30 yıllık savaş ortamında alabildiğince palazlanan büyük bir kesimin, sömürgeci Türk devletinin Kurdistan’ da yaptığı katliam-yıkım ve talana bakmadan, bu savaşın bitmesini, Türklerler Kürtlerin kardeşliği ( TC’ nin bu konuda samimi olup olmadığını sorgulamadan) , Türkiye devletinin çatısı altında, hiç bir yasal ve hukuksal garantisi olmayan Kürt ! yurttaş olarak yaşama sevdasındadırlar. Sömürge-Sömürgeci devlet tarihinde benzer örneği yaşanılmayan, MİT-Öcalan görüşmelerine büyük destek sunuyor. Kaygıları, kendi ulusal pazarlarına sahip olmaktan öte, savaş ortamında edindikleri sermayenin, TC’ şefkat ve rahmeti altında kazasiz belasız Türkiye vatandaşı olarak büyütme çabaları yani Sermayeleri uğruna Kurdistan halkının ulusal davasını peşkeş çekme…. !
Dertleri neden, binlerce Kürt sokak ortasında infaz edilmiş, onbinlerce köy yakılıp boşatılmış, milyonlarca Kürt insanı Türk metrepollerine sürgün ettirilmek zorunda bırakılmış, insanlık suçu asimilasyon toplumun bütün hücrelerine dayatılmış değildır. Kaygı ve endişeleri, sermayeleridır. Bu karekteri ile Kürt milli sermayedarları, ulusunun özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde yer alan sömürge ulusun milli sermayedarlarından farklıdır.
Mit-Öcalan görüşmelerini, görüşme-Kürt sorunun çözümü yönünde atılan görüşme adımları olarak vasıflandırmak, doğrunun ötesinde TC tarafından yürütülen büyük bir psikolojik-manipülü hareketin başarıya ulaşmasına katkı temelinde zemin sunmaktır. Ortada bir görüşme olmadığı gibi , TC tarafından ince detaylarına kadar ince düşünülmüş dayatılan bir program var. Öcalan aracılığı ile Kurdistan halkına dayatılan programa paralel olarak, Recep Tayip Erdoğan ve ve bakanları yüksek sesleri, Kürt siyasal-politik arenasına egemenlerin olanların mimiklerine değin nelere dikkat etmeleri talimatları karşısında yaptıkları tek şey ; mırıntılı secdedir !
Bunun bir çözüm yöntemi olmadığı yönündeki çabalarımıza yeni seslerin, katılması sevindirici ama yetersiz. Organizeli-örgütlü ve güçlü propağandan imkanlarına sahip olan TC ve Öcalanın manipülasyon ve uğursuz tarihsel roluna karşı örgütsüz ve dağınık olmamız ; gayret ve çabalarımızı boğuyor. TC’ nin PKK genel başkanı aracılığıyla toplumumuza empoze ettiği klasik sömürgecilik şiarı ‘’ Tek Devlet- Tek Bayrak-Tek Dil ve Tek Sınır’’ . Ezici büyük bir çoğunluğa sahip olup Kurdistan politik dünyasını yönlendiren ; PKK-BDP, HAK-PAR ve demokratik kitle örgütlerinin tek merkezden yönlendirilmiş gibi, TC’ nin Kurdistan yaptıklarını sorgulayıp hesap sormadan kardeş kanı dursun yoğun propağandası fırtınası altında, Kurdistan halkının yakaladığı altın fırsatlar dönemi heba edilmek isteniliyor.
Kurdistan’ ın güneyi yaşadığı bütün iç sorunlara doğru günden güne bağımsızlığıa ( Güney Kurdistan politik önderliğinin iki başlı yönetimine rağmen) doğru yol alıyor. Güney Batı-Kurdistan ; Suriyedeki savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, bu parçadaki halkımızın eski statüsü son bulacak ve Suriye anayasasına yansıyacak, Kürt halkının varlığını resmi olarak kabul edecek bir resmi bir statü kazanacaktır. Zagroslardan Kürt dağına ve oradan Akdenize ulaşan ve uluslararası alandan da kabul görecek bir statünün ; Kuzey Kurdistan-Türkiye ilişkilerini etkilememesi mümkün değildır.
Bu noktada 3 şey çok önemlidır.
1- Kurdistan halkı geçmişte olduğu gibi kendi haklarını, devlet olma hakkını Türk halkı ve TC’ nin oyunlarına kurban etme hakları yoktur.
2- Kürt halkının Ortadoğunun kurtarıcısı olma gibi uyduruk kavramlarla, ortadoğunun kölesi olma statüsünü sürdüremez
-
-
3- Bir düşman çok on dost az esprisi ile, Kürt halkının İsrail, Yunanistan, ABD, Fransa, Almanya, İngiltere...vs devletlere düşmanlık etme hakları yoktur. Mevcut şartlarda Kurdistan halkının düşman ve sömürücüleri; Türkiye, İran, Suriye ve Irak’tır.
-
Kürt kökenli sermayedarlar ile Öcalan kliği bir noktada Türkiyecilik noktasına birleşmiştır. Ne yazık ki Bu ittifaka, Kurdistani Örgüt ve partilerin dağıtılmasında rolü olan kadrolar zemin sunmuştur. PSK-KADEP ve benzeri partilerin ‘’ federasyon’’ talepleri gözboyamanın ötesinde bir anlamı yoktur. Toptancılıktan öte yaşadığımız realite budur!
09-03-2013
Rojhat Badikî