Siyaset

CK’NIN ŞOVEN IRKÇI ZİHNİYETİ Mİ? / TTCK 301 Mİ?

Ahmet ÖNAL · 28.09.2006 · 2 görüntülenme

Türkiye’de her defasında bir yazar hedef seçilir, döneme göre Türk Ceza Kanunu (TCK) nda  bir rakamı (3713/8. 312, 159,141, 288, 305, 301, 314. vs ki 300’ü geçkin o ‘uğursuz’ rakamlardan fazlasıyla var ) seçerek “gerekli – gereksiz”liği tartışılır, demokrasi provaları ile  anti demokratik ve şoven TCK'nin ruh ve mantığı gizlenmeye çalışılır.Resmi ideolojiye bağlı "Türk mahkemelerinin adil" olduğunu, Türk basını ile onu pek flaşe ederler.  Türk milliyetçi avukatlar grubu bunu bahane ederek bir nümayiş ve linç provaları çeker, tam bir tiyatro sergilenir... Sonuçta bolca gürültüler koparıldıktan sonra "beraat" kararı çıkarılır. AB’ nezdinde “uygulamada pek demokrat olunduğuna kanıt” olarak gösterilir. Dikkatlerin başka alanlara (mesela Diyarbakır’da katledilen çocuklar, operasyonlar, Güneydeki bayrak- parlamento-Kerkük, Irakın üçe ayrılması gibi gelişmeler, Koordinatörlerin atanması ve icraatleri, AP’daki tartishmalari doğru bir anlayışla degerlendirme ve halkın düşünsel- siyasal katılımının engelenmesi için vs.. ) çekildiği Kamuoyu duyarlılığı böylesi davalara çevrilir. Böylesi tek tek “beraat” kararlarıyla o dikkatler de boşa ve sistem kendi kendisini tüm kirliliğine ve çağ dışılığına rağmen temize(!) çıkarmış olur(!)…Ardında tüm Türk milleti ve devletinin sesi ikitelli basını  hep bir ağızdan "İşte Türk hakimleri ve adaleti",   "işte uygulama" diye şişinir. Böylece ifade ve düşüncelerinden dolayı içerde tutulan tutsak  gazeteciler, yazarlar, yayıncılar üzerindeki tehdit ve yaşanan gerçek durum unutturulmaya çalışılır. Ceza alan yazarların, yayıncıların ve kalemlerin görmezden gelmesi sağlanır. Tüm   şoven TCK, zihniyeti ile ortada dururken kamuoyuna “demokrat” lıklarını göstermiş oluyorlar!..    Bu durum Orhan Pamuk, Murat Belge, İsmet Berkan, Perihan Mağden'lerin davalarında görüldü. Ancak ötekilerin davaları da aynı maddelerden ve aynı tarzda, belki de daha yumuşak bir dil ile eleştiri içerikli olmalarına rağmen cezalar ile sonuçlandırılırken, bu kadar 'demokrat! kesilen Türk yazar-çizerler; biz 'Ötekiler' için bir türlü  demokrat görünümlerini ortaya koyamıyorlar. Bu vesile ile sergiledikleri tarzın da bir oyun olduğu düşünülürse yerinde olur. Yalnız kamuoyuna mal olanların flaşe edilmesi suretiyle  geniş bir perspektiften bakmamızı engelleyerek dar alana sıkıştırma taktiği sergilediklerinin bilincindemiyiz? Emin değilim… Bunun da bir tarz, bir ' Osmanlı oyunu' olduğunun üzerinde düşünülürse yanlış mı olur? Düşünce ve ifade özgürlüğü kimileri için savunulup, popüler olmayanlar için “ceza muste’ahak oldu”  diye düşünülüyorsa bu aydın ve demokratik tutum olmaz. Düşünce özgürlüğü Orhan Pamuk, Elif Şafak kadar, İsmail Beşikçi, İbrahim Güçlü, Medeni Ayhan, İbrahim Çiftçi, Ahmet Önal, Fatin Taş, Ragıp Zarakolu, Songül, M. Ali, Eren, Zeki ve tümü kadar gerekli ve savunu da tümü için olmazsa demokrasi ve özgürlüklerin savunusu eksik ve yanlış olur. Elif Şafak'a beraat veren 2. Asliye Ceza’nın Hakimi Adil bey, Ahmet Önal'a 15 ay hapis cezasını veren  hakimdir. Şu demokrasi, insan hakları savunucuları ve özellikle itina ile seçtikleri aydınlarımızı irdelerken bir de “ötekilerin” davalarını bir kritik edip gündemlerine alsalar ya! Hayır bu yapılmaz... Böyle tek tek davalarla Türkiye’nin "temiz olduğu" ortaya konulamaz... Yakında ceza alan makale ve kitapları yeniden yayınlayıp aynı suçu tekrar topluca işleyip işlevsizleşen TCK'nın çağ dışı yüzünü teşhir edeceğiz. Buyurup bizimle aynı "suçu"  işlemek üzere yayıncı ve ya yazar olarak  imzalarını esirgemesinler. Bu düşünce özgürlüğü mücadelesinde sınav olacak... Kürdistan, Ermenistan, faşist-şoven  Resmi ideolojiden, Kemalizm’in sömürgeci niteliğinden, Türk toplumunun linç kültürüyle kirletildiğini sergileyeceğiz. Mazlum Ulusların milli kurtuluş davalarını devletlerini kurarak eşit ve demokratik bir özle  savunmanın   meşru bir hak olduğu kadar haklı bir mücadele hedefi olduğunu söyleyeceğiz. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”  deyiminin hiyerarşik sıralamaya göre bir aldatmaca olduğunu vurgulayacağız. Zira Türkiye’de devlet  egemenliğinin askerlerde olduğunu, millet ve ülkenin devletle bütünleştiğini, bu nedenle devlet, millet ve bu bütünlüğün harcı olan ideolojinin  Kemalizm olması vesilesiyle asla eleştirilemeyeceği, her eleştiri ve düşüncenin de “hakaret, kin, bölücülük, terörizm, suçu suçluyu övdüğü vs.” iddialarla cezayı muameleye  ve baskılara tabi tutulduğu esası toplumun gözü önünde cereyan etmesine rağmen, halkın gözlerinin içine baka baka “demokrat, özgürlüklerden yana ve çağdaş oldukları”nı vurgulamaktan da geri durmamaktadırlar.  Basit manevralarla gündemi de kendileri belirleyerek suni siyasi gündemler yaratarak “haklı” olduklarını geri, okuyup sorgulamayan ve düşünme ataleti içindeki halkı kandırmayı başarabilmektedirler.  Düşünce özgürlüğünü sözde savunan aydınlar(!) da  tüm ciddiyetten uzak ve yüzlerini yana çevirip “bana ne” deyip sıvışmayı ve suskunluğu tercih ederek bir türlü sahada görülmemeyi tercih edebilmektedirler.  Saman alevi gibi bazı davalardan ortaya çıkıp kaybolunarak düşünce özgürlüğü mücadelesi verilemez. Düşünce özgürlüğü mücadelesi; duyarlılık, sivil itaatsızlık, tutarlı savunma ve özgür beyinler ve kalemlerin yaygın kullanılması ile kazanabilir.  Hiç bir aydın bir başkasının  düşüncelerine katılmak zorunda değildir. Ancak birilerinin özgürce düşüncelerini özgürce savunması için onunla birlikte olması aydın ettiği gereğidir. Aydın, ince hesaplardan hoşlanmayan ve düşündüğünü söyleyen, yasaklanan düşünce ve ifadeler karşısında özgürlükten yana tavır koyar. A, B, C kişisine karşı duyarlılıktan ziyade her haksızlığa uğrayan insana karşı duyarlıdır. Kişi seçiminden ziyade aydın tutumunun gereklerini yerine getirmeye çalışır.Bu nedenle aydın; aydınlanmacı ve aydın olmanın meziyetini kendinden esirgemez. Sorun Elif Şafak arkadaşımızın beraat ettirilmesi, 301. maddenin masaya yatırılması ile kotarılacak kadar basit değildir. Tüm TCK'nın masaya yatırılarak,  tam özgürlükçü ve her tür aykırı düşüncenin kendini özgürce ifade etmesinin de ötesinde muhalif ve aykırı düşünceleri geliştiren, yaygınlaştıran, teşfik eden bir yasa- yasaların sunulması için mücadele edilmeden eksik ve yanlış olur.Sınırsız düşünce özgürlüğü olmaksızın demokrasiyi tesis etmek mümkün olmaz... Düşünsel korkular bertaraf edilmeden toplumu özgür kılmak son derece zordur.  Düşüncelerin özgürce ifade edilmesinden değil, edilmemesinden tarihe karşı suçlu konuma düşüleceği, düşünce ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere bir bütün olarak özgürlükler  içselleştirilemediği müddetçe demokrasiyi tesis etmek mümkün olamaz. TCK tüm topluma giydirilen deli gömleğidir. Bu deli gömleği yırtmak üzere demokratlar yazmalı, düşünmeli ve haykırmalıdır. Elif Şafak davasına hepsinden çok Başbuğ – Büyükanıt kliği sevindi. Diyarbakır bombası bu davanın gölgesinde bırakılarak unutturulmaya bırakıldı. Basının gözü Elif şafak davasında iken onlar Hakkari’de belediyeye karşı nümayiş içinde idiler. İkisinin de Kürdistan’da iş başında görülmesi boşuna değildi. Adeta seçim propagandasına çıkan namzetliler gibi idiler. Ama öniformalarıyla… Büyükanıt daha çokça çılgınlıklar yapıp “iyi çocuklarına” daha çok Kürt; Zilan, Dilan, Dılşa, Arda, Agır, Zınar vs.çocuk öldürtmeden bu sorunu doğru tartışalım. Bu arada  daha sesli tartışırken de ‘Diyarbakır’da öldürülen çocukları unutturduk’ diye sevinenlerin sevinçlerini de bertaraf etmeyi ihmal etmeyelim...Kendi gündemleri ve projeleri olmayanlar, başkasının proje ve gündemlerine malzeme olurlar…Onun için düşünce özgürlüğünden yana olanlar, iktidarın değil kendi ufuklarına göre proje ve gündemlerini oluşturmalıdırlar.  

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.