demokrasinin bekçileri diye bir tarafa koyan görüş, cehaletin daniskası. Her şeyden önce siyaseten ön önemli unsuru görmezden geliyor: Özgürlük ile faşizmin bir türü ya da terörizm arasındaki fark. Dahası söz konusu görüş bu farkın yerine, din sonrası toplum kavramı ile köktendincilik arasındaki muğlak bir kültürel ayrımı koyuyor. Peki ama Amerikan Anayasası'nı destekleyen, ifade özgürlüğü ve inanç özgürlüğü için ant içen, oyunun kurallarına uyan, demokratik siyasete katılan (o demokratik siyaset ki dindarlar Cumhuriyetçileden yana oy kullanmaya başlayana kadar daha ziyade Demokratların etkinlik alanıydı) Amerikalı köktendinciler nasıl olur da demokrasi düşmanı olarak damgalanabilir? Bu insanların tek günahı, eğer günahsa, kürtaj, evlilik ve embriyon araştırmaları gibi konularda din sonrası toplum savunucusu düşünürlerden farklı siyasi tercihleri bulunması. Entelektüel tuzak İki farklı köktendincilik tezi entelektüel bir tuzak ortaya koydu. Batılı ülkeler, Amerikan 'köktendinciliği'ne veryansın etmekle, onu yanlış bir şekilde antidemokratik ve liberal diye tanımlamakla, Ortadoğu'da liberal demokrasi olmayacağı inancına teslim oluyor. Buradaki entelektüeller ABD'deki Hıristiyan sağın demokratik olduğunu kabullenemedikten sonra, Ortadoğu'da İslamcı 'demokratik' rejim ve partiler olabileceğini nasıl kabullenecek? Batı'da kendimizi bu tuzaktan kurtarmadıkça İslam ve demokrasi meselesine önyargısız bakamayız. Önyargısız şu anlama geliyor: İslam ile demokrasinin birbiriyle uyuşmadığını ilan etmeden, veya İslamın demokrasiye Hıristiyanlık'tan daha fazla sorun çıkarmadığını söylemeden, sadece ortadaki gerçeklere bakmak. İslam Hıristiyanlık'tan farklı bir din ve bazı özel sorunlar çıkarabilmesi pekâlâ mümkün. Dışişleri Bakanlığı'nın bir davetiyle geçenlerde Türkiye'ye gitme imkânım oldu. Konuşmamda en çok ilgi çeken bölüm, dinin siyasi hayattaki rolünü dolaysızca açıkladığım bir paragraf oldu: "ABD'de yasal olarak var olan yegâne bir kilise veya din olmadığı gibi, dinin de böylesi bir resmi kimliği yoktur. Ancak iki âlemi yasalarla güçlü bir şekilde birbirinden ayıran birçok kural ve uygulama bulunur (kimilerinin istediğinden çok daha güçlüdürler). Yine de bir bütün olarak bakıldığında din bugün siyasi hayat üzerinde oldukça güçlü bir etkiye sahip; nitekim birçok dindar, dini boyutu olduğuna inandıkları siyasi meselelere dini bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Bu kişilerin görüşleri çoğu zaman din, 'laiklik' ve siyasi argümanların bir karışımı şeklinde sunuluyor, zira dini argümanlar tek başına pek çok kişiyi ikna etmeye yetmiyor. Bir başka ilginç durum daha yaşanıyor. Amerika'da eskiden dönem dönem yaşandığı gibi farklı dinler siyasi arenada birbirleriyle rekabet edip çatışacağına, bugün farklı inançlar arasında gitgide güçlenen bir ittifak oluşuyor, zira bu inançların mensupları doktrinleri arasındaki farklılıklara rağmen birçok ortak kaygılarının olduğunu görüyorlar. Muhafazakâr Protestanlar, Ortodoks Katolikler ve Ortodoks Yahudiler kürtaj politikası, aileleri tanımlama, embriyon araştırmaları gibi konularda sık sık birlikte çalışıyor. ABD'de artan Müslüman nüfusun davranışları hakkındaysa çok az şey biliniyor. Ancak İsrail'i destekleme meselesini saymazsak onlar da isteseler bu gevşek koalisyonun rahatlıkla bir parçası olabilirler." Konuşmamın içinden en çok bu bölüm tartışmaya yol açtı. Dinleyicilerim bu dini grupların demokratik ve modernist karakteri hakkında daha fazla bilgi istiyor, din kontrolüne tabi olmayan bir siyasi yaşamı sürekli kılmaya kendini adamış bir toplumun içinde, din gruplarının kaygılarını ne şekilde öne sürdüklerini merak ediyorlardı. Bu pozisyon birçok açıdan, dinleyicilerden bazılarının bizzat ulaşmak istediğine yakın görünüyordu. Din sonrası yapıyı savunanların iddialarının aksine, öteki toplumlarda demokratik sürece yeni yeni girmeye başlayan dindarlar, Batı'nın postmodern felsefeyi savunanların-dan ziyade dindar çevreleriyle diyaloğa girmeye çok daha fazla ilgi duyuyor. Bu tepkinin pratik siyasetteki etkileri ortada. İki yollu strateji Batı'nın (ve ABD'nin) demokrasiyi yayma siyaseti iki yollu bir strateji izlemek zorunda; biri laik öğelere, diğeri din gruplarına ulaşmalı. Batılı post-dinci liberal demokrasi davasına büyük katkılarda bulunmuş olsa da, İslam ülkelerinde kendi replikalarını üretebileceklerini düşünüyorlarsa kaybetmeye mahkûmlar, zira bu ülkelerin politikaları asla bir Hollanda veya San Francisco politikasına benzemeyeceği gibi, ABD'nin genel siyaseti de buralarınkine benzemeyecektir. Eğer Batı'nın bugünkü demokrasi anlayışı tümüyle post-dinci kültür gibi dar bir fikre dayanırsa, sonunda toplumların sırf etkilemeye çalıştığımız kesimlerini seçer ve onlarla konuşmaya başlarız. Batı ile Ortadoğu arasında verimli bir diyalog olacaksa, toplumlarımızın sunabileceği tüm saygın ve güvenilir özelliklerin ortaya konulması gerekiyor. Batı'da bizler bu diyaloğu dini değil, siyasi bir mesele olarak ele almalıyız. ABD'de az sayıdaki Müslüman haricinde Amerikalıların İslam'la bir alıp veremediği yok. Elde etmeye çalıştığımız sonuç, ABD'ye düşmanca yaklaşmayacak, birlikte iş yapabileceğimiz, istikrarlı ve kendi kendine yetme şansı olabilecek rejimlerin gelişmesi. Bush yönetimi, ne kadar çok sayıda toplum demokratik rejim geliştirirse bu amaçlara da o kadar rahat ulaşılabileceğine inanıyor. Son üç yılın en büyük tartışması bu amacın gerçekten ulaşılabilir bir amaç mı, ütopya mı olduğu üzerineydi. Şu anda deney başlatılmış durumda. Bir başarısızlığı görülmedikçe Batı'nın tüm kesimleri (George Bush'a duydukları antipati nedeniyle toptan karşı çıkanlar hariç), hayal edilebilecek en iyi seçenek olduğundan, bu deneyin başarılı olmasını ümit etmeli ve bunun için çaba harcamalı. Tam da pek çoklarının uygunsuz olduğunu düşündüğü sebepten dolayı, ABD bu değişimi yaymak için çok uygun bir konumda bulunuyor. Günümüz Amerika'sının her ikisi de liberal demokrasiyle dost, güçlü birer dini ve laik bileşen avantajı var. Bunların her biri ülkelerin farklı kesimlerine hitap edebiliyor. Dindarlar ve post-dinciler ABD'de muhtemelen çatışmaya devam edecektir (tartışacak çok meseleleri var), ancak bu ikincil farklılıkların ortak çıkarlarını gölgelemesine izin vermeleri aptallık olur. O çıkar uğruna, hizip kılıçlarımızı demokratik kınlarına sokmamız gerek. (ABD'deki Virginia Üniversitesi'nde öğretim üyesi, ABD dergisi, 7 Kasım 2005) - BİTTİ -
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.