Siyaset

Büyük Türkiye Çatısı

Rojhat Badikî · 31.05.2012 · 2 görüntülenme

Büyük Türkiye Çatısı
PKK önderi Öcalan, görevini ifaz edip Türkiye’ ye döndüğünde Ermenistan’daydım. Öcalan’ın Türkiye’ ye getirilmesi ve sorgu ve mahkeme süreci ve takınacağı tavır, konusunu konuşurken, Sarı Baran, araya girerek konuya kestirmeden girdi. Bekaa sorumlusu iken Öcalan’ ı çok yakından tanıyordu. Biraz da espri anlamında ‘’ Bırakın soruşturma ve savunmayı, nasıl tutum takınacağı, Apo’ nun 3 öğün yemeği geciktirilirse, yemeği zamanında yemek için bildiği herşeyi anlatır’’ demişti.

Espri de olsa çok düşündürücüydü, çünkü Öcalan’ ın Türkiye gelmesinden sonra, Kurdistan politik yapılanmalarında ardı ardına çözülmelerin olması ve pratik olarak < Amed Kırıklarının deyimi ile çaktırmadan> Kurdistan ulusal mücadelesi arenasından çekilmeleri çok ‘’ ilginçtır’’. Olaylar, hızlı ve başdöndürücü bir şekilde gelişti. Oysa, Kurdistan ulusal mücadelesinin bir çok farklı alternatif kanallarda gelişmesinin önündeki en büyük engellin Öcalan ve şurakasının olduğu, olası silahlı mücadelenin PKK’den bağımsız olarak çıkması durumunda PKK ile çatışacağı konusunda herkes hemfikirdi. Öcalan ve şurekası, Kurdistan’da gelişebilecek alternatif mücadelenin önünde engel olacağı ve Kurdistan’ da iç çatışmanın başlayacağı ve bu durumdan TC’ nin faydalanacağı epey konuşuluyordu.

Kısacası Öcalan ve Şurekasına rağmen Kurdistan’ da 2. nci bir alternatifin çıkmasının zor olacağı, çıkması durumunda PKK ile çatışmayı gözönüne alması gerektiği konusunda kimsenin kuşkusu yoktu. Bir mücize oldu ve Öcalan yeni görev alanına döndü. Sorgulama süreci ve gerekse Mahkemeler sürecinde de görevini başarı ile tamamlayarak, Kurdistan ulusal mücadelesini uluslararası alanda güvensiz-istikrarsiz bir konuma getirerek, Kurdistan ulusal mücadelesini uluslararası alanda tecrit ederek, Kurdistan halkını desteksiz bıraktı. Mahkeme savunmaları utanç verici olmasının ötesinde, Sömürgeci Türk devletine yağdırdığı iltifatlarla, Kürt ve Kurdistani değerleri hiçleştirmek için olanca gücü ile çalıştı.

Öcalan’ ın sorgu ve mahkeme tutumu, diğer Kurdistani parti ve örgütlerin misyonlarını oynamak için iyi bir zemin sunmasına rağmen, her ne hikmetse mücadeleyi yeniden örgütleme yerine örgütleri sessiz-sedasız gayri-resmi dağıtma yoluna gidildi. Öcalanın Türkiye’ ye gelişi, Kurdistani örgütlerin hiç bir açıklama yapmadan sahneden çekilişleri, CHP.Refah Partisi, DYP, ANAP...vs partilerin tasfiye edilişi yada etkisizleştirilmesi, TSK’ ye yeni bir dizayn verilmesi ve AKP’ nin önü açılması...vs vs tesadüf olamaz-olması da mümkün değildi.

Tüm bu gelişmeler yeni bir Türkiye için, yeni bir operasyondu. Türkiye yeniden yapılandırılıyor. Kürt arenasının anlamak yada es geçmek istemediği önemli nokta da burda başlıyor. Yeniden yapılandırılan Türkiye’ nin eski alışkanlık-yol yöntemlerle dizayn edilmesi mümkün değildır. Ergenekon davası-TSK’ nin yeniden yapılandırılması, yeni sürecin bir gereğidır. Ergenekon davası sanıkları, Türk devletinin kirli işlerini (Kürt ve Türk toplumu içersinde muhalif kesimlerin yok edilmesi ) yürütenlerin diğer bir deyimle sadece aysbergin görünen kesiminin tasfiye edilmesıdır ) yürütenlerin tasfiye edilmesidır. Bu Türk’ lerin Ortaasyadan gelme, Osmanlı ve TC ile devam eden ‘’ Asıl olan devlettır’’ anlayışıdır. Bu Türk devletinin bir geleneğidır. Kullan ve sonra tasfiye et. Bu çerçeve içersinde yeniden yapılanma hamlelerinin Türkiye’ nin demokratikleşmesi ve bu çerçeve içersinde Kürt sorunun çözülmesi olarak görenler büyük bir yanılgı içersindedirler.

AKP’ nin Türk, demokrat, solcu, reformist-Liberal kesimler tarafından desteklenmesine ek olarak Kürt kesiminde geniş bir kesimin AKP’ yi olumlaması destek sunması ekonomi dünyasından TİSK-MİSK in de koruya katılması, Fettullah Gülen ve Cemaatının Kürtlere bela edilmesi, önceden planlanmış-programlanmış yeni emperyal Türkiye projesinin ilk adımlarıydı. Sömürgeci Türk devleti AKP’ yi allayıp-pullayıp Tüm kesimlerin desteğini alacak şekilde piyasaya sürmesini iyi analiz etmek gerekir.

TC, içte ve uluslararası alanda tarihinin en büyük hamlesini yapmaktadır. TC,Kurdistan ve Türkiye’de bir çok alanda sivil ve meslek örgütlerinde örgütlü ve yönlendiricidır. AKP-Gülen, Hizbullahla Kürt halkını ahtapot gibi sarmalarken, Kurdistan politik arenasına egemen olmak için açık çalışmanın yanında gizli ve örgütlü bir şekilde çalışmaktadır. Kürdistan politik arenasının gündemini başta TC olmak üzere onun basın-yayın alanlarında dirsek temasında olduğu kişiler belirlemektedir. Bu kişiler Kürt dostu görünümlü, Kürt-Kurdistan sorunun Ankara merkezli çözüleceği umudunu aşılayarak, Kürt ve Türk halkları arasındaki kopuşun önüne geçmeye çalışmaktadırlar.

Din-Mezhep ve Kürtçe’ nin lehçeleri arasındaki farklılıkları zorlayarak, Kürt halkını, Zazacılık, Alevilik, Ezdilik...vs lerle bölüp atomize etmede aşama kaydettikleri ortada. Alevilerin ki ezici büyük çoğunluğu Kürt, kimliklerini sorduğunuzda, Kürt kimliklerinin yerine dini kimliği monte edip Aleviliği öne sürüp Alevi olduklarını söylerler. Açıktır ki TC’ nin Kürt Alevilerinin Kürt kimliğini silme noktasıdaki çalışmaları verimli olmuştur. Malatyalı ve Adıyamanlı arkadaşlarımın, 80 öncesi Türk solunun Kürt Alevilerine siz Mardin’ li Şafi’ lerin kuracakları Kurdistan’da mi yaşıyacaksınız propağandalarını anlatırlar. Mustafa Suphi-Şefik Hüsnü’lerle başlayıp Deniz Gezmiş-Mahir Çayanlarla devam eden Türk solu geleneği, Halkların soykırımı temelinde inşaa edilen TC ve TSK’ ni Kurdistan halkı içersinde meşrulaştırmak için az çaba sarf etmediler. TC’ ye yaptıkları hizmetlerinin karşılığı, TC tarafından darağaçları oldu.

Gençliğimiz de TC’ yi kartondan bir devlet olarak bilirdik. Gelinen aşamada TC’ nin Ortaasyadan başlayan zengin deneyimli bir devlet geleneğine sahip olduğunu bozguna uğrayarak öğrendik. TC’ yi tanımanın bedellini ömürümüzü tükettiğimiz örgüt önderlerinin büyük bir çoğununluğunun siyasi-politik yaşamları boyunca ikili oynadıklarını da, örgütü hiç kimseye bir hesap vermeden, örgütü orta yerde bırakarak araziye uyduklarını görerek yaşadık....!

Dediğim gibi, bir türlü cevaplandıramadığım soru da şu: PKK ve PSK dışındaki Kurdistani örgütler, 1998 yılında Öcalanın Türkiye’ ye gelmesi ile aldıkları bir işaretle mi Kurdistani örgüt ve partilerin tarihin çöplüğüne gömme döğmesine basıldı! PSK ve PKK’ nin Türkiyecilik birinciliği için yarışmaları, TC açısından bir tehlike teşkil etmiyor. Bunu iyi analiz etmek gerekir. TC, Kurdistan ulusal mücadelesi saflarında oluşturduğu kuşku, kaos, bilgi kirliliği ve manipülasyonlarla, işbirlikçilerinin üstünü örtmeyi mükemmel bir şekilde başardı.

Kısacası TC, 30-40 yıllık, Kurdistan ulusal mücadelesini dumura uğratma dağıtıp çökertme ve yönetip yönlendirme planlaması şimdilik başarı ile sonuçlanmıştır. Bu konu da TC’ nin hakkını vermek gerekir. Bunu görmeden geleceğe yönellik olumlu adımlar atmak mümkün değildır. Teslim etmek gerekir ki, Gündemimizi belirleyen TC, köşe yazarları olan kalemşörler ve politika ve düşünce üreten Think-Tanklarıdır. Ve Kuzey Kurdistan politik arenası TC’ nin belirleyip yönlendirdiği çizgide ilerlemektedir. Amaç Ulusal mücadeleyi itibarsizlaştırıp Kürt halkını örgütsüzleştirmek; asimilasyon ve Türkleştirmeyi ebedileştirmek.

Çözüm ve Büyük Türkiye Çatısını delmek için: TC’ nin belirlediği gündemin dışına çıkmak, kendi gündemini oluşturmak, Ankara ve TBMM’ nin Kürt Kurdistan sorunun çözüm olduğu şeklindeki adresleri red etmek, Kürt halkı ile Sömürgeci Türk devlet sistemi arasındaki bağları koparmak, Kürt halkı ve Türk halkı arasında barışın iki komşu halk olarak, sağlanabileceği ve TC sınırlarını meşru gören ve örgüt infazını gerçekleştiren eski serok-sekreter MK üyeleri dışında yeni bir yapılanmaya gitme......

Eski enkaz ve bu enkazın oluşmasına yardımcı olanlarla, Kurdistan ulusal mücadelesini yeniden diriltmek mümkün değildır.




31.05.2012

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.