Siyaset

Dönemi Açlık Grevleri ile Karşılamak

Rojhat Badikî · 16.11.2012 · 2 görüntülenme

Dönemi Açlık Grevleri ile Karşılamak

Kurdistan ve Türkiye cezaevlerinde Kürt tutsakların başlattığı açlık grevleri-ölüm oruçları, artık geriye dönülemeyecek bir posizyona, antlaşma olması durumunda bile tutsakların tüm yaşamları boyunca birlikte yaşayacağı büyük tahribatların izlerini taşıyacaklardır. Bazı iyiniyetli yurtseverler uğruna bedenlerini ölüme yatırılan PKK başkanı Abdullah Öcalan ve BDP kongresinin şeref konukları kardeşlerinin açlık grevine girmediğini soruyorlar. Haklıdırlarda, her ne kadar öne sürülen 3 talepten iki Kürtçe anadilde savunma ve ana dilde eğitim olsa bile esas amaç Öcalan’dır

Bir toplum, bir halk, bir vatan’ ın bağımsız ve özgürlüğü, bireyin- Öcalan’ ın özgürlüğüne bağlanması ve uğruna mücadele edilen kişinin( Öcalan) ise, Kurdistan halkı ve ülkesinin özgürlük ve bağımsızlığına karşı tutum ve tavrı bilinmesine rağmen; insanların kutsal yaşam haklarının Öcalana hibe edilmesi sorgulanmayacak –sorgulamayacak mıyız?

Yok amaç Anadilde eğitim-ana dilde savunma ise, düşmanın eline esir düşen tutsak insanları, ölüm orucuna sokmaktansa, TBMM alt komisyonlarında başlatılan yeni anayasa çalışmalarına bu iki öneriyi yapmak kabul edilmezsa bütün komisyonlardan ve TBMM meclisinden çekilerek halka ve dünya kamuoyunu harekete geçirecek, TC’ nin ırkçı-kolonyalist yüzünü teşhir edecek aktivitelere başlanılır.

Daha dön KCK başkanı Karayılan’’ Türkiye’ nin bütünlüğünden....’’ yana olanlara çağrı yapıyordu. Siz sömürgeci Türk devletinin bütünlüğünü savunuyorsanız, 1984 yılından beri, on binlerce Kürt insanını ölüme gönderdiniz? Binlerce Kürt köyü niye yakıldı? Onbinlerce insan neden işkencelerden geçirilip tecavüz edildi? Milyonlarca insan neden Türk metrepollerine sürgün edildi? 26 yıldır sürüp giden savaşta, neden yanlızca Kürtler ve ülkesi Kurdistan, siyasal, ekonomik, sosyal..vs alanlarda harabeye çevrildi!

‘’ “Bizi tasfiye etmek istiyorlar. Eğer bizi tasfiye ederlerse, bazı Kürd partileri hazırdır. Devreye bunlar girecekler. Daha fazla taleple Türkiye'nin önüne gelirler. Bunları Türkiye'de elbette gören bazı kesimler var. Mehmet Ağar biraz görüyor.... Demokratik Cumhuriyet Atatürk’ün hediyesiydi. Bunu geliştirmek bizim görevimizdir.” Diyen Öcalan ve çiçeği burnunda yeni takipçisi Selahatin Demirtaş, Türk devletini [ bunu ihbar ve jurnalcılık olarak yorumlamak gerekir) Ortadoğuda Kürt devletinin kurulacağı şeklinde uyarıyor…..! Ve buna benzer binlerce örnekler çoğaltılabilinir.

Amac, Sömürgeci Türk devletini Kurdistan’ dan çıkarip Kurdàstan'i özgürlüştirmek değilde, onun sınırlarına saygılı, bütünlüğünden yana ise, insanları ölüme sürüklemek, kutsal yaşam haklarını ellerinden almak hakkını kim size veriyor? Taktik deniliyorsa, Düşmanını yüceltip halkını alçaltan bir taktik olmamıştır.

Dünya ve yaşadığımız coğrafyada büyük dönüşüm ve alt-üstlerin yaşanıldığı, değişimin kapımızı hızla çaldığı, Kurdistan halkına yaşadığı topraklarda özgürleşme imkanlarının oluştuğu bir ortamda, düşman elinde esir olan Kürt tutsaklarını böyle bir eyleme yatırmanın Kurdistan halkını gelişmelere karşı manipüle etmek değilse nedir.

Bütün dünyan’ın pür dikkat bir şekilde, ortadoğudaki gelişmeleri kendi ulusal çıkarları doğrultusunda dizayn etmek istediğ bir ortamda, Kurdistan halkını ve düşman elinde tutsak olan insanların kutsal yaşam hakkını masaya yatırmanın, doğru bir siyaset, doğru bir politika olduğunu iddia edebilir miyiz? Afrikasi ülkesi Gana' ın bayrağı, Öcalan' ın posterleri, Apo'nun tecriti ile mi yeni sürece hazırlık yapılacak!

Ortadoğu yeniden yapılandırılıyor ve bu yapılanmada, Kurdistan halkı ve onun politik arenası, yanlış ata oynaması durumunda ki, durum bunu gösteriyor, yine kaybedeni Kurdistan halkı olmayacak mı? Çok uzun aralıklarla oluşan yeni dünya dengleri, bu kez Kurdistan halkının lehine değişme ihtimalinin yükseldiği bir dönemde, süreci bir 50 yıl sonrasına mı bırakılacak!

Kutsal yaşam hakları ölüm masasına yatırılan bu insanların, yurtsever olup olmadıklarını tartışmanın yada ahlak dersi verip ahlakçı olma yerine, Kürt baharına dönüşebilecek ihtimalı haylı yüksek olan Arap baharının Kurdistan sınırlarına dayandığı bir süreçte, neden bu yol ve yöntemlere başvurulduğunu sorgulamak gerekir. Tartışılmasını istediğin nokta budur. Yoksa Sömürgeci Türk devletinin ne olduğu ve Kurdistan sorununa nasıl yaklaştığı, Kürt siyasal-politik arenasını; bölüp-parçalama ile yüzyıllardır Kurdistan' daki egemenliğini sürdürdüğünü bilmeyecek durumda değiliz. Yanlış hesabın her zaman Bağdat' tan dönmediği bir süreci yaşıyoruz. Uyarı ve eleştrimiz budur.

Rojhat Badikî
18.11.12

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.