Siyaset

Bölünecek diye korkmayın... Türkiye zaten bölündü....

Ahmet Altan · 25.08.2006 · 2 görüntülenme

www.gazetemnet.comSaklanan, bastırılan gerçekler, suya atılmış cesetler gibi bir zaman sonra iyice şişmiş, büyümüş olarak ortaya çıkıyor. Ve, ürkütücü oluyor. Bizim Cumhuriyet denize çok ceset attı. Çok gerçeği yok farz etti. Şimdi gerçekler, korkunç görüntüleri ve çürümüş kokularıyla önümüze çıkıyor. Yaşama arzusundan, sevinçten, özgürlükten, mutluluktan, zihinsel ve ruhsal derinlikten, sanattan, kadından, doğanın en önemli parçalarından biri olan cinsellikten, nükteden nefret eden bir yapıyla karşılaşıyoruz. Bu nefret, bazen bir din kisvesiyle, bazen de laik Kemalist kisvesiyle kendini gösteriyor. İpek Çalışlar’ın ‘Latife Hanım’ kitabında söylenilenlerden hoşlanmadığı için bunu cezalandırmak isteyen anlayışla, kumsalları tuvalet gibi kullanıp bikinili gençlere saldıran anlayış, birbirinden ne kadar farklı gözükse de, aslında aynı nefret ağacının değişik dalları. Özünde aynı gelişmemişliğin farklı tezahürleri. Mahkeme basıp, yazar dövmeye çalışan avukat gruplarıyla, heykelleri tesettürlü bir hale getirmeye çalışanlar arasında ‘yaşam nefreti’ açısından bir fark yok. Osmanlının belini kırdığı köylüleri, onların umutsuzluklarını, bu umutsuzluğun kaçınılmaz olarak bir mutluluk nefretine dönüşeceğini görmek istemeyen Cumhuriyet, ‘şapka, frak, balo’ makyajıyla köylülük gerçeğini saklayabileceğini sandı. Onları yok farz etti. Tek amacı ‘Atatürk’e, devlete, askeri zaferlere tapınan’ itaatkar köleler yetiştirmek olan Cumhuriyetçi eğitim de, bu köylülerin çocuklarını hayattan kopuk, sevinçten uzak, kadın erkek ilişkisine tümüyle yabancı, cinsel isteklerini hep bastırmak zorunda kalan, dünyayı tanımayan insanlar olarak yetiştirdi. Zaten pek gelişmemiş olan kalabalıklar bu eğitimle iyice ekşidi, sevince, özgürlüğe düşman oldu. Bir kısmı ‘bu düşmanlığını’ dinin arkasına, bir kısmı da Atatürkçülüğün arkasına sakladı. Kisveleri, idolleri, söylemleri farklıydı ama ikisinin de kökünde ezilmiş köylülüğün yaşam düşmanlığı yatıyordu. Bu çağdan ve çağın gerçeklerinden neredeyse nefret ediyorlardı. Gövdesinden ayrı dallar çıkartan bu öfke ağacı büyüdü, kalabalıklaştı ve dünyayı anlamaya, dünyayla bütünleşmeye, kendilerine armağan edilen hayatı gerektiği gibi yaşamaya çalışan kentlilerin karşısına dikildi. Türkiye iki ayrı yaşam biçimine bölündü bugün. Bu iki ucu biraraya getirmek ise artık neredeyse imkansız. Aynı topraklar üzerinde, birbirine kuşkuyla bakan, birbirinin yaşama biçiminden hoşlanmayan iki grup yaşıyor. Dincisi, ırkçısı, Kemalisti, laiki, milliyetçisi ile ‘köylü’ grup büyük bir kalabalığa sahip. Ama bu büyük grubun yaratıcılığı, zihinsel derinliği, dünyayla ilişkisi, gelişmeleri kavrama yeteneği yok. Kentliler ise, gelişmiş, dünyayı kavrayan, yaşama arzusu kuvvetli, özgürlüğe düşkün, bireyin haklarını savunan, sanata katkıda bulunabilen ama küçük bir grup. Siyasi partiler, doğaları gereği kalabalıkları temsil etmeye çalışıyorlar, aslında politika kadroları da özleri itibariyle bu kalabalığın parçası. Kentlilerin ise siyasi alanda bir temsilcileri yok. Buna karşılık daha zenginler, üretim gücünü ellerinde tutuyorlar, dünyayla ülke arasında köprü oluyorlar. Bu ülkenin esas azınlığı da bu kentli grup. Osmanlıdan bu yana süren köylü kentli çekişmesi sanırım tarihinin en keskin dönemecini yaşıyor. İki kesimin de birbirine tahammülü azalıyor. İki kesimin de birbirini yenmesi zor. Birbirinden ayrılamayan ama birlikte de varolmaya artık dayanamayan bu iki grubun bir arada yaşaması gittikçe daha büyük gerginliklere, çatışmalara, çekişmelere yol açacak gibi gözüküyor. Bu ‘bölünmüşlüğün’ kısa vadede bir çözümü de bulunmuyor. Şimdilik tek çare, ‘gerçeklerden korkmadan’ karşımızdaki tabloyu analiz etmek ve bunun tahminleri aşabilecek saldırılara, linçlere, yağmalara dönüşmemesi için siyasilere durumun vahametini anlatmaya çalışmak. Siyasiler oy için kalabalıklarla birlikte kentli düşmanlığı yapması günlük çatışmaları tırmandıracak çünkü. Eğer siyasiler yaşadığımız gerçeği kavrayamaz ve oy için gelişmemişliği ‘din ve vatan’ gerçeği gibi sunmayı sürdürürlerse, ‘kültürel bölünmenin’ nasıl büyük bir tehlike olduğunu sokaklarda yürüyemez hale gelerek hep beraber öğreneceğiz.21 Ağustos 2006, Pazartesi   

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.