Siyaset

Bunlar da sınır tanımayan fanatikler

ALAIN FINKIELKRAUT · 11.02.2006 · 2 görüntülenme

Sınır tanımayanlar partisine davetsiz bir misafir geldi: Doktorlar, avukatlar ve gazetecilerden sonra, sınır tanımayan fanatikler devri başladı  İletişim mesafelere ve zamana karşı zafer kazandı. Yakın ile uzak arasındaki fark kayboldu. Daha birkaç yıl önce bu olay bizi sevince boğuyordu. Ahlakımızın dünyanın dört bir yanına yayılmasından memnuniyet duyuyor, teknolojinin de ahlakın hizmetine girmesini heyecanla izliyorduk. İletişim imkânlarının kozmopolitliği ile kozmopolitliğin gerekleri arasındaki uyum bizim için bir mucizeydi: tüm insanların birbirine benzediğini kabul ediyor, tiranların kendi ülkelerinde azınlık ve muhaliflerini katletme hakkını reddediyorduk, ödünsüz demokrasi hayali en kalın duvarları bile delip geçiyordu. Mesafelerin ortadan kalkmasının, doğal olarak halkları da birbirine yaklaştıracağını sanmıştık. Tersine, bir de baktık ki küreselleşen nefret olmuş. Sınır tanımayanlar partisine davetsiz bir misafir geldi: doktorlar, eczacılar, hemşireler, avukatlar ve gazetecilerden sonra, sınır tanımayan fanatikler devri başladı. Sivil küresel toplumda görülen insafsız ve zalimce müdahaleler, gitgide daha somutlaşıyor ve kulak tırmalayıcı bir hal alıyor. Konpenhag gazetesi Jyllands-Posten'daki karikatürleri Pakistan'dan Cezayir'e dek protesto edenlerin pek azı Danimarka'nın yerini harita üzerinde gösterebilir. Ama coğrafya kimin umurunda! İnternet çağında herkes her yerde. Korkunç. Bu krizin başlıca sorumluları kim? Batılı hükümet başkanlarının çoğu ve birçok entelektüel, bu soruya 'İfade özgürlüğünü inanç özgürlüğüne saygı ile yumuşatmasını bilememiş karikatürist ve gazeteciler' yanıtını veriyor. Ancak bu kişiler inançlara saygı ile ifade özgürlüğünün aynı madalyonun iki farklı yüzü olduğunu unutuyor. İnançları adına ifade özgürlüğüne savaş açanlar, başkalarının inancına saygı duymuyor ve bunu açıkça gösteriyor demektir. Nitekim Tahran, Şam ve Kahire'deki gazeteler intikam amacıyla Yahudileri yerin dibine batıran, Talmud'u şeytanlaştıran karikatürlerle dolup taşıyor. Ortalığı ayağa kaldıran karikatürde Muhammed bomba biçiminde bir sarıkla görünüyor. Bize bu karikatürün incitici olduğu söyleniyor. Peygamber ile terörizm arasında yaralayıcı, hakarete, lekelemeye varan bir ilişki görünüyor şüphesiz. Ancak bu ilişkiyi kuran Danimarkalı karikatüristler değil, Müslüman mücahitler. Arap-Müslüman âleminde neden kimse New York, Madrid, Mombasa, Bali ve diğer yerlerdeki kanlı saldırılara karşı tek bir gösteri bile düzenlemedi? Dahası İskandinav elçiliklerini yakıp yıkan öfkeli ve taşkın güruhların fotoğrafları, Danimarka gazetesindeki karikatürlerden çok daha ahlaksız, çok daha karikatür niteliğinde. Muhammed'in bu şekilde resmedilmesi nedeniyle hakarete uğradıklarını düşünen Müslümanlar şöyle tepki veriyor: "İslam'a küfredenlere ölüm!" Üstelik onların gözünde İslam'a hakaret edenler sadece o karikatürleri çizenler değil, karikatürlerin yayımlandığı ülkelerin hükümetleri, hatta vatandaşları bile olabiliyor. Böylesi bir ayrım gözetmeme tavrı, terör anlayışıdır. Masumlar öldürülüyor, çünkü onlara göre masum yok, birey bile yok, sadece insan türleri var. Anonimlik diz boyu: herkes aidiyetine göre sınıflandırılıyor, herkes bir hedef. Bin Ladin giriş yemeğinden başka bir şey değilmiş demek? İran'ın nükleer savaş hırsı ve Filistin'de ve yakında hiç şüphesiz Mısır'da Müslüman Kardeşler'in seçimlerdeki zaferinin ardından, taşkın gösteriler bizi bu soruyu sormaya mecbur bırakıyor. Barışçıl bir dünyada yaşamak veya barışı sağlamak için her türlü fetih anlayışından vazgeçmek, günah çıkarmak ve kimseyi düşman görmediğini dört bir yana ilan etmek yetmiyor. Buyrun kanıtı: Tüm bunları sonuna kadar yaptığımız halde, tüm çabalarımıza rağmen, karşımızda kararlı ve dehşet verici düşmanlarımız var. Ama dikkat: buradaki 'biz', sadece 'biz Fransızlar', 'biz Avrupalılar', hatta 'biz Batılılar' anlamına gelmiyor. Bu gruba ılımlı Müslümanları, laik Müslümanları, özgürlüğünü kazanmış veya kazanmak isteyen Müslüman kadınları, Müslüman topraklarda yaşayan Hıristiyanları da eklemeliyiz. Thomas Mann, Hitler'in Alman topraklarına gökten zembille inmediğini, dolayısıyla Almanya'nın Nazizm'den ayrı kalamayacağını söylerdi. Ancak Almanya'nın aynı zamanda kendisi olduğunu da eklerdi. Fanatikleri 'ötekiler'e dair aşağılayıcı sözlerle yumuşatmaya çalışacağımıza, İslam âleminin tüm Thomas Mann'larıyla dayanışmamızı göstermemiz gerekir. Libèretion Fransız gazetesi, felsefeci, 9 Şubat 2006Radikal Akt: F.D

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.