BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Rojhat Badikî · 03.12.2007 · 2 görüntülenme
Bush-Erdoğan görüşma sonrası, Türkiye ve Kurdistan boyutunda yükselen gerilip dalgası iniş sürecine girdi. Sömürgeci Türk devleti tarafında belli bir program ve belirlenmiş hedefler doğrultusundan kurgulanan gerilim ve linç etme saldırıları ne hikmetse Bush-Erdoğan görüşmesi ertesi Türkiye boyutunda inişe geçti. Türk generallerinin işaret ve yönlendirmesi ile Türk sivil kanat ve basın-yayın tarafından Kürt düşmalığı, linçe etme propağandalarının durulması doğal olarak beni düşünmeye itti. Güney Kurdistan devlet yetkililerinin de bu gelişmelere paralel bir tutum içine girmesi bazı konularda kuşku ve soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Gelişmeleri detaylı bir şekilde irdeleyip kurcalamak, takınılan klasik belirlemerin dışına çıkmak, ilişkilere kuşkulu yaklaşmak, Kurdistan ulusal bağımsızlık davası açısında gereklidir. TC-ABD-Güney Kurdistan ve Irak arasındaki ilişkilerin boyutu, ulusal davamıza olası yansımaları dikkate almak zorundayız. Güney Kurdistan siyasi önderliğinin, Saddam’ın yıkılmasından sonra izledikleri politikalarda olumlu yön olmakla birlikte olumsuz tavırları da dikkat çekici boyuttadır. Irak geçici anayası yazılım süreci, referandum, Kerkuk ve diğer işgal altındaki Kurdistan toprakları, Irak’ın yeniden inşaa edilmesi süreci...vs alanlarda izlenilen politikalar, Kurdistan’ın bağımsızlığı yolunda önemli handikaplar oluşturmuştur. İç politika, Kurdistan parlamentosunun işlevi, Particiliğin toplumsal yaşamı kontrol etmesi, Pêşmerge, istihbarat teşkilatı, maliye, yargı... vs alanlarda halen iki başlılığın sürmesi Kurdistan ulusal davası açısında önemli eksikliklerdır Bu hengameler içersinde kafamı kurcalayan soru işaretlerden biri ve en önemlisi, TC’ nin istemlerine olumlu yaklaşan Baker-Hamilton raporunun yaşama geçirilip geçirilmediği kuşkusu beynimi kemirmektedir. TC açısında şuan da Kurdistan’ ın kuzeyı zaptu rapt altına alındığından, esas tehlike Kurdistan’ ın güneyindeki yapılanmadır. Hiç kuşkusuz TC’ nin çok kısa bir zaman dilimi içersinde Türkiye, Kurdistan ve uluslararası alanda yaşam geçirilen anti Kürt organizeli linç ve hakaret etme gösterileri, ani bir gelişmenin ürünü değildir. Nereden bakılırsa bakılsın, linç ve hakeret saldırılıları, çok ince ve detaylı bir şekilde düşünülüp planlanmıştır. Şimdi esas sorulup cevaplanılması gereken en önemli soru, linç ve aşağılanma saldırılarının birdenbire kesilmesinin Sömürgeci Türk devletinin hanesine hangi alanda önemli kazanımlar getirmiştır. Rozhname ve Xandan gazetelerinde çıkan haber ve makaleler bazı konularda önemli ip uçları vermektedir. Asoxandan gazetesi Kerkuk ve diğer işgal altındaki Kurdistan topraklarının kaderini belirleyecek referandum ( 140. madde) 6 ay süre erteleneceği bu ertelemenin bir kaç tekrarlanacağı yazıyor. Kurdistan siyasi liderliğinin Kerkuk’ ın ertelenmesine ilişkin tavırları eski direngenliğini kaybetmiştır. Kurdistan siyasal önderliğinin Kerkuk ve diğer işgal altındaki toprakların kaderini referandumla belirtilmesini isteme tavrı başından beri yanlış ve hatalı bir tavırdır. Bu tavır YNK ve PDK dışındaki bütün kesimler tarafından eleştirilmektedir. Siyasi iradenin kendi topraklarını, kendi ülkesini zayıf ve cılız bir tarafın tavrı üzerine referanduma sunması kabul edilebilecek bir durum değildır. Nawşirvan Mustafa’ nin anılarını yazması ardında KSDP( Kurdistan Sosyalist Demokrat Parti) genel sekreteri Hemê Hecî Mahmud’ un Rozhname gazetesinde çıkan rapörtajı bu günkü gelişmelere ışık tutmaktadır. Hemê Hecî Mahmud, yıkılan Irak devletini Kürt’ lerin yeniden inşaa edip Arapları iktidar yaptığını ifade ediyor. Irak’ ta bir hükümetin kurulması için Kürt önderliğinin Yurdışında Arap getirdiğini, devletlerini yeniden inşaa eden Arapların tavırlarının Saddam’ dan pek farklı olmadığını belirtiyor. Nawşirvan Mustafa, Federalizmin her nekadar Irak anayasında yer aldığını ifade ediyorsa da Federalizmi Kürt’ lerin dışında savunan olmadığını belirtiyor. Kerkuk ve diğer işgal altındaki toprakların 140. madde ile çözülemeyeceğini de savunuyor. Baker-Hamilton raporu, Kerkuk referandumunun belirsiz bir tarihe, Sömürgeci Türk devletinin tehditleri, Güney Kurdistan yetkililerinin son dönemlerde Irakçılığı ısrarla öne çıkarıp savunması, birbiri ile ilintili ve bağlantılı önemli konulardır. Güney Kurdistan önderliği iki temel konuda önemli hata yapmıştır. Arapları iktidara getirip kendi topraklarını referanduma sunması. Oysa şimdiki sınırlar zaten Saddam rejimi tarafından Kurdistan sınırları olarak tanınmıştı. İkinci temel hata ise Halka karşı açık olmamaları ve ikili iktidarı sürdürmeleridır. Dış politik hata iç zaafiyetler, Sömürgeci Türkiye’ nin güney Kurdistan’ a saldırmasına zaten gerek, Kurdistan’ ın güneyinde Türk devletinin askeri alanları ve bunun yanısıra bütün şehirlerinde istihbarat büroları vardır. PKK Türkler açısında Güney Kurdistan kazanımlarını asgariye indirmek için bir bahanedir. TC’ nin ABD’ den gelecek istihbarata da ihtiyacı yoktur. Bush-Erdoğan görüşmesi sonrası ortaya çıkan tablo, Türk devletinin geçici de olsa bazı önemli kazanımları elde ettiğinin işaretleri ortaya çıkıyor. Kerkuk referandumu ertelenilip Irakçılık Güney Kurdistan yetkilileri tarafından ön plana çıkarılmıştır. Baker-Hamilton raporunda belirtilen, Petrolun merkezi hükümet tarafından kontrol edilmesi maddesi yaşama geçirilme tehlikesi belirip Irak petrol bakanlığı ile Güney Kurdistan hükümeti arasındaki çelişkiler yoğunlaşmıştır. Petrol, Kerkuk ve işgal altındaki Kurdistan topraklarının kaderi, Güney Kurdistan’ ın bağımsızlık sürecini kısaltıp uzatacaktır. Temenim Güney Kurdistan siyasal önderliği, Güney Kurdistan’ ın olduğu kadar bütün Kürt için hayati önem taşıyan konularda taviz vermemeleri ve Irakçılığı Güney Kurdistan propağanda etmemeleridır. Güney Kurdistan önderliğinin Kuzey Kurdistan’ a ilişkin tavizkar tutumlardan kaçınmalarıdır.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.