Siyaset

Bizim Meselemiz a la Turca Türk aydınlarının meselesi değildir!!!!

R.Rodaro · 31.07.2006 · 2 görüntülenme

  „Milliyet gazetesinde çıkan bir grup „aydın“ın „bu benim de meselem“ adlı açıklamayi okuduĝum zaman, Türk Başbakanı Erdoĝan’ın Diyarbakir’da Kürd sorununa ilişkin yaptıĝı konuşmada söyledıĝi „Kürd sorunu benim de sorunumdur“ söylemi aklıma geldi...Aynı Erdoĝan konuşmasından sonra fazla zaman aradan geçmeden „Tek bayrak, tek millet“ marşlarını söylemeye ve „Kürd çocuklarını“ öldürme nutuklarını atmaya başladı..„Aydınlarımız“ yaptıkları ortak açıklamada Kürd sorunu görmezlikten geliyor ve demokratik toplumlarda var olan asgari hakları tekrarlıyorlar.. Sanki homejen bir toplumda yaşıyorlar, farklı milletler yokmuş gibi demokratik açılımlara getirerek Kürd meselesini sulandırmaya başlıyorlar..Yine „aydınlarımız“ ortaya çıkardıları metinde de görüldüĝü gibi suya sabuna dokunmayan, Cami ve Kilise arası bir taslak ortaya çıkarmışlar....Buna yaparken işgalci Türk devleti gibi bir cellat ile asırlardan beri soykırımlardan geçirilen Kürdistan halkı aynı kefeye konuluyor.. Her cumlede cambaz gibi sapla saman aynı araya kanulmuş...„Aydınlarımız“ saçtıkları karanlıkta „yol arkaşıyız birbirimizle“ diye haykırıyorlar... Hayır, biz hiç bir zaman „yol arkadaşı“ olmadık.. Sömürgecilerle sömürge halkları arasındaki „yol arkadaşlıĝı“ kurtla kuzunun yol arkadaşlıĝıdır. Kürdistan halkına ait olan tüm ulusal, demokratik ve insani deĝerleri yok edenlerle Kürdlerin „yol arkadaşlıĝı“ ölümdür... Osmanlıları bir kenara bırakırsak, Türkiye Cumhuriyeti tüm kompozantlarıyla bir asırdan beri Kürdlerin sırtına binmiş , yol almaya çalışıyor... Birileri çıkıp „biz yol arkadaşıyız“ diye bizi avutmaya çalışıyor.Sizin yol arkadaşlıĝınızı biliyoruz... En iyisi yolumuz ayrılsın... Herkes kendi yoluna.... „Aydınlar“ uygar ve adil olsaydılar Kürdlerin zorba kocalarından ayrılma hakkını kayitsiz şartsız savunurlardı. Ama „aydınlarımız“ bizi ortak yolculuĝa mahkum ediyorlar..„Aydınlarımız“ hepimizin „aynı gemide“ olduĝunu söylüyorlar.... Bu „gemi“ olayı da kuyruklu bir yalan... Türk devleti, bir asır boyunca Kürdistanı kann deryasına çevirdi... Onların gemileri Kürdistan’ın kann deryasında yüzüyor.. Bu „gemi“ batarsa Kürdlerin bugüne kadar kaybettiklerinden daha fazla bir şeyleri yok... Bu „gemi“ batarsa Kürdler de yeniden çıkar.. Saddam’da kendi kanlı rejiminin gemisi „batarsa herkes batar“ diyordu... Ama tam tersi oldu.. Kürd güneşi daha görkemli parlamaya başladı. Özgür Kürdistana önderlik yapan Kürd liderleri, sol maskeyle gezen, Kürdlerin hedefini şaşırtan, yaşamını Türk devletinin sınırlarını korumaya adamış, eĝitilmiş bunak köpek Mihri Belli’nin korkulu rüyası haline geldiler.Ayrıca „hepimiz aynı gemideyiz“ diyorlar... Böyle bir şeyi doĝru saysak dahi bu „gemi“ Kürdler için Nazilerin „Gaz Odası“ gibidir, nefes alamıyoruz... Eĝer bu gemi batarsa, kim batar bilmem, ama biz kurtuluruz..„Silahla siyaset olmaz“ diyorlar „aydınlarımız“... Siz gidin bunu kulahıma anlatın... TC’nin elinde silah olmayacaktı, 25 yada 30 milyon Kürd hâlâ böyle köle olarak kalacaktı.. Ayrıca Türk devletinin silahları olmasaydı, bir kaç Türk„aydını“ kendilerine bir kaç „Kürd“ koltuk deĝneĝi bulup Kürdlerin devlet hakkını yadsıyan, Kürdleri Türk devletinin prokust çarkına yatırmayi hedef alan açıklamalarını kimse dinlemezdi... Silah ve politika ilışkisi hakkında „aydınlara“ ders verecek deĝilim.. Ama, „aydınlarımız“ın bu söylediklerine bakınca karanlıĝa düşmüş el yordamıyla yürümeye çalışan insanlar aklıma geliyor..Acaba „aydınlarımızın“ bu söylediklerinden Kürd sorunundan baĝımsız olarak doĝru olan şeyler yok mu? Elbette var... Kadın meselesi, özgürlükler, sivil toplum, asker ve siyaset ilişkileri, dinsel ve etnik azınlılar sorunu gibi bir çok şey her tarafta tartışılıyor.. Örneĝin Güney Kürdistan’da Asuri-Keldani, Türkmen gibi etnik azınların hakları büyük oranda anayasal güvenceye kavuşturulmuş, anadilde eĝitim ve öĝretim yıllardan beri yerleştirilmiştir... Bu azınlıklar kontenjan kanalıyla Kürdistan Parlamentosunda ve Kürdistan Hükümetinde temsil edilmektedir.„Aydılarımızın“ lüks diye düşündükleri şeyleri Kürdler Güney Kürdistan’da bir kaç yıl içinde gerçekleştirdiler..Ama, Kuzey Kürdistan’da Kürd milletinin esas sorunu „aydınlarımızın“ sıraladıkları Cami ve Kilise arası tezler deĝil, Kendi Kaderini Özgürce Tayin Hakkı, devlet kurma hakkıdır.Sonuç olarak „aydınlarımızın“ biraz vicdanları alsaydı Cellat ve Kurbanı, zorbayla mazlum arasında güdümlü hakem pozisyonuna girmez ve açık bir şekilde mazlumun yanında yer alırdı..Aydını aydın yapan unsurlardan biride, ezilenlerin, düşenlerin ve haksızlıĝa uĝrayanların en radikal sesi olmalarıdır.. Aydınlar taraflar..Aydınlar baskı ve terör üzerine kurulan sistemi dinamitliyendir... Jean Paul Sartre’ Cezayir savaşı sırasında sadece Cezayir’ın baĝımsızlıĝını savunmakla yetinmedi, aynı zamanda kendisini Cezayir Kurtuluş Cephesinin gönülü „çanta taşıyıcısı“(silah taşıyıcısı) olarak ilan etti..Bir de bizim „aydınlarımız“ın „orada bir acı varsa, bu benim meselem“, „‘orada‘ açılan bir yara varsa ‚burada“ beni acıtır“ diyorlar.. Burada söylenenlerin hiç biri doĝru deĝildir.. Hiç kimse kimsenin acısının derinliĝini hissedemez.. O acıyı yaşıyan bilir.. Türk ordunun ve memurlarının Kürdistan’da yaptıları katliamları ve yıkımları ancak yaşıyanlar bilir ve o acı onlarındır.. „ Aydınlarımız“ acıyı anlamaya çalışma zahmetine katlamaksızın „beni acıtır“ diye yalan söylemeye başlıyorlar.. Sanki tecavuze uĝrayan bir kadının yaşadıĝı acı ve depresyonu kendileri yaşıyorlarmış gibi.....„Aydınlarımız“ „yerleşim birimlerine eski isimleri verilsin“ diye bir talepte bulunuyorlar.. Biraz aydın cesaretleri olsaydı, önderlik yapar, „Güneydoĝu“ kavramını deĝil Kürdistan ismini kullanırdı... Ama nerede o aydınlar....!!! Bizim çevreyi a la Turca aydınlar sarmış..

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.