BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ALÝM · 25.08.2006 · 1 görüntülenme
Türk ordu sanayi kompleksi otonom bir yapıya sahip olarak YAŞ (Yüksek Askeri Şura) toplantısı sona ermeden, önce alınan kararları hükümete onaylatarak bir defa daha iktidarın gerçek sahibi olduğunu teyit etmiştir[1]. Genelkurmay başkanlığına göre “kişi olarak askerliğe gönül veren Türkler tüm dünyaya ordu-millet olduklarını kanıtlamışlardır”. Bu tanımlama aynı zamanda ordu-devlet oluşumunun itirafıdır. Yani ordu, halk ve devletin hizmetinde değildir. Aksine halk ordunun hizmetinde olup, TC devleti ise ordunun halk üzerinde egemenliğini tesis ettiği ve sürdürdüğü bir araçtır. Bu yapı, Genelkurmaya göre; “Asker kökenli bir reformist olan Atatürk kurduğu devleti ileri götürerek tüm uluslara kanıtladı. Sınırları kanla çizilen Türkiye toprakları üzerinde artık yepyeni bir Cumhuriyet vardı.” Yani savaşta yenik çıkan ve dağıtılan Osmalı ordusu mensupları Mustafa Kemal etrafında birleşerek kendi varlıklarını en iyi şekilde sürdürebilecekleri bir devlet örgütlemesi için kendilerine Cmhuriyeti model alarak Türk ulusunu yarattılar. 1920’den beri oluşturulan ve egemenliğini sürekli kılmak için dönemlere göre kendini adapte eden Türk ordusu, iç işleyiş olarak hep özerkliğini kıskançlıkla korumuştur. Böylece dış müdahalere kapalı bir kast şeklinde işleyen bir yapı yaratılmıştır. Ordunun devlet içindeki pozisyonunu sürekli kılan bu mekanizmanın en önemli elemanlarından birisi de YAŞ’dır. Ordu içinde hiyeraşik düzenlemeler, atamalar, rütbe yükseltmeler ile ilerde orduya zararlı olabilecek subaylar her sene ağustos ayında yapılan toplantılarda alınan kararlar hükümete formaliteden onaylatılarak uygulanmaktadır. Bu özerk personnel yapısı ve sistemi ordu-devletin devamlılığında belirleyici bir rol oynamaktadır. Ordu dönemin karakteristiklerine göre hiyeraşik yapısını düzenlemekte ve kendisini dış şoklara hazırlayarak, her dönemde devlet içindeki belirleyici rolunu korumaktadır. TC’nin kuruluşundan 2006’ya kadar geçen sürede ; atanan genelkurmay başkanlarının sayısı 24 olup, Büyükanıt 25’inci genelkurmay başkanıdır. Türk ordusunda ilk defa bu kadar tartışmalı bir biçimde genelkurmay başkanı atanmıştır. Ordu içinde Büyükanıt’a muhalif olan “Genç Subaylar” olarak kendilerini tanımlayan bir kesim bazı basın kuruluşları ve etkili kesimlere yazılar yollayarak Büyükanıt’ın genelkurmay başkanlığına atanmasına karşı çıkmışlardır. Şemdinli olaylarından sonra özel savaş ekibinin komutanı Büyükanıt’a teslim olan Erdoğan ve hükümeti teamüllere aykırı olarak Büyükanıt’ı YAŞ toplantısından önce genelkurmay başkanlığına atamıştır. Bu olağanüstülük yabancı basın tarafından dikkatle izlenmiş ve Türk ordusundaki bu atama Avrupa ve ABD’nin önemli gazeteleri tarafından yorumlanmıştır. Türk ordusunda sertlik yanlılarının ağır bastığı ve ordunun siyasette daha belirleyici olacağı yönünde yorumlar yapılmıştır. 1999’dan bu yana hızlanan AB üyelik süreci çerçevesinde yapılan düzenlemelere göre görünürde güç kaybettiği söylenen ordu, 2006 atamalarıyla hem pozisyonu hemde imajını restore etmeyi amaçlamaktadır. Basına en son yansıyan bilgilere göre TSK yeniden yapılanacaktır. TC tarihinin en kapsamlı reforumu sayılabilecek düzenlemeye göre Genelkurmay Başkanın pozisyonu ve gücü azami ölçülerde artırılmaktadır. Kuvvet komutanlıkları tasfiye edilerek genelkurmay başkan yardımcıları haline getirilmekte ve özerk yapıları yok edilerek; lojistik, istihbarat, plan prensipler ve eğitim gibi daire başkanlıkları, yerlerine Genelkurmay bünyesinde tüm birimlere çalışma yapacak süper birimler oluşturulacaktır. Ayrıca mali konularda yetkili kılınacak tek bir merkez bütçe ve harcamaları yürütemekle görevli olacaktır. Reformların en önemli ayaklarından birisi ise, TSK ana gövdesi olan Kara kuvvetlerinde yapılacaktır. Bu çerçevede Ege ve 3. ordular 1. ve 2. orduya bağlanacak ve böylece 4 ordu yerine iki ordu komutanlığından, 1. ordunun merkezi İstanbul iken 2. ordunun merkezi ise Malatya olacaktır. Bu düzenleme ile 2. ordu fiili olarak Kürdistan’daki sömürge ordusu haline getirilecektir. Yapılacak reformlar sonucu Kürdistan’dan sorumlu olacak 2, ordu komutanılığına; bünyesine hava, jandarma ve deniz kuvvetleri katılacağından operasyonlarda çok önemli bir otonomi kazandırılacaktır. 2. ordu komutanığı esas olarak Güney Kürdistan, Suriye ve İran’a sınır bölgelerinden sorumlu olacak ve Kürdistan’nın 3 paraçasına operasyon yapabilecek yetki ve araçlarla donatılacaktır. Böylece operasyonlar öncesinde Kürdistan’a aktırılan büyük çaplı kuvvetlerin yarattığı masraflar minimize edilirken, karşı kamuoyu yaratılmasıda sınırlandırılmak istenmektedir.Bu planlama Kürdistan’da yürütülen ve uzun yıllara yayılan savaşa göre şekillenmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla Özkök ve Büyükanıt ikilisi tarafından hazırlanan plana direnenler tasfiye edilmiş ve planın uygulanması görevi Büyükanıt’a verilmiş ve buna uygun komuta ve kurmay yapısıda buna göre hazırlanmıştır. Başta Büyükanıt olmak üzere yeni ekipteki komutanlar özel savaş eğitimi almış, Amerika ve Nato bünyesinde formasyona tabi tutularak faaliyet göstermişlerdir. Bu anlamda önümüzdeki dönemde, Türk ordusu ile Amerika arasında daha sıkı ilişkiler kurulacak ve Türk ordusu ABD’nin çekiç gücü rolunu oynamak isteyecektir. 30 ağustos’da emekliye ayrılacak olan Özkök madalya tevcih töreni sırasında yaptığı konuşmada ; “Değişim çizgisi bizi kendi güvenlik sentezimizi oluşturmaya da zorlamaktadır. Askeri felsefeye gereken önemi vermek ve bu kapsamda düşünsel yeteneklerimizi geliştirmek zorundayız. Bu konulardaki yayınlar dünyayı yönetmektedir. Bizim de artık bu nitelikteki çalışmalara önemli girdiler yapabilecek seviyeye geldiğimize inanıyorum. Yönlendirilenler safından yönlendirenler safına geçmemiz bir zorunluluktur. Bunu yapabilecek çok elit ve iyi yetiştirilmiş subay kitlesine sahibiz.” Bu açıklama Türk ordusunda önemli bir birikim yaratıldığını ve bunun şu anda yeterince kullanılmadığını ifade etmektedir. Ayrıca, halen yönlendirilenler grubundan olunduğu itiraf edilerek, yönlendirenler safına geçme zorunluluğu ifadesiyle, Türkiye’nin bölgesel düzeyde emperyalist bir güç olabileceği vurgulanmış ve Türk ordusunun bunu gerçekleştirebilecek güçte olduğu açıklanmıştır. Çok elit bir subay yapısına ve üstün bir hareket yeteneğine kavuşan Türk ordusunun etkin kullanımında ekonomi teorisi bize analizimizde bazı olanaklar sağlamaktadır. Uluslararası ekonomi’de bir ülke karşılaştırmalı üstünlükler teorisine göre avantajlı olduğu alanlarda uzmanlaşmalıdır. Türkiye 1990’lı yıllarda Nato ve BM bünyesinde düzenlenen uluslararası operasyonlara türk birlikleri göndermeye başlamıştır. İhtiyacın çok üstünde bir güç olan Türk ordusu, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin önemli ihraç mallarından birisi olmaya adaydır. Zira Afganistan’a asker gönderen Türkiye, kamuoyunda hiç tartışmadan İsrail’in Lübnan’ı yıkmasından sonra Lübnan’asker gönderme konusu tam bir oldu bittiye getirerek, Lübnan’a İsrail’in güvenliğine katkı yapmak üzere birlikler gönderecektir. Yani 21 yüzyılda Türk ordusu bölgesel krizlerde bir müdahale gücü haline getirilecek ve Türkiye için bir döviz kaynağı olacaktır.Yukarıda anlatıldığı gibi çok kapsamlı bir programı uygulamak üzere Genelkurmay başkanlığına atanan Büyükanıt’ın öncelikli gürevlerinin başında 2007 ilkbaharında yapılacak Cumhurbaşkanı seçimleri gelmektedir. Her ne kadar sembolik olarak görülsede, Cumhurbaşkanı Kemalist Ordu-Devlet içinde kesinlikle kontrol altında tutulması gereken bir mevzidir. Zira savaşta Türk ordularının başkomutanı Cumhurbaşkanıdır. 11 eylül 2001 olaylarından sonra bölgeye fiili olarak yerleşen ve bölgede yeni düzenlemeler yapan ABD, Orta-Doğu’yu yeniden düzenleyene kadar sürekli savaş konumuna sokmuştur. Ayrıca Güney Kürdistan’da oluşan federal Kürdistan hızlı adımlarla devletleşmeye doğru gitmektedir. Bu oluşum doğal olarak Kürdistan’ın diğer parçalarında önemli gelişmelere yol açmakta ve etkilemektedir. Bu gelişmeleri savaş nedeni olarak yorumlayan Türk ordusu kendisini savaşa ve savaşlara hazırlamaktadır. Böyle bir süreçte çıkartılabilecek bir savaşta Türk ordusu başkomutan olarak kendisi ile uyumlu bir Cumhurbaşkanı seçilmesini elzem görmektedir. Normal koşullarda, Cumhurbaşkanını mevcut parlemantonun seçmesi gerekmektedir. Parlemantodaki AKP’nin sayısal üstünlüğü, AKP’ye kendi bünyesinde birisini Cumhurbaşkanı seçme olanağı vermektedir. Bu ise Türk ordusununun kabul etmeyeceği bir durumdur. 2005 ağustosunda Diyarbakır’da Kürt sorunu konusunda bir deneme yapan Erdoğan’a Şemdinli’de cevap veren Büyükanıt Erdoğan’a karar merciinin kim olduğunu hatırlatmıştır. Bunun sonucunda, Erdoğan YAŞ toplantısı sonuçlanmadan Büyükanıt’ı Genelkurmay başkanlığına atayan kararnameyi imzalamıştır. Böylece Büyükanıt, 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde belirleyici olacaktır. Kara kuvvetleri komutanına riayet eden Erdoğan’ın özel savaş ekibiyle Genelkurmay başkanlığına yerleşen ve güçlenen Büyükanıt’a karşı çıkması hemen hemen olanaksızdır. Bu koşullarda, 2007’de Cumhurbaşkanlığına Ordu-Devlet’in adayının Özkök olması büyük bir olasılıktır. Zira Özkök Erdogan ile 4 yıllık uyumlu bir cohabitation (bir arada yaşama) süreci yaşamış, Büyükanıt’a ise Genelkurmay Başkanlığını hazırlamıştır. Neticide, büyük bir olasılıkla Sezer’den görevi devralacak Özkök TC’nin 11. Cumhurbaşkanı olacaktır.Ordu-Devlet’i her alanda tahkim eden ve Kürt sorunu şiddetle çözmeye eğilimli kadroları göreve getiren son atamalar karşısında Kürtler hazırlıklı olmak zorundadır. Şu anda dağınık ve politikasız durumdaki Kürtler, bu durumda çıkmadıkları takdirde, gücünü konsolide eden Ordu karşısında büyük gerileme yaşayabilir. Hazırlanan büyük saldırıya karşı, Kuzey Kürdistan’daki siyasi güçler gerek kendi aralarında, gereksede diğer parçalardaki partiler ve güçlerle ortak siyasetler üreterek birlikte hareket edebilecekleri yapılar yaratmalıdır. Ordu-Devlet mevcut statukoyu sürdürmek için yaptığı düzenlemelere karşı Kürtler’de birlik politikalarıyla bunu boşa çıkartmalıdırlar. Ahmet ALİMFransa, 25 ağustos 2006[1] TÜRK REJİMİNDE ORDU SANAYİ KOMPLEKSİ VEYA ORDU DEVLET, Ahmet ALİM, Serbesti sayı 23, İstanbul.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.