Siyaset

Bizim için Ankaralar olamaz!

bahoz þavata · 01.12.2006 · 1 görüntülenme

Herkesin gündemi kendi ihtiyaçları üzerine şekillenir. İhtiyaçların hangi zeminde karşılanacağına karar vermek, en önemli tercih konusudur. Halkımızın gündemdeki ihtiyaçlarını Ankara merkezli politik araçlar ile çözüme kavuşturma arayışı doğru bir yaklaşım değildir. İhtiyaçlarımızın niteliği her zaman Ankara ile çelişir. Çünkü ihtiyacımız olan şeyler milli ve ülkesel olan bir içeriğe sahiptir. Bir Kürdistan’lı ve Kürt olarak sorunlarımızı ele almak kaçınılmazdır. Genel olarak Kürt/Kürdistan sorunu; göç, iş, yoksulluk, üretim, eğitim, kültürel, sosyal ve idari yönetimi içeren ya da konu olan bütün alanlardaki ihtiyaçlarımızı içerir.Kürt ve Kürdistan sorunu Türkiye’nin demokrasi zemininde ele alınacak bir sorun değildir. Her ne kadar Kürdistan toprakları dışında Türk metropol ve yerleşim yerlerinde yaşayan Kürtlerin sorunu, Türkiye’nin demokrasi zemininde görünürse de, konunun milli niteliği ve genel Kürt/Kürdistan sorununa doğrudan bağımlılığı nedeniyle yine sorunu, coğrafik bir alan sorunu olmaktan çıkarır, onu, Kürdistan meselesine endeksler. Yani genel olarak Kürt sorunu, Kürdistan’n özgürleşmesi sorunudur. Nitekim tarihsel olarak da bölgedeki milli devletlerin oluşumu demografik nüfus yğunluğu olan alanlar üzerinde şekillenmiştir. Bazı Kürt reformistlerinin, “Biz, İzmir’den İstanbul’dan vaz geçmeyiz” deyip, Kürt meselesini demokratik çözüm modelinin bir aracı olarak bir coğrafik alan sorununa ve çözümü bakımından Türkiye’nin demokrasi sorununa indirgeyerek Türkiye merkezli bir zemine çekmesi bu bakımdan hatalıdır. PKK’nın “konfederalizm” şeklinde özetlenen siyasal yönelimleri bu çerçevededir. Gerçi bu çözüm dahi sömürgecileri tatmin etmemiştir. Fakat Kürt/Kürdistan meselesinin erozyona uğraması için bu yaklaşım,“Kürdistan Federasyoncularına” karşı diğer taraftan Türk aydınlarınca alkışlanmaktadır.Taktiksel söylem olarak Türkiye zeminli, federasyon anlayışına gelince, bu kesimlerin Kürt/Kürdistan sorununu ele alış tarzı, eğer milli kimlik ve ülke zemininden uzaklaşıyorsa yine hatalıdır. Nitekim, yaklaşım bu yöndedir. Bu kesimlerde, Türkiye’nin bütünlüğü ve demokrasi zemininde meseleyi ele almaktalar. Federasyon tezleri ile ayrılıkçı görünüm içinde olmamak, karşılığını bulmayan bir söylem olarak telaffuz edilmektedir. Bölücü olmaktan korkma, paronayası. Bir zamanlar bizlerin Türk solcularını bilinçlendirme şeklindeki boş uğraşıdan da kötü bir durum. Sömürgecileri ısıran dişlere sahip olamayışı, bu kesimlere dolaylı bir rahatlık sunmaktadır. Dişleri dökülmüşler ile uğraşmak yerine, bu yapıların PKK muhalifliğinden faydalanmak da devletin işine gelmektedir. Onlar da bu zeminden faydalanmaktadır. Hatta bu rahatlığı demokratikleşmenin gelişimine yormaktalar. Bu işlerine gelen sanal alemden çıkmaları da pek mümkün değil gibi. Zaten sınıfsal konumları nedeniyle de Türkiye devleti ile belli bir siyasi entegrasyonu yaşıyorlar. Seçimler yaklaştıkça öne atılıyorlar. Bu yapıların geçmiş pratiklerini göze alırsak, yine benzer çirkin siyasetlerin içinde kalacakları da aşikardır.Son ateşkes ile birlikte, kendini Türkiye’nin zeminine uygun olan Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerine adapte eden Kürt reformistlerinin (PKK ve Federasyoncular) yeni bir teslimiyetçi yaklaşımı hasıl oldu. Seçim kanunlarının bütün yaptırımlarına rağmen bu yaklaşımın oluşması, değil milli olandan, sivil reformist Kürt muhalefetinin de iplerini elinden kaçırdığı görülmekte. Şimdiden geminin rotası belli. Bazı Türk sol parti ve grupları ile bir seçim ittifakı yaparak seçimlerde yer almak. Peki ne kazanılacak? Hiç bir şey! Barışçıl görünmek uğruna ya da barış adına mı bunlar yapılıyor. Ya da PKK’lıları umutlandıran; havale edilmiş, verilmiş sözler mi var?- Bu konuda M. Ağar’ın yaptığı açıklamalar ne kadar doğru?- Oyalamak için AKP’ tinin ya da ABD’nin yaklaşımlarına mı, bu tavırlar bina edildi? Diğer yandan A. Öcalan’ın son serzenişlerine neler demeli.. Bir yanda “bizi bitirmek” istiyorlar, diğer yandan Başbakan Recep Tayyip’e, “rica-minnet”! *Son ziyaret görüşmeleriFederasyoncular da bu sürece çoktan zaten hazırdılar. Son yaptıkları toplantı, bu süreci ıskalamamak üzerineydi. DTP’lilerin bu toplantıdan uzak durması, toplantı temsilcilerinin niyetlerinin ne olduğunu önceden görmesi idi. “Ağanın boku üzerine bok olur mu?” Kendi hayallerine hiç de ortak bulmak için bu kesimlerin bir gücü mü var sanki..Kürt halkı yıllardır ağırlaşan sorunlara çare arıyor. Bu reformist yapılar da yıllardır pişmiş yemeği yeniden pişirip halkın önüne koyuyor. Oysa halk, yaşamış olduğu eziyetlerin bir karşılığının olması gerektiğini düşünüyor. Yeniden pişirilen temcit pilavına ihtiyacı yok.Şaşkınlık ve bir çöküşten başka bir şey görülmüyor.Ne yapmalı? “Teori gridir, oysa hayat ağacının yaprağı yeşildir.” Siyasette en doğrular ve en olması gerekenleri tespit etmek, onu savunmak yeterli değildir. Sonuçta karşı karşıya gelen kütlelerin çatışmasının seyri içinde siyasette yol alınır. Siyasal hayatın şekillenişi güçler dengesi ile doğru orantılıdır. Bizlerin milli bağımsızlıkçı yapılar oluşumuz, yaşadığımız sürecin reformist niteliği ile çeliştiği bir gerçektir. Hedeflerimiz ile içinde yüzdüğümüz bu reformist süreç arasındaki çelişkileri bertaraf edecek geliştirilmiş bir metot pek yoktur. Bu nedenle daha önceki yazılarımda; milli ve bağımsızlıkçı olana dayanan, ucu açık söylemler geliştirmeliyiz, dedim. Reformist söylemlerin bizim harcımız olmadığı bir gerçek. Lakin reformistler ile olan farklılıklarımızı da hem teoride hem pratikte geliştirmeliyiz. Hedeflerimiz bakımından umduğumuzu pratikte bulmasak da, stratejik gelişimin ve değişimin her zaman bize yaslanmak zorunda kalacağının bilinci ile yolumuza devam etmeliyiz. Milli meselelerin çözüm pratiği tüm dünyada milli bağımsızlık ile taçlanmıştır. Bu talebin karşılanmadığı her yerde milli bağımsızlıkçılara iş düşmüştür. Bu gün milli mücadelede gelinen çöküşün nedeni: içinde yaşanılan reformist sürece ayak uyduran reformist Kürt siyaseti ile yol alınmış olmasıdır. Milli talepler pratikte reformize edilebilir ama bu bize rağmen ve bizim devrimci taleplerimize göre gelişen ve karşı karşıya gelinen güçlerin güçler dengesi ile doğrudan alakalıdır. Bağımsızlık, sömürgeci yapılanmayı ülkeden tasfiye etmeksizin gerçekleşemez. Sorun, en ileri siyaseti iddia etme değil ya da ileri siyasal talepleri pratikte reformize etme olarak algılanmamalı. Sorun; Milli mücadeleyi stratejik olarak hedeflenen amaca uygun devrimci dayanaklardan yoksun örgütlenme olarak algılanmalı. Kuzey KMKM hep yalnızlığı yaşadı. Hiçbir zaman dış desteğini bulamadı. Emperyalist kuşatma altında ve yine bölgede Emperyalizmin partneri olan sömürgeciler ile hep yüz yüze yalnız ve baldırı çıplak savaştı. Bu kuşatmanın da pek değişeceği yok. Bölgedeki devletlerin taktiksel destek yada birbirileri ile olan çelişkileri ile de pek yol alınamayacağı ortada. Ya da K/K meselesini bireysel haklar derekesine çeken AB ile gelişecek reformizmin de bizleri tatmin edecek bir yanı yok. Birazda dışımızdaki Kürt yapılanmalarını bu koşullar refomist güçler haline dönüştürmüştür. Bu karamsarlık yaratan kuşatmadan yeni devrimci mücadele biçimleri geliştirmemiz gerektiği açıktır.Ülkemizde milli siyaset nedir? Zemini nedir? Mücadele biçimi ve araçları ne olmalıdır? Sömürgeciliğe karşı milletlerarası konseptimiz ne olmalı? G. Kürdistan Bölge Hükümeti’ne karşı sorumluluklarımız nelerdir? Vs. sorularının yanıtları bu meseleyi aydınlatmak için oldukça önemli.. Bu konuların tamamını burada ele almanın koşulları yoktur. Bir makaleyi aşan konular. Yine de güncel olana yanıt vermek istiyorum.Evet artık Kürdistan’lı olarak yaşamayı örgütlemek gerekir. Ankara merkezli politikaların dışına çıkmak gerekir. Diyarbakır, Van, Urfa, Mardin, Dersim, Muş, Kars, Malatya vs. merkezli siyasetler geliştirmek gerekir. Bu Kürt/Kürdistan yaşamı olmalıdır. Sömürgeci sistemi ret ve tecrit eden sivil itaatsizlikler ile bu mücadele geliştirilmelidir. Milli alt yapısı geliştirilen her milli örgütlenme tarzı sömürgeci sistemin yerine konmalıdır. Eğitimde, ekonomide, sosyal ve kamu yaşamının her alanında. Mücadele biçimi bakımından dağlar kendi türkülerinin alanı olurken şehirler sömürgeciliğin ve Türk kimliğinin yadsındığı ve ülkeden uzaklaştırıldığı bir mücadele alanına dönüştürülmelidir. Kürdistan’lıların başkalarının demokrasisini geliştirme gibi bir zemini ve misyonu yoktur. En haklı taleplerimiz başka devletlerin yada halkların konusu olmayabilir ama bizim de, sömürgeci yaşamı ret etme hakkımız var. Şimdi bu politikanın geliştirilmesi zamanıdır. Bizi, Kürt reformistlerinden ayıran devrimci, bağımsızlıkçı siyaset bu. Milli ve ülkesel zeminde kalmak, bu siyaset, bizi Türkiye metropollerinde yaşayan halkımızdan da koparmaz. Zaten onlara, mücadele ve çatışmanın yükselişi anında Türk faşistlerince yer yer işaretler verildi; “Memleketinize dönün!” denildi, topluca otobüslere bindirilip Türk şehirlerinden uzaklaştırıldı ya da kabaca bazı yerlerde linçe uğratıldılar. Bu soykırımcı geleceği görmeleri gerekir. Bu topraklarda eski efendilerinden kurtulan bütün ezilen haklar soykırıma uğramadan özgürlüklerine ulaşamadılar. Rumlar, Ermeniler, Bulgarlar, Güneyli Kürtler ve bizler de bu olayları tecriden yaşamaya başladık zaten..Bu mücadelenin devrimci siyasal donanımını en milli sınıfsal kimlik ile de bütünleştirmeliyiz. Kürt şehir yoksulları; işsizler, işçiler, ve kırlarda kalmış yoksul köylüler ve bu yığınlarla bilinçleri ile bu sürece dahil olacak aydınlar milli yapılanmamızın devrimci dayanaklarıdır.Ülkesel zeminden hiç kopmaksızın; her zaman milli siyasetler üreten ve milli iktidarını her zaman küçük şuralar ile inşa eden devrimci bir örgütlülük yaratmalıyız.Bu devrimci teoriyi savunmalı ve bu siyaseti geliştirmeliyiz. Bizim için artık Ankaralar olamaz!

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.