Siyaset

BÖLGESEL SAVAŞ VEYA 3. DÜNYA SAVAŞI SÜRECİNDE ÇATIŞMA MERKEZLERİNDEN KÜRDİSTAN D

Av.Medeni AYHAN · 06.01.2008 · 2 görüntülenme

BÖLGESEL SAVAŞ VEYA 3. DÜNYA SAVAŞI SÜRECİNDE ÇATIŞMA MERKEZLERİNDEN KÜRDİSTAN DA YURTSEVER DEVRİMCİLERİN TEMEL GÖREVLERİ 25 Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır da yapılan birlik toplantısındaki konuşmamda ve bir ay sonra açıkladığımız Kurdokya bildirgesinde, asgari düzeyde bölgesel bir savaş ve azami düzeyde ise, 3. dünya savaşı sürecine girdiğimizi, Kürdistan ın savaşın merkezlerinden olduğunu ve gelişecek savaşta Şengay devletleri olan Rusya ve Çin yanında bölgenin sömürgeci devletleri olan İran,Türkiye,Suriye ile birlikte fundamentalist örgütlerden Hamas Hizbullah El-Kaide gibi eğilimlerin yer alacağını, bu eksenin geliştiğini,buna karşın ABD,İngiltere,Kanada ,İsrail,Avustralya,Avrupa ülkelerin bir bölümü ile Güney Kürdistan hükümetinin, dolayısıyla Kürtlerin diğer bir kutbu oluşturacağını analiz etmiştim.2005 yılının Aralık ayında Diyarbakır da yapılan toplantıda yaptığım konuşma sonrasında söz alan aydınlarımızdan Faik Bulut ise, benim analizlerime hayret etmiş gibi,”bizim bilmediğimiz bir şey mi var yoksa” diyerek buna ihtimal vermediğini söylüyordu.Ortadoğu uzmanı Faik Bulut un bilmediği hususların bulunduğu ve özellikle dünya ile bölgenin siyasal analizini yapmada yetersiz olduğu kesindir.Cirac lı Fransa,ABD nin politik çizgisinden farklı bir çizgi geliştirerek dünyada etkili olma perspektifine sahipken,yönetimi devir alan Sarkozy ise birlikte hareket ederek etkili olma çizgisini benimsemiş görünmektedir.Yani Fransa da ,ABD nin önderlik ettiği eksene destek vermiş görünmektedir.İngiltere den sonra Fransa nın ABD ye destek vererek ve birlikte hareket ederek etkili olma çizgisinden sonra,Almanya nın da bu iki Avrupa ülkesini takip edeceği aşikardır.Avrupa nın ekonomik ve siyasi bir gücü olsa da, ekonomik ve siyasi birliğin sırtına geçirilmiş önemli bir askeri gücü yoktur.Öte yandan bütün Avrupa ülkelerinin ABD ve Şengay devletlerinden farklı olarak 3.bir kutup olmak yönünden birlikte hareket etme ve aynı konsepte sahip olması olanaklı değildir.Bu nedenle bir anlamada antrenmanları yapılan savaşın,birincisi ABD nin önderlik ettiği kutup ve ikincisi Şengay devletlerinin başını çektiği kutup olmak üzere, iki temel kutbu olacaktır.Sıcak savaşın antrenmanı soğuk savaş şeklinde devam etse de, sıcak çatışmanın başlaması iki yıl öncesine göre daha günceldir.Azami düzeyde bölgesel bir savaşın ve azami düzeyde de 3. dünya savaşının ortaya çıkacağı kesin olduğu gibi, her halükarda savaşın temel merkezlerinden birinin Kürdistan olacağı da kesindir. 2030 yıllarında dünyadaki petrol tükenecektir.Büyük sanayi devletlerinin, sanayideki gereksinimlerine bağlı olarak yoğunlaşan enerji ihtiyaçları, petrol ve doğalgaz alanlarını ve nakili sağlayan boru hatlarını kontrol etme mücadelesine itmektedir. Büyük sanayi ve sermaye devletlerinden ihtiyaçları kadar enerjiyi anlaşmalarla veya diğer yollarla sağlamayanları, önümüzdeki otuz yıllık süreçte fabrikalarını kapatmak yada başka enerji türlerini yaratmakla karşı karşıya kalacaktır.Çin ve Hindistan ekonomisi yüksek bir büyüme oranıyla gelişmekte ve önümüzdeki 10 yıllık süreçte ABD ekonomisini dahi aşacak konuma geleceği hesaplanmaktadır. Büyük bir askeri güce sahip olan Rusya ekonomik anlamda toparlanma sürecine girdi. Rusya ve Cin gibi büyük sermaye devletleri diğer büyük bir sermaye devletleri olan ABD’nin müttefiklerini tek başına dünya siyasetine yön vermesinden rahatsızdır.ABD,Çin ve Rusya nın önünü almadığında, en geç 15 yıl sonra güç ve etki açısından dünyadaki önderliğini yitireceğini ve siyasi-ekonomik önderliğin Çin merkezli olmak üzere Asya ya kayacağını görebilmektedir. Bu olgular çerçevesinde bir soğuk savaş süreci başlamış ve yaşanmaktadır.Bu nedenle ABD, Cin ve Rusya gibi devletler kendisini yakalamadan, içinde bulunduğumuz yüzyılda da sermaye devletleri içindeki önderliğini ve bir anlamda başat gücünü koruyup sürdürmek için, Şengay devletlerinin sınırlarına yakın alanlara yerleşerek bunları kuşatmaya ve aynı zamanda Ortadoğu ve Kafkasya da ki petrol alanlarında etkili olmaya çalışmaktadır. Büyük sermaye devletlerinin birbiriyle çelişen ve uzlaşmayan ihtiyaçları, petrol ve doğalgaz merkezleriyle nakil hatlarında denetim ve etki alanları oluşturma mücadelesine başlamalarına yol açtığından, bu çerçevede ortaya çıkan kutuplaşma ve soğuk savaş sürecinin sıcak çatışmaya dönüşerek başlangıç itibariyle bölgesel savaşlara ve bölgesel savaşları izleyen 3’üncü dünya savaşına dönüşeceği görülmektedir. Kürdistan ın 4 parçası da, petrol yataklarını barındırdığı gibi,stratejik ve coğrafik anlamda nakil hatlarının güzergahı durumundadır. Öte yandan 4 parçaya bölünmüş ve sömürgeci devletler(Türkiye,İran,Irak,Sürüye) tarafından paylaştırılmış Kürdistan ın sömürge statükosu ve bu statükoya karşı gerçekleşen mücadeleler, Kürdistan Sorununu, Ortadoğu sorunu durumuna getirmektedir.Kürdistan sorunun daha büyük bir kapsamda etki alanlarına sahip olması ve Filistin sorunun bir ölçüde de olsa çözüm yolluna evirilmesi ile Kürtlerin gelişen mücadelesi Filistin Sorunundan öte,Kurdistan sorununu Ortadoğunun temel sorununa dönüştürmüştür.Kürdistan sorunu hem sömürgeci devletleri, hem de bu sömürgeci devletlerinin etnik bağlarla bağlı olduğu çevre devletleriyle büyük sermaye devletlerini yakından ilgilendirmesi ve Ortadoğu da siyasal ve ekonomik acıdan yarattığı istikrarsızlığın bütün dünyayı etkilemesi nedeniyle, esasen dünya sorunu durumundadır. Kürdistan sorunu,(Kürt sorunu tabiri sömürgeci devletlerin sisteminden kesin kopuş sağlamayanların çarpık adlandırmasıdır.) her gün daha yoğun oranda uluslar arası bir sorun haline gelmektedir.Kürdistan sorunu, mevcut durum itibariyle dahi,bugün uluslar arası bir sorun haline gelmiştir. Kuzey Kürdistan da(Türkiye nin egemenliği altındaki topraklarda) 30 milyon, Güney Batı Kürdistan da(Suriye nin egemenliliğindeki topraklarda) 3 milyon, Güney Kürdistan da(Irak içinde federal statüdeki topraklarda) 5 milyon ve Doğu Kürdistan da(İran ın egemenliğindeki topraklarda) 3 milyon nüfusu bulan Loranlarla birlikte 12 milyon olan Kürtlerin, ulusal topraklarında ki toplam nüfusları 50 milyon civarındadır. Ancak Kürt nüfusu sadece Kürdistan ın 4 parçası ve sömürgeci devletlerin egemenliği altındaki yerleşim alanlarında değil, diğer pek çok devlette de bulunmaktadır. Afganistan ,Pakistan Hindistan,Sudan ,Lübnan, Ermenistan,Gürcistan,Azerbaycan,Kazakistan Kırgızistan gibi pek çok devlette Kürtlerin kendine özgü yerleşim yerleri bulunmaktadır. Yine yakın tarihte Avrupa da ki devletlerine de yerleşen bir Kürt nüfusunun bulunduğu bilinmektedir. Kürtler ulus olarak dünyada devletsiz bulunan en büyük ulusal nüfusun sahipleridir.Dünyada Kürtlerin bir kasabası kadar nüfusu olan devletler dahi mevcutken,Kürtler uluslararası anlamda bir özne olmadıkları gibi,siyasal ve ulusal iktidar ve kurumlarına da sahip değildirler. Kürtler,Ülkeleri 4 parçaya bölünen ve halla klasik sömürgecilikte dahi olmayan kısıtlama ve mağduriyetlere maruz kalan bir ulustur.Kürdistan nın yer altı ve yer üstü zenginlikleri Kürt ulusunun emeği ve pazarı sömürgeci devletlerin ekonomilerine art değer olarak taşınmaktadır.Kürt ve Kürdistan ının zenginliği, Kürt ulusuna ağır zülüm ve soykırım uygulamanın nedeni yapılmaktadır. Ülkelerinin 4 parçasında da istikrar ve özgürlüğe sahip olmadıkları için çeşitli şekillerde mücadele vererek gerek; siyasi, gerekse ekonomik anlamda istikrarsızlığa yol açan, en dinamik,en dönüştürmeci,en yiğit ve en devrimci olanda Kürt halkıdır.ABD, 1920’lerde İngiltere ve Fransa nın istem ve ihtiyaçlarına göre resmi olarak çizilmeye başlanmış bugünkü sınır ve haritalara bağlı olan statükoyu eskisi gibi destekleme yerine,sınır ve haritaların yeniden şekillendirilmesinden yana görünmektedir. Sovyetler Birliğinin karşı bir kutup olarak çözülmesi sonrasında ABD nin,klasik sömürgeciliğin tasfiyesi ile buna karşın her ülkenin ekonomisini etkilemeye dayanan yeni sömürgeciliğin her alanda kurumsallaştırılması hedefi,eskisi gibi ulusal mücadelelerin cepheden karşıya alınmasına dayanan çizgisini terk etmeye götürmektedir. ABD nin bu yeni çizgisi,stratejik müttefiki ve işbirlikçisi durumunda olan Türkiye gibi devletlerle çıkar çatışmasına yol açmaktadır.Kürdistan Ulusal haraketinin bu konsept ve çıkar farklılaşmasından kaynaklanan çelişkilerden yararlanması gerekmektedir. 1639 yılında Feodal Dönemin emperyalist imparatorluğu ile İran Sefavi devlet arasında sürekli bir artı ürün elde etme ,paylaşma ve çatışma ile tampon bölge alanı yapılan Kürdistan ikiye bölünerek resmen paylaşıldı.1916’da ise,Osmanlı İmparatorluğunun denetimi altında kalan Kürdistan toprakları Rusya,İngiltere ve Fransa’nın tarafı olduğu, ancak gizli olarak yapılan Şeykes Pikot antlaşmasıyla üç parçaya ayrıştırılınca ve bu durum 1923 te yapılan diğer emperyalist antlaşma Lozan ile resmileştirilince, Kürt ulusal toprakları dört parçaya bölünmüş oldu. Seykes Pikot antlaşmasıyla,Kürdistan ın bugünkü sınırlarla dört parçaya bölünmesine dayanan bugünkü sınırlar kağıt üzerinde de olsa çizilmişti. Vilademir Lenin 1917 devrimiyle iktidarı ele geçirdikten sonra, o günün büyük sermaye devletleri(Rusya,İngiltere,Fransa) arasında imzalanan söz konusu gizli antlaşmayı deşifre etti. Bu antlaşmaya göre, Kuzey Kürdistan da biz Kürtlerin Serhat bölgesi olarak adlandırdığı coğrafik alandaki yerleşim birimleri Rusların hakimiyetine veriliyordu. Bolşevik devriminden sonra bu antlaşmayı deşifre eden Lenin, askerlerin serhat bölgesinden çekilmesi yönünde talimat verdiğinden Rus askerleri kendiliğinden çekildi..Suriye ve Irak ise, Fransa nın mandasına ve hakimiyetine bırakılmıştı. Rusya nın Serhat tan çekilmesinden sonra petrol alanlarının büyük bir bölümünün Fransa nın hakimiyetine bırakılan topraklarda olduğunun farkına varan İngiltere, gizli olarak yapılmış Şeykes Pikot antlaşmasında kendi lehlerine düzeltme yapılması için Fransa ya baskı yapmaya yöneldi.Bunun sonucunda da Şeykes Pikot antlaşmasında Fransa hakimiyetine bırakılmış olan Güney Kürdistan (yani Musul-Kerkük petrolleri) nın İngiltere nin hakimiyetine verilmesi,ancak diğer antlaşma maddelerinin aynen resmileştirilmesi üzerinde uzlaşmaya varıldı.Rusya nın 1917 devrimi sonrasında kendi iradesiyle Şeykes Pikot antlaşmasından ve dolayısıyla hakimiyetine bırakılan Serhat bölgesinden (Türklerin uydurduğu şekliyle Doğu Anadolu bölgesinde) çekilmesi ve Fransa nın denetimine bırakılan petrol alanlarından bir kısmının (Musul-Kerkük) İngiltere nin denetimine bırakılması çerçevesindeki değişikliklerle, Lozan antlaşmasında resmileştirildi. Türklerin resmi ideoloji çerçevesinde resmi tarih yazımlarında ileri sürdüğü gibi,anti emperyalist bir mücadeleleri ve karakterleri hiçbir zaman olmamıştır.Türk milliyetçiliğinin tarihi emperyalizmle işbirlikçilik tarihidir.Türk egemenlik siteminin tarihi ise, emperyalist olma veya değişen koşullara göre emperyalizmin işbirlikçisi olma tarihidir.Çağdaş anlamda emperyalizmi,ekonominin tekelleşmesi ve teklerlin ulusal sınırlar aşmak üzürü sırtına devletin askeri ,siyasi,demagrofik,diplomatik ve operasyonel gücünü alarak zor ve baskı temelinde yayılmasıdır.Feodal dönemin emperyalist İmparatorluğu olan Osmanlının arta kalanın üzerinde diğer halkların inkarı ve düşmanlığı temelinde bir ulus yaratma projesinin sonucu olarak Türko-Judaik bir devlet yapılanması Türkiye emperyalizmle işbirliği temelinde kurulup kurumsallaştırıldı.Osmanlının feodal dönem emperyalizminden sonra 1970 lerden itibaren bu imparatorluğun bakiyesinden çıkarılan Türkiye tekellere kavuşmuş ve 1974 te yapılan Kıbrıs çıkarması da askeri ve siyasi anmada ilk emperyalist yayılma süreci olmuştur..Feodal dönemin emperyalizmin de Moğolların,Selçukluların ve Osmanlıların toprak ürünü alma,hayvan vergisi,baş vergisi yanında, savaş zamanında savaşçı asker alma ve hazineleri yağmalama tarzındaki yayılmacı ve kapmacı tarzı birbirini izlemiştir.Osmanlı nın son döneminde ortaya çıkan Jön Türkler ve devamları olan İttihat ve Terakki nin kadroları, Osmanlı emperyalizmini diğer bir emperyalist gücün işbirlikçiliğini kabullenerek ayakta tutmak ve Kafkaslardaki Türkik toplumların topraklarını da Turancı hayaller çerçevesinde hakimiyetlerine almak için, Alman generallerinin komutası altında Rusya İngiltere ve Fransa ya karşı savaşa katılmışlardı.Osmanlı nın Rusya ya top fırlatarak başlattığı savaşın top atışlarını dahi Alman generaller yapmıştı.Almanya nın yenilmesi nedeniyle, Fransa ve İngiltere nin de Osmanlı Ordusunun başında olan Enver i ve hükümettin başında olan Talat Paşa yı işbirlikçi olarak benimsemesi mümkün değildi Enver, Sovyet topraklarında öldürülürken,Talat ta, Avrupa da öldürüldü.İngiltere ve Fransa nın bilgisi, denetimi ve yönlendirmesi çerçevesinde Vahdettin in yaveri durumunda bulunan ve Enver ve Talat gibi İttihat Terakki Partisinin parlak önder kadrolarına nazaran silik bir İttihatçı olan Mustafa Kemal in önü açılarak, Samsun dan Kürdistan topraklarına geçmesi ve esasen Kürt topraklarında varolan direnişi denetim ve kontrol altına alması için görevlendirildi.Mustafa Kemal Atatürk,Kürdistan topraklarında işgale karşı hakkımızın kendiliğinden başlattığı direnişi istendiği şekilde denetim ve kontrolüne alarak Fransa ve İngiltere nin kabul ve istemlerine ve özellikle de 1916 yılında emperyalist devletler arasında gizli olarak imzalanmış Seykos Picot antlaşmasına uygun olarak diğer emperyalist bir antlaşma olan Lozan antlaşmasını imzalayarak işbirlikçi iktidarın kurdu.Fransa ve İngiltere,kendi ihtiyaç ve konseptlerini Almanya ile işbirliği yapan Selanikli Sebataist ve Mason bir İttihatçı olan Talat Paşa yerine, diğer bir Selanikli Sebataist ve İttihatçı olan Mustafa Kemal i alıp tercih ederek ve işbirlikçi olarak yararlanmakla sağlamışlardır.Kemalizm ,İdeolojik-politik düzeyde ittihatçılığın hem kendisi, hem de devamı olarak emperyalizmle işbirliği temelinde ortaya çıkarken, aynı şekilde kendisini ittihatçı kadrolarla kurumsallaştırdı.1950 ye kadar İngiltere ve Fransa ile işbirliği yapan Kemalist devlet ve sistem,1950 den itibaren de ABD nin stratejik müttefiki sıfatıyla işbirliğini devam ettirdi.Totaliter ve faşist yapısıyla devletin kuruluş ve yapısında cisimleştirilen Kemalizm, devrimci hareketlerin yükseldiği dönemde açık faşizm ve siyasal -devrimci hareketin yenildiği yada çekildiği dönemlerde ise örtülü faşizm şeklinde uygulama bulan sürekli faşizmdir.Bu saptamamız bütün Kemalist sistemin özeti olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin siyasi tarihinin en özlü ifadesidir.Irak Basçılığı ve Suriye deki Esad Basçılığı İttihatçılın ve Kemalizm’in Arapların koşul ve toplum yapısına uyarlanmış halinden başka bir şey değildir.Basçıların,İttihatçılık ve Kemalizm dışında bir ufku ve esinlenme kaynağı yoktur.Irak İngiltere nin mandası olarak ve Suriye de Fransa nın mandası olarak işbirliği temelinde kudurtulan devletlerdir.Hatta kudurtulan Irak için İngiltere nin lideri de dışardan ithal ettiği ve Sudi Arabistan dan Faysal ı getirterek Irak a yönetici yaptıkları bilinmektedir.İran nın fundamantalist ve ırkçı Molla yönetimi de emperyalizmin yeşil kuşak politikası çerçevesinde Sovyetleri kuşatmak için işbirliği temelinde iktidara getirtildi. Kürdistan ın dörde bölünmüş ve paylaşılmış statüsü bu şekilde resmileştirilirken, emperyalizmle işbirliği temelinde kurulan Türkiye ,İran ,Irak ile diğer işbirlikçi İran ın ve hatta çevre devletlerinin tarafı olduğu Sadabat Paktı, Sento Cento türü bölgesel antlaşmalar ise,ortaya çıkarılan bu statükoyu korumak için yapıldı.Kürt halkı, ülkesi Kürdistan ın dört parçasında emperyalist bir antlaşma olan Şeykes Pikot antlaşmasıyla, devamı niteliğinde bulunan ve diğer bir emperyalist antlaşma olan Lozan antlaşmasının ortaya çıkardığı statükoyu bölge devletleriyle ortaklaşarak korumayı temel alan ve 1936 da imzalanan Sadabat Paktı nın sonuçlarını ortadan kaldırmak için mücadele etti İşte bu içerik ve temelde emperyalizmin kucağında ortaya çıkmış gerici statükoyu sadece sömürgeci Türk devletiyle, diğer sömürgeci devletler değil,aynı zamanda kendilerini devrimci ve sosyalist olarak tanımlayan, ancak kendi sömürgeci devletlerinin işbirlikçi köpeği dışında hiçbir şey olmayan ezen ulus solcularının önemli bir bölümü de savunmakta ve Kemalizm den, Basisizm den ,İran fundamantalizminden kesin kopuş sağlamamaktadırlar..Bunlar bir yana, ittihatçı ve Kemalist ordunun işbirlikçi bir ajanı olarak kullanılan Apo ittihatçıların gelişme çizgisinin son aşamasına uygun olarak, Kürtlerin Türk değil,Türkiyeli olarak nitelendirilmesiyle sorunun çözüm bulacağını ifade etmektedir.İttihatçılar önce Osmanlılık çizgisini savunmuş,ancak Balkan devletlerinin kopmasından sonra İslamlık tezini savunmuş ve Arabistan ın da kopmasından sonra ise,Türklük tezini esas almışlardı.Dünyadaki gelişmeler ve Kürt ulusal hareketinin dört parçadaki mücadelesi karşısında, Türklük tezini kabul ettirme ve yaşatma imkanı kalmadığından, Apo efendinin Ordunun direktiflerine uygun olarak, Türkiyelik tezini ortaya atarak, Kürt ulusunun tarih boyunca uğruna her şeyini verdiği ülkesi Kürdistan ı, satışa çıkarmaya çalışan bir telal rolünü oynamaktadır.Öte yandan kendi kişisel iktidarı için Kürt kadrolarını gerek PKK içinde ve gerekse PKK dışındaki eğilimlerde biçen,zindan da dahi manevi liderliği kabullenmeyip örgütü yönetmeye ve yönlendirmeye çalışan bu kişilik, Kürt halkının iktidar hastalığını bırakması gerektiğini,bağımsızlık, federasyon, konfederasyon ve özerkliğin çözüm olmadığını, sömürgeci devletin konseptine uygun düşecek şekilde beyan etmektedir.Çünkü sömürgeci devletlerin istemediği temel husus; toprak ve iktidar istemidir.Dil kültür hakkının ise, bireysel hak bağlamında Avrupa ya gitmiş bir kürde de verildiğini ve dünyadaki teknolojik ve siyasi gelişme karşısında, bireysel hak bağlamında bu hakkın her devlette kaçınılmaz olduğu,öte yandan siyasal iktidarı olmayan bir dilin korunmasının, korumasallaşmasının, halkının ilgisini çekmesinin ekonomik koşul ve ihtiyaçlar nedeniyle pek olanaklı olmadığı da aşikardır..Apo,Kemalistlerin ve Avrupa Birliğinin bireysel haklar bağlamında dil kültür haklarının verilmesi ve bir af karşılığında militanların teslim olması sonrasında tasfiye edilmesi planı üzerine oturtulmuştur.Kültü ve yattığı sistem çerçevesinde de, demokratik Cumhuriyet denilen ve Kürtleri siyasetsiz bırakarak,bütün kazanımlarını yozlaştırıp tasfiye etmeyi amaçlayan ideolojik politik çizgisini,sorgulamayı ve değerlendirmeyi bilmeyen müritlerine kabul ettirdi.Bu işbirlikçi çizgi Kürtlerin birlik kurmasının önünde de temel bir engeldir.Bu gerici işbirlikçi ve rezil tutumla, Emede Xani nin 1695 te Mem U Zin adlı eserinde temelini attığı ve bütün Kürt yükselişlerinde güncelleşerek fener işlevi gören,aynı zamanda bugün içinde modernize edilerek sürdürülmesi gereken Kürt ulusal mücadelesinin temel referanslarıyla değer yargı sistemi tahrip edilerek, yerine Kemalizmi koymayı hedeflemişlerdir..Kemalizmi yaratanların bu ideolojik politik sistemi kucağından atıp tasfiyeye yöneldiği bir süreçte dahi, Kemalizm’in ve Basizim in kuyruğuna takılarak bu totaliter sitemlerin devamlarını sağlayacak kırıntı değişiklikleriyle güçlendirilmesini esas alın bir çizgi ajan ve aptal değil de nedir?Devrimci olmanın ön şartı;Basizim den, Kemalizim den ve Molla fundamantalizmi ile sömürgeci devletlerin kabul ve sistemlerinden kesin kopuşu sağlamak ve kesin kopuş çizgisini vazgeçilmez kılmaktır.Ulus mücadelesi toprağa ve siyasal iktidara bağlıdır.Topraktan ve siyasal iktidardan kendini soyutlamış bir çizginin ulusal mücadele vermesi ve ulusal bir çizgide durması olanaklı değildir.Ülkeyi ve iktidar hakkını(bağımsızlıkçı çizgiyi) satışa çıkaranların milliyetleri çoktan satılmıştır.Gerek Kürdistan daki ve gerekse Kürdistan ı bülüp paylaşan devletlerdeki bütün gericilik; Kürdistan ın boyunduruk altında tutulmasının bünyesinden ve Kemalizim,Basisim, Molla Fundamentalizmi gibi totaliter ideolojik politik çizgilerin varlığından kaynaklanmaktadır.Bu nedenle bu ideoloji ve sistemlerde küçük değişiklikler yaparak devam ettirmeye dönük bir siyaset izlemek gericiliktir, buna karşın bunların tasfiyesine yönelmek ve kesin kopuş sağlamak temel devrimci yaklaşımdır. Bugüne kadar ABD ,İngiltere, Fransa,Almanya,Rusya, Çin gibi bütün büyük sermaye devletleri Kürdistan ın bölünüp paylaşılmasına dayanan bölgesel statükonun devamından yana olarak tutum aldılar.Emperyalistler,Ortadoğu daki sömürgeci devletleri desteklediler.İçinde bulunduğumuz süreçte ise, analız ettiğimiz nedenlerle ABD ve müttefiklerinin söz konusu tutumlarından vazgeçtikleri ve İngiltere ile Fransa nın çizdiği harita ve sınırları değişimine dönük bir politikaya yöneldikleri veya en azından buna esnek yaklaşmaya başladığı anlaşılmaktadır.ABD, Ortadoğu daki bütün ülkelerde önemli bir nüfus ve örgütlü dinamik bir güç olarak bulunan Kürt ulusuna yönelik tutumunu değiştirmeden, Ortadoğu da etkili olma, İngiltere- Fransa nın çizdiği haritaları değiştirme şansının bulunmadığını görmeye başlamıştır.Uluslararası sermaye, Ortadoğu da Kürdistan sorunun çözülmeksizin ve Kürt halkı kendi bağımsız devletini kurmaksızın, sermayenin ihtiyaç duyduğu yatırım ve dolaşım istikrarının sağlanmayacağını görmektedir.Analiz ettiğimiz hususlar ABD’nin politikasında değişikliklere gitmesinin ve Türkiye gibi müttefikleriyle çelişkiler yaşamasının temel nedenleridir. Kürt ulusal hareketi, bu çelişkilerden yararlanmalıdır. Ortaya çıkan bu çelişkiler nedeniyle, kuruluştan 1950 ye kadar İngiltere ve Fransa nın işbirlikçisi olan Kemalist iktidarın yüzyılın ikinci yarısından itibaren ABD ile işbirlikçi ilişkiye girdiği ve bu süreçte söz konusu işbirlikçi ilişkilerinin krize girdiği görülmektedir.İşbirlikçi TC, ABD’nin Kürtlerle ilişki kurmasına veya Kürtlerin mevcut güçlerle politik diyaloga girmesine tahammül edememektedir. Güney Kürdistan daki gelişmelerle, Lozan antlaşması ve Sadabat Paktının bir parça da da olsa yırtılmış olması, Kürtlerin federasyon çerçevesinde de olsa bir iktidar güçüne kavuşması Türkiye’yi de korkutmaktadır. Sömürgeci devletlerden İran ve Suriye kendi egemenlikleri altındaki Kürt nüfusunu ve Kürdistan topraklarını da kaybetmekten korkmaktadırlar. Varolan statükoyu koruma çizgileri Suriye,İran ve Türkiye’yi aynı politik eksende birleştirmektedir.ABD’nin sınırların yeniden çizilmesine dayanan yeni politik çizgisine karşın, eski statükoyu olduğu gibi koruma ve sürdürme çizgisini savunan Şengay devletleri, (Rusya, Çin vs.) bölgesel sömürgeci devletlerle aynı eksenlerde birleşmektedir. Türkiye’nin hükümeti ve diğer bir değişle AKP ,ABD ve Avrupa ile var olan ittifakın devamından yanadır, buna karşın Türkiye’nin ordusu ve istihbaratı ile diğer ittihatçı ve Kemalist kurumlar ise, hükümeti baskı altına alarak, ABD’nin yeni politikasından vazgeçmemesi halinde, Rusya ,Çin, Suriye ,İran eksenli devletlerle ittifaka yönelmesi için baskı yapmaktadır. Türkiye’de hangi siyasal parti, hangi çoğunlukla hükümeti oluşturursa oluştursun,hiçbir zaman gerçekte iktidar olamaz. Türkiye’de hükümetler şeklen iktidardır, özde ve gerçekte ise Türk ordusu ve Kemalist bürokrasi her zaman hükümet ve iktidardır. Bu anlamda Türk siyasal sistemi tek partili ve tek hükümetlidir. TC nin kuruluşundan bu yana özde hükümet değişmemiştir, çünkü Türk ordusu Türk devletinin kuruluşundan bu yana her zaman iktidardadır. Sonuç itibariyle Türk devletinde temel hususlardaki siyaseti ordu ve üst düzey bürokrasiyi birlikte sapladıktan sonra uymak ve uygulamak üzere, şeklen hükümette bulunan partilerin önüne koyar.AKP hükümeti, meclise büyük bir çoğunlukla girmenin ve uluslar arası sermayenin kendilerini desteklemesinin verdiği güvenle, ordunun sürekli iktidar olma konumuna karşı bir hamle yaparak, bir parti olarak iktidar olma isteğini gösterdiyse de, bu tutumunda ürkek olduğu için tavrını netleştirip sürdürememektedir.AKP tavrını sürdürmediği takdirde,Türk ordusuyla istihbaratının baskı ve iktidarına boyun eğmeye gitmek zorundadır.AKP hükümeti Türk ordusunun sürekleşen iktidarına teslim olma sürecindedir.Türk devletinin ve siyasal sisteminin bu özelliği nedeniyledir ki, Türk ordusu bünyesindeki özel harp dairesi ve özel küvetler komutanlığı aracılığıyla 3 yıldır İran ve Suriye ile birlikte perde arkasında da olsa, kurulmuş ortak bir konsept ve ittifak vardır.. Kerkük ve Şengal de patlatılan bombalar, Güney Kürdistan ı istikrarsızlaştırmaya ve boşaltıp insansızlaştırmaya dönük eylemlerdir. Güney Kürdistan daki eylemler, Türkiye –İran ve Suriye devletlerinin özel kuvetleri ve istihbaratlarıyla yönlendirip gerçekleştirdiği eylemlerdir. Güney Kürdistan ın istikrara kavuşması halinde, İran ve Suriye’nin çözülme tehdidiyle karşı karşıya kalacağı ve daha sonra Türkiye’nin hem dışardan,hem de içerden Kürt çemberi altına gireceği ve sonuç itibariyle kendi egemenlik alanı altındaki 30 milyon kürdü kontrol edemeyeceği düşünüldüğünden, Türkiye Cumhuriyeti var olan statükonun devamı için Saddam’ın Irak ı gibi,İran, Suriye rejimlerini de ayakta tutmaya çalışmaktadır. Uluslararası sermaye, Sovyet sisteminin çözülmesiyle klasik sömürgeciliğin tasfiyesine ve yeni sömürgeciliğin her alanda kurumsallaştırılmasına dayanan yeni politik çizgisini geliştirirken, geçmişte desteklediği ve kucağında oluşturduğu ittihatçılık ve Kemalizm, Basizm, İran fundamantalizmi gibi totaliter- faşist ideolojik politik çizgi ve sistemlerin sermayenin uluslararası yatırım ve dolaşım istikrarı açısından da tehdit oluşturduğunu ve liberal demokrasiye dahi olanak vermediğini gördüğünden, geçmişteki gibi önem vermedikleri bu ideolojik-politik sistemlerin tasfiyesinden yana bir tutuma gelmişlerdir.Irak Baaş rejimi Suriye Baaş rejimi ve İran fundamantalizminden farklı olarak, Türkiye’nin kaba yöntemlere dayanan bir çözülme sürecine sokulması yerine, müttefiklik ilişkisini devam ettirerek ve bir sürece yayılacak reform hareketleriyle içten dönüşmesine dayanan bir çerçevenin ABD tarafından Türk devletine önerildiği kanısındayım. Kemalist ordu ve bürokrasi ise, esnemez totaliter ideolojik–politik sisteminin verdiği alışkanlıkla reformlar çerçevesinde içerden dönüşme ve esnemeyi çözülmeyle eş görmektedir.Kalıtsal ideolojik politik harcı Kemalizmi ve Kürt düşmanlığı ile korkusunu esas alan Türkiye ile bu devletin hükümeti olan ordu ayak sürmektedir. ABD ,İsrailli Yahudileri,Kürtleri ve Türkleri bir çizgi temelinde bir arada yaşatma ve beraber hareket etmelerini de bir seçenek olarak sunmaktadır.Bunun taraftarı olan liberaller de vardır.Ancak Kemalist ordu ve istihbarat, devlette cisimleşmiş faşist Kemalist ideolojinin verdiği kalıtsal alışkanlık ve kendi varlıklarını Kürtlerin yokluğu ve zayıflığı üzerinde kurmuşlukları nedeniyle ABD nin bu alternatif önerisinde kabule yanaşmamaktadır.Kürtlerinde her halk gibi kendi ulusal topraklarında bağımsız devlet olmasını ise her halükarda kendileri açısından tehdit olarak görmektedirler.Böylesi bir durumun Lozan nın ve Sadabat paktının tasfiyesine ve barındırdığı petrol zenginliği ile Kürdistan nın güçlenmesine,aynı zamanda bölgede cazibe merkezi olmasına yol açacağı gerekçesiyle istememektedirler..Analiz ettiğimiz bu çelişki ve koşullar nedeniyle, Ortadoğu ve Kafkaslarda var olan statükoyu koruyup sürdürmede aynı eksene sahip olan Rusya,Cin,İran,Suriye,Türkiye, Filisten de Hamas, Lübnan da Hizbullah ve hatta El-Kaide aynı kutbu oluşturmaya yönelmiştir.Türkiye nin Ordusu ve Kemalist bürokrasi, şeklen hükümet olan AKP ye rağmen atlan alta bu itifak ilişkisinin içine girmiştir. Buna karşın diğer kutupta ise; ABD,İngiltere,Kanada,İsrail,Avustralya,Fransa ve Almanya nın bulunacağı anlaşılmaktadır.Güney Kürdistan hükümeti,İran Suriye ve Türkiye nin tehdit ve müdahaleleri karşısında,yalnız kalmamak ve bağımsız Kürtdistan ın kuruluşuna ve haritaların bu çerçevede değişiminden yana olacak güçlerle hareket edecektir. Kürdistan ı egemenlikleri altında tutan sömürgeci devletlerle bunların ittifak içinde oldukları emperyalist devletlerin güç ve saldırıları karşısında hiçbir ittifak ilişkisine yönelmeden boyunlarını koyun gibi giyotine uzatmaları olanaklı değildir. Kürdistan ulusunun ve ülkesinin geleceği için, sermayedar devletler arası çelişki ve çatışmalarda ulusal çıkara göre hareket etmek zorunludur.Ancak her ittifak ilişkisinin ister kısa ve ister uzun olsun bir gün biteceği ve değişen koşullarda ittifakı oluşturan güçlerin çıkar ve yönelimlerinin farklı yönlere dönüşeceğini de unutmamalıdır. Diğer açıdan konjoktörel ittifak ilişkisinin iradesini bir güçe teslim etme şekline sokmadan, hareket özgürlüğünü koruyarak gerçekleştirmek zorunludur.Ayrıca yer altı ve yerüstü zenginliklerimizi ve özellikle petrol ve doğal gazı bölgedeki sömürgeci devletlerin denetiminden alırken,diğer bir sermayedar devlete veremeyiz.Zenginliklerimizi vermek değil,ihtiyaç fazlası petrolü bağımsız Kürdistan nın kuruluşuna saygı duyan devletlere satmayı esas alabiliriz. Bu temel ve çerçevede kaldığı sürece, ABD,İngiltere,Fransa İsrail ,Avustralya, Kanada gibi ülkeler Kürdistan nın dört parçasıyla bağımsızlaşmasına saygılı oldukları ölçüde,varolan zor koşullar tehditler karşısında Güney Kürdistan hükümetinin bölgesel ve uluslararası bir saflaşmada yalnız kalmak yerine,adı geçen ülkelerle birlikte hareket etmesi yanlış bir tutum olmayacaktır. Türkiye nin ve diğer bölgesel sömürgeci güçlerin ABD yle harita ve statükonun değişmemesi esası üzerinde anlaşması halinde, hiç kuşkusuz Şengay devletleri ve dolayısıyla Rusya ve Çin, bugünkü çizgilerini değiştirerek statükonun değiştirilmesine dayanan bir çizgiyi esas alacaklardır.Büyük sermayedar devletlerden oluşan bu iki kutuptan birinin geliştirdiği çizgi karşında, her halükarda ikinci kutupta bulunan ülkelerin tersi bir çizgi geliştirerek karşılık vereceği ve bu yolla çelişkilerde etkili olmaya çalışacağı aşikardır.Uluslararası ilişkiler ve uluslar arası siyaset dinamik ve değişkendir, değişen durumlara göre değişen tutumlar geliştirmek zorunludur. Küçük bir ihtimalle de olsa,Rusya nın,İran ı pazarlık konusu yaparak,bazı taviz ve güvenceler alarak ABD nin başını çektiği ittifakın müdahalesine karşı doğrudan bir tutuma girmemesi de mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Suriye ve İran ile ittifak halinde, Güney Kürdistan ve Doğu Kürdistan sınırlarına 250 bin civarında askeri güç kaydırıp yerleştirmiş durumdadır.Türk devletinin asker sevkıyatı 2007 yılının başından beri devam etmektedir, 2007 yılının ekim ayında PKK’nin gerçekleştirdiği bir eylem neticesinde 12 Türk askerinin ölmesi ve 8’ininde ele geçirilmesi sonrasında genelkurmay ve özel kuvvetler komutanlığı ile istihbaratın bir plan dahilinde, devletin resmi ideolojisinde cisimleşen faşizmi güncelleştirerek emirleri altında çalışan bazı sivil unsurlar aracılığıyla, sivil Türkleri miting ve yürüyüşlere yönelttikleri ve bu yolla Kürtlere Güney Kürdistan hükümetine saldırmanın içerde ki koşul ve dayanaklarını yaratmaya yöneldikleri görülmektedir. Bu yolla AKP hükümeti de baskı altına alınarak yönlendirilmektedir. İttihatçı ile Kemalist ordu ve bürokrasi,Güney Kürdistan da ortaya çıkan Kürt iktidarını haz edemediğinden , kendi varlıklarını Kürtlerin yokluğu,zayıflığı ve iktidarsızlığı üzerine inşa ettiklerinden,Apo aracılığıyla Türk ordusunun denetimi altına giren PKK yi bahane ederek, Güney Kürsitan a saldırıp emperyalist sömürgeci bir devlet olarak yayılmak istemektedir. Türk devletinin tekelci yapısıyla emperyalist bir devlet niteliğinde olması,Musul ve Kerkük petrollerini küçük ve dağınık Türkmen nüfusunu kullanarak(bir anlamda Kıbrıs taki gibi Rum toprağında 50 bin kişilik Türk’e devlet kurdurtup yavru vatan adıyla isimlendirdiği gibi) denetimi altına almak istediğinden, Güney Kürdistan sınırına hiçbir tarihte görülmedik yoğunluk ve sayıda asker yığdırıp konumlandırmıştır. PKK nin en güçlü olduğu doksanlı yıllarda dahi bu yoğunluğun üçtü biri kadar askerle operasyon yapmayan bir devletin, örgütün bölünme ve ayrışmalarla kadrolarının yarısını yitirdiği,motivasyonun ve ideolojik politik referanslarının laçkalaştırıldığı,Apo nun talimatına uyarak coğrafyayı terk etmekle bu alandaki üstünlüğünü,lojistik desteğini ve istihbarat kanallarını büyük ölçüde kaybettiği,Kandil dağına sıkıştığı, 70 bin milisinden önemli bir bölümünün dağılıp deopolitize olduğu ve kiminin ajanlaştığı ve öte yandan bir af ve kırıntılar temelinde teslim olmaya hazır halle getirilmiş durumda olmasına rağmen, Kürdistan nın Batı ve Doğu sınırını kaplayacak şekilde asker konumlandırmasının nedenleri başkadır.PKK eylem yapmasaydı dahi, benzer veya aynı eylemi ordu içindeki güçler yapacak ve aynı konumu alacaklardı.Bu durum PKK nin eylemi öncesinde Türkiye nin kararlaştırdığı ve ihtiyaç duydukları bir planlamadır.Ordu ve istihbarat ile Kemalist bürokrasi,AKP yi arkalarından sürüklemeye başlamışladır.PKK işin bahanesidir,Türk Ordusunun ve İttihatçı Kemalistlerin hedefi Güney Kürdistan olduğu kadar Doğu Kürdistan dır.Türkmenler Kerkük e saldırı ve uzanma işinde kullanılmak istenirken,Azerilerin bir bölümün de Ürmiye ve Kirmanşah ın üzerine saldırılmak üzere kullanılacağından kuşku duymuyorum.İran daki Farisi egemenlik sistemi çözülüşe geçtiğinde,emperyalist Türkiye nin aynen Kerkük gibi,Üremiye yi tartışma alanına çekeceğinden ve Doru Kürdistan a müdahale ederek istikrarsızlaştırmaya yada denetiminin altına almaya çalışacağından kuşku duymuyorum.Türk Devletinin,İran nın egemenliği altında bulunan Doğu Kürdistan nın sınırlarına yoğun oranda asker yerleştirmesinin bir nedeni budur, diğer sebebi ise,ortaya çıkacak uluslar arası bir savaş ve çözülüş koşulları karşısın da müttefiklerine yardım etmek ve savaşa katılmak için pozisyonunu alma çabasıdır.Türk devleti, İran’ın egemenliği altında olan Doğu Kürdistan sınırında bir şerit şeklinde ve aynı yoğunlukta asker kaydırıp yığdırmıştır.Türk devleti, ABD, İngiltere , İsrail, Kadana, Fransa gibi devletlerin bir hava operasyonuyla İran rejimini vurması halinde, Kürt , Azeri,Belluci ve Huzistan Araplarının İran egemenliği altında ki bölgelerinde ayaklanma başlata bileceklerini ve İran devletinin ilkin 5 parçalı bir federasyon olsa dahi asgari 5 devlete bölünme sürecine gireceğini görmektedir.Bu nedenle Güney Kürdistan a girip istikrarsızlaştırma Musul ve Kerkük petrollerine uzanmanın yanında,İran iktidarına içerden veya dışardan yapılacak saldırı karşısında, Türk devletinin kendi pozisyonunu aldığı ve bu nedenle doğu Kürdistan sınırına yoğun oranda asker kaydırdığı kesindir. Irak ta, Saddam rejiminin küçük dağınık Türkmen nüfusuna yönelik olarak ta baskı ve katliam yapmasına hiçbir dönemde ses çıkarmayan Türk devletinin, 2003 ten itibaren Türkmen kartına sarılarak, sahtede olsa Türkmen haklarını koruma havarisi kesilip gündem oluşturmaya yöneldiği, Türkmen Cephesi gibi iş birlikçi partileri oluşturup kullanmaya yöneldiği, kimi Türkmenleri Ankara ya kadar getirterek siyasi-askeri-örgütsel açıdan hazırladığı bilinmektedir. Güney Kürdistan hükümetine karşı Türkmenleri kullanmaya ve hazırlamaya yönelen Türkiye, Kürt iktidarlaşmasını tavsiye etmeyi esas alarak, bağımsız devlet olma sürecini ortadan kaldırmayı yada asgari 20 yıl geciktirmeyi hedeflemektedir.Öte yandan İran a yapılacak bir operasyon veya içerden gelişecek ayaklanma sonrasında çözülme ve federal bölgelere ayrışma sürecine hızlı ve anında askeri açıdan müdahale ederek bu parçayı istikrarsızlaştırmak, denetimi altına almak, bugüne kadar desteklemediği ve her türlü haktan yoksun olan Azeriler yönünden de sahte de olsa koruyucu havari kesilip,Azerileri Doğru Kürdistan nın doğalgaz ,petrol ve altın yatakları açısından zengin olan Kürtlerle sınırlarında bulunan Ürmiye ve Kirmanşah gibi Kürt kentlerine saldırtmak üzere konumlandığından da kuşku duyulmamalıdır.Bu yolla Doğu Kürdistan da da Kürt iktidarlaşmasının ortaya çıkmasına ve Güney Kürdistan la birleşmesine engel olmayı hedeflemektedirler.Bu çerçevede iki ay önce Güney Kürdistan la Batı Kürdistan arasındaki sınırda bulunan Şengal de 500 Kürt Ezidi sinin bir soykırım eylemi neticesinde katl edilmesi de, esasen bu alanı istikrasız bir alana dönüştürmek,Kürtlerini burayı boşaltmasını sağlamak ve bu yolla Batı Kürdistan nın Suriye den ayrışması sürecinde Güney Kürdistan la birleşmesini önleme amaçlıdır.Güney Kürdistan nın,Güney Batı Kürdistan parçasıyla birleştirilebilmesi için iki parçanın suni olarak ayrıştırılmış sınır hattında bulunan Telahfer ve Şengal in Kürtler tarafından tam olarak denetim ve kontrole alınması zorunlu olduğu gibi,Kürtlerin Kürdistan petrolünü dışarıya çıkarması ve uluslararası anlamada özgür ilişki ağını sağlayıp dünyaya açılabilmesi için de önemlidir.Kürdistan,Güney Batı Kürdistan nın Kobani ve Afirin kazalarının hemen arkasındaki topraklardan Akdeniz e açılması gerekmektedir.Kuzey Kürdistan ın sınırları içinde kalan İskenderun limanından dünyaya açılmak ikinci olanaktır.Kuzey Kürdistan sınırları içeresin de bulunan Ardahan ın arkasından Karadeniz le açılmak üçüncü olanaktır.Kürdistan ın güney doğusundan ve karardan da dünyaya bir kanalla açılmak olanaklıdır.Şengal, Telahfer gibi sömürgeci devletlerin özel kuvvetleriyle istihbaratlarının ilişkilendiği fudamantalist örgütlerin yerleştiği bir alan haline getirmek istenmektedir.Türk ordusu, tümden tasfiye edilmiş bir PKK istemediği gibi,güçlenen ve APO nun işbirlikçi ideolojik politik çizgisiyle yönlendirmelerinin altından çıkan bir PKK de istememektedir.Tümden tasfiye edilmiş PKK ,yeni bir Kürt örgütün ortaya çıkmasına ve bu örgütün terinse ulusal temelde ve kontrol dışında gelişmesine yol açacağından hedeflenmemektedir.Öte yandan PKK nin tasfiye edilmesi halinde,Türk devletinin Kürdistan nın değir parçalarına saldırma ve emperyalist heveslerini konuşturma bahanesi kalmayacaktır.Apo nun denetiminden çıkan ve Demokratik Cumhuriyetçiliği red eden bir PKK nin ise ulusal bir çizgiye gelebileceği bu durumda diğer Kürt eğilimleriyle birlikte hareket edebileceği, şu anki sıkışmış ve zayıflamış durumunun tersine güçleneceği ve hedefe yürüyebileceği düşünüldüğünden,güçlenmiş ve Apo ile devletin denetiminden çıkmış PKK ise,çok tehlikeli görüldüğünden istenmemektedir.Mümkünse biraz daha zayıflatılmış, ancak devlete büyük tehdit olmayacak Demokratik Cumhuriyetçi bir PKK ise, devletin ihtiyaç duyduğu ve var olmasını istediği PKK dir.Bu tür bir PKK, teslimiyetçi bir af ve küçük kırıntılar temelinde, koşulları doğup istendiğinde, açık alanda kullanılmak üzere, her zaman devletin sistemi içine alınabileceği gibi,dağıtılıp demeçlerle yarışıp çatışan küçücük gurupçuklara dönüştürülmesi mümkün bir yapıya getirecektir. İran ın egemenliği altındaki topraklarda Soran ve Kurmanc Kürtlerinin toplam nüfusu 12 milyon iken, Loran Kürtlerinin nüfusu 3 milyondur. Bu durumda İran ın egemenliği altındaki doğu Kürdistan da yaklaşık 15 milyon Kürt bulunmaktadır.25 milyon Azeri, 20 milyon Faris ,4-5 milyon Belluci,4-5 milyonda Huziztan arabı, İran ın egemenliği altındaki topraklarda bulunmaktadır. Kürtler,yaklaşık 100 yıldır İran ın egemenliği altındaki Doğu Kürdistan da ulusal mücadele veren belli bir siyasi ve askeri tecrübeye sahip halk iken, İran ın sömürgeci iktidarı altındaki diğer halkların ise günümüze kadar bir siyasi mücadelesi görülmemekteydi.Ancak günümüzde İran ın egemenliği altındaki diğer halklarda örgütlenme ve mücadele süreci başlatma çabasındadır. Farisi olan gençlik dahi, mevcut-fundamantalist rejimi istememektedir. Bu nedenle İran sıkı coğrafyası, köklü devlet geleneği, iyi durumda olan askeri ve ekonomik gücü yanında, Arap devletlerine uzanan Şii hilali ve aşırı dinci grupları kullanarak intihar-canlı bomba eylemlerini bölgeye yayma kapasitesine sahip olmakla birlikte, kitle-halk dayanaklarını çok büyük ölçüde yitirmiş olduğundan, içi boşalmış bir ceviz durumundadır. Bu nedenle Irak ve Süreye nin çözlüme kısalığında olmasa da,sonuçta ABD, İngiltere , İsrail, Kanada, Fransa’nın oluşturacağı bir koalisyonla havadan yapılacak bir müdahale yanında, çeşitli etnik kökenlerden halkların bölgelerinde ayaklanmasıyla,İran çözülme sürecine girecektir. İlk etapta, 5 bölgeli ve 5 federasyon parçasına dayanan bir siyasal süreçle federalizm gerçeklese de, kaçınılmaz olarak İran ın egemenliği altındaki topraklarda 5 ayrı devlet ortaya çıkacaktır. Azeristan,Bellucistan,Huzistan Arap devleti, Farisistan(İran) devleti ( yani şu anki İran devletinin bakiyesi) ve Doğu Kürdistan şeklinde 5 ayrı federal bölgeye ve bu süreci izleyen bağımsız devletlere dönüşecektir. Hatta dil,kültür ve etnik köken açısından Kürt olan, Kürtçe nin Lorani lehçesini konuşan ve Kirmanşah ın güneyindeki yerleşim yerlerinde yaşayan Loranların , sömürgeci İran devletinin Kürt olmadıklarına ilişkin propagandayı esas almaları halinde, Loran federal bölgesi de dahil olmak üzüre,altıncı federal bölgenin ortaya çıkması da mümkündür. ABD ile birlikte aynı eksende ittifak oluşturmuş devletlerin, kısa vadede bir hava operasyonu ile İran a bir askeri müdahalede bulunmamaları durumunda dahi, İran ın egemenliği altında baskı gören ve temel ulusal haklardan yoksun durumda olan Kürt,Azeri,Belluci,Huzistan Arabı ve rejimden rahatsız kimi Farisi gençlik ile kesimlerin ayaklanmalarıyla çözülme sürecine girecektir.İran gibi temel zenginlik kaynağı olan petrol ve doğal gaz olan bir devlette bu kaynaklardan gelen gelirlerini molalarına dağıtıp hakkına yansıtmayan,yada Suriye gibi petrol gelirlerini Basçılara dağıtıp halka açlık ve yoksulluğu dayatan totaliter sistemlere dışardan bir müdahale yapılmasa da,içerden gelişecek mücadele ve muhalefetle orta vade çözüleceğinden kuşku duymuyorum.. İran, bu bölünme sürecini yaşamamak ve var olan sömürgeci ve totaliter iktidarını mazlum halklar üzerinde sürdürmek için boğuşurken,Türkiye,Suriye ve Rusya gibi devletler yanında Hamas,Hizbullah ve El-Kaideyle ittifak geliştirmeye çalışmaktadır. Türkiye bölgesel statükonun değişikliğe uğramaması ve totaliter Kemalist rejim ile ordunun süreklileşen iktidarının devamı için boğuşup Suriye, İran , ve Rusya gibi devletler yanında Hizbullah, Hamas gibi düzen dışı savaşı esas alan örgütlerle ittifak ilişkisini geliştirmeye yönelmektedir. Suriye’ise, Baas rejimini sürdürmek azınlığa dayanan yönetimi devam ettirmek batı Kürdistan üzerindeki sömürgeci konumu korumak ve bölgesel statükoyu sürdürmek,İran,Türkiye ,Rusya gibi devletler yanında,Lübnan daki Hizbullah,Filistin deki Hamas ve El-Kaide ile ittifaka girmiştir. İran’ın tersine, Suriye nin sıkı bir coğrafyası ,köklü bir devlet geleneği ve önemsenecek bir askeri-ekonomik-siyasi güçü bulunmamaktadır. Suriye deki Baas rejimi ve Esat iktidarı bu ülkedeki toplam nüfusu oluşturan insanların %10 unu teşkil eden Alevilere dayanmaktadır. Aleviler dışında hiçbir etnik köken ve herhangi bir mezhepten gelen insanlar devletin önemli makamlarına/alınmamaktadır.Kürtler ,Ermeniler,Asuriler(Süryani,Keldani,Nasturi),Dürjiler, Şemoliler,Murşidiler,ve başkan yardımcısı Haddam ın tasfiyesinden itibaren Suniler yönetim aygıtının dışında tutularak, baskıya maruz bırakılmaktadır. Suriye deki Baas rejiminin kitle dayanakları, İran nın dayanaklarından, hatta Saddam ın kitle dayanaklarından dahi zayıftır.Bu nedenle kitlelere dayanmayan, demokratik niteliği bulunmayan ve halklara yoksullaşmayı dayatan niteliğiyle,Suriye ye dışardan herhangi bir müdahale olmasa dahi, aşınmış yapısı ve analiz ettiğimiz özellikleri sebebiyle,içerden gerçekleşecek halk ayaklanmasıyla orta vadede çözüleceğinden kuşku duymuyorum. ABD önderlikli ittifak güçlerinin bir operasyonu halinde ise, Esad rejiminin Irak taki Saddam rejimi kadar dahi direnemeyeceğini ve aynı şekilde kısa sürede yenilgiyi kabullenip kaçacakları yada teslim olacakları kesindir. Suriye Baas rejimi ister orta vadede halk ayaklanmasıyla ,ister kısa vadede dışardan yapılacak müdahalenin neticesinde çözülsün, her iki halde de başlangıç itibariyle iki federal bölge ortaya çıkacaktır. Suriye nin Arap Bölgesi yanında, Güney Batı Kürdistan Federal bölgesi kurulacaktır. Bu federal bölgelerin ayrışması ise,sonraki süreçte gerçekleşecektir.Saddam 1971 de Kürtlerin özeklik talebini kabul ederek bu çerçevede anlaşma imzaladı.Ancak Kürt mücadelesi bağımsızlığa dönük olduğundan mücadele durmadı.1991 de özerlik statüsü filli bir federal bölgeye dönüşmüştü.2003 yılında Irak a yapılan müdahale sonrasında olanaklardan yararlanan Kürtler fili federasyon statüsünü resmileştirdi.Ancak mücadele Kürt halkının temel özlemi olan bağımsızlığa yönelik olduğundan bağımsızlığın ilan edilmesi için uygun uluslararası konjüktür yanında Kerkük ün,Şengal in,Telahfer in durumunun netleştirilmesi beklenmektedir.Güney Kürdistan halkının 2 milyon üzerinde imza toplayarak bağımsız devlet olmak istediklerini dünyaya deklere etmeleri ve bu imzaları Birleşmiş Milletlere vermeleri ise, olanak bulunduğunda halkımızın hedefinin ne olduğunu gösteren diğer bir olgudur.Güney Kürdistan federal bölgesi gibi İran ın çözülmesi durumunda Doğu Kürdistan Federal bölgesini ve Suriye nin çözülmesi ile Güneybatı Kürdistan Fedaral(Batı Kürdistan) bölgesinin kurulacağını ve Türkiye nin gerek şu an egemenliği altında bulunan toprakların dış hattından ve gerekse Türkiye nin egemenliği altındaki kuzey Kürdistan topraklarındaki 30 milyon Kürdün çember ve kuşatması içine gireceğini, bu durumda egemenliği altındaki Kürtleri kontrol edemez duruma düşeceğini ve bölgenin temel güçlerinden olma niteliğini yitireceğini, bu sürecin Kemalizm’in ve ordu iktidarının sonunu getireceğini hesaplamakta olan Kemalist Türkiye, bu süreci tersine çevirmek için PKK yi bir bahane olarak kullanarak hem güney Kürdistan sınırına, hem de doğu Kürdistan sınırına hiçbir tarihte görülmedik oranda asker yığarak, Kürtlerle bölgesel bir savaş yapmanın sürecini başlatmak istemektedirler.Türkiye,İran ve Suriye fitilleyecekleri bölgesel savaşın ve hatta sonrasında gelişecek 3. dünya savaşına uygun olarak konum almaktadırlar. Türkiye nin Doğu ve Güney Kürdistan sınırlarına yığdığı 250 bin kişilik askeri güç ortaya çıkacak bölgesel ve uluslararası savaş ile Kürdistan nın her parçasına müdahaleyle uygun askeri konum aldığını göstermektedir.Yani durum Güney Kürdistan la da sınırlı değildir.Türkiye nin hazırlandığı bu savaş Türk ordusuyla PKK nin savaşı olmayacak,Kürtlerle Türklerin bölge çapında uzun süreli ve çok tahribatlı savaşı olabilecektir. Türk devletinin, Güney Kürdistan ve Küzey Kürdistan ile Doğu Kürdistan arasındaki sınır bölgede bulunan Kandil dağında varolan PKK kamplarını gerekçe göstererek, Güney Kürdistan hükümetine saldırı ve tehdide yönelerek, sınıra kaydırdığı askeri birliklerini operasyon ve teyakkuz halinde tutarak, Irak merkezi yönetiminden ve Güney Kürdistan Federal Bölge yönetiminden, sınırları içerisinde kalan Kandil dağları bölümündeki PKK yöneticisi kadrosunun yakalanarak kendilerine teslimini,örgütün kamplarının lavğ edilmesini,yada militanlara karşı kendileriyle birlikte operasyon yapmasını ve Kürtler arası bir iç çatışma başlatmalarını istemeyip hedeflemektedir.Türk devleti, Sadam ın iktidarı döneminde Irak rejimiyle yapılan işbirliği ve kurulan anlaşma temelinde 24 sınır ötesi operasyon yaptı.Buna karşın kendi egemenlik alanındaki topraklarda ise, yüzlerce operasyon yaptı.Ancak PKK yi bitirmedi yada bitiremedi.Yirmi yılla yakın Dersim,Garzan Serhat ve Botan da bulunan yöneticilerini yakalayamadı.Kendi egemenliği altındaki topraklarda bizzat yapamadığını ise, bugün Güney Kürdistan hükümetinden istemeleri savaş çıkarmak ve istikrarsızlık yaratmak için bahaneler üretmekten başkaca bir şey değildir.Çünkü Güney Kürdistan Hükümetinin temel geçleri olan KDP ve YNK nin operasyona çıkması halinde Kürtler arası bir iç çatışma çıkacağı ve bu durumda Türk devletinin bir zayiat vemeden, masraf dahi yapmadan Güney Kürdistan ın, hatta bütün Kürdastan nın istikrarsızlaşmasına yol açarak, amacına ulaşacağı aşikardır.Türkiye Devleti, öncelikle Apo nun PKK nin ,KDP yada YNK ye saldırması için mesaj ve yönlendirmelerde bulunmasını sağladıysa da,örgütsel iç dengeleri ve halk nezdin de tümden tasfiye olama korkusuyla olmalı ki, bu tür bir pratiğe girmediler.Bunun sonuç vermemesi nedeniyle, Türk devleti YNK ve KDP ye baskı ve tehditte bulunarak, Kürtler arasında bir iç çatışma başlatma çabasını vermektedir.KDP ve YNK nin bu baskı ve tehditlere rağmen,Kürtler arası bir iç çatışmayı doğuracak tutumları red etmeleri sebebiyle,bizzat Güney Kürdistan a girerek federal bölgeyi istikrarsızlaştırma ve işgal etme amacına yönelmiştir.Türkiye, ya ABD nin izin vermesi halinde Kandil dağıyla sınırlı ve yerleşim alanlarına varmayan bir operasyonla sınırlı kalacak,yada stratejik müttefiklik ilişkisinin tümden bitişi ve Rusya,Çin Suriye ve İran la nikahlanma dönemi resmen ilan edilmeye başlanacaktır.ABD ye rağmen,Türkiye nin Güney Kürdistan daki yerleşim yerlerine girmeye başlaması Rusya ve Çin yanında, İran ve Suriye ile ordunun kurduğu ittifakın perde önüne çıkmasına ,resmileşmesine ve asgari düzeyi bölgesel savaş,buna karşın azami düzeyi 3.dünya savaşı olan sürecin sıcak çatışma düzeyinde başlamasına yol açar. 1999 yılında, Apo’nun İmralı ya getirilmesi itibariyle daha önce ordu ve Kemalist istihbarat tarafından dolaylı olarak yönlendirilen PKK, doğrudan denetim ve kontrol altına alındı. Apo’nun zayıflıkları ve kültü ile yönlendirmeye açık kişiliği çerçevesinde geliştirilen iş birlikçi Demokratik Cumhuriyetci ideolojik politik çizgiyle ,Kürtlerin 312 yıllık ulusal mücadelelerinin temel referansları tahrip edilerek, yerine Kemalist referanslar konulmaya çalışıldı. Apo’nun talimatı çerçevesinde hüçre tipi sistemim kabulü ile zindan cephesinin tasfiyesi sağlandı.Yine Apo’nun PKK askeri yapısının Türkiye nin egemenliği altındaki toprakların dışına, yani Kandile çekilmesi çerçevesinde, örgüt, devletin girip yerleşemediği coğrafik alanları terk edip Kandil e sıkışırken, aynı zamanda kır nüfusu üzerindeki etkisini,lojistik destek ve istihbarat alma olanağını büyük ölçüde yitirdi. 70 binine yakın milisi bu süreçle birlikte büyük ölçüde kendini soyutladı, yada devletin ajanına dönüştü. Devlet,PKK nin çekildiği her alandaki stratejik noktalara termal kamera ve karakollar kurdu, araziyi kaybeden ve hareket kabiliyetini büyük ölçüde yitiren örgüt aynı zamanda iç bölünme veya kopmalarla militan güçünün yarısını yitirdi.Örgüt,sadece geri çekilme sürecinde 500 militanını kaybetti.Eylem çeşitliliği imkanını yitirdi. Temelde uzaktan kumandaya dayanan mayın patlatma tarzındaki eylem biçimi ise, esas eylem biçimine dönüştü. Seçim süreçlerinin ortaya koyduğu gibi, halk üzerinde etki kurma, maddi ve manevi destek alma olanağını da yitirdi.Uluslararası çapta devlet hassasiyetlerini nazara alma anlayışıyla, diplomatik alanda etkisizleşti. Kitle temelini önemli ölçüde yitirdi. Doğu Kürdistan ve bir ölçüde de Güney Kürdistan ın Soran bölgesi dışındaki Kürdistan bölgelerinde yeni eleman kazanma olanağı olabildikçe sınırlandı. Değer yargı sistemi laçkalaşıp tasfiye oldu.Paralel kurumları güçsüz,marjinal,niteliksiz ve içeriği boşalmış duruma geldi. Demokratik Cumhuriyetçi ideolojik politik çizgide daha fazla ısrar etmek, PKK nin fiziksel anlamda da tümden tasfiyesine,yani tasfiye sürecinin derinleşip sonuçlanmasına ve arta kalan küçük bakiyenin küçücük grupçuklara ve çeşitli anlayışlara dönüşerek tükenmesine yol açacaktır.PKK,Demokratik Cumhuriyetçilik olarak adlandırılan işbirlikçi ve gereci ideolojik politik çizgisini ve Apo nun yönlendirmelerini red etmediği sürece, çizgi bağımsızlığına ve hareket özgürlüğüne de sahip olamayacak,marjinalleşerek tasfiye olmaktan(siyaset alanından tümden çekilmek durumunda kalmaktan) kurtulmayacaktır.1999 yılında, Apo nun yakalandıktan sonra açıkça ilan ettiği söz konusu sürecin üzerinde, devletin elemanlarıyla işin öncesinde anlaşmış gibi gözükmekle birlikte, açıkça ilan edilen sürecin pratik bulması koşuların hazırlanmasından sonra vede 2003 yılında olabilecekti. Ancak,1971 de Güney Kürdistan Bölgesinin kabul edilmiş özerk yapısının,1991 de fiili bir federal bölgeye dönüşmüş olması ve 2003 yılında da uluslararası güçlerin yaptığı müdahale sonrasında ortaya çıkan olanaklardan yararlanan yurtsever güçlerin federal yapıyı resmileştirmesine ve kısa bir süre sonra da bağımsız devlet ilanı için hazırlıklar yapılmasına yol açtı.Yani Sömürgeci devletlerin korktuğu Kürt iktidar yürüyüşü, diğer bir parçada ortaya çıkmaya başladığından bir afla PKK yi tümden açık alana çekme konsepti ya ertelindi yada geri çekildi.Güney Kürdistan daki gelişmeler,Kuzey Kürdistan halkının kimi bölümlerinin örtük te olsa Demokratik Cumhuriyet çizgisine tavır alarak uzaklaşması ve öte yandan bizim gibi istisna oranda olsalar da bu uşak gerici ve tasfiyeci sürece açıkça tutum alarak ideolojik politik düzeyde sürekli eleştirel analizlerle teşhir eden aydın ve siyasetçilerin çabaları, bütün tahribatlarına rağmen söz konusu işbirlikçiliği boşa çıkarmaya başlamıştır.Bizim yaptığımız sömürgeci devletin Kemalist ideoloji ve kültürüyle dışardan ve Demokratik Cumhuriyetçilik aracılığıyla içerden Kürdistanlı olmayı ve Kürdistan yurtsever devrimciliğini tasfiye etmeyi esas alan sürece karşı, Kürdistan lılığı ve Kürdistan ın yurtsever devrimciliğini ayakta tutamaktır..Bu nedenle Türk ordusu ve istihbaratının plan ve yönlendirmeleri çerçevesinde Apo ya dillendirmiş oldukları Demokratik Cumhuriyet(yani bir af temelinde teslim olma ve Kürtlerin dil ve kültürünün bireysel ve mahalli olarak kabulü ) çerçevesindeki planlama uygulama bulamadı. Yada ertelendi. Türk devleti, PKK nin daha marjinal bir yapıya dönüşmesi ve aynı zamanda alternatif bir gücün ortaya çıkıp gelişmemesi için, sınırlandırılmış ve Apo aracılığıyla denetim altına almış bir PKK yi tümden tasfiye olmuş bir PKK ye tercih etti. Öte yandan Apo aracılığıyla denetim altına aldığı PKK yi gerek güney Kürdistan a gerekse Türkiye nin egemenliği altındaki Kuzey Kürdistan topraklarına operasyon yapmada ve baskıyı geliştirmede bir bahane olarak tutmak istedi. Türk devletinin meclisinden geçirttiği tezkerenin niteliğine bakıldığında da hedef ve amaçları anlaşılmaktadır.Tezkere birkaç haftalık ve ya bir aylık değil,bir yıl sürelidir.Buda sınırlı ve kısa vadede bitecek bir operasyonun hedeflenmediğini göstermektedir.Diğer açıdan sadece Güney Kürdistan ve Kuzey Kürdistan alanı içinde kalan Kandil dağı bölümü denemektedir.Kandil dağı ve çevresinin hedef alanı olduğu belirtilmektedir.Her şeyden önce Kandil dağının bir bölümü İran egemenliği altındaki topraklardadır, bu durumda Türk devletinin buraya da gireceği anlaşılmaktadır.Daha önemlisi Kandil dağının çevresinin hedef olduğu tezkere de yazılmakla Kürdistan ın üç parçasındaki yerleşim birimlerinin Kandil dağının çevresinde bulunması nedeniyle yerleşim alanlarına girme yetkisinin de Orduya verildiği aşikar olmaktadır. ABD nin savaşı olası savaşı durduracak kesin telkinlerde bulunmaması, yada Türk devletinin her halükarda savaşı esas almada diretmesi halinde,daha önce de belirttiğimiz gibi, iş Türk devletinin ordusuyla PKK askeri biriminin çatışmasından çıkacak, bölge çapında Türklerle Kürtlerin uzun süreli savaşımı gelişecektir.. Türk ordusunun, Kandil dağını aşarak Güney Kürdistan daki yerleşim birimlerine girmesiyle birlikte, Güney Kürdistan daki KDP,PİK ve YNK gibi partilerin peşmerge güçleri de, Türk askeri güçleri ile çatışır noktaya gelecektir. Hatta İran ın egemenliği altında bulunan Doğu Kürdistan toraklarındaki Kürt örgütlerinden KDP, KOMALA ve YEKTİYA ŞOREŞGERAN gibi örgütlerle de çatışma noktasına gelecektir.Düzen dışı savaşı esas alan bir örgütten muzdarip Türk ordusunun ona yakın örgütü karşısında birleştirerek savaşması ve düzen dışı(asimetrik) savaşı kazanması olanaklı değildir.Türk devletinin düzen dışı bir savaşta yenilmesi açısından,bu örgütlerin ABD den yardım alması da gerekli değildir,kendi özgüçleri ile düzen dışı savaşı kazanacak durumdadırlar.Bu nedenle hiçbir devletin hatta Irak merkezi hükümetinin dahi yardımı olmaksızın bile düzen dışı savaşı sürdürüp kazanırlar.Bütün bunlara rağmen, ordunun ve Kemalist bürokrasinin ısrarla askeri seçeneği esas alması,aslında ölen askerlerinin sayısını azaltma ve önlem alma kaygısından kaynaklanmamaktadır. Türk devleti ve ordusu Kuzeyde başlattığı ve gerçekleştirdiği savaş düzeninin nedeni olarak PKK nin askerlerini öldürmesi bahanesiyle gerekçelendirse de,bunun gerçek sebep olmadığı ve Kandil le girildikten sonra çok daha büyük zayiat verecekleri ve kendileri açısından iç acıcı bir sonuç elde edemeyerek hazinedeki parayı da dağa taşa serpecekleri aşikardır.Sınırlı olarak başlayan operasyonun yayılıp Kürt Türk savaşına dönüştürülmesi halinde, bu savaşın her iki taraf açısından da en ağır mağduriyetlere yol açan bir savaş olacağı ve aynı zamanda Kürtler ile Türkler arasındaki son savaş olarak tarihe geçeceği ve sivil anlamda dahi Kürtlerle Türklerin mekanik ölçülerde bile, birlikte yaşama olanaklarının ortadan kalkacağı,ayrıca bağımsız Kürdistan çizgisine dayanan ideolojik politik çizginin ve ulusal paradigmanın tartışılmaz seçeneğe dönüşeceği kesindir.Türk ordusunun yarattığı basınç ve kurduğu ittifaklarla kalıtsal resmi ideolojisini esas alarak Kandil dağıyla sınırlı nokta operasyonlarının dışına çıkması halinde, Kürt Türk savaşına yol açacakları kesindir.Bu tür bir Kürt Türk savaşında ise,Kemalist ve İttihatçı generallerin iki halkın ağır derecede mağdur olmasına yol açacağı ve doğacak bir halk çatışmasının neticesinde de belki de Türklere bulundukları coğrafyada yaşama olanağının epey sınırlanır noktaya geleceği de öngörülebilecek bir durumdur.Yunan Ermeni Rum Asuri milliyetleriyle düşman ilişkileri olan Türk devletinin Kürt-Türk çatışmasına yol açması halinde Türklere bulundukları coğrafyada hiçbir zaman rahat yaşama sansı bırakmayacakları ve tümden kuşatma altına sokmuş olacakları kesindir.Diğer açıdan bu sürecin başlatılmasıyla Türk devletinin Kürt birliğinin kısa sürede ve hızlı bir tarzda gelişmesine yol açacağı da öngörülebilen bir durumdur.Bu durumda PKK ister istemiz Apo nun ve dolayısıyla Türk ordusunun kontrolünden çıkacak çizgi bağımsızlığı ve hareket özgürlüğü kazanacak,işbirlikçi Kemalist ideolojik politik hat olan konsepti red edecek,YNK ,KDP ve diğer Kürt eğilimleriyle birlik oluşturmaya yada birlikte hareket etmeye yönelecek,dağılan ve çözülen konumdan çıkarak toparlanıp güçlenecektir.Bu savaşın sonucunu tayin etmede Kürtlerin elinde olacak ve bütünüyle nasıl bir savaş düzenini esas aldıklarına bağlı olarak son bulacaktır.Türkiye nin, Kandil dağını aşıp yerleşim yerlerine,geçmesi ve Güney Kürdistan Federal Bölge Yönetimi güçlerini oluşturan KDP ve YNK nin ise, peşmergelerini yaş olarak gençleştirip 20 ile 35 yaşları arasında ki gençlerden birimler oluşturmaları ve yaşlı olan peşmergeleri ya emekliye ayırtmaları yada eğitim ve diğer devlet dairelerinde yararlanmaları sonucunda gençleştirilen ve düzen dışı savaşa göre yeniden eğitilip buna göre konumlandırılan peşmergelerin, 20 li 30 lu gruplar halinde ve düzen dışı savaşa uygun olarak, arazinin her alanına dağıtılıp konumlandırılması ve birlik geliştirilmesi halinde, Türk ordusu yenilgiye uğrayacaktır.Bunun tersine, düzenli savaş biçiminde bir konumlandırmayla cephe savaşına(diğer bir değişle kozik savaşına ) büyük gruplarla aynı noktada takdirde, Türk ordusuna karşı yenilmek durumunda kalacaklardır. Gerek asker oranında ve gerekse teknolojik olanaklar açısından Güney Kürdistan ordusundan çok daha büyük bir güçü elinde bulunduran Türk ordusuna karşı, düzenli savaş girilmesi yenilmelerine yol açacaktır.. Ancak en büyük askeri ve teknolojik güçlere karşı dahi, düzen dışı savaş verenlerin yenildiğine dair tarih boyunca bir örnek bulunmamaktadır.Bilinen tarihi olgular nazara alarak şu saptamada bulunabilirim: düzen dışı savaş(asimetrik savaş)yani diğer bir değişle peşmerge savaşı(gelilla savaşı) nın tarihi, Kürdistan da başlamıştır.Kenefonun Anabasis (Onbinlerin Gecişi) adlı kitabı incelendiğinde Makedonyalı büyük İskender in Kürdistan, İran, Afganistan ve Hindistan a kadar gerçekleştirdiği işgal sonrasında Kürdistan( Kardakia) halkının cephe savaşındaki yenilgi sonrasında da yabancı egemenliğini kabul etmedileri ve dağlara çekilerek vur kaç eylemleriyle düzen dışı savaş yoluyla saldırılar yönelttikleri ve bu nedenle bir günde alacakları yolu bir haftada alabildiklerini yazmaktadır. M.Ö 400 yılın başında gerçekleşen bu savaş, tarihin kaybettiği ilk peşmerge (gerilla) savaşıdır. Bu Kürtlerdeki düzen dışı savaş tecrübesinin ve direnme özelliğinin ne kadar köklü olduğunu gösteren tarihsel bir olgu olduğu gibi, halkın bir muhaberede yenilmiş olsa dahi savaşı kazanmak için sürdürdüğünü ve dış egemenliği kabullenmediğini gösterir.Eğer PKK ,1999 yılından itibaren yenilgi sürecine sokulmuşsa ve bu gerile savaşının yenilgiyle sonuçlandığını gösteren tek istisna ise, gerilla savaşının başarısız olduğuna değil,Apo nun teslimiyet korku ve zayıflıklarından yararlanılması ve kültünün müritlerine karşı kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Güvenlik güçleri ve sivillerin birlikte örgütlendirildiği ve Özel Harb Dairesi ne bağlı Özel Küvetler Komutanlığına bağlı olan kontur gerilla yapılanmasını harekete geçirmiş durumdadır.Bu çerçevede kır alanında PKK militanları gibi giyinen elemanlarını gezdirmektedir. Devletin resmi ideolojisi Kemalizm de cisimleşen faşizmi güncelleştirmek, Kürt ulusunu sildirmek, fizikken teslim almak ve hatta toplu bir saldırıya maruz bırakmak ve Kuzey Kürdistan da boşaltmak öte yandan Türk metropollerine göçertilmiş Kürtleri,Kürdistan hatta Güney Kürdistan a göçertmeyi de seçenekleri arasına koydukları anlaşılmaktadır Türk ordusu ve istihbaratının sivil giyimli elemanları ile organize ettiği anti Kürt eylemler, saldırılar ve yürüyüşler ile ağız birliği yaparcasına bir aydır her medya kuruluşunun sözcülüğüne soyunduğu savaş çığırtkanlığı bu durumun göstergesidir. Türk devletinin kontur gerillası aracılığıyla yeniden faili meçhul olarak adlandırılan cinayetlere yönelebileceği de anlaşılmaktadır. Türk devleti yarattığı gündem ve yol açacağı savaşta her zamanki gibi misket bombaları kullanacağı gibi, kimyasal gazları da kullanabilecek yapıdadır. Türk ordusu ve diğer Kemalist bürokrasinin faşist ideolojik politik hattı bu süreçte gündemleştirmesinin diğer bir nedeni, ‘sivil anayasa çalışmasını’ gündemden çıkarmak, burjuva demokratik reformları dahi durdurmak ve özellikle AKP nin ordu yerine iktidar olma istemini kırarak gündemleştirilen savaş aracılığıyla askerlerin iktidarını ve Kemalizmi devam ettirmektir. Diğer bir amaçta Türk ordusunun özellikle özel Harb Dairesi ile özel kuvvetler komutanlığı ve istihbaratı aracılığıyla, Rusya,Cin İran,Suriye ve fundamantalist eğilimlerle kurduğu ittifak ve konsepti liberal olan AKP hükümetine kabul ettirme hedefidir. Ordu ve istihbarat ve Kemalist bürokrasi halkın duygularına seslenmeyi esas alarak, henüz Avrupa Birliğine girme ve ABD ile varolan stratejik müttefiklik ilişkiyi sürdürme eğiliminden kopmayan AKP yi kuşatıp yön değiştirterek, çizgisine getirmeyi amaçlamaktadır Ordu ve istihbarat, ABD nin kendi konsept ve referanslarını kabul etmemesi halinde, liberal bir anlayışa sahip olan AKP hükümetinin de açıkça yüzünü Rusya, Çin, İran ve Suriye eksenli kutba dönmesini ve perde altındaki ittifakın bu şekliyle perdenin önüne alınmasını hedeflemektedir. Gündemleştirilen ‘şehit yaygarası’ ve ırkçı saldırganlıkla ordunun süreklileşen iktidarını devam ettirme ve AKP nin iktidar ve hükümet olma istemine de darbe vurmayı amaçladığı gibi,Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi hususunda yapılan referandumun da karşısında olduklarından etkilemek istediler.. ABD-İsrail-Fransa-İngiltere-Kanada,İsrail gibi devletlerden oluşan kutbun siyasi ve askeri açıdan birlikte hareket ederek, ABD önderliğinde İran a havadan yapacakları bir operasyonu askeri düzeyde uluslararası etkileri yoğun olan bölgesel bir savaşa yol açacağı ve Rusya nın, İran a yapılacak müdahaleye karşı bir eylemde bulunması halinde, mevcut savaşın 3. dünya savaşına dönüşeceği aşikardır. Buna karşın Türkiye nin Kandili aşarak Güney Kürdistan daki sivil yerleşim birimlerine girmeye başlaması halinde bu devletin Türkler ve Kürtlerin bölge ve dünya çapındaki savaşına yol açacağı da açıktır. Türkiye nin başlatacağı bu savaşta ister istemez YNK ,KDP ve hatta İran’a karşı mücadele eden İ-KDP KOMALA, YEKİTİYA SOREŞGERAN gibi örgütler yanında, Batı Kürdistan da bulunan çeşitli örgütlerde dahil olacaktır. Bu durumda TC bu güne kadar sadece PKK ile sıcak çatışma düzeyini yaşarken, dört parçadaki Kürt örgütleri ile çatışma sürecini yaşayacaktır. İran ve Suriye nin ise, Türkiye den yana bu çatışmaya dolaylı veya direkt katılacağı da kesindir. İşte bu ihtimalde de asgari düzeyde uzun sürecek ve tahribatları yoğun olacak bölgesel bir savaş ile karşı karşıya kalacağız. Şengay devletlerinden Rusya veya Çin in yada ABD eksenli güçlerin bu savaşta bir tarafta dahil olması durumunda, bu bölgesel söz konusu bölgesel savaşın da 3. dünya savaşına dönüşeceği açıktır. Ulusal, bölgesel ve uluslar arası durum ile koşullar açısından analiz ettiğimiz bu süreçte ortaya çıkacak bölgesel savaş ile üçüncü dünya savaşında, sıcak çatışmanın temel merkezlerinden bir tanesi ve hatta ilki Kürdistan dır. Kapıya gelen savaşın merkezinde bulunan Kürdistan ın dört parçasındaki yurtsever devrimci eğilimlerin ivedi ve güncel görevlerini her parçanın özelinde aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz: Güney Kürdistan daki bütün Kürt örgütleri Güney Kürdistan hükümetinin etrafında kenetlenmeli ve birlikte hareket etmelidir. Ayrı örgüt olmaktan kaynaklanan ideolojik- politik farklılıklarını bu süreçte öne çıkarmamalıdırlar. İdeolojik- politik farklılıkların, ulusal birlik ve toplumsal seferberliğin zorunlu olduğu bu tur durumlarda öne çıkarılması halinde, birliğin sağlanmayacağı aşikardır.Birliğin sağlanmaması halinde ise, karşı tarafın önüne zayıf ve dağınık şekilde çıkılacağı kesindir. Kürdistan gibi sömürgelerde, ulusal birlik ve bir ulusal konsept ile paradigma temelinde hedeflere yönelmek, kurtuluşun ön şartıdır. Genel anlamda Güney Kürdistan Hükümetinin ve özel anlamda Sayın Talabani nin liderliğini yaptığı YNK ile Sayın Barzani nin liderliğini yaptığı KDP nin içinde bulunduğumuz süreçte bütün baskılara rağmen Kürtler arası bir iç çatışmadan kaçınmaları, Kürdistan ve Kürt ulusunun çıkarlarını esas alarak hareket etmeleri, güncel anlamda yurtsever devrimci bir tavrın sahibi olduklarını gösterir. Biz bu tavrı desteklediğimiz gibi, devamından yanayız Kürtler arası bir iç çatışmanın bağımsız Kürdistan ın kuruluşunu en az 10-15 yıl geciktireceği gibi, Kürdistan ın istikrarlaşmasına ağır bir bedelin ödenmesine ve Kürt eğilimlerinin birlikte hareket etme yerine, çevredeki sömürgeci devletlerle ilişkilenmelerine yol açar. Bu süreçle birlikte mevcut Kürt eğilimlerinin kitle dayanaklarının da dağılacağı tartışmasızdır. Güney Kürdistan hükümeti verilebilecek her türlü bedeli vermeli,ancak hiçbir koşulda Kerkuk te başka bir devlete küçücük bir alan bırakmamalıdır. Kimi güçlerin tasarladığı gibi Kerkük hiçbir koşulda başka bir devlete veya millete bırakılamayacağı gibi, bunun sağlanmaması halinde, dayatılması muhtemel olan özel bir statüye de götürülmesi de kabul edilemez. Kerkük tarihsel,coğrafik,demografik ve siyasal açıdan Kürt ve Kürdistan şehridir. Kürdistan ın bir şehri durumunda olan Kerkük te dahi dünya petrol rezervinin %10 bulunmaktadır. Kerkük teki petrol, hem en kaliteli petroldür,hemde yere yakın olması sebebiyle en az maliyetle işletilir konuma getirilecek durumdadır. Kerkük, Güney Kürdistan ın kendini finanse etmesi,halkın ihtiyaçların karşılaması, sanayi ve teknoloji transferini gerçekleştirmesi yanında, teknolojik anlamda iyi donanmış modern bir ordunun inşası için zorunludur. Kerkük ün yanında, Güney Kürdistan lı güçlerin gözetmesi gereken diğer bir şehir ise, Musul dur. Yakın tarihte olsun, Osmanlı imparatorluğu egemenliğinin devam ettiği süreçlerde olsun, Musul,her zaman bir bölge olarak ele alınıp nitelendirilmiştir. Musul bölgesi içinde bugünkü güney Kürdistan topraklarının bütünü tasavvur edilmekteydi. Saddam Hüseyin rejiminin Kerkük ten önce Musul daki Kürtleri göçerterek bu şehri Araplaştırmaya çalıştığı bilinmektedir. Her şeye rağmen, şu anda da Musul da önemli bir kürt nüfusu mevcuttur. Musul ‘un hemen yanındaki Bartele kazasında ise, Asuri ve bir ölçüde de Kürt Eezdileri nin yaşadığı bilinmektedir. Ermenilerin, Med İmparatorluğu döneminden önce tarihte Kürtleriden farklı bir adları dahi geçmemektedir. Zerdüştlükten Hıristiyanlığa geçtikleri tarihten sonra Kürtlerden ayrılarak ayrı bir halka dönüştükleri ve bu gün için ayrı bir ulus oldukları anlaşılmaktadır. Sonuç itibariyle her zaman Ermenilerle iç içe yaşamış bir ulusuz . Asuriler ise, Kürdistan topraklarına daha güneyden ve çölden gelmiş,yaklaşık 4000 yıldır Kürtlerle karşılıklı kültür alışverişi içinde olan ve benzeştiğimiz mazlum ve kardeş bir halktır. 4000 yılla yakındır Asuriler ile (Nasuri,Keldani,Süryani) iç içe yaşıyoruz. Ermeniler ve Asuriler dağınık ve küçük nüfuslarla da olsa Kürdistan ın dört parçasında yaşayan Kürdistanlı ulusal azınlıklardır. Bu nevi istemleri gibi Ermenileri birinci ulusal azınlık, Asurileri ikinci ulusal azınlık ve Türkmenleri ise üçüncü ulusal azınlık olarak anayasal çerçevede kabul edip Kürdistan ın iç birliğini sağlamalı ve güçlendirmelidir. Bu yolla Bartele den yanı başındaki Kürt şehri olan Musul a uzanmalı ve resmi anlamda Kürdistan Federal bölgesine katmalıdır. Kerkük ve Musul un yanında, önemli olan diğer bir alan ise, Güney Kürdistan ile Batı Kürdistan arasındaki çizgide bulunan Telahfer şehri ile Şengal bölgesidir. Telahfer ve Şengal,Güney Kürdistan hükümeti tarafından Duhok ve Erbil kadar denetim ve kontrol altına alınmadan, iç güvenliğin ve istikrarın sağlanması olanaklı olmadığı gibi , önümüzdeki süreçte Batı ve Güney Kürdistan ın birleştirilmesi de mümkün olmayacaktır. Bu nedenle Telahfer ve Şengal e düzen dışı savaşan peşmerge küvetleri ile yapılacak bir kuşatma ve süpürme hareketiyle tam kontrol sağlanmalıdır. Öte yandan gerek Şengal ve Telahfer de ve gerekse Şexan bölgesinde yoğunlaşan Kürt Ezidi nüfusu silahlandırılmalıdır. Buralardaki Kürt Ezidi nüfusu silahlandırılıp eğitilmeksizin, güvenliğin ve istikrarın sağlanması ve özellikle bu alanın korunması olanaklı değildir. Mazlum Kürt halkı içinde en mazlum ve en mağdur grubu oluşturan ve aynı zamanda en esaslı Kürt olan Yezidilerin güncel açıdan dahi soykırımla karşı karşıya kaldıkları nazara alınarak, korunmalarına özel bir dikkat gösterilmelidir. Bir günde 500 Kürt Ezidisi nin hunharca katledilmesine,buna karşın çok daha fazla oranda yaralı vermesine yol açan eylemler sömürgeci devletlerin kendi istihbaratları yanında, bazı fundamantalist örgütleri de kullanarak sınırda bulunan bu alanı boşaltma, insansızlaştırma , istikrarsızlaştırma çabasına yöneldiklerini gösterir.Aynı zamanda Güney Kürdistan ile Batı Kürdistan nın birleşme koşullarını ortadan kaldırmaya yöneldikleri ve bu alana kendi özel küvetleri yanında,fundamentalist eğilimlerin militanlarına açmak istedikleri kesindir.Bu plan ve oyunu bozmalıdır.Zorun oyunu bozan önemli bir araç olduğu unutulmamalıdır.Öte yandan Kürtlerin ulusal inancı Zerdüştlüğün devamı olan Ezidilik ve Sersori(Kızılbaşlık,kimin adlandırdığı şekliyle Alevilik) din olarak bir kanunla kabul edilmelidir.Ezidilerin yerleşim alanlarına daha fazla yoksulluğun bulunması nedeniyle daha fazla oranda yatırım ve hizmet götürülmesi gereklidir. Güney Kürdistan Hükümetinin ve özelde YNK ile KDP’nin bölge devletlerinin yada büyük sermayedar devletlerinin çeşitli şirketlerine Güney Kürdistan ın çeşitli alanlarında anlaşmalar yaparak petrol arama olanağını veren antlaşmalar imzalamaya son vermesi ve yapılan antlaşmaları da iptal etmesi gerekmektedir. YNK ve Talabani nin kontrolündeki Güney Kürdistan parçasının 2/3 ünde ki petrol arama sahalarının antlaşmalarla Karamemetlere verildiği bilinmektedir. Bu tür antlaşmalar yapılmamalı ve iptal edilmelidir. Petrol aramak ve aratmak için Kürtlerin ve Kürdistan ın bu aşamada bir acelesi yoktur. Kürdistan kendi teknolojisini ve kadrolarını oluşturduğunda kendi olanakları ile topraklarındaki kendi petrolü aramalı, işletmelidir. Şu aşamada var olan petrol kuyuları ile rafinelerini onarmak,işletmek ve korumak yeterlidir. İle de bu aşamada petrol sahalarında arama yaptırılacaksa ve bu iş için başka ülkelerden çeşitli şirketlerle antlaşmalar yapılacaksa, bir şirket ve ülkeye göbekten bağlanmamak için, petrol arama sahalarının parçalara ayrılarak çeşitli ülkelerden farklı şirketlere verilmesi düşünülmelidir. Şu anda güney Kürdistan piyasasında bulunan mallarının bütüne yakını, çevredeki sömürgeci ülkelerden ithal edilmektedir. Özelliklede sömürgeci Türk devletinden ithal edilmektedir. Güney Kürdistan ın kendi sanayi ve endüstrisini hızla inşa etmeye yönelmesi gerekmektedir. Öte yandan şu anki geçiş devresinde de malların önemli bir bölümünü ,herhangi bir ülkeye tümden bağlı kalmamak açısından tek bir ülkeden değil, çok sayıda ülkeden ithal etmelidir. Değişik ülkelerle kurulacak ekonomik ve ticari ilişkilerin siyasi ilişkileri de geliştireceği açıktır. Kürdistan a sıcak para transferi yapmak, bir süre sonra bu parayı gönderenlerin parayı yaratıp yönlendirecekleri suni krizlerle çekmesine ve bu yolla Kürdistan ekonomisi üzerinde denetim kurarak, ver çek işlemiyle Kürtlerin elinde bulunan sermayeyi de çekmemelerine yol açar. Bu şekliyle yapılacak döviz girdisine olanak tanınmamalıdır. Bunun yerine, yabancı sermayenin Kürdistan a fabrika,sanayi ve endüstri tesisleri kurmasına olanak tanınabilir. Bu yolla hem işsiz Kürt nüfusuna iş alanı yaratılarak istihdam sağlanmış olacak, hem de Kürdistan a teknoloji transferi yapılmış olacaktır. Ancak hiçbir koşulda Kürdistan ın bankaları özelleştirilmemeli, yabancı sermayeye satılmamalıdır. Aynı şekilde ulaşım hatları, petrol hatları ve ülkenin haberleşmesinin de hiçbir ülkenin ve hiçbir yabancı şirketin denetiminde veya ortaklığında olmaması da tam bağımsız bir devlet için zorunlu ve gereklidir.Süleymaniye de farklı bir şirket ve Duhok ta ise diğer bir şirketle anlaşma kurulmuş olması nedeniyle iki haberleşme ağı bulunmakta olduğundan, Duhok tan Sülemaniye yi arama olanağı bulunmamaktadır.Haberleşme ağı tekleşmeli ve hükümetin denetim ve kontrolünde olmalıdır. Yabancı şirketler ile bireylerin gerek Kürdistan a ithal ettikleri, gerekse yaptıkları iş karşılığında Kürdistan dan kazandığı kazançların vergilendirilmesi zorunludur. Vergi ve gümrük muafiyetine dayanan düzenlemeler var ise iptal edilmeli ve tersine gümrük ile vergilendirme düzenlemesini içeren kanunları yapmalıdır. Bu hususlarda gereken yapılmadan Güney Kürdistan bağımsızlığını ilan etse dahi, yeni sömürgeye dönüşeceği bilinmelidir. Sömürgeci devletlerin kuşatmışlığı yanında, iç dengeler sağlanır sağlanmaz, Kürdistan da demokratik devrimin önemli bir öğesi olarak, toprak reformu yapılmalı, hazineye ait olan yada toprak ağalarına ait olup, bir aile açısından ihtiyaç fazlası bulunan toprakların yoksul köylüye ve şehit ailelerine dağıtılması zorunludur. Bu durum sistemin daha demokratik hale getirilmesi, sosyal adaletin sağlanması ve ulusal devrimin kitle dayanaklarının güçlendirilmesi için zorunludur. Aşiretlerin önde gelenlerinin nüfuzuna göre, iktidar ve mevkileri bölüşmesi, hatta kilometrelerce toprağı hakimiyet alanlarına almaları engellenmelidir. Güney Kürdistan da sosyal yaşam alanlarını genişletmelidir. Bunun için bütün Kürdistan gençlerine iş ve eğitim olanağı yaratılmalıdır.Gençlik, kuruluşun yanında ekonomik, askeri ,siyasal ve örgütsel inşa ile modernleşmenin öznesi durumuna getirilmelidir. Diğer yandan yaşamın sırf siyaset ve çalışmaktan ibaret olmadığı, toplumun ve özellikle gençliğin sosyal aktivite alanlarına ihtiyaç duyduğu ve kendi aidiyetlerini koruya bilmeleri açısından da bunun zorunlu olduğu görülmeli, Güney Kürdistan ın her şehrine sinema, tiyatro ve sanat merkezleri kurulmalıdır. Öte yandan spor okulları ve spor sahaları oluşturulmalı, Kürdistan ın kendi ligleri oluşturulup televizyonlarda da spor ,sanat ,müzik ve yerli dizilere ağırlık verilmeli ve öte yandan Kürt sinemasının jön, film ve kendi piyasasını yaratmasına çalışmalıdır. Bunlar yapılmaksızın, şu anda Güney Kürdistan da pratik yaşamda gözlendiği gibi gençlerin önemli bir bölümünün Arap veya Türk televizyonlarını izleme müptelası olmaktan kurtarılamayacağı unutulmamalıdır. Aynı zamanda bunlar yapılmaksızın, Güney Kürdistan gençliğinin son 4 yıllık süreçte yoğunlaşan şekilde, ülkeden göçmesi de engellenemez.Bu tür yaşam aktiviteleri yanında, iş ve eğitim olanağı bulmayan gençliğin kendi aidiyetini koruması ve güçlendirmesi de olanaklı değildir. Politikanın dahi giremediği derinliklere sanat ve edebiyatla ulaşılabildiğini, tonlarca siyasi programla bırakılamayan etki ve bilincin ise, bazen tek bir edebi eser veya sinema filmi yada tiyatro veya opera ile verildiğini unutmamalıdır. Kürtçe nin 5 lehçesi olan kurmançi,sorani,gorani,hevremani (zazaki) ve lorani’nin, sömürgeci devletlerinin dil ve kültür yasakları yanında, asimilasyon politikaları ve Kürdistan ın bölünmüşlüğünün doğurduğu coğrafi parçalanmışlık yanında, Kürtlerin kendi ulusal pazarlarını oluşturup aynı pazara çıkmaması ve ulusal devletlerini kurmamaktan kaynaklanan lehçeler arasındaki farkın derinleşmesi sorununun giderilmesi için, gerekli dil kurumlarının ve çalışmasının yapılarak dil standardizasyonun sağlanması gereklidir. Latin alfabesine geçiş için çalışma başlatılmalı Celadet Bedirxan nın gramer çalışması esas alınmalıdır. Kürdistan her zaman ağır krizlerin saldırı ve tehditlerin yaşanacağı stratejik ve jeopolitik bir konum ile coğrafyadadır Bu nedenle güçlü, modern ve üstün bir teknikle donanmış düzenli bir ordu ile düzen dışı savaşın (asimetrik savaşı) verebilecek ve düzenli odluya bağlı olan özel bir peşmerge kuvveti her zaman gereklidir. Elbete devletin modern ve geniş bir ağa sahip istihbarat teşkilatı inşa edilmelidir. Peşmerge kuvvetlerinin 18 ile 35 yaşları arasında olması, ayrıca bekar olma kıstasının esas alınarak aileye toprağa ve diğer bir işe bağlı olmaktan çıkarılmış bir profesyonel durumunda olması gereklidir. Bu çerçevede yaşlanmış peşmergelerin emekliye ayrılması, yada bir kısmından askeri eğitim veren olarak yararlanılması veya diğer bir sivil kuruma nakillerinin sağlanması gereklidir. Stratejik Araştırma Merkezleri ve Siyasal Gelişmeler Akademisi kurulmalı bu kurumlar bünyesinde belli başlı her ülkenin koşul ve siyaseti ile yönelimlerini araştıran özgün masaları kurulmalıdır. Yahudilik,Hiristyanlık ve Müsülmanlık özü itibariyle, Kürtlerin ulusal inancı olan Zerdüştlüğün temel referanslarını esas almıştır.Zerdüştlük kendisinden sonraki bu dinlerin bütününü etkilemiştir.Yahudilik,Kürtelirin ulusal inancı olan ve dünyada en fazla gelişmiş yerleşik yaşam kültürü ile tarım ve hayvancılık vede düşünsel gelişme üzerinden kimi bilim adamlarına göre MÖ 2000 yıllarda kimine görde MÖ 1500 yıllarda ortaya çıkan Zerdüştlüğün çöl topraklarına ve İbrani toplumuna uyarlanmasıdır.Hz Musa nın on emiri, Hz.Zerdüşt ün Gatalarında vardır,oradan alınmadır. Hz. İbrahim, bir Zerduşti olduğu gibi, Kürt ve Kürdistan lıdır. Hz.Musa’da, Urfa’nın güneyindeki kırsal alanda 7 yıl çobanlık yapan bir Kürdistan lıdır. Hz. Musa Kürdistan topraklarında ortaya çıkan ve gelişen tarım ve hayvancılık ile din ve kültürü çöl topraklarına ve İbrani toplumuna taşıyarak onlara önderlik etmiştir.Hz Musa nın isimlendirdiği yer adları Kürtçe dir, bu durum o dönmede de Kürtçe konuştuğunu göstermektedir İsimlendirdiği Şina çölü, Kürtçe de “yeşil” demektir,açlıktan kırılmak üzereyken kayadan su fışkırtması ve kar tanecikleri şeklinde ekmek yamasıyla kurtuldukları dağın adını “Çebu” olarak isimlendirmektedir,Çebu ise, Kürtçe de “oldu ve doğdu”anlamlarında kullanılmaktadır.Hz Musa, kar taneciklerine benzer şekilde gökten yağan besine “nan” demektedir. Nan,Kürtçe de “ekmek” demektir.İsimlendirmiş oldukları “Merve” dağı ,Kürtçe de “dost ” anlamındadır.Hz Musa nın Bereşit olarak nitelendirdiği dini kitabı veya bölümü ise,Kürtçe de “reşit olmayan” demektir.”Be”, sadece Kürtçe de olumsuzlama ekidir.Diğer kitabının adı ise,”Tenah” şeklindedir, bu sözcük düzeylinde Kürtçe de “tek başına,yalnız yalnız” demektir.Allahla baş başa kalındığında ermiş durum ifade etmektedir.Örnekler çoğaltılabilir. Birahim ise, Hz İbrahim in Kürtçe adıdır, “kardeşkaya” anlamındadır.Karısı Sare nin adı ise, Kürtçe de serin ve soğuk anlamlarındadır..Hz Musa nın adı ise, Kürtçe de “ben köpek ve sadık köpek” anlamındadır. Bugünkü kültür üzerinden bunu değerlendirerek garipsememelidir.Zerdüştlük te köpeğin mukaddes olması ve bir Zerdüşti olan Musa nın Zerdüştlüğü İbrani toplumunun coğrafyasına ve koşullarına taşımasının bir yansıması olarak görmelidir.Musa nın eşinin adı Sipora dır.Bu isim Kürtçe de “gelgeli saç” demektir.Hz Musa da eşi Sipor a da İbrani lerin yurdunda ve İbraniler arasında bir yabancıdır.Onlara önderlik etmiştir. Bu tarihsel bağlar yanında oluşan kültürel yakınlık ile bu günkü Kızılbaşlık(Alevilik) ve Yezidiliğin temelinde bulunan Zerdüştlük dininin hoş görüsü nedeni ile olmalıdır ki; Yahudiler Babil in kendilerine uyguladığı soykırımda ve öte yandan Roma İmparatorluğunun uyguladığı diğer bir soykırımda kurtulabildikleri kadarıyla bugünkü Kürtlerin ataları Medlere ve Medyaya sığınmışlardır.Zerdüştlükten önceki Kürt ulusal inancı Mitra ydı.Zerdüştlük ten sonra ise,Zerdüştlüğün bir yorumu olarak ortaya çıkan ve başka bir dini ekole dönüşen Manizim ortaya çıkmıştır.Zerdüşt ,Hz Zerdeşt ün unvanlarından bir tanesidir ve en gelişmiş tarım toplumumda en önemli unvanıdır.Kürtçe nin Kurmanci lehçesinde,”Altın toprak,sarı toprak” anlamındadır.Zerdeşt isimndeki e harflarının içindeki uzatılarak şapkalı yazılması durumunda ise,”altın el ,sarı el “anlamındadır.Zerdeşt bir unvan olduğundan gerçek ismini ise kabilesinin isminden almış olup;”SİPİ Tİ MA” dır.Sipitima,kurmanci lehçesinde harfiyen”beyaz susuz kaldı” demektir.Büyük peygamber Hz.Zerdest, Zen Avesta adlı kutsal kitabındaki Gatalarını Kürtçe nin Zazaca (hevremani ) lehçesinde yazmışken,Mani ise,kitaplarını Kurmanci lehçesiyle yazmıştır.Kürtlerin birden fazla lehçe kullanılması eskidir.Bizimle beraber Ari olan Farsların,Pers İmparatorluğu ile devlet yönetimini ele geçirmelerine kadar,Aryan halk topluluğunun kurduğu bütün devletlere de genel geçerli dil yada devletlerin resmi dili Kürtçe dir.Huri,Guti, Mani Lulu,Urartu,Med Sadadi devletlerinde geçerli temel dil Kürtçe dir. Yahudilere dini inançları veya İbrani olmalarından kaynaklanan etnik kökenleri nedeniyle,biz Kürtlerin hiçbir tepkisi ve düşmanlığı yoktur ve olmaması da gerekir. İbranilerin de her halk gibi kafalarını sokacakları bir evleri yani devletleri olmalıdır. Bu temelde İran ve ,Hamas’ın yada ırkçı durumda bulunan Baasist Arapların savunduğu gibi İsrail in yok edilmesi tezine dayanan siyaset tarzları doğru ve gerçekçi değildir. Bu yaklaşım özü itibariyle ırkçı ve gerici bir yaklaşımdır. Ancak İsrail in Siyonist ideolojisi ve bağımsız bir Filistin devletini tanımayan tutumu da gerici ve ırkçıdır. Esasen bağımsız bir Filistin devleti ile bağımsız bir İsrail devletinin yan yana varlığına , birbirini tanımasına ve Kudüs nde ikiye bölünerek Doğu Kudüs ün Filistin e, buna karşın Batı Kudüs un ise, İsrail e bırakılmasına dayanan bir çözüm dışında, köktenci hiçbir çözüm yoktur. Bas rejiminin uyguladığı bütün soykırımlara rağmen Filistin ulusal hareketinin arap devletleri ile ilişkilerini ve bencil milliyetçiliğini esas alması nedeniyle hiçbir dönemde Kürtlere uygulanan soykırıma bir demeçle dahi tutum almamasına rağmen, biz Kürdistan lılar, Filistin sorununa bu çerçevede bakıyoruz. Sömürgeci devletlerdeki bütün ezel ulus solculukları da özü itibariyle bencil milliyetçiliklerini esas almakla birlikte, biz Kürdistan devrimcileri olarak misillemeye misilleme ve kısasa kısas yaparak bunlara benzeşme yerine, devrimci kalmak zorundayız. Kürdistan ulusal hareketi devrimcidir , devrimci olmak ve devrimci kalmak zorundadır. Ancak şu husus unutulmamalıdır; biz Kürt ulusunun içindede dil ve kültür açısından Kürt olup, dinsel açıdan Yahudi olan insanlarımız ve hatta dil ve kültür açısından Kürt olup,din ve kan anlamında İbrani olan sebataistlerimiz vardır. Her etnik kökene ve dine aynı mesafede olma ve eşit bakma prensibini esas alarak, bu vatandaşlarımızı da bir Müslüman, Yezidi ,Hıristiyan ve Alevi ye eşit görmek durumundayız. Her din ve etnik köken kendi kültürünü ve yaşam şeklini siyasal iktidara ve devlete dayatmadan özgürce yaşama hakkına sahiptir. Ancak Yahudilerin ve sebatayistlerin bulundukları her coğrafya ve ülkede, devletin ve sistemin altına girerek önemli kurumlara yerleşerek, devleti yönlendirmeye ve yönetmeye çalıştıkları,Türkiye Cumhuriyeti nin yapısı itibariyle açıkça bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti sebataist olan İttihat-ı Terakki yöneticileri tarafından kuruldu. Bu nedenle de Türkiye Cumhuriyeti devleti birinci İsrail olarak nitelendirilmektedir. Filistin coğrafyasında kurulan İsrail de İttihad ı Terakki nin sebatayistlerin merkezi olan Selanik te örgütlenip Osmanlı iktidarına yerleşmesinden sonra, Abdülhamit döneminde Yahudileri bu günkü İsrail topraklarına yerleştirmeleri süreci ile başladı. Yahudilerin İsrail devletini ilan etmesinden sonra ilk tanıyan bölge devleti de( diğer bir deyişler ilk tanıyan Müslüman ülkede )Türkiye olmuştur. Türkiye de özü itibariyle turko-judaik bir devlet yapılanmasıdır. Bütün Türk egemenlik sistemini savunan bütün başbakanları ve özellikle Cumhurbaşkanları ile Genelkurmay başkanları sebataistir. Türkiye Cumhiriyeti nin tersine Kürdistan ulusal mücadelesinde çeşitli süreçlere önderlik edenler Yahudi yada sebatayist İbraniler değildir. Kürt halkı, kendi ulusal toprakları üzerinde Ahmede Xane nin, Mem u Zin adlı eserini yazdığı 1695 ten itibaren (yani 312 yıldan fazla bir süredir) kendi milli mücadelesini bünyesinden çıkardığı çocukları aracılığıyla vermektedir. Kürt ulusu ve Kürdistan lı devrimciler, Yahudi ve sebataistlerin ülke topraklarımız Kürdistan da iktidara yerleşerek yönetmelerine olanak veremez,vermemelidir.Güney Kürdistan hükümetinin bu çerçevedeki yaklaşımı nazara alması zorunludur.Bu farklı dinsel ve etnik kökenden gelen Kürdistanlı vatandaşlara eşit yaklaşılmayacağı noktasında da yorumlanmamalıdır.Bütün din ve mezhepler birbirine eşit ve devletin örgütlenmesinin dışında tutularak,kendi inançlarını ve ibadet biçimlerini özgürce yaşama olanağı verilirken,inançlarını devlete ve hiçbir vatandaşa dayatamama çerçevesi getirmelidir. Güney Kürdistan Hükümetinin, her sektörde çalışan işveren ve işçileri eğitmesi ve petrolün tembelleştirdiği Araplardan geçme gibi gözüken tembellik ve savurganlıktan kurtarması zorunludur. Çoğu zaman bir yezidi gencini dükkanında çalıştıran dükkan sahibinin alış verişe gelen müşteriyi karşılama ve ayağa kalkma ihtiyacı dahi duymadan yüz üstü ve sırtüstü uzanır vaziyette anlamsız şekilde dışarıya baktığı ve çalışmaya aciz bir ruh hali içinde olduğu gözlene bilmektedir. Bir ötelin müşterisi bulunmayan odasında dahi elektriklerin açık vaziyette tutulduğu su vanalarının arızalı olması nedeniyle suların boşuna aktığı ve klimaların dahi açık durumda bırakıldığı gözlemlerimiz arasındadır. Bir restauranta veya lokantaya gidildiğinde salatanın üzerine 2-3 hurma ve zeytin bırakılması gerekirken, birer tabak hurma birer tabak zeytin getirilmekte ve çoğu zaman tek hurma veya zeytin yenmeden dolu tabaklar olduğu gibi çöpe boşaltılmaktadır. Tasarruf kavramı öğretilmeli ve her sektöre eğitim çerçevesinde müdahale edilerek yön verilmelidir. Güney Kürdistan Hükümetine yönelik bazı eleştirilerimiz olsa da 4 taraftan kuşatılmış olmaları, bir zamana ihtiyaçlarının bulunması ve genel anlamda ulusal bir çizgide bulunmaları nedenleri ile çoğu zaman eleştirilerimiz ertelemek veya öneri üslubu içinde vermek durumundayız.İlerleyen süreçte ortaya koyduğumuz temel hususlar giderilmediğinde elbette yaklaşımımız farklılaşacaktır. Biz Kürdistan lılar bir ulusal konsept ve paradigmaya sahip olmak zorundayız.Bu çerçevede de Kürdistan ve Kürt ulusunun bağımsızlığını ve çıkarını her türlü partinin, sınıfın ,ailenin,kişinin ve anlayışın üzerinde tutmak mecburiyetindeyiz. Kürdistan ve Kürt ulusunun menfaati ve bağımsızlığı ile çelişir noktaya gelen hiçbir partinin, sınıfın,ailenin ,kişinin konumunu korumasına olanak verilemez,verilmemelidir.. Batı Kürdistan ulusal hareketinin durumu açısından ise, özetle şunu söyleye biliri:.Batı Kürdistan parçalanan ülkemizin gerek coğrafik, gerekse demokrafik açıdan en küçük parçadır. Bununla birlikte şu an itibari ile en fazla Kürt siyasi oluşum ve eğiliminin sayısal anlamda bu parçada bulunduğu bilinmektedir. Batı Kürdistan da yaklaşık 20 siyasi eğilim mevcuttur. Batı Kürdistan ın çoğrafyasının düzlük olması nedeni ile zaten mahalle ve evler dışında bir örgütlenme ve mücadeleyi geliştirme zemini de yoktur.Batı Kürdistan daki nüfusumuzun diğer parçalara göre daha az olmasına ve coğrafyasının da düzlük durumda bulunmasına ve öte yandan güçlü bir siyasal mücadele geçmişi ve geleneğinin olmamasına rağmen, 20 ayrı fraksiyona bölünmesi ve dağınık durumda bulunması en büyük dejavantajıdır. Bu bölünmüşlük güç olmamaya, gelişmemeye yol açmaktadır.Kitle dayanaklarına kavuşma ulusal ve uluslar arası meşruluğa kavuşma ve Basçılığı bazı gelişmelere zorlamak için patik mücadeleyi geliştirmemesi ve mücadelenin pratiğinde birliğini yaratmaması diğer bir dejavantajıdır.Siyasal hedef ve çözümün bağımsızlık yada bağımsızlık hedefine geçişte bir ara aşama olarak Federasyon şeklinde koymaması, netleşmemesi ve düşük hedefli çözümlere yönelmesi diğer eksikliğidir.Bir parti de yada Cephede benzer ve yakın oluşumların birleşmemesi ve koltuk istem ve kavgalarıyla lafazanlığın fazlaca öne geçirilmesi diğer bir zaaflarıdır. Batı Kürdistan daki Ermeni, Asuri, Durzi kesimleriyle ittifak geliştirmemeleri ve onlara cesaret ve güven vermeye dönük adımlar atmamaları diğer bir yanlışlarıdır . Kürdistan ulusal hareketinin programı en kısa ve en özlü ifade edilirse bir cümleden ibarettir;bu da, kendi ulusal topraklarında bağımsız devletini kurmak ve yönetmek için mücadele ediyorum, şeklindedir. Diğer bütün hususlar detaydır.Detaylarda bölünmek ve güç kaybına uğramak yerine,bu temel hususta birleşerek, Kürdistan ulusal mücadelesinin konsept ve paradigmasını esas almaları zorunludur. Çünkü siyaset özü itibariyle güç üzerinden yapılır Kürdistan ın tarihi ve toplumsal koşulları da,bugüne kadar gerçekleşen ayaklanmaların ana hedefinin bağımsızlık olduğunu ve güç olabilen her hareketin kesin kopuş ve bağımsızlık çizgisi temelinde halkı mücadeleye çağırıp güç olabildiğini, öte yandan halkımızın 300 yıldan fazla süren bir süredir bu eksen ve hedefte bedel ödemesi yanında, sömürgeciliğin bütün sonuç ve tahribatlarını tümden ortadan kaldıran ve uluslar arası arenada özne olmaya imkan veren,ayrıca içerde en özgün ve özgür kurumsallaşma seçeneğine olanak veren çtek çözümün bağımsızlık olduğu da bilinmektedir.Dünya tarihi esas alındığında da, 1880 yılında yer yüzünde sadece 25 devletin bulunduğu ve son 127 yıllık süreçte 182 devletin bağımsızlığına kavuşarak devletleştiği ve bu çerçevede dünyadaki devletlerin sayısının 207 çıktığı aşikardır. Sonuç itibariyle bu güne kadar hiçbir ulus mücadelesi Apo’nun işbirlikçi demokratik Cumhuriyetçiliği gibi bir tür kültürel özerklik savunusuyla sınırlı olmamıştır. Hiçbir ulusal mücadele demokratik toplum kongresinde ilan edildiği gibi sömürgeci devletin özrek bir gölgesi olmayı ideal bir çözüm olarak savunmamış ve kabul etmemiştir. Bugün için federasyon ve konfederasyonu kabul eden her hangi bir örnekte bulunmamaktadır. Tersine birbirleri üzerinde hiçbir sömürgeci statü kazanmadan devleti birlikte kuran federal Cumhuriyetler birliği bölgeler bazında bağımsız olmaya gitmektedir. Belçika devleti Filemen ,Valon ve Brüksel bölgeleri olarak ayrışma sürecindedir. İspanya , Bask ,Katalon bölgeleriyle ayrışma sürecini yaşamaktadır. Aynı şey İsveç ve İsviçre deki kantonlarda söz konusudur. Kobeç,bu yıl Kanada içinde bağımsız bir devlet olarak kabul edilmekle birlikte, tümden bağımsızlaşma süreci ve steği içindedir. Filistin devletleşme yolundadır. Darfur Sudan dan ayrılıp devletleşme yolundadır. Yugoslavya bölünmekle altı bağımsız devlet oluştu. Bu yıl altı yüz bin nüfusu bulunan Karadağ bağımsızlığına kavuştu.Kosava ise, yoldadır.2004 yılında Doğu Timor, Endonezya dan ayrılarak bağımsızlaştı.İrlanda nın bağımsızlığına kavuşmak için verdiği mücadele sürmektedir.Bu çerçevede Demokratik cumhuriyetçilerin bağımsızlığın ideal çözüm olmadığı,artık dünyada arzulanan hedef olmaktan çıktığı,gerekmediği ve bağımsızlığa ulaşmanın da mümkün olmadığı yollu söylemleri utanmazca yalanlardan ibarettir.Bugün itibariyle bağımsız Kürdistan ı kurma imkanın her zamankinden daha fazla olduğu kesindir.Kuzeyde yaşanan sorun içerdedir.Aşılması gerekmektedir.Kürt ulusal hareketinin hedef ve amaçları ulusal toprakları ve bağımsızlık hakkı olan iktidar hakkı üzerine oturtulmalıdır.Demokratik Cumhuriyetçilik red edilip tasfiye edilerek teşhir edilmelidir.Şeyhin işbirlikçi tutumu nedeniyle, yönlendirme ve kontrolünden çıkmalıdır.Yapının bir bütün olarak bu tutuma gelmemesi halinde, bir bölümüyle de olsa kopmalı ve ayrışarak doğru çizgi esas alınmalıdır.Bu çerçevede toparlanarak gelişmek ve siyaset alanında kalmak olanaklıdır.Aksi halde varolan tasfiye derinleşecektir.Kuzey Kürdistan da Apo nun ve Demokratik Cumhuriyetçi PKK nin,ordunun işbirlikçisi olarak çalışması ve Kemalist ideolojinin Kürdi motifini Kürtler için kaçınılmaz yol olarak dayatması ile PKK nin bu çizgi temelinde amaçsız hedefsiz, gerici bir nitelikte bulunması karşısında,Kuzey Kürtlerinin başka bir gelenek yaratmaları zorunludur.Bu yeni gelenek; açık veya kapalı alanda ismen varolan, ancak çimsen pek bulunmayan.halk nezdinde de etkileri bulunmayan,çekim gücü olmayan,güven vermeyen, hiçbir ihtiyaca yanıt vermeyen, eski şartlanmışlık ve alışkanlıklarından kopmayan,aileye, mesleğe,ekonomik, bireysel ihtiyaçlara bağımlı ve bedel ödeme tutumundan uzak,kendini ve ailelerini korumacı, enerji, sinerji ile direniş iradesi kırılmış kişiliklerle, temsil ettikleri eğilimlerinden yada eğilimlerinin birleşmesinin sonucunda oluşamayacaktır.Kendi misyonunu tamamlamış yapıların, örgüt adını sırf bir etiket olarak kullanıldığı aşikardır.Bu etiketlerin kendini tatmin etmek, bedel ve emek sürecine gelmemek kullanılır duruma gelmesi,ancak bir işlevlerinin olmaması ve hatta demokratik Cumhuriyetçiliğe muhalif kesimler içinde sahte umut yaratıp oyalaması nedeniyle zarar verici bir duruma geldikleri de söylenebilir.Bu tür eğilimlerin yada kalıntılarının, toplamının oluşturacağı bir birlik örgütünün dahi, hiçbir işlevinin olmayacağı,aydınca tartışıp kendini tatmin etme ve arada bir basın açıklaması yapma dışında bir şey yapamayacağı açıktır.Bu durumda yeni karolara dönüştürülecek genç kesimlerden, yeni bir geleneğin yaratılması gereklidir.İşleyen yeni bir gelenek sinerji enerji güven yaratabilir,çekim gücü de olabilir Dokuz yıldır varolan alternatifsizlik ortadan kaldırılarak, Demokratik Cumhuriyetçiliğe alternatif yurtsever devrimci bir çizgi geliştirilebilmelidir. Doğu Kürdistan nın İ-KDP,KOMALA ve YEKTİYAN SOREŞGERAN gibi eğilimleri bir parti yada cephede birleşmeli ve birleşme sağlanamıyorsa birlikte hareket etme kararı alınmalıdırlar.Aynı zamanda harekete de başlamaları gereklidir,bu hususta geç kaldıkları kesindir.Demokratik Cumhuriyetçilerden çok daha büyük bir kitle temeline sahip örgütlerin, 80 sonrasında harekete geçme hususunda geç kalmamaları ve halkın birikmiş sinerji tepki ve öfkesinin ilk hareketlenen eğilim takip etmesi nedeniyle değir bütün eğilimlerin tasfiye ile karşı karşıya kaldığı tarihsel bir olgudur.Dışarıda önemli bir gücü olan İ-KDP,KOMALA ve YEKTİYE ŞOREŞGERAN gibi doğu Kürdistanlı örgütlerin harekete geçmemeleri ve güçlerini pasif tutmaları hem taban kazanmaya hem de kendi tabanlarından kaybetmeye yol açmaya başlamıştır,daha fazla geç kalmamaları gerekmektedir.Demokratik Cumhuriyetçilerin ideolojik politik hatlarının işbirlikçi olması ve denetim altında olmaları nedeniyle tabanı alıp kontrol etmeleri Kürtlerin lehine değildir.Bu durum olmasaydı bu kıstası koymaz ve bu değerlendirmeyi yapmazdık.Doğu Kürdistan Ulusal hareketinin büyük örgütlerini oluşturan üç örgütün Kuzey Kurdistan ve Güney Batı Kürdistan daki eğilimlerle ilişkileri çık sınırlıdır,geliştirmeleri gereklidir.Asuri Eremeni,Huzistan Arabı,Beluci,Azeri etnik kökenine tabi Kürdistanlıları, Kurdistan Ulusal Mücadelesinin içine almaları gereklidir.Öte yandan İran egemenlik sisteminin sömürgesi durumunda olan Belci .Huzistan Arabı,Azeri halklarının adına ulusal mücadele veren örgütlerle ilişki geliştirmeli,ortaklaşmanın sağlanabildiği konularda birlikte çalışmalıdır.Azerilerin,emperyalist Türkiye devletinin yönlendirmeleri altında kullanılmaması ve yanlış yönlendirilmemesi,ancak bağımsızlıklarını kazanmaları için çalışmalıdır.Türkiye nin bugün sınıra kaydırdığı 250 bin kişilik askerin,görünürde PKK için kaydırıldığı söylenirken ve kimileri amaç ve hedefin Kerkük-Musul ve dolayısıyla Güney Kürdistan hükümeti olduğunu haklı olarak söylerken,hiç kimsenin görmediği diğer bir hususu ise önemle görmeli, hedefin aynı zamanda Doğu Kürdistan, (yani Ürmiye ve Kirmanşah olduğu )gözden kaçırılmamalıdır.Buna göre provizyonunu alan,Türkiye ye karşı Doğu Kürdistan lı eğilimlerinde doğru pozisyonu vakit geçmeden almaları gereklidir.Azerileri Üremiye ve daha sonra Kirmanşah üzerine saldırtarak, Kerkük ve Musul dan sonra burada hak iddia etmeye başlayacakları ve Doğu Kürdistan istikrarsızlaştırıp kontrol altına almaya yönelecekleri kesindir.Politikada boş alan bırakmamak ve boş alanları önce doldurmak,doğru ve gerekli konumları almak ve en önemlisi hazırlık ve harekete geçmede gecikmemek önemlidir. diğer eğilimlere göre daha küçük bir örgütken,1980 darbesinden sonra ilk eylemde bulunması nedeniyle sinerji kazanmış ve tepki toplamış kitleleri arkasına aldığı ve diğer eğilimlerin hareketsiz kalması ,direniş iradesi göstermede geç kalması üzerine tabanlarında kaybettikleri bilinmektedir. Sonuç itibariyle bütün sömürgeci devletler içinde en fazla anti kürd noktada olan ve kendi varlığını Kürtlerin yokluğu ve zayıf kalmaları üzerine kuran,en fazla kalıtsal faşist ideolojisiyle hareket eden,en fazla kendine güvensiz olan devlet yapılanması,üzerinde kurumsallaştığı ideolojik politik harç nedeniyle Türkiye devletidir.Sömürgeci İran devleti dahi,Güney Kürdistan a konsolosluk açma kararı alırken,Türkiye ise resmi ideolojisinin ve ordunun süreklileşen iktidarının mahkumu durumunda kalmaktadır.Bu ideolojiyi işbirlikçileri olarak yaratan emperyalist devletlerin dahi kucaklarından attıkları bir dönemde traji komik bir tarzda Demokratik Cumhuriyetçilerin İşbirlikçi Apo ya uyarak,Kemalizm ve ittihatçılığı güncelleştirerek ve güçlendirme çalışmasına devam etmelerinden daha rezil bir durum olamaz.Demokratik Cumhuriyetçilik bunun ifadesi olarak ortaya çıkarılmış tasfiyeci ve aptalca bir süreçtir.Bunun sosyal ve siyasal yaşamda bir karşılığının olmadığı ve Kürtler açısından içinde bir şeyin olmadığı, kof ve kokuşmuş olduğunu, halk kitleleri de görmeye başladığından desteklerini çekmeye başlamışlardır. Bu durum seçimlerdeki tablo ve halkı eyleme çağırdıklarında karşılık bulmamaları olgusundan da anlaşılmaktadır.Özellikle APO için eylem yapılması çağrıları sonuç vermemektedir.Demokratik Cumhuriyetçi çizgide ısrarın siyasette hiç kalmamaya yol açacağı da kesindir.Demokratik Toplum Kongresinde bir parçada olsa motivasyonu sağlamak içine bir şeyler atalım anlayışıyla,”Özerklik istiyoruz,Özerklik Çözümdür” demeye başlamaları ise,ilgililerin burunlarının bir deliğini İttihatçılık ve Kemalizm den,yani sömürgeci devlet ile işbirliğinin bulunduğu pislikten çıkarıp, diğer burunlarını ise çıkarmamaya benzemektedir.Apo nun Ordunun ihtiyaçlarına göre söylediği uydurma ve karanlık fikirlerin tahribatını kabullenme ve tümden terk etme yerine,ülke bölge ve dünyadaki olguları Apo nun uydurmalarına göre çarpıtıp yorumlamak ve bu şekilde Şeyhi doğru çıkartmak esas olmaya devam etmektedir.Bir tarikatın sisteminde müritlerin yapacağı da budur.Şeyh hiçbir zaman uçmamıştır,uçtuğunu ise yalanlarla süsleyerek ve halkı aldatarak söylemiştir.Buna karşın müritleri de her zaman sahte Şeyhi uçurmuştur.Türk resmi ideolojisine batmış bir kişilik için ülkemiz halkımız siyasal iktidar hakkımız yok edilmekte,kurban halle getirilmektedir.Bu kişiliğin denetim ve kontrolü kadar,işbirlikçi ideolojisi red edilmelidir. Devletin emekli generallerinden önemli bir bölümü bir konsept dahilinde bütün televizyon kanalılarını ve gazeteleri gezerek beyanat ve açıklamalarda bulunmaktadırlar.Medya kurumlarını bu şekilde kullanan emekli generallerden bir bölümünden bazısı ise, açıktan ırkçı saldırıların alt yapısını oluşturamaya çalışmakta ve bir askerden öte içinde hiç akıl bulunmayan sözlerle şovmenlik yapmaktadırlar.Az sayıda konuşturulan sivil kökenli aydın da bu tür generallerden farklı olmamaktadır.Bu durum Türk aydının niteliğini ve yapısı ile gerici ve militarist yapısını göstermektedir.İş Ermeni meselesine Kızılbaş meselesine veya Kürt meselesine geldiğinde farklı tonlarla da olsa temelde Türklerine bütün sınıf ve katmanları genel itibariyle aynı sesi çıkarmakta ve aynı tutuma sahip olmaktadır.Buna karşı Kürt aydınları ise yokmuşlar gibi sesizdir.Bura Kürt aydının zavallılığını göstermektedir.Genel anlamda bütün Türklerin tutumuna bakıldığında yürüyüş ve mitinglerde militarist resmi ideolojiyi takip ettikleri açıktır.Generallerin,Bakanların Valilerin iş adamalarının ve Büyük sermayeli medyanın yazarları ile Üniversitelerdeki Kemalist akademisyenlerin her konuşma ve demeçlerinde olabildikçe militarist saldırgan bir uttum önerdikleri görülmektedir,Bunların çocukları bir tesadüf olamayacak şekilde 23 yıldır hiç öldürülmedi.Bu nedenle yoksul ve bilinçsiz halk kesimlerinin çocuklarının ölüsü üzerinden saldırgan milliyetçilik yapmaktadırlar.Eğer gerçekten şehitlik mertebesine ve bunun kutsallığına inanıyorlarsa,çocuklarına en rahat ve en rahat noktalarda askerlik yaptırmak yada bedelli askerlik yoluyla parayla askerlik yapmayı satın almak veya çürük raporları almak yenine çocuklarını da çatışma noktalarına göndersinler.Eğer bunların çocukları ölseydi, ne bu kadar militarist olama ihtiyacı duyarlardı.,nede bu kadar saldırı çağrısı yaparlardı.Başkasının çocuğunun kanı üzerinden edebiyat yapmaktadırlar.Adalet Bakanı Şahin in,”bugün verdiği demeçte;”Askerlerin kurtulmasına ve gönderilmesine sevinmedim” dediğine göre, kahraman tutumuna uygun olarak çocuğunu Kandil le göndermelidir.Birde 24 yılıdır varolan çatışmada Generallerin Bakanların, Valilerin, İşadamlarının, büyük sermayeli gazete yazarlarının çocuklarından hiç birinin neden çatışmada yaşamını yitirmediğini de açıklamalıdır.Fransa,Cezayir de savaşı ve askeri operasyonları sürdürürken,Jan Paul Sartir gibi Fransız aydınlarının önderliğinde Paris sokaklarında eylem yapan halk; savaşa son verilmesini ve Cezayir den askerlerin çekilmesini istiyordu.Yani Fransa halkı, Fransa devletinin savaşına ve sömürgeciliğine karşı yürüyordu.Bu eylemlerden sonra, Fransa halkının Cezayir halkına kardeş haline geldiği,sömürgeciliğin devamının vereceği artı ürünü tercih etmekten vazgeçtiği, devletinin sömürgeciliğini ve ırkçı ideolojisini takip etme tutumunu red ettiğini ve sonuç itibariyle yeni bir tutumla kardeşleştiği söylenebilir.Buna karşın Türklerin, Kürtlere kardeş olduğunun söylenebilmesi için hiçbir bulgu yok.Militarist bir ideolojiyle yatıp kalkan devletinin konseptinden, kültüründen statükosundan,savaşından yana tavrın sahibi olan bir halk söz konusudur.Bu durumdaki bir halkın kardeşliğin hukukunu yaratma ve savunma eyleminde bulunması ve kardeş olması da mümkün değildir.Kardeşlikleşmek çaba ve bedelle yaratılan bir değerdir.Allah vergisi olarak kendiliğinden var olan bir kardeşlik yoktur.Kardeşliğin hukukunu yaratmak ve korumak için eylemi olmayan bir millet ve halka kardeş demekte sahte bir durumdur.En fazla ilerisi için bir temeni diye söylenebilir.Gerçeği ifade etmez. ABD Türklerle Kürtler arasında bir tercih yapmadan konseptini uygulamak istemektedir.Hatta Kürtlerle, Türkleri uzlaştırarak tutmak istiyor.Şu anda buna ihtiyacı var gözüküyor Ancak İttihatçı ve Kemalist Türkler katısal niteliklerini esas alarak, Kürt kompleksi ve Kürt hobileri nedeniyle hiçbir uzlaşmaya gelmiyor.Güney Kürdistan daki görece istikrarın bozulmasını istemeyen ABD, Türkiye nin bu alana girmesini istemiyor.Türkiye,bütün Irak taki resmi işgalci devletin ABD olduğunu ve izin almadan Güney Kürdistan a giremeyeceğini ve her şeye rağmen girmesi halinde ise, stratejik mütefiğiyle de karşı karşıya kalacağını görmektedir.Şu anda ABD ye giden Başbakan Tayip Erdoğan ın,en fazla Kandil dağında nokta operasyonu yapabilmek için izin alabileceği ve başkaca bir şey elde edemeyeceği kesindir.AB nin de Kandil le sınırlı bir nokta operasyonuna ses çıkarmayacağı anlaşılmaktadır.Ötesini ise kabullenmeyecektir.Kandil dağıyla sınırlı nokta operasyonlarının da Kandil deki kayalara para samca dışında bir işlevinin olmayacağı,sadece iç kamuoyunu tatmin edeceği ve muhalif siyasi partilerle Orducuların muhalefetini boşa çıkaracağı ve tansiyonu düşürmede kullanılacağı kesindir.Ortamın sakinleşmesi yada yaklaşan kışın bastırması ile Güney Kürdistan daki istikrarın bozulmaması ve PKK nin bahane edilmemesi için, bu örgütün istikrar kazanmamış parçalara gitmesi gündeme gelecektir.Gitmesi de gerekmektedir.Bu durumda Türkiye nin,Güney Kürdistan a müdahale etme bahanesi de elinden alınmış olacaktır.Türk devletinin başbakanı “gireriz, inceldiği yerden kopsun” derken, boyundan çok büyük bir laflar ettiğinin farkındadır..Esasen hükümette sınırlı bir operasyonun ötesine gitmek istememektedir. Ordu ise,istemektedir.Ordunun inisiyatif alması yada AKP hükümetinin Ordunun peşinden gitmesi halinde asgari düzeyi bölgesel bir savaş ve azami düzeyi 3. dünya savaşı başlayabilecektir. İçinde bulunduğumuz savaş sürecinde birlik her zamankinden daha fala önemli ve ivedi bir ihtiyaçtır.Birlik olmadan anlamlı ve siyaseti etkileyen güç olunamaz Güç olmadan siyaset yapılamaz Siyaset, güç üzerinden yapılmaktadır.Bu nedenle dört parçanın önde gelen aydın siyasetçi ve eğilimlerinin temsilcilerin içerecek şekilde, bir Kürt konferansının Avrupa da yapılması gereklidir.Bu konferansta dört parçanın temsil gücü ve birlik mekanizması olacak, aynı zamanda temel konularda sevk ve idare etme kurumu işlevini yerine getirecek, hukuk koyacak,muhatap kurum olacak, üst bir çatı örgütü olarak,Kürdistan Ulusal Kongresinin kuruluşu için karar alınmalıdır.Ulusal kongrenin kuruluş kongresi geciktirilmeden yapılmalıdır.Kürdistan Ulusal Kongresinin başlangıç itibariyle Avrupa nın bir kentinde olması ancak koşular olgunlaştığında resmen Kürdistan a taşınması da olanaklıdır.Fiilen Kürdistan da olması da mümkündür.Bu çerçevede sömürgeci devletlerin sistemi ve sömürgeci sınırları içinde birlik arama söylemlerine tümden son verilmelidir.Umusal kongrenin bünyesinde ve diğer alt birlik oluşturma kurumlarında birinci palanda Kürtlerin bütün siyasi ve sosyal katmanları yani sınıf ve ideolojileri ile Kürdistan nın kurtuluşu ve bağımsızlığa gidişi temelinde,ülke,ulus, siyasal iktidar paradigmasında birliğinin sağlanması gereklidir.Kongre yapılanmasının içine Kürdistanlı ulusal azınlıklardan Ermenilerin Asurilerin(Nasturi, Süryani Keldani),Mehelmi vs temsilcilerinin bulunması sağlanarak,Kürtlerin,Kürdistanlı ulusal azınlıklarla, Kürdistan ulusu şemsiyesi altındaki birliği sağlanmalıdır.Kürdistan ulusu,Kürt ulusu ile diğer Kürdistanlı ulusal azınlıkların etnik köken,dil ve kültür haklarıyla kendi kemlikleriyle temsil edilme hakkının varlığı temelinde ülke esasına dayılı demokratik bir ulus yapılanmasıdır.Bu esas alınmalıdır.Üçüncü planda ise,bölgesel anlamda gerekli ittifakların kurulmasıdır.En önemli bölgesel ittifakımız Beluciler görünmektedir.Beluci lerin ülkesi Belucistan da ülkemiz Kürdistan gibi,bölünmüş paylaşılmış uluslar arası bir sömürgedir.Belucistan da bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkacaktır. Bir parçası İran da, bir parçası Pakistan da, diğer parçası ise Afganistan da kalan bir sömürgedir.Afganistan ve Pakistan ın Sadabat Paktı gibi bölgesel paktlara imza atmasının sebebi Belucistan dır.Sadabat Paktı gibi çeşitli bölgesel paktlarda,bölgesel statükonun korunması, yani Kürdistan ve Belucistan,Huzustan ve Doğu Azerbaycan devletlerinin kurulmaması ve bu tür bir tehdit doğduğunda ise,bütün bölge devletlerinin(İran,Türkiye Suriye,Irak,Afganistan,Pakistan) yardımlaşarak müdahalesi esas alınmıştır.Güney Kürdistan da Türkiye nin kuruluş belgesi olarak gördüğü emperyalist antlaşma Lozan ile birlikte,Sadabat Paktı bir bölümüyle de olsa yırtılmıştır.Tümden yırtmalıdır.Bu çerçevede Beluciler,Huzistan Arapları Doğu Azerbaycan, Darfur bölgesel müttefikler olarak düşünülmeli ve bunu pratik bir müttefikliğe dönüştürmelidir. Burada bir parantez açma ihtiyacı duyuyorum.Müşerref in Pakistan daki totaliter ve askeri diktatörlüğü de düşecektir.Liberal demokrat bir Kürt olan Benazir Buto nun Pakistan da hükümetini kurması kuvvetle muhtemeldir.ABD, bugüne kadar desteklediği Müşerrefi desteklemeyecektir. Uluslararası müttefikleri seçerken mazlum Kürt halkının kendi bağımsız devletlini kurmasına saygılı olan ve statükonun değişmesine dönük konsepti olanlar tercih edilmelidir,ancak müttefikliğin hiçbir zaman sürekli olmayacağı, siyasetteki çıkar ve dengelere göre değişeceği ve özelliklede ittifakın çizgi bağımsızlığı ve hareket özgürlüğü korunarak ve irade kimseye devir edilmeden yapılması zorunludur..05 11 2007 ayhanmedeni@hotmail.com 

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.