BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Rojhat Badikî · 21.05.2012 · 2 görüntülenme
Halkların soykırımı temelinde inşaa edilen, Sunii sömürgeci Türk devletinde bütün herşey ; tarih, kültür, siyaset, bilim...vs yalan ve dolan üzerinde inşaa edildiğinden dolayı, yalanın altını doldurmak ve bunu topluma kabul ettirmek için korkunç bir asimilasyon programı uyguluyor. Kürt ve Kurdistan tarihine ait ne varsa bunu çok bilimsel ! Tarihi, kültürel, arkeolojik araştırmalarla bir gece Türkleştirdi, Türkleştiremediğini bilinmeyen tarih-kültür-dil ...vs olarak nitelendiriyor. Tabii, bu İttihak-ki Terraki artıkları tarafından, bütün detayları ile düşünülmüş planlanmış bir program çerçevesinde hazırlanıldı hazırlaniliyor.
Eğitim-Öğretim, Üniversiteler, Halkevleri, Tübitak, TDK, İşçi sendikaları, meslek kuruluşları....vs aracılığı ile bir yandan tarihin en büyük hırzılığı gerçekleştirip, Kürt, Ermeni, Rum, Arap...vs haklara ait ne varsa Türk ; Kültür, edebiyat, Müzik, dil, tarihi yapılıp diğer yanda da milyonlarca insan oluşturdukları sahte tarihle kültürel jenosidten geçirilip Türkleştirildi. Doğal olarak İttihak-i Terraki artıkları tarafından hakların mezarlığı üzerinde temelli atılan TC doğal olmadı. Bu insanların, ruhsal, düşünsel, duygusal yapısında da korkunç tahribatlar oluşturdu. Osmanlılar tarafından oluşturulan yeniçeri ocaklarının başarısı da bundan kaynaklanıyordu. TC' nin de bu miras üzerinde yeşermesinden dolayı, TC Osmanlının döneme ayak uydurmuş yeni yüzü oldu.
Osmanlı da olduğu gibi önemli olan devletin bekasıydı. Devletin devamı-bekası ve devlette iki başlılığın çıkmaması için bebekler kundaktayken boğduruluyordu. Kardeş bebek katili olmak, insani ve ahlaki değeri korumak onlar için pek önemli değildi. Bundan dolayı en değme solcu-Komünist Nazim Hikmet ve İslamcı Necip Fazıl için yanı başında öldürülen Kürt-Ermeni-Rum bebeklerin önemi yoktu, Önemli olan Türk devletinin bekasıydı. Onun için Bülent Arınç filistinli bebek için gözyaşı dökerkenö öldürülen bir Kürt bebeği için kılını bile kıbırdatmaz.
Türk Başbakan Almanya' yı insanlık suçu işlemekle suçlarken, yüzbinlerce Kürt çocuklarının korkunç kültürel-düşünsel jenosidden geçmesini uygarlık ve medeniyetin adımları olarak nitelendirir. Grup Yorum, Antakya' da Suriye' nin işgaline karşı çıkarken, Antakya' nin Türk devleti tarafından Suriye' den hile-hurda ile alınıp işgal edilmiş olduğu gerçeğini unutmuşa benziyor !
Biz Kürtler, böyle bir ruh hali ile yoğrulmuş bir toplum ve devletle karşı karşıyayız. Türk bilim adamları Kürd' e ait olan ne varsa ya Türkleştirmiş yada Bilinmeyen bir halk-Kültür kategorisine koymuş. Bu amaç ve hedef için Türk üniversitelerinde eğitilip, Prf, Dr. Doçent ünvanını almış.
Okuyorsunuz, Günlerdir Kurdistan' ın Başkenti Amed' de yapılan arkeolijik kazılarda ortaya çıkarılan Kürt dili, çok bilimsel bir analizle '' bilinmeyen'' bir dil kategorisine konmuş. Zaten bu bilinmeyenlerden dolayı değil mi, Kurdistan' ın dörtbiryanına barajlar yapılıp, Kurdistan sular altında bırakılıyor. Tarihte kalmalı yoksa toprak altında çıkan her belge, tablet, Türk tarihini tuz-buz edip onların yalanlarını suratlarına çalıyor. Medeniyet dili olmadığı iddia ettikleri dilin Medeniyetin ana dili olduğu korkusu ecel terleri döktürüyor.
Amed-Bismil de çıkarılan tablet, Kürt' lerin 2500 yıl önce ( belki daha öncleri) yazıyı kullandıklarını ortaya koyuyor. Kurdistan' ın Zağros dağlarından Asur imparatorluğu tarafından esir alın 60 kadından ikisinin isimleri bölge ( Kuzey Kurdistan) adları ile benzerlik gösteriyormuş. Bilim adamlarının bölge dediği yere Kurdistan, kadınlarında Kürt olduğunu söylemeye dilleri varmıyor.
Türk tarih tezi ve aldıkları eğitim, ruh halleri ve zihinsel yapıları, Kürt tarihi ve Kültürü karşısında köreliyor.
Türk Radikal gazetesinde çıkan yazıyı aşağıya alıyorum. Ummuyorum ki konu ile ilgilenen bilgi sahibi olan insanlar, bu tür gelişmelerin takipçisi, Kürt tarihi, İran' da olduğu gibi çarpıtılıp tahrif edilmesin. İran devleti, Kurdistan' ın doğunda çıkan bulgu bilgi belgeleri eski İran tarihi diyerek, sahipleniyor, pers tarihi diye lanse ediyor. Kürtlerin Perslerden önce devlet kurup bölgenin medeniyet kurucuları olduğu gerçeği yavaş yavaş günyüzüne çıkıyor. Oysa, Türk devletinin bunu yapacak ne bir geçmişi var nede böyle bir kültürü var. Bunun için yalan ve dolanlarla kurdukları dünyanın yıkılmaması için, Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan Kürt tarih ve kültürünü yok edip bilinmez delhizlere atabilirler. TC ve AKP' nin Kurdistan' daki barajları bir an önce bitirip Kurdistan' ı sular altında bırakmak istemelerinin nedeni de budur.
Onlar, Kürt kültür ve tarihinin zenginliğinden korkuyorlar ! Bunun için bu tür gelişmelerin takipçisi olmak gerekir.
RADİKAL :Bismil ilçesindeki Ziyaret Tepe höyüğünde iki yıl önce kazılarda bulunan Asur tabletinin sırrı ortaya çıktı. Hem tarihsel hem de dilbilim açısından, bölgedeki kazılar sırasında çıkarılan diğerlerinden ayrı bir yere sahip olan tablet, höyükteki sarayın alt kısmından çıkarılmıştı. Cambridge Üniversitesi’nden Dr. John Macginnis, tablette ismi geçen 60 kadının Asur İmparatorluğu Zağros Dağları etrafındaki bölgeyi istila ettiğinde getirilen ve sarayda çalıştırılan kadınlar olduğunu düşünüyor. Keşif, yazın yapılacak yeni kazılarla daha da heyecanlı hale gelecek. 10 yıldır kazılıyor Ziyaret Tepe bölgedeki büyük höyüklerden biri ve ovadan 22 metre yükseklikte 3 hektarlık bir alana yayılmış halde. Kuzey taraftaki höyüğün (akropol) üç tarafında uzanan ‘aşağı şehir’ ise 29 hektarlık bir alanı kaplıyor.
Ilısu baraj gölünün bölgenin büyük bir kısmını sular altında bırakacak olması nedeniyle 10 yıldır kurtarma kazı çalışmaları yapılıyor. Kültür Bakanlığı’nın desteklediği proje, Dr. Macginnis dışında, Akron Üniversitesi’nden Doç. Dr. Timoty Matney, Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kemalettin Köroğlu ve Mainz Üniversitesi’nden Dr. Dirk Wicke tarafından yürütülüyor. Ziyaret Tepe arkeolojik kazı alanından iki yıl önce çıkarılan kil tabletteki yazının 2 bin 500 yıl önceye dayanan bir dil olduğu ortaya çıktı. Tabletin üzerinde Süryanice çivi yazısı ile yazılmış 60 kadın ismi var. Şimdiye kadar bilinmeyen bu dilin ve tabletin üzerindeki yazının sırrını kazı çalışmalarından sorumlu arkeologlardan biri olan Dr. John Macginnis BBC Türkçe’ye anlattı.
Süryanice çivi yazısının şifresinin yüzyıldan fazla bir süre önce çözüldüğünü dolayısıyla tabletin üzerindeki yazıların okunabildiğini belirten Macginnis, kadın adlarının bir iki tanesi dışında geri kalanının bölgede bilinen dillerle hiçbir benzerlik taşımadığını ve bilinmeyen bir dil olduğunu söylüyor. Macginnis’e göre, iki yıl boyunca üzerinde çalıştıkları bu dil, hakkında bilgi olmayan, Asur İmparatorluğu’nun doğu bölgesine ait olabilir. Dört ihtimal Projede Marmara Üniversitesi adına görev alan Prof Dr. Kemalettin Köroğlu tablet hakkında şu bilgileri veriyor: “Bu tablet sarayın bulunduğu odada ele geçti. Asur sarayında çalışan 60 kadının ismi yer alıyor. İki isim mükerrer yazılmış, bir tanesi de kırık, tam okunmuyor. Bu isimlerin bazıları bölge dillerine uygun. Biri eski İran isimlerine benziyor. Ancak diğerleri hiç bildiğimiz bir dilde değil. Dört ihtimal var. Asurlular hüküm sürdükleri 400 yıl boyunca 1.5 ile 4.5 milyon insani tehcir etmişler. Ticari, ekonomik, askeri nedenlerle yapılmış. Belki bu tehcir sırasında bilmediğimiz bir topluluk esir edilmiş olabilir.
İkinci neden bölgede henüz tespitini yapmadığımız bir topluluk olabilir. Üçüncüsü aynı dönemde Elazığ bölgesinde Muşki diye bir toplum var ve bunların dilleri hakkında bilgimiz yok. Belki bu topluluğa aitler. Dördüncüsü de Diyarbakır bölgesinde Dicle’nin kuzeyinde yaşayan Şubriya isimli bir topluluk var. Bunların da yazılı belgeleri yok. Yerel dilleri olabilir diye düşünüyoruz. Yeni kazı döneminde tabletteki kadınların nasıl geldikleri bilgisine ulaşacak yeni tabletler bulmayı umuyoruz.” Zengin bir coğrafyaya ışık tutacak Doğu Anadolu Arkeolojisi ve Demir Çağı Kültürleri üzerine çalışmalarla tanınan arkeolog Nezih Başgelen ise tabletin önemini şöyle anlatıyor: “Önemli bir Asur yerleşimi olan Ziyaret Tepe’de bulunan bu tablet Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ’da oldukça karmaşık bir döneme ışık tutması açısından önemli bir tarihi belgedir. Özellikle M.Ö 13. yüzyıldan itibaren Asur kaynaklarında tabletin bahsettiği alanlarla ilgili bilgilere rastlanmaktadır.
Örneğin başkent Asur’da bulunmuş bir tablette Asur Kralı I. Salmanassar’ın (M.Ö. 1263-1234) kendisine karşı ayaklanan ülkelere yaptığı sefer ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Diyarbakır yakınındaki Ziyaret Tepe’de (Tushan) bulunan bu tabletin ait olduğu süreç Urartu devletinin de önemli bir güç olarak geliştiği bir dönemdir. Bu alanın tarihi coğrafyasında Orta Toros ve Zagros Dağları arasında kalan bölgede batıdan doğuya doğru Geç Hitit devletleri; Orta Fırat bölgesinde Arami devletleri bulunmaktadır. Kumme ülkesi ise büyük ihtimalle Habur’un doğusundaydı. Van Gölü’nün güneyi ile Yukarı Botan Suyu’nun doğduğu yer arasında bulunan dağlık Hubuskia madencilik açısından stratejikti. Urumiye Gölü’nün batı kıyısında Gilzanu, Zagros Dağları’nın diğer yanında Parsua, Mana ve Amádája ülkeleri yer alıyordu. Bu ülkelerin dillerinin de farklı olduğu öngörülmekte ancak haklarında çok az şey bilinmekteydi.
Bu açıdan Asur tarih yazıcılığının bize aktardığı bilgiler çok önemli. Tablette adları geçen kadınların bu ülkelerden birinden geldiğini rahatlıkla düşünebiliriz. Bu isimler üzerinde yapılacak araştırmalar yazılı kaynaklarda bugüne kadar adları geçmediği için tarihleri karanlıkta kalmış bu halkların kültürlerini ve tarihlerini aydınlatabilir.”
Radikal gazetesi
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.