BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alican Mêrdînî · 10.02.2006 · 2 görüntülenme
Gecen yilin Eylül ayinda Danimarka Jyllands-Post gazetesi Hz. Muhammed’in 12 iki karikatürünü yayinliyor.. Uzun bir dönem bu mesele onlarin ulusal sinirlari icinde kaldi... Daha sonra bazi cevreler bu meseleyi kendi ulusal, iktidar ve kisisel cikarlari icin büyüterek bir „kutsal“ kin ve nefret seline cevirdiler..Subatin baslarinda basliyarak, bu karikatür hikayesi tüm dünyayi sardi ve herkes tavir belirlemek zorunda kaldi....Bu karikatürler, Danimarka gazetesi disinda Fransa’da France Soir, Almanya’da Die Welt gibi gazetelerde de yayinladi.. Bazilari „düsünce özgürlügünün sinirlarini“ yokladi, digerleri „düsünce özgürlügünü“ sebeb göstererek karikatürleri yayinladi.. Ama, bu karikatürleri yayinlayan gazeteler, pek de öyle tabularla oynayan gazeteler degildi....Dün aksam haberlerinde Fransiz Charlie Hebdo mizah gazetesinin de bu karikatürleri yayinladigini duydum.. Bu sabah kalktigimda bir ishim vardi. Ancak ögle saatlerde yabanci basinin satildigi kaldigim sehrin merkezi tren garina gittim... Ben gazete saticisi bayana „Charlie Hebdo gelmedimi „ ? diye sordugumda kadin bana „kalmadi“ dedi.. Ama, sürekli gazete aldigim bayan bana „kalmadi“ dedigi zaman kizardigini fark ettim... Daha sonra hemen „Dogu Gar“ ina gittim... Orada da ayni cevabi aldim...Iki saat icinde „Charlie Hebdo“ kalmamisti..!!!!!!. meselesi kuyruklu bir yalandi..Charlie Hebdo’nun basina corap örülmüs dagitimini engellemislerdi..Kimse Charlie Hebdo’nun tarafli oldugunu, bir dine karsi saygili, bir digerine karsi saygisiz oldugunu söyleyemez..Cünkü Charlie Hebdo, tüm dinlere esit mesafede yakin ve uzak olan bir gazete...O zaten daha önce bu konuda rüstünü de ispat etmisti.. „Anti-Aids-kampanya“si sirasinda „Charlie Hebdo“ Hz. Isa’yi „rezervatifle“ carmiha germis ve „ben rezervatifle cinsel iliskide bulunurum“ sözünü söyletirmisti... „Charlie Hebdo“ya karsi ö dönemler kampanyalar yürütülmüs ve mahkemeye verilmisti.. Ama , o hic bir zaman geri adim atmamisti..Hz. Muhamed’in karikatürleri de ancak ve ancak „Charlie Hebdo“ya yakisirdi..Belki, „Charlie“nin sunusuyla bu karikatürleri internette görme sansim olur. Cünkü, „Charlie Hebdo“ bir baskadir... „Charlie düsünceleri icin ölür“ siariyla yayina baslamistir..Gecenler de le Monde gazeteside Plantu’nun bir karikatürü yüzünden gazeteyi Kuzey Afrika’ya gönderemedi..Bu karikatür meselesi yavas yavas kizistirildigi zaman, bir cok cevre biraz daha „cesaretli“ tutumlar gösterebiliyorlardi... Islam ülkelerindeki, Sünni, Sii, komünist, liberal, sagci, solcu, diktatörler ve zorbalar hepsi „dar ül islam“ da tek bir cephede toplanip, „dar ül harbe“ karsi dini inanclarini ve „peygamaberlerini“ savunmaya baslayinca, cesitli ekonomik, siyasi ve politik cikarlari icin „dar ül harp“tekiler de tam bir kapitülasyon ortamina girdiler.. „Dar ül harp“te bulunan „müslümanlarda“ bulunduklari ülkelerde yasadiklari, sosyal, kültürel, ekonomik sorunlarindan dolayi, „karikatürlerin toplumsal yasami dinamitledigini“ ve „müslümanlarin duygu ve inanclariyla oynadiklarini“ ileri sürmeye basladilar..Avrupa’li solcular, ateistler, anarsitler dahi „din dostu“, „inanclari koruma bekcileri“ olmaya basladilar..Herkes „kültürler ve dinler arasindaki diyalogtan“ söz etmeye basladi... Herkes „toleranstan ve akseptantans“tan dem vurmaya basladi..Bu karikatürler meselesi, Ortadogu’da bir cok kanli diktatöre iktidarlarini korumak icin sürü haline getirilen halk kitlelerini yeni gütme olanagini verdi.. Dünyamizin „kücük bir köye“ dogru gittigi bu ortamda var olan ekonomik cikarlarin büyüklügünden dolayi, bir cok Batili ülke ve cevreler ilk dönemlerdeki sessizliklerini ve karikatürleri onaylayan tutumlarindan vaz gecerek, sirin görünmeye basladilar..Buna en güzel örnek Arap ülkelerinde Danimarka mallarina yönelik boykottan dolayi, Isvicre’nin Nestle firmasi Arap medyasina verdigi ilanda „ Biz Danimarka’li degil, Isvicreliyiz“ diyebiliyor.Biri gercek dini olan ekonomik cikarini, digeri kanli iktidarini korumak icin sürülesmis ve bu dünyadan umudunu kesmis kitlelerin hayalleriyle oynuyor.Din adina neler neler yapilmadi ki...Dünyada yapilan savaslarin, kiyimlarin, jenosidlerin, iskencelerin, el ve kol kesmelerinin, kadinlari kölelestirmenin, baska halklari isgal etmenin ve daha insanlik tarihinde görülen tüm suclar din adina yapildi.Dinler „diyalog“, „baris“ ve „kardeslik“ icin olusmadi.. Dinler cikislarindan itibaren „hakikatin monopolunu“ denetimlerinde bulunduklarindan karsi cikan herkese karsi savas ilan ettiler.Cünkü, hakikatin monopolu ve gercegin anahtari onlarin elerindeydi..Avrupa aydinlari aydinlanma dönemin de dine ve onun „tanri adina olan siyasal“ hakimiyetine karsi ciddi mücadeleler yürütüler.. Voltaire’in, Turgot’un, Rouseau’nun, Montesquie’nin, Kant’in ve daha yüzlerce aydinin din ve devlet iliskilerini ayirma, dinin devlet islerinden uzaklastirma cabalari adim adim gerceklesti.. „Halkin iradesi“ ve „halkin cikarlar“ „halkin iktidari“ve „birey“ ön plana cikarildi. Bunlarin hepsi „tannrinin kayitsiz, sartsiz hakimiyetine“ karsi girisimlerdi.. Bu ugurda büyük bedeller ödendi..Yine bu toplumlarda dine ve onu temsil eden Ortacag egilimlerine karsi mücadele edildi, kilise büyük oranda „iktidarsizlastirildi“...Böyle bir ortamda Nietzsch’e „tanri öldü!!!! O, ölü kalacak.. Biz onu öldürdük“ diye biliyordu..Biz dedigi zaman insanlardan söz ediyordu.. Max Stirner bu duruma daha aciklik getirerek „Insanlar, gökyüzünde kendi baslarina tanri olabilmek icin tanriyi öldürdüler“ diyordu.Bir Fransiz komediyen olan Colluci biraz daha isi girgira vurarak: „ Ölümden sonra bir yasam var mi? Yalnizca Hz. Isa bunu bilebilirdi.. Ama ne yazik ki, o da öldü“.. diyebiliyorduBizim topraklarimiz da da Hallaci Mansur’un „ En el Haq“ini, Riwandi’nin 9.yüzyilda Muhammed’in „Peygamberligini redetmesi“ bu kategori cercevesinde ele alinabilinir.. Insanlar tarih boyunca, doga ve toplum olaylari karsisinda caresiz kaldiginda tanrilar yaratabildiler. Bu tanrilar ve dinler insanlarin toplumsal yasamin düzenlemesinden önemli rol oynadilar. Ama bir süre sonra tanrilar ve dinler, insanlarin ihtiyaclarina cevap vermeyince yeni arayisler ve yeni dinler buluyorlardi.. Bu tek tanrili dinler icinde gecerlidir.. Emile Durkheim hakli olarak bu anlarda „ Tanri ve toplum arasinda tercih yapmak gerekir“ diyordu..Ama, eger toplum tanrisiz yasama bilinc ve kabiliyete sahip degil ise Fransiz Devriminin önderlerinden Robespierre’in dedigi gibi „eger tanri yoksa bile yaratmak gerekir“...M.Ö 400 yilarinda Xenophane hakli olarak „her etnik yapilanma kendine benzeyen tanrilar yaratiyor. Ethopyalilar tanrilari siyah, Yunanlilarinki gözleri acik renkli ve kizila calan saclari var. Eger öküzlerin, atlarin ve aslanlarin eleri olsaydi, onlarda tanrilarini öküz, at ve aslan olarak cizerdi“ derdi..Xenophane’dan bugüne kadar, ne tanrilar ve peygamberler geldi, gecti... Bazilarinin hic bir izi kalmadi... Bazilarinin taraftarlari can cekisiyor.. Bazilari ise insanlari 1500 yil öncesi Arap yarim adasina götürmek istiyor...Insanlar, dinlerden kurtulmadiklari sürece, dinleri kilise ve camilere kapatmadigi müdetce, dinler insanlarin yasamini zindan eder.. Bu zindanlardan ancak arasira firar edenler olur. Onlar icin de fetvalar verilir..Keske insanlar, bu karikatür tartismasini, Islam ve Hiristiyan(ayni zamanda Yahudi) arasindaki tartismadan cikarip, bu dünyalilarla o dünyalilar arasinda ki tartismaya cevirseler.. Bugün dahi, o dünyalilarin arasinda ton bakimindan fark olsa ortak tutum var.. Bu dünyada olmak isteyenler ise sürülerin kuyruguna takilmayi tercih ediyorlar.. Cünkü, dinin akli yoktur....
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.